Habermetrik
← Ana Sayfa
08 Kasım 2026 08:50
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Kadın Kadının Rakibi Değil, Dayanağı Olabilir Mi?

Kadın Kadının Rakibi Değil, Dayanağı Olabilir Mi?
Görsel kaynağı: gunisigigazetesi.net
⏱️ 17 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Elazığ’dan yükselen bir kadın dayanışması hikâyesiKadınların birbirleriyle kıyaslandığı, güçlü olmalarının beklendiği bir toplumsal düzende, Elazığ’da kurulan Kadın Çemberi farklı bir dayanışma anlayışının kapısını aralıyor

Elazığ’dan yükselen bir kadın dayanışması hikâyesiKadınların birbirleriyle kıyaslandığı, güçlü olmalarının beklendiği bir toplumsal düzende, Elazığ’da kurulan Kadın Çemberi farklı bir dayanışma anlayışının kapısını aralıyor. Kurucu Hazel Demirbaş ile kadınların görünmeyen emeğini, özgüven sorunlarını, toplumsal baskıları ve Elazığ’dan Türkiye’ye uzanmasını hedeflediği girişimini konuştuk.

Bir çember, birçok kadın, birbirinden farklı hayatlar Kadın olmak, çoğu zaman aynı anda birçok sorumluluğu üstlenmek anlamına geliyor. Anne, eş, evlat, çalışan ya da öğrenci... Toplumun kadınlara yüklediği roller değişse de beklentiler çoğu zaman aynı kalıyor: Güçlü olmak, yetişmek, başarmak ve mümkünse bütün bunları hiç yorulmadan gerçekleştirmek.

Peki kadın, bütün bu sorumlulukların arasında kendisine ne kadar yer ayırabiliyor? Kendi düşüncelerini, hayallerini ve ihtiyaçlarını ne ölçüde dile getirebiliyor? Daha da önemlisi, kadınlar birbirlerinin hayatında birer rakip mi, yoksa birbirlerine yeni kapılar açabilecek yol arkadaşları mı?

Elazığ’da Hazel Demirbaş’ın öncülüğünde kurulan Kadın Çemberi, işte bu soruların etrafında şekillenen bir oluşum. Dokuz Eylül Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü mezunu, Fırat Üniversitesi’nde iktisat alanında tezli yüksek lisans yapmış olan Demirbaş, akademik birikimini ve kişisel deneyimlerini kadınların birbirlerini dinleyebilecekleri, düşüncelerini paylaşabilecekleri ve farklı bakış açıları kazanabilecekleri bir buluşma ortamına taşıyor.

Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz söyleşide kadın dayanışmasının yalnızca zor zamanlarda birbirine destek olmakla sınırlı olmadığını, başka bir kadının başarısını tehdit olarak görmeden de yan yana durabilmenin mümkün olduğunu konuştuk. Demirbaş’ın şu sözleri ise röportajımızın belki de en düşündürücü mesajını oluşturuyor: “Kadın dayanışmasının yalnızca birbirimize güçlü olduğumuzu hatırlatmakla değil, güçlü görünmek zorunda olmadığımızı da kabul edebilmekle başladığına inanıyorum.” “Bir kadın, kendisinden beklenen rollerin dışında ne kadar var olabilir?”Sema Gürbüzer: Öncelikle sizi tanıyalım.

Hazel Demirbaş kimdir? Akademik yolculuğunuzdan ve kadınlarla çalışmaya yönelmenizde etkili olan deneyimlerinizden söz eder misiniz? Hazel Demirbaş: Dokuz Eylül Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü mezunuyum.

Ardından Fırat Üniversitesi’nde iktisat alanında tezli yüksek lisans eğitimi aldım. Akademik yolculuğum boyunca birey, toplum, sosyal ilişkiler ve toplumsal yapıların insan davranışları üzerindeki etkileri ilgimi çeken konular arasında yer aldı.

