Tüketirken bir kez daha düşünün: Hipertansiyon riskinizi%52 artırıyor
- Günlük tüketim alışkanlıkları hipertansiyon riskini önemli ölçüde artırabiliyor
- Sodyum, işlenmiş gıdalar ve korunma yollarını anlatıyoruz
Günlük tüketim alışkanlıkları hipertansiyon riskini önemli ölçüde artırabiliyor. Sodyum, işlenmiş gıdalar ve korunma yollarını anlatıyoruz.
· 2 dk 2 Tüketirken bir kez daha düşünün: Hipertansiyon riskinizi%52 artırıyor Başkurdistan'da 4 Kasım Tatilinde Klinikler Cumartesi Programıyla Çalışacak Hipertansiyon, kan basıncının sürekli olarak yüksek seyretmesiyle tanımlanan ve dünya genelinde en sık görülen kronik hastalıklardan biri. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre yaklaşık 1,3 milyar yetişkin hipertansiyonla yaşıyor.
Türkiye'de yetişkinlerin yaklaşık üçte birinde hipertansiyon görülüyor. Hastalık çoğu zaman belirti vermeden ilerlediği için "sessiz katil" olarak anılıyor. Son dönemde sıkça dillendirilen "tüketim alışkanlığı hipertansiyon riskini%52 artırıyor" iddiası, beslenme ile tansiyon arasındaki ilişkiyi yeniden gündeme taşıdı.
Uzmanlar, spesifik bir yiyecekten çok günlük tüketim kalıbının ve özellikle sodyum alımının kan basıncı üzerindeki etkisine dikkat çekiyor. Bazı gözlemsel çalışmalarda yüksek sodyum alımı ve işlenmiş gıda ağırlıklı beslenme kalıplarıyla hipertansiyon riskinde%50'lere varan, bazılarında%52'ye ulaşan artışlar bildirilmiştir; ancak bu oranlar popülasyona ve ölçüm yöntemine göre değişir.
Hipertansiyon, kalbin pompaladığı kanın damar duvarına yaptığı basıncın normalin üzerinde seyretmesiyle ortaya çıkar. Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC) ve Avrupa Hipertansiyon Derneği (ESH) kılavuzlarına göre kan basıncının sürekli olarak 140/90 mmHg veya üzerinde olması hipertansiyon olarak değerlendirilir.
Sodyum (tuz) alımı arttıkça vücutta su tutulur; kan hacmi ve damar direnci yükselir. Zamanla damar duvarları kalınlaşır ve esnekliğini yitirir. Bu süreç genellikle yıllar içinde sessizce ilerler.
Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gramın (yaklaşık 2 gram sodyum) altında tutulmasını önerir. Türkiye'de ortalama günlük tuz tüketimi ise 15 gramın üzerinde seyrediyor; yani önerilen miktarın üç katından fazla.
Fazla tuzun büyük bölümü sofraya eklenen tuzdan değil, ekmek, peynir, zeytin, turşu ve hazır/işlenmiş gıdalardan geliyor. İşlenmiş gıdalar aynı zamanda doymuş yağ, trans yağ ve eklenmiş şeker içerir; bu da kilo artışı ve insülin direnci üzerinden dolaylı olarak tansiyonu yükseltir.
Aşırı alkol tüketimi, şekerli içecekler ve rafine karbonhidratlar da hipertansiyon riskini artırır. Öte yandan potasyum, magnezyum ve kalsiyumdan zengin beslenme kan basıncını dengelemeye yardımcı olur. Meyve ve sebze tüketiminin düşük olması, bu koruyucu etkinin kaybına yol açar.
Hipertansiyonun önlenmesinde en çok kanıtlanan beslenme modeli DASH (Dietary Approaches to Stop Hypertension) diyetidir. Bol meyve-sebze, tam tahıl, düşük yağlı süt ürünleri, kurubaklagiller ve az yağlı protein kaynaklarına dayanır; sodyum alımını sınırlar.
Buna düzenli fiziksel aktivite, ideal kilonun korunması, sigara ve alkolün sınırlandırılması eklendiğinde kan basıncı anlamlı biçimde düşebilir.
Aile öyküsü, 40 yaş üzeri olmak, obezite, diyabet, kronik böbrek hastalığı, uyku apnesi ve stres hipertansiyon riskini artırır. Bu gruplarda beslenme alışkanlıkları daha sıkı izlenmeli; tuz alımı ve kan basıncı düzenli ölçülmelidir.
Hipertansiyon çoğu zaman belirti vermez; bu nedenle düzenli tansiyon ölçümü ve erken tanı kritik. Beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmek, tuz alımını azaltmak ve DASH benzeri bir modele yönelmek, riski ciddi ölçüde düşürebilir. Kan basıncı yüksek bulunanların tedavi planını doktoruyla birlikte belirlemesi gerekir.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Genel
Yayın: 03 Kasım 2026 06:11 · Kaynak: habergo.com.tr