İsrail'de Seçim Sonrası Kilitlenme: 4 Senaryo ve Bölgesel Etkiler
- İsrail'de 27 Ekim'de gerçekleştirilen seçimlerin ardından hiçbir siyasi bloğun hükümet kurmak için gereken çoğunluğa ulaşamaması, ülkede ciddi bir siyasi belirsizlik yarattı
- Uzmanlar, Netanyahu'nun geleceği ve bölgesel güvenlik politikaları üzerine dört farklı koalisyon senaryosunu masaya yatırıyor
Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından düzenlenen analizde, 120 sandalyeli İsrail Parlamentosu Knesset'in yeni yapısı mercek altına alındı. Seçim sonuçlarına göre Netanyahu liderliğindeki Likud yüzde 20,52 ile birinci parti olurken, Gadi Eisenkot'un partisi Yaşar yüzde 16,05, Naftali Bennett'in Beyahad'ı yüzde 9,34 ve Müşterek Liste yüzde 8,79 oy aldı.
Blok bazında bakıldığında Netanyahu cephesi 53, muhalefet bloku 48 ve Arap partileri 19 sandalye kazandı. 4 Kasım'da kesinleşmesi beklenen sonuçlar, hiçbir tarafın tek başına 61 sandalyeye ulaşamadığını gösteriyor. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi'nden Tuğçe Ersoy Ceylan, bu tabloyu Netanyahu'nun siyasi gücünde bir zayıflama ancak İsrail siyasetinin temel açmazlarında bir devamlılık olarak değerlendirdi.
Ceylan'a göre, Netanyahu'nun tasfiyesini engelleyen mevcut aritmetikte en gerçekçi çözüm birlik hükümeti olarak öne çıkıyor. Bu kapsamda dönüşümlü başbakanlık veya Likud içinde liderlik değişimi gibi formüller tartışılırken, Haredi partilerin askerlik yükümlülüğü konusundaki tutumları alternatif koalisyonların önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor.
İran Araştırmaları Merkezi'nden (İRAM) Serhan Afacan, İsrail'in İran'a yönelik güvenlik mutabakatının partiler üstü olduğunu belirtse de, Netanyahu'nun geçiş sürecindeki hamlelerinin risk taşıdığına dikkat çekti. Afacan, Netanyahu'nun ABD ile İran arasındaki olası diplomatik süreçleri sabote etme ihtimalinin çatışma riskini artırabileceğini savundu.
Ayrıca İsrail'in, Yemen'deki Husi kaynaklı güvenlik sorunlarını kullanarak Suudi Arabistan'ı kendi stratejik eksenine çekmeye çalışabileceği öngörüldü. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi'nden Abdulgani Bozkurt ise Netanyahu ve Eisenkot arasındaki farkın hedeflerden ziyade yöntemlerde olduğunu vurguladı.
Lübnan'da Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusunda iki ismin de hemfikir olduğunu belirten Bozkurt, Netanyahu'nun tek taraflı caydırıcılığı, Eisenkot'un ise uluslararası destekli düzenlemeleri öncelediğini ifade etti. Suriye özelinde ise Netanyahu'nun Türkiye'nin bölgesel etkisini sınırlamayı hedeflediği, Eisenkot'un ise 1974 ayrıştırma düzenlemesini geliştirmeye daha yakın olduğu belirtildi.
SETA'dan Sibel Düz, İsrail'in Filistin politikasında köklü bir değişim beklenmediğini, güvenlik odaklı yaklaşımların farklı yöntemlerle süreceğini belirtti. Netanyahu'nun Gazze'nin silahsızlandırılmasını ve yerleşimlerin genişletilmesini önceliklendirdiğini ifade eden Düz, Eisenkot'un yerleşimci şiddetine karşı çıkışının ise insani değil demografik kaygılardan kaynaklandığını savundu.
Sonuç olarak, Arap partilerinin pazarlıklardaki etkisi artsa da, Filistin egemenliği tanınmadığı sürece mevcut işgal politikalarında radikal bir dönüşüm öngörülmüyor.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Siyaset
Yayın: 03 Kasım 2026 11:15 · Kaynak: rss.haberler.com