Habermetrik
← Ana Sayfa
28 Ekim 2026 21:21
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

İşgalden Cumhuriyet’e uzanan destan: Alanya’nın ve Türk kadınının unutulmaz mücadelesi

İşgalden Cumhuriyet’e uzanan destan: Alanya’nın ve Türk kadınının unutulmaz mücadelesi
Görsel kaynağı: yenialanya.com
⏱️ 7 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • 1918 YILININ kasvetli sonbaharı, Osmanlı Devleti ve mazlum başkenti İstanbul için tarifsiz bir karanlığın, kahredici bir matemin başlangıcıydı

Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler adlı abidevi eserinde ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümsüz eseri Nutuk’ta tüm çıplaklığıyla vurgulandığı üzere; memleketin can damarı üzerinde oynanan bu kirli, melun oyunlar milletin asil vicdanında büyük bir infiale, sönmek bilmeyen bir öfke patlamasına yol açtı. Mustafa Kemal Paşa, 13 Kasım 1918’de Haydarpaşa Garı’ndan karşı kıyıya, ezbere bilinen o kara sulara geçerken gördüğü mahşeri ve haysiyetsiz işgal donanması karşısında tarihi gerçeği çelikten bir iradeyle mühürledi: "Geldikleri gibi giderler." Bu veciz söz, sadece anlık bir teselli veya kuru bir temenni değil; Anadolu’nun bağrından kopup gelecek, dağları delecek, denizleri aşacak olan o muazzam direnişin, kurtuluş fermanının en ilk ve en keskin işaretiydi.

İstanbul artık mahzun ve hürriyetinden mahrumdu; ancak Türk milleti, esareti asla kabullenmeyecek karakteriyle omuzlarına vurulmak istenen kölelik zincirlerini parçalamaya hazırlanıyordu.

ANKARA’DA YENİ BİR BAŞLANGIÇ: BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NİN AÇILIŞI

İstanbul’un hem fiilen hem de hukuken alçakça işgal edilmesi, Meclis-i Mebusan’ın barbarca basılması ve vatansever milletvekillerinin demir yumruklarla tutuklanarak Malta’nın ıssız zindanlarına sürgün edilmesi, İstanbul merkezli siyaset devrinin sonsuza dek kapandığını acı bir şekilde gösterdi. Mustafa Kemal Paşa, deha kokan stratejik bir hamleyle, Anadolu’nun en güvenli, en sarp ve en merkezi kalbi olan Ankara’yı milli mücadelenin sarsılmaz karargâhı olarak seçti.

27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelen Mustafa Kemal Paşa, yiğit Seymenlerin ve tüm Ankara halkının coşku dolu tezahüratları, tekbir sesleri ve kurbanlar kesilerek yapılan dualarla karşılandı. Bu muazzam karşılama, sadece bir komutanın şehre girişi değil; esarete boyun eğmeyen bir halkın, kendi kaderine bizzat el koyduğunun resmî ve ihtişamlı ilanıydı.

23 Nisan 1920’de, tarihî ve millî bir sorumluluğun omuzlandığı o kutlu günde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara’da şanla ve şerefle açıldı.

İÇ İSYANLARIN EŞİĞİNDE KURTULUŞ SAVAŞI: KARDEŞ KAVGASINI BİR KERE DAHA YENMEK

Yeni kurulan TBMM hükümeti ve milli direniş hareketi, dışarıda yedi düvelin en modern silahlarıyla donatılmış işgalci ordularıyla ölüm kalım savaş verirken, içeride de devletin varlığını kökünden sarsacak alçakça ve haince bir tehditle karşı karşıya kaldı. Hoca kisvesi giymiş hainlerin, İstanbul Hükümeti’nin ve yabancı istihbaratların kışkırtmalarıyla, Anadolu’nun dört bir yanında hilafet ve saltanat maskesi arkasına saklanan kanlı iç isyanlar patlak verdi.

Anzavur Ahmed’in alçak ayaklanmaları, bir zamanlar umut bağlanan ancak hırsına yenik düşen Kuvayi Seyyare lideri Çerkez Ethem’in affedilmez ihaneti, Bolu-Düzce-Hendek dağlarında yakılan fitne ateşleri ve Konya ayaklanmaları, genç cumhuriyetin fidan vermeye çalıştığı mukaddes topraklarda kardeş kanının akmasına neden oldu.