Yüksek lisans tezimi kadın istihdamı ve adalet üzerine hazırladım. Bu çalışmada ekonomiyi yalnızca gelir ve iş odaklı değil, psikolojik boyutlarıyla da ele alarak disiplinler arası bir yaklaşım benimsedim. Ancak kendimi yalnızca akademik kimliğimle tanımlamıyorum.

Aynı zamanda bir anneyim. Hayatın farklı rollerini bir arada yürütmeye çalışan bir kadınım ve her şeyden önemlisi insanı anlamaya meraklı biriyim. Kadınlarla çalışmaya yönelmemin temelinde tek bir olaydan ziyade zaman içerisinde biriken gözlemlerim ve kendi yaşam deneyimlerim bulunuyor.

Örneğin gebelik dönemimde özel sektörde bir firmaya bağlı koordinatör olarak çalışıyordum. Gebeliğimin öğrenildiği ilk hafta, yalnızca hamileliğim nedeniyle verimli çalışamayacağım düşünülerek işten çıkarıldım. Daha sonra yeniden işe davet edildim ancak mobbinge maruz kalabileceğimi düşündüğüm için geri dönmek istemedim.

Kadınların hayatın pek çok alanında güçlü olmalarının beklendiğini fakat bu gücün ardında taşıdıkları duyguların, çelişkilerin ve ihtiyaçların çoğu zaman görünmez kaldığını düşünüyorum. Bir kadın aynı anda eş, anne, evlat, çalışan ya da öğrenci olabiliyor.

Peki bütün bu kimliklerin arasında kendisine ne kadar, nerede ve ne zaman alan açabiliyor? Benim ilgimi çeken temel soru tam olarak buydu: Bir kadın, kendisinden beklenen bütün rollerin dışında yalnızca kendisi olarak nerede ve ne kadar var olabilir?

Kadın Çemberi biraz da bu soruya kendi imkânlarımla verdiğim bir cevap. “Bir araya gelmekle birbirine gerçekten temas edebilmek arasında fark var”Sema Gürbüzer: Kadın Çemberi fikri nasıl doğdu? Sizi bu oluşumu hayata geçirmeye yönelten ihtiyaç neydi?

Hazel Demirbaş: Kadın Çemberi bir anda ortaya çıkmış bir fikir değil. Uzun zamandır zihnimde şekillenen, gözlemlerimle ve insanlarla kurduğum iletişimle olgunlaşan bir düşüncenin somutlaşmış hâli. Çevreme baktığımda kadınların sosyalleşebilecekleri pek çok mekân olduğunu ancak kendilerini gerçekten ifade edebilecekleri, farklı düşüncelerle karşılaşabilecekleri ve gündelik sohbetlerin ötesine geçebilecekleri alanların sınırlı olduğunu fark ettim.

Bir araya gelmekle birbirine gerçekten temas edebilmek arasında önemli bir fark olduğuna inanıyorum. Bunu özellikle geleneksel altın günü buluşmalarında gözlemledim. İnsanlar bir araya geliyor, zaman geçiriyor ancak bazen o buluşmadan kendilerine dair yeni hiçbir şey keşfetmeden ayrılabiliyorlar.

Bir süre sonra kendimi o ortamlara ait hissetmediğimi fark ettim. İnsanların yalnızca vakit geçirmelerini değil, birbirlerinin düşünce dünyasında da iz bırakabilmelerini istedim. Kadın Çemberi’ni kurarken çıkış noktam kadınların yalnızca sorunlarını konuştuğu bir ortam oluşturmak değildi.

Aksine sorgulayabildikleri, tartışabildikleri, gülebildikleri, birbirlerinden öğrenebildikleri ve gerektiğinde kendi düşüncelerini yeniden değerlendirebildikleri bir alan hayal ettim. Çünkü bazen insanın hayatında bir şeylerin değişmesi için büyük bir olay yaşaması gerekmez.

