Zorbalığa atılganlık becerileriyle karşı koyun
- Çocuklar arasındaki her tartışma zorbalık mıdır
- ‘Sen de vur!’ ya da ‘Görmezden gel.’ tavsiyeleri çocukları koruyor mu yoksa yalnızlaştırıyor mu?
Bir çocuğun okuldan eve mutsuz dönmesi, dışlanması ya da sessizleşmesi çoğu zaman yorgunluğa yorulur. Oysa bu sessizlik, çocukların başa çıkmakta yalnız kaldığı çok daha büyük bir fırtınanın habercisi olabilir. Akran zorbalığı, fiziksel boyutunun ötesinde, ilişkisel yönlendirmeler ve siber tehditlerle büyüyen küresel bir çocukluk krizi.
Dr. Emine Çiçek, zorbalığın ardındaki bilinmeyen dinamikleri anlattı, sosyolog Mehpare Özkaban, bütüncül yaklaşım modeli önerdi. Klinik Psikolog ve Yazar Dr. Emine Çiçek ile akran zorbalığının psikolojik, gelişimsel ve toplumsal boyutları üzerine konuştuk.
ZORBALIK VE SIRADAN ÇATIŞMAYI NASIL AYIRACAĞIZ?- Çocukların birbirleriyle çatışması, gelişimin doğal bir parçası. Her tartışmayı zorbalık olarak tanımlamalı mıyız? Akran zorbalığını sıradan çatışmalardan ayıran temel unsurlar; zarar verme amacı taşıyan saldırgan davranış, güç dengesizliği ve davranışın tekrarlayıcı niteliğidir.
İki çocuğun eşit güç koşullarında anlaşmazlık yaşaması ile bir çocuğun sistematik biçimde dışlanması aynı psikolojik süreç değildir. Çocukların anlaşmazlık yaşaması, müzakere etmeyi öğrenmesi, hayal kırıklığıyla baş etmesi ve ilişkisel onarım geliştirmesi sosyal-duygusal gelişimin önemli parçalarıdır.
Ancak yetişkinlerin ‘bunlar çocuk, kendi aralarında hallederler’ diyerek belirgin güç eşitsizliğini görmezden gelmesi de ciddi hatadır. Temel mesele, çocukları her türlü olumsuz deneyimden uzak tutmak değil gelişimsel çatışmalar ile psikolojik zarar üreten güç ilişkilerini doğru ayırt edebilmektir.- Akran zorbalığının en tehlikeli biçimi fiziksel şiddet midir?
Fiziksel zorbalık çoğu zaman daha kolay fark edilir. Ancak ilişkisel zorbalık dediğimiz dışlama, sosyal itibarı zedeleme, dedikodu yayma, arkadaşlık ilişkilerini manipüle etme ve grup dışında bırakma davranışları da çocukların psikolojik iyi oluşunu ciddi biçimde etkileyebilir.
İnsanın temel psikolojik ihtiyaçlarından biri aidiyettir. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde akran grubu tarafından kabul edilmek, benlik algısının ve sosyal kimliğin gelişiminde önemli bir yer tutar. Sürekli dışlanan bir çocuk, zamanla ‘beni neden istemiyorlar?’ sorusundan ‘ben sevilmeye değer biri değil miyim?’ düşüncesine geçebilir.
Bu süreç, olumsuz benliğin gelişmesi açısından risk oluşturabilir. Araştırmalar, zorbalığa maruz kalmanın kaygı, depresif belirtiler, okuldan kaçınma ve bazı durumlarda kendine zarar verme düşünceleriyle ilişkili olabildiğini göstermektedir.
GÜÇLÜ ÇOCUK YARDIM İSTEYEBİLENDİR- Çocuğuna ‘Sen de vur, kendini ezdirme!’ diyen ebeveynin tutumuna ne dersiniz? Burada ebeveynin niyeti ile çocuğa aktardığı davranış modeli arasında önemli bir ayrım bulunuyor. Ebeveyn çocuğunu korumak istiyor olabilir.
Ancak saldırganlığa saldırganlıkla karşılık vermeyi temel çözüm olarak öğretmek, çocuğun çatışma çözme repertuarını daraltabilir. Çocuklar yalnızca söylenenleri değil, yetişkinlerin sorun çözme biçimlerini de içselleştirir.
Ancak, çocuğa sürekli ‘alttan al, ses çıkarma, görmezden gel’ demek de yeterli değildir. Zira, bu yaklaşım çocuğun sınır koyma ve yardım isteme becerilerini desteklemeyebilir. Sağlıklı yaklaşım, atılganlık becerilerini geliştirmektir.
Atılganlık, saldırgan olmadan kendi haklarını savunabilme becerisidir. Çocuğa ‘bana böyle davranmanı istemiyorum’, ‘bu yaptığın beni rahatsız ediyor’ gibi sınır koyan ifadeler öğretilmeli; tehdit devam ediyorsa, güvenli ortamdan uzaklaşması ve yetişkin desteği alması sağlanmalıdır.
Ancak ciddi fiziksel tehlike söz konusuysa, çocuğun güvenliği her türlü iletişim tekniğinin önündedir. Güçlü çocuk, sınırlarını tanıyabilen, gerektiğinde yardım isteyebilen ve kendisini güvenli biçimde koruyabilen çocuktur.- Zorbalık yaşanırken diğer çocuklar sadece izliyorsa, masum sayılabilirler mi?
İzleyici konumundaki çocuklar önemli bir role sahiptir. Bazıları davranışı alkışlayarak veya gülerek pekiştirirken bazıları korku, dışlanma endişesi ya da ne yapacağını bilememe nedeniyle sessiz kalabilir. Bu durum, sosyal psikolojideki seyirci etkisi ve sorumluluğun dağılması kavramlarıyla ilişkilendirilebilir.