Bu isyanlar, milli mücadelenin şah damarını kesmek, zaferi başlamadan bitirmek için kurulan en hain tuzaklardı. Kuvayi Milliye birliklerinin disiplinli ve çelikten bir düzenli orduya dönüştürüldüğü bu en sancılı, en karanlık süreçte; İsmet Paşa ve Fevzi Paşa komutasındaki kahraman ordumuz hem içerideki karanlık kalkışmaları bastırmak hem de dışarıdaki düşman çizmelerini kırmak mecburiyetinde kaldı.

Türk milleti, kendi bağrındaki bu hain odakları da akıl, amansız bir kararlılık ve eşsiz bir fedakarlıkla ezerek istiklal meşalesini asla yere düşürmedi.

ALANYA’DA MİLLİ MÜCADELEYE DESTEK VERENLER VE YÖRESEL DİRENİŞ

Ankara’da meclis açılıp vatanın her karış toprağı için can pazarı kurulurken, Akdeniz’in zümrüt incisi Alanya da bu kutsal mücadelenin en cefakâr, en fedakâr ve en vefalı kalelerinden biri oldu.

Sivas Kongresi’nden yaklaşık iki ay sonra, 15 Kasım 1919 tarihinde Alanya’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti gururla kurulmuş; yapılan kongre ve seçimler neticesinde başkanlığa Hacı Nuri Efendizade Talat Bey getirilmiştir. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin idare heyetinde ise Müftü Arif Efendi, Hacı Kadirzade Nazmi efendi, Hacı Kadirzade Hüseyin Bey ve Azakzade İzzet Bey gibi bölgenin seçkin ve fedakâr isimleri yer almıştır.

Talat Bey, başkanlık onurunun yanı sıra cemiyetin saymanlık (maliye) yükünü de omuzlamıştır. Sivas Kongresi’nin ardından çok kısa bir süre zarfında, adeta bir kahramanlık çekirdeği gibi sadece dört cesur yürekle kurulan Alanya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Akdeniz’den Ankara’ya uzanan kurtuluş yolunda sönmeyen bir meşale olmuştur.

MİLLİ MÜCADELE’DE TÜRK KADINI

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün o tarihi ve gurur dolu ifadesiyle: "Dünyada hiçbir milletin kadını'Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim' diyemez." Bu vecize, o devasa mücadelenin en asil, en hakiki özetidir. Mondros’un ardından vatan toprakları kurtlar sofrası gibi paylaşılırken Türk kadını evine kapanıp ağlamadı.

İstanbul’un Fatih, Üsküdar ve Sultanahmet meydanlarını dolduran yüz binlerin önünde Halide Edip Adıvar, tunç gibi yankılanan sesiyle işgallerin haksızlığını ve alçaklığını haykırdı. Anadolu’ya gizlice silah, mühimmat kaçırılması ve hayati istihbaratların ulaştırılması süreçlerinde kadınlar; kılık değiştirerek, düşmanı yanıltarak ve evlerini birer gizli karargâh haline getirerek Karakol Cemiyeti gibi gizli direniş örgütlerine devasa bir lojistik destek sağladı.

TBMM’nin Açılışı ve Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti (1920): Ankara’da Meclis açıldığı günlerde, Sivas’ta Melek Hanım öncülüğünde kurulan Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, dalga dalga yayılarak kısa sürede onlarca şubeye ulaştı. Bu dernekler vasıtasıyla cephedeki Mehmetçik üşümesin diye yün çoraplar, kazaklar, iç çamaşırları örüldü.

Deniz yoluyla İnebolu limanına gelen ağır cephaneler, dağları aşan patikalarda kağnılarla Ankara’daki cephelere ulaştırılmak zorundaydı. Bu ölüm yolunda, dipsiz kış şartlarında, ayazda donma derecesindeki soğuklarda bebeklerini sırtında veya kağnı tekerleklerinin arasına saklayarak taşıyan analarımız, insanlık tarihinin gördüğü en büyük fedakârlık destanını yazdı.

Kastamonu’da donarak şehit düşerken bile kucağındaki bebeğini ve devletin mermilerini korumayı başaran Şerife Bacı, bu yolun ve Türk analarının ölümsüz simgesi haline geldi.