Hiç tanımadığı birinin kurduğu tek bir cümle bile kendisine başka bir pencereden bakmasını sağlayabilir. “Çemberde kimse diğerinden daha önde değil”Sema Gürbüzer: Neden Kadın Çemberi? Bu ismin sizin için anlamı nedir? Nasıl bir kadın dayanışması oluşturmayı hedefliyorsunuz?

Hazel Demirbaş: Ben bu kavramı günümüze uyarlarken özellikle çemberin başlangıç ve bitiş noktasının olmamasından yola çıktım. Çemberde kimse diğerinden daha önde bir konumda değil. Biz çembere oturduğumuzda benim için en keyif verici tarafı, hiçbirimizin mesleğiyle, başarısıyla, toplumun ya da kendimizin üzerimize yapıştırdığı etiketlerle değil; ismimizle, kişiliğimizle ve hayata bakış açımızla orada bulunmamız.

Herkes aynı bütünün eşit bir parçası. Kadın Çemberi adını seçerken de tam olarak bu eşitlik ve adalet duygusundan yola çıktım. Geleneksel anlamda kadın dayanışması çoğu zaman zor zamanlarda birbirine destek olmakla tanımlanıyor.

Elbette bu çok kıymetli. Ancak dayanışmanın yalnızca acıları paylaşmakla sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Bir kadının başka bir kadının başarısından ilham alması, farklı düşünmesine rağmen onu dinleyebilmesi, kendi deneyimini paylaşarak hiç tanımadığı birinin hayatına katkıda bulunabilmesi de dayanışmanın bir parçası.

Bu nedenle birbirine benzeyen kadınlardan oluşan bir topluluk hayal etmiyorum. Tam tersine farklı yaşlardan, mesleklerden, yaşam biçimlerinden ve düşünce dünyalarından kadınların aynı noktada buluşabilmesini önemsiyorum.

Çemberimizde 23-24 yaşlarında genç kadınlar da var, otuzlu yaşlarında olanlar da, 50-56 yaş aralığında bulunanlar da. Kadın Çemberi’ne katılan kadınlara hayatlarını değiştireceğimiz ya da bütün sorunlarına çözüm bulacağımız vaadiyle yaklaşmıyoruz.

Bu gerçekçi olmaz. Onlara yargılanmadan konuşabilecekleri, konuşmak istemediklerinde yalnızca dinleyebilecekleri, fikirlerinin önemsendiği ve kendilerini bir topluluğun parçası olarak hissedebilecekleri bir alan sunmayı amaçlıyorum.

Benim için en güzel tarafı, bir kadının oraya geldiğinde yalnızca yeni insanlarla değil, belki de kendisinde daha önce fark etmediği bir yönüyle tanışması. “Kadınlar yalnızca dinleyici değil, sürecin bir parçası”Sema Gürbüzer: Kadın Çemberi bünyesinde hangi faaliyetleri yürütüyorsunuz?

Buluşmalarınız klasik söyleşi ve seminerlerden hangi yönleriyle ayrılıyor? Hazel Demirbaş: Klasik bir söyleşi ya da seminer anlayışının ötesine geçmeye çalışıyorum. Katılımcıların yalnızca dinleyici olmadığı, sürecin doğrudan bir parçasına dönüştüğü interaktif buluşmalar tasarlıyorum.

Başlangıçta her hafta gerçekleştirdiğimiz buluşmalarımızı artık iki haftada bir düzenliyoruz. Bugüne kadar ilişkiler, aile, arkadaşlık, bireysel sınırlar, hayır diyebilme, toplumsal roller, öz farkındalık ve kişisel değerler gibi pek çok konuyu ele aldık.

Ancak bunları yalnızca konuşarak değil, zaman zaman oyunlaştırarak, yaratıcı etkinliklerle ve deneyimsel çalışmalarla işliyoruz. Örneğin “Gölge Yanlarımız” buluşmasında bireyin kendisinde kabul etmekte zorlandığı özellikler üzerinde durduk.