Ancak, sessiz kalan her çocuğu suçlamak doğru değildir. Çünkü izleyiciler de aynı güç ilişkilerinin etkisi altında olabilirler. Önemli olan, çocuklara yalnızca ‘zorbalık yapmayın’ demek değil, zorbalığa tanık olduklarında güvenli ve etkili biçimde nasıl davranabileceklerini öğretmektir.
AİLE TEK BELİRLEYİCİ DEĞİL- Çocuk evinde sevgi görüyor, iyi eğitim alıyor ama yine de zorbalık yapabilir mi? Bronfenbrenner’in ekolojik sistemler yaklaşımı, çocuğun gelişimini aile, okul, akran grubu, kültür ve daha geniş toplumsal koşulların karşılıklı etkileşimi içerisinde ele alır.
Aile ortamı önemli bir koruyucu faktördür; ancak tek belirleyici değildir. Çocuk okul ortamında farklı sosyal normlarla karşılaşabilir, akran baskısına maruz kalabilir veya sosyal statü kazanmak için ailesinden öğrenmediği davranışları benimseyebilir.
Özellikle bazı gruplarda küçümseyici mizahın, dışlamanın veya güç gösterisinin popülerlikle ödüllendirilmesi zorbalık davranışlarını pekiştirebilir.- Akran zorbalığını ortadan kaldırmak mümkün mü? Psikoloji bilimi bize davranışların biyolojik, gelişimsel, sosyal ve çevresel etkenlerin etkileşimiyle şekillendiğini gösteriyor.
Dolayısıyla zorbalık davranışlarının ortaya çıkma olasılığı, çevresel düzenlemeler ve etkili müdahalelerle azaltılabilir. Okul temelli zorbalığı önleme programlarına ilişkin sistematik derlemeler ve meta-analizler, iyi yapılandırılmış müdahalelerin zorbalık davranışlarını ve mağduriyet oranlarını azaltabildiğini ortaya koymaktadır.
Tabii, sonuçlar programın niteliğine, uygulama süresine ve okulun katılım düzeyine göre değişmektedir. Öğretmen eğitimi, ebeveyn katılımı, sosyal-duygusal öğrenme, güvenli bildirim mekanizmaları, tutarlı okul politikaları ve düzenli değerlendirme süreçleri birlikte yürütülmelidir.
En önemlisi, çocuklara, empatiyi yalnızca teorik bir değer olarak öğretmek yerine, günlük ilişkilerde deneyimleyebilecekleri bir ortamı sunmaktır. Çocuklar saygıyı, adaleti ve merhameti yalnızca anlatılanlardan değil, yetişkinlerin birbirlerine ve kendilerine nasıl davrandıklarından öğrenirler.
SESSİZLİK HER ZAMAN HUZUR GÖSTERGESİ OLMAYABİLİRMehpare Özkaban: “Bir çocuğun sessizliği her zaman huzur göstergesi değildir. Bazen anlatamadığı korkuların, görünmeyen dışlanmışlığın ve anlaşılmayı bekleyen duyguların ifadesidir.
Çocukları yalnızca başarılı, güçlü ve özgüvenli bireyler olarak yetiştirmeyi değil, başkalarının sınırlarına saygı duyan, farklılıkları kabul eden ve sahip olduğu gücü incitmek için kullanmayan bireyler olarak yetiştirmeyi hedeflemeliyiz. Çünkü sağlıklı bir toplum, yalnızca kendisini savunabilen insanlarla değil, başkasına zarar vermemeyi ilke edinen insanlarla inşa edilir.”EVDE FARKINDALIK, OKULDA SIFIR TOLERANSSosyolog Mehpare Özkaban, zorbalığa karşı ailelere düşen görevleri ve okul yönetimlerinin yapması gerekenleri anlattı:“Annelerin evde gözlemleyeceği, çocuğa ilişkin gizli davranış işaretleri önemli ipuçlarıdır.
Öfke, tahammülsüzlük, empati eksikliği, gencin aniden, kaynağı belirsiz yeni eşyalara sahip olması, popülarite takıntısı gibi gizli işaretler alınabilir. Şiddet uygulayarak zorbalığı cezalandırmak yerine ona, yanlışını anlatıp mağdur arkadaşından özür dilemesini istemek, olayı görmezden gelmek yerine onun ‘sen mağdur olsan ne hissedersin?’ sorusuyla empati kurdurmak gerekir.
Hatalı davranış nedeniyle okul yönetimi veya mağdur velisini suçlamak yerine, okul rehberlik servisi ve öğretmenlerle açık, suçlamasız bir iletişim kurmak, ebeveynlerin yapacağı doğru davranışlardır.“Okul genelinde bütüncül yaklaşım modeli uygulanmalıdır. Okul, sıfır tolerans politikası izlediğine ilişkin açık ve net bir kurallar seti hazırlayıp tüm veli ve öğrencilere duyurmalı.
Kuytu köşeler, soyunma odaları ve yemekhanede nöbetçi öğretmen sayısı arttırılmalı. Akran arabuluculuğu gibi bir sistem oluşturulabilir. Eğitilen lider öğrencilerin, arkadaşları arasındaki tartışmaları büyümeden çözmeleri, rehberlik saatlerinde öfke kontrolü, empati, sınır koyma, farklılıklara saygı, hayır diyebilme gibi sosyal-duygusal becerilere yönelik atölyeler düzenlenmeli.
Sınıflararası karma spor yarışmaları, tiyatro ve takım oyunları yapılmalı. Siber zorbalığın sınırları ve yasal sonuçları hakkında da bilgilendirme yapılmalıdır.”
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.


Kategori: Eğitim
Yayın: 06 Kasım 2026 21:03 · Kaynak: aydinlik.com.tr