ANADOLU’NUN GİZLİ KAHRAMANLARI

I. ve II. İnönü ile Sakarya Meydan Muharebesi (1921): Cephenin hemen gerisinde kurulan seyyar hastanelerde gönüllü hemşirelik yapan Türk kadınları, en ağır kurşun yaralarını sardı, Mehmetçiğin yarasını şefkatle temizledi.

Sadece geride kalmayan yürekli kadınlar, eline tüfeği alarak doğrudan doğruya cephe hattına koştu.

Erzurumlu Kara Fatma, Balkan ve I. Dünya Savaşı'ndan sonra Kurtuluş Savaşı’nda da kendi milis müfrezesini kurdu. İzmit ve Sakarya cephelerinde düşmana karşı en ön safta çatışmalara katıldı; cesareti bizzat Atatürk tarafından tescillenerek müfreze komutanlığına atandı.

Gördesli Makbule Hanım: Eşi Halil Efe ile çete savaşlarına katıldı, Demirci akınlarında düşmana korku saldı ve Sakarya Meydan Muharebesi’nin en şiddetli anında henüz 22 yaşında şehadet şerbetini içti. Nezahat Onbaşı: Henüz 12 yaşında bir çocukken babası 61.

Alay Komutanı Hafız İbrahim Bey ile cephelere koştu. Tayyar Rahime: Adana ve Çukurova bölgesinde Fransız işgalcilere karşı milis güçleriyle birlikte en ön safta çarpıştı. Kılavuz Hatice: Pozantı rampalarında işgalci Fransız ordusunu tuzağa düşürerek yanlış yollara, sarp uçurumlara ve bataklıklara sevk edip Türk ordusunun zafer kazanmasında kilit rol oynadı.

İzmirliler ve Ege’nin fedakâr kadınları, kendi elleriyle diktikleri şanlı Türk bayraklarıyla şehre giren kahraman ordumuzu gözyaşları ve dualarla kucakladı. Savaş bittikten sonra Mustafa Kemal Atatürk, Türk kadınının bu devasa fedakarlığını asla karşılıksız bırakmadı.

Dünyadaki birçok medeni ve gelişmiş ülkeden dahi çok önce, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı (1934) başta olmak üzere pek çok hukuki, siyasi ve sosyal hak tanındı. Kurtuluş mücadelesinin en ön saflarında canını hiçe sayan kadınlar, kurulan modern Türkiye Cumhuriyeti’nin de asıl ve sarsılmaz taşıyıcı kolonları oldular.

29 EKİM 1923: TÜRK MİLLETİNİN EN BÜYÜK BAYRAMI VE CUMHURİYET’İN İLANI

İnönü zaferleri, Sakarya’nın destansı savunması ve Büyük Taarruz’un ardından düşman Türk yurdundan atılmış, Lozan Barış Antlaşması ile yeni Türk devletinin tapusu uluslararası alanda tescillenmişti. 28 Ekim 1923 akşamı Çankaya Köşkü’nde tarihin akışını değiştiren o efsanevi akşam yemeği yenildi.

Mustafa Kemal Paşa, o anın yüreğindeki büyük coşkusu ve heyecanıyla masadaki silah arkadaşlarına dönerek o ölümsüz talimatı verdi: "Efendiler yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz!" 29 Ekim 1923 günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan coşkulu oturumda "Türkiye Devletinin hükümet şekli Cumhuriyettir" maddesiyle saltanat defteri kapandı. Bu ilan, "Ya istiklal ya ölüm" diyerek kefenini giyip yola çıkan mazlum bir milletin, emperyalizmin saltanatına karşı kazandığı zaferin en büyük ve en kutsal armağanıydı.

Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesi, çorak ve yakılmış Anadolu topraklarında açan en güzel hürriyet çiçeğiydi. Alanya’nın zeytinliklerinden Edirne’nin surlarına, Samsun’a, Erzurum’a, Sivas’a ve Çukurova’ya kadar bütün vatan bu müjdeyle bayram yerine döndü.

Ve bu zafer tüm çağların en dahi lideri Gazı Mustafa Kemal Atatürk’ün: “Ne mutlu Türküm diyene” sözüyle, yaşasın cumhuriyet…

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: yenialanya.com
Haber metni ve görseller yenialanya.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 28 Ekim 2026 21:21 · Kaynak: yenialanya.com
Kaynağı Oku ↗