“Hayat Müzayedesi” etkinliğinde katılımcılar sınırlı yaşam puanlarıyla hayatta önem verdikleri değerler arasında bir açık artırma yoluyla seçim yaparak kendi önceliklerini sorguladılar. “Söz Sende” buluşmasında katılımcıların düşüncelerini özgürce ifade edebilecekleri bir ortam oluşturdum.

Bunun yanında insanların kendilerini nasıl tanımladıklarıyla dışarıdan nasıl algılandıkları arasındaki farklılıkları ele aldığımız yaratıcı çalışmalarımız da oldu. Akademisyenlerin ve alanında uzman isimlerin katkılarıyla bilimsel bilgiyi gündelik hayatla buluşturan söyleşiler de düzenliyoruz.

Örneğin epigenetik gibi farklı disiplinlerden konuları buluşmalarımıza taşıyoruz. Ayrıca sosyal sorumluluk çalışmalarına değer veriyoruz. Çünkü bir araya gelmenin yalnızca bireysel değil, toplumsal bir karşılığı olması gerektiğine inanıyorum.

“Kadınların bazen daha fazla konuşmaya değil, sözlerinin önemsendiğini hissetmeye ihtiyacı var”Sema Gürbüzer: Kadınların günlük yaşamda karşılaştıkları özgüven sorunlarını ve toplumsal beklentilerin oluşturduğu baskıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? Kadın Çemberi bu konuda nasıl bir katkı sunuyor?

Hazel Demirbaş: Bu konu özellikle üzerinde durduğum meselelerden biri. Özgüven sorunlarını yalnızca bireysel problemler olarak değerlendirmiyorum. Bir kadının kendisini yetersiz hissetmesinin, sınır koymakta zorlanmasının ya da kendi isteklerini ikinci plana atmasının ardında çoğu zaman aile yapısı, yetiştirilme biçimi, toplumda kendisine biçilen roller ve çevresinden gördüğü beklentiler bulunabiliyor.

Dolayısıyla amacımız kadınlara yalnızca “Kendinize güvenin, güçlü olun” demek değil. Kendilerine yönelik düşüncelerinin nasıl şekillendiğini sorgulayabilecekleri bir ortam oluşturmak. Tematik söyleşilerde, interaktif grup çalışmalarında ve deneyimsel etkinliklerde kadınların kendi duygu ve düşüncelerini fark etmelerini, farklı yaşam deneyimleriyle karşılaşmalarını ve kendilerini daha rahat ifade etmelerini teşvik etmeye çalışıyorum.

Burada özellikle önemsediğim bir nokta var: Kadınların özgüven kazanabilmeleri için her zaman daha fazla konuşmaya değil, bazen yalnızca sözlerinin önemsendiğini hissetmeye ihtiyaçları var. Bu nedenle buluşmalarımızda herhangi bir katılımcıyı konuşmaya zorlamadan, herkesin kendi sınırları içerisinde var olabileceği, karşılıklı saygıya dayalı bir iletişim ortamı kurmaya özen gösteriyorum.

Ben kadın dayanışmasının yalnızca birbirimize güçlü olduğumuzu hatırlatmakla değil, güçlü görünmek zorunda olmadığımızı da kabul edebilmekle başladığına inanıyorum. “Bir kadının kendi sesini duyabileceği alanı genişletmek istiyorum”Sema Gürbüzer: Kadın Çemberi’nin bir kadının hayatında oluşturabileceği değişimi nasıl tanımlarsınız?

Hazel Demirbaş: Bir kadının hayatındaki etkiyi anlatırken her zaman büyük ve köklü değişimlerden söz etmemiz gerektiğini düşünmüyorum. Bazen bizim için oldukça sıradan görünen bir davranış, başka bir insan için önemli bir eşiğin aşılması anlamına gelebiliyor.

Örneğin günlük yaşamında oldukça sosyal görünen fakat kalabalık ortamlarda kendi düşüncelerini ifade etmekten çekinen bir kadın düşünelim. İlk kez Kadın Çemberi’ne geldiğinde yalnızca dinlemeyi tercih ediyor. Diğer kadınların farklı düşüncelerini ve deneyimlerini dinliyor.

