Nâzım Hikmet'in açlık grevinin ardında aşk mı vardı?
Sahaflarda zamanla aram pek iyi değildir. Birkaç dakika bakıp çıkmak için girer, saatlerin nasıl geçtiğini anlamam. Eski kâğıdın kokusunu severim; bir süre sonra başımı ağrıtsa bile raflardan kopamam. Zaten sahafa biraz da bunun için girilir: Ne aradığını bilmeden dolaşmak, hiç