Sonraki buluşmalardan birinde ise ilk kez kendi fikrini dile getiriyor. Belki herkes onunla aynı fikirde olmuyor fakat kimse onu küçümsemiyor. Düşüncesi dinleniyor ve önemseniyor. Dışarıdan bakıldığında çok küçük bir an olabilir.

Ancak o kadın için önemli olan, söylediğinin doğru ya da yanlış bulunması değil, farklı düşünülse bile o masada kendisine ait bir yer olduğunu fark etmesi. Kadın Çemberi’nde yaratmak istediğim etki tam olarak bu. Bir kadının hayatını onun yerine değiştirmek değil, kendi sesini duyabileceği alanı genişletmek.

Çünkü bazen özgüven dediğimiz şey, insanın kendisine sürekli güçlü olduğunu söylemesiyle değil, bir gün çekinmesine rağmen konuşması ve dünyanın başına yıkılmadığını görmesiyle gelişmeye başlıyor. “Başka bir kadının başarısı benim başarısızlığım değildir”Sema Gürbüzer: Kadınlar arasında zaman zaman dayanışmanın yerini rekabetin aldığını görüyoruz.

Sizce bu rekabetin temelinde ne var? Kadın Çemberi bu anlayışı değiştirmek için nasıl bir yaklaşım benimsiyor? Hazel Demirbaş: Kadınlar arasındaki rekabetin çoğu zaman kadınların birbirine karşı tutumlarından ziyade toplumsal olarak öğrendikleri kalıplarla ilişkili olduğunu düşünüyorum.

Küçük yaşlardan itibaren kadınlar bazen güzellikleriyle, bazen başarılarıyla, annelikleriyle, kariyerleriyle, hatta hayatlarını nasıl yaşadıklarıyla bile birbirleriyle kıyaslanabiliyor. Bu durum zamanla başka bir kadının başarısını kendi eksikliği gibi algılamalarına neden olabiliyor.

Kadın Çemberi’nde değiştirmeye çalıştığım bakış açılarından biri de bu. Kadınları birbirleriyle aynı fikirde olmaya, birbirlerine benzemeye ya da koşulsuz biçimde birbirlerini onaylamaya davet etmiyorum. Aksine farklılıkların tehdit değil, zenginlik olabileceğini deneyimleyebilecekleri bir ortam oluşturmaya çalışıyorum.

Normal şartlarda yolları belki hiç kesişmeyecek kadınlar arasında yeni arkadaşlıklar, fikir alışverişleri ve iş birliği ihtimallerinin doğmasına alan açıyorum. Burada özellikle önemsediğim bir düşünce var: “Bir başka kadının başarısı benim başarısızlığım anlamına gelmiyor.

Onun görünür olması benim görünürlüğümden hiçbir şey eksiltmiyor.” Dayanışmayı yalnızca birbirimize güzel sözler söylemek olarak görmüyorum. Birbirimizi dinlemek, farklılıklarımıza saygı göstermek, birbirimizin üretimlerini desteklemek ve gerektiğinde birbirimize yeni fırsatlar sunabilmek de dayanışmanın bir parçası.

Kadın dayanışması bütün kadınların birbirine benzemesi değil, birbirinden farklı kadınların birbirlerinin varlığını tehdit olarak görmeden yan yana durabilmesidir. İnşa etmeye çalıştığım kültür tam olarak bu anlayışa dayanıyor.

“Farkındalık oluşturmak başka, psikolojik tedavi sunmak başka”Sema Gürbüzer: Kadın Çemberi’nde psikoloji ve insan davranışlarıyla ilgili konular da ele alınıyor. Profesyonel psikolojik destek ile sosyal farkındalık çalışmaları arasındaki sınırı nasıl belirliyorsunuz?

Uzmanlarla iş birliği yapıyor musunuz? Hazel Demirbaş: Profesyonel destek ve uzmanlarla çalışma konusu özellikle hassasiyet gösterdiğim noktalardan biri. Psikoloji ve ruh sağlığı gerçekten bilimsel bilgi ve mesleki yetkinlik gerektiren alanlar.

Dolayısıyla Kadın Çemberi’ni hiçbir zaman profesyonel psikolojik desteğe alternatif olarak konumlandırmadım. Akademik geçmişim farklı alanlarda. Sosyal bilimlere ve insan davranışlarına duyduğum ilgi bu konularda çalışmalar yürütmemi sağlasa da bunun klinik uzmanlık anlamına gelmediğinin bilincindeyim.

Bu nedenle Kadın Çemberi bünyesinde bilimsel bilgiye ve alanında yetkin isimlerle iş birliğine önem veriyorum. Psikoloji ve farklı disiplinlerden akademisyenleri, uzmanları buluşmalarımızda konuk ediyoruz. Katılımcılarımızın güvenilir bilgiye ulaşabilecekleri söyleşiler gerçekleştirmeye çalışıyorum.

Burada önemli bir ayrım var: Farkındalık oluşturmak başka bir şey, psikolojik bir sorunu teşhis etmek veya tedavi etmek başka bir şey. Benim çalışmalarım ilkine odaklanıyor. Kadın Çemberi’nin kurucusu ve moderatörü olarak görev yapıyorum.

Uzun vadeli hedeflerimden biri de uzmanlarla kurduğum iş birliklerini geliştirerek bilimsel bilgi, toplumsal farkındalık ve kadın dayanışması arasında güvenilir bir köprü oluşturmak. “Elazığ’da başlayan bu yolculuk farklı şehirlerde devam edebilir”Sema Gürbüzer: Kadın Çemberi’ni gelecekte nerede görüyorsunuz?

Farklı şehirlere açılma, dijitalleşme ve kurumlarla iş birliği konusunda hedefleriniz neler? Hazel Demirbaş: Kadın Çemberi’ni farklı şehirlere taşıma düşüncesi, kurduğum ilk günden itibaren zihnimdeki hedeflerden biri. Yalnızca Elazığ’da belirli aralıklarla bir araya gelen kadınlardan oluşan bir topluluk değil, zaman içinde kendi kimliği, değerleri ve sürdürülebilir yapısı olan, farklı şehirlerde de karşılık bulabilecek bir sosyal girişim hayal ediyorum.

Bugün Elazığ’da attığım adımlar aslında daha büyük bir vizyonun başlangıcı. Kadınların kendilerini ifade edebilecekleri, sosyal bağlarını güçlendirebilecekleri ve farklı bakış açılarıyla karşılaşabilecekleri alanlara duyulan ihtiyacın yalnızca bir şehre özgü olmadığını düşünüyorum.

Bu hayalimi gerçekleştirirken aziz şehrim Elazığ’ı pilot bölge olarak görmek istiyorum. Farklı şehirlerden, hatta yurt dışından çevrim içi katılım konusunda talepler de geliyor. Yazılım ve teknik destek sağlayabildiğimiz noktada dijital bir platform oluşturmayı çok istiyorum.

Üniversiteler, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve farklı disiplinlerden uzmanlarla iş birlikleri geliştirmeyi de önemsiyorum. Kent Konseyi çalışmalarına da uygun bir zamanda, içi dolu bir katkı sunabilecek şekilde dâhil olmayı kendi adıma çok isterim.

Ancak benim için büyümek yalnızca katılımcı sayısının artması ya da farklı şehirlerde etkinlikler düzenlenmesi anlamına gelmiyor. Asıl hedefim Kadın Çemberi’nin kurucusundan, yani benden bağımsız olarak yaşayabilecek bir dayanışma kültürüne dönüşmesi ve markalaşması.

Her insanın hayata iyi anlamda bir iz bırakması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle Kadın Çemberi’nin yalnızca büyümesini değil, kalıcı hâle gelmesini önemsiyorum. Bir fikrin gerçek gücü, onu ortaya çıkaran kişinin hayallerini aşarak başka insanların hayatlarında da kendine yer bulabilmesidir.

“Kendinize yeniden alan açmak için hiçbir zaman geç değil”Sema Gürbüzer: Son olarak, bu röportajı okuyan kadınlara ne söylemek istersiniz? Kadın Çemberi’ne katılmak isteyenler size nasıl ulaşabilir? Hazel Demirbaş: Öncelikle şunu söylemek isterim: Kendini yalnız hissetmen gerçekten yalnız olduğun anlamına gelmez.

Bazen insanın etrafı kalabalıktır fakat kendisini anlayan, gerçekten dinleyen ya da olduğu hâliyle kabul eden kimsenin olmadığını düşünür. Özellikle kadınlar olarak hayatımız boyunca pek çok rolü yerine getirmeye çalışırken kendi ihtiyaçlarımızı, isteklerimizi ve hatta zaman zaman kendi sesimizi geri plana atabiliyoruz.

Ama şuna inanıyorum: Bir kadının kendisini yeniden keşfetmesi ve yeniden inşa etmesi için bambaşka birine dönüşmesi gerekmez. Bazen yalnızca kendisi olabileceği bir ortama ihtiyacı olur. Kadın Çemberi’ne katılmak için özgüvenli, sosyal, konuşkan ya da kendinizi çok iyi ifade edebilen biri olmanız gerekmiyor.

Hiç tanımadığınız insanların bulunduğu bir masaya oturmak sizin için zor bir adım olabilir. Ancak konuşmak zorunda değilsiniz. Bazen yalnızca dinlemek, başkalarının hikâyelerinde kendinizden bir parça bulmak bile yeni bir başlangıç olabilir.

Kadın Çemberi’ne gelen her kadının hayatında büyük değişimler yaratacağımızı iddia etmiyorum. Ancak oradan ayrılırken kendisini biraz daha anlaşılmış, biraz daha sakin, biraz daha cesaretli ya da en azından yeni bir ihtimalin varlığını fark etmiş hissetmesini çok önemsiyorum.

Bu röportajı okuyan bütün kadınlara bir şey hatırlatmak isterim: Hayatınızın bir döneminde kendinizi geri planda bırakmış olabilirsiniz. Hayallerinizi ertelemiş, başkalarının beklentilerini kendi isteklerinizin önüne koymuş olabilirsiniz.

Ama kendinize yeniden alan açmak için hiçbir zaman geç değil. Kadın Çemberi’nde boş bir sandalye yalnızca yeni bir katılımcıyı değil; yeni bir hikâyeyi, yeni bir düşünceyi ve belki de hiç kurulmamış bir dostluğu bekliyor.

Benim dileğim, her kadının hayatının bir yerinde kendisini kanıtlamak zorunda hissetmeden var olabildiği, sesinin duyulduğu ve varlığının kıymet gördüğü bir alan bulabilmesi. Belki de o alanı birlikte oluşturabiliriz. Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey, hayatını değiştirebilecek büyük bir fırsat değil, kendisine “Sen de gel, burada sana da yer var” diyen bir çemberdir.

Bize ulaşmak isteyen kadınlar Instagram üzerinden "@kadincemberi_" hesabına mesaj gönderebilirler. Hesabı bizzat yönetiyorum. WhatsApp grubumuz aracılığıyla da iletişim kuruyoruz. Katılım için herhangi bir özel beceri ya da ön koşul aramıyoruz.

Buluşmaların tarihini, saatini ve konumunu Instagram hesabımızdan duyuruyoruz. Bu röportaj için size de çok teşekkür ediyorum Sema Hanım. Sorularınız ve bana kendimi ifade edebileceğim bir alan açmanız benim için çok kıymetliydi.

Kadınların birbirleriyle kıyaslandığı bir toplumsal düzende, başka bir kadının başarısını kendi eksikliği olarak görmemek bile önemli bir zihniyet değişimidir. Elazığ’da başlayan Kadın Çemberi henüz gelişmekte olan bir sosyal girişim.

Böyle bir oluşumun gerçek toplumsal etkisini değerlendirmek için zaman içinde ortaya koyacağı çalışmaların, katılımcı deneyimlerinin ve sürdürülebilirliğinin de izlenmesi gerekiyor. Ancak bu söyleşiden geriye kalan önemli bir soru var: Kadınların her alanda güçlü olmalarını bekleyen bir toplum, onlara kendileri olabilecekleri ne kadar alan açıyor?

Belki de artık kadınların birbirleriyle ne kadar rekabet ettiğini değil, birbirlerinin hayatına ne kadar değer katabildiğini konuşmanın zamanıdır. Çünkü bir başka kadının ışığı, bizim ışığımızı azaltmaz. Ve bazen toplumsal değişim, büyük kürsülerde yapılan konuşmalarla değil, aynı masanın etrafında birbirini gerçekten dinleyen birkaç insanla başlar.

Hazel Demirbaş sözlerine son verirken kıymetli bir not bıraktı.... Son olarak, bugün burada olmamda emeği, sevgisi ve desteği bulunan çok kıymetli insanlara teşekkür etmek istiyorum. Hayat yolculuğumda kişiliğimi şekillendiren değerlerin temelini atan, gücünü, duruşunu ve karakterini her zaman kendime örnek aldığım kıymetli anneme; hayatın her aşamasında yanımda olan, varlığıyla bana güç ve cesaret veren canım eşime gönülden teşekkür ediyorum.

Eğitim camiasında bıraktığı izlerle tanınan, hatırasını daima sevgi ve saygıyla yaşattığım merhum dedem Durak Yıldırım’ı rahmet ve minnetle anıyor; hayatımdaki yeri her zaman çok özel olan biricik anneanneme de sonsuz sevgilerimi sunuyorum. Bu süreçte en başından itibaren desteklerini esirgemeyen sevgili kuzenim Buse’ye, kıymetli arkadaşlarım Esma ve Feyza’ya ve ilk oturumdan bu yana katılımlarıyla, ilgileriyle ve güzel destekleriyle yanımda olan tüm arkadaşlarıma içtenlikle teşekkür ediyorum.

İnanıyorum ki insanın bugün olduğu kişiye dönüşmesinde yalnızca kendi çabası değil, hayatına dokunan insanların sevgisi, emeği ve bıraktığı izler de büyük rol oynar. Benim hikâyemde de her birinizin çok kıymetli bir yeri var.

İyi ki varsınız. Bu haftaki köşeme konuk olan Hazel Demirbaş'a topluma değerli katkılarından dolayı teşekkür ederim... Sema Gürbüzer’in Kaleminden | Son SözBir toplumda kadınların ne kadar güçlü olduklarını konuşmak kadar, neden sürekli güçlü olmak zorunda bırakıldıklarını sorgulamak da önemlidir.

Çünkü kadınlardan hem iyi bir anne, hem başarılı bir çalışan, hem fedakâr bir eş, hem de her koşulda ayakta kalabilen güçlü bir birey olmaları beklenirken, çoğu zaman en temel soru göz ardı ediliyor: Peki, bütün bu rollerin arasında kadının kendisi nerede? Hazel Demirbaş ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi, kadın dayanışmasına farklı bir pencereden bakmamıza imkân tanıdı.

Dayanışma yalnızca zor zamanlarda uzatılan bir el değildir. Bazen bir başkasının düşüncesine gösterilen saygı, bazen başarısına duyulan içten bir sevinç, bazen de hiçbir şey söylemeden dinleyebilmektir.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: gunisigigazetesi.net
Haber metni ve görseller gunisigigazetesi.net sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Eğitim
Yayın: 08 Kasım 2026 08:50 · Kaynak: gunisigigazetesi.net
Kaynağı Oku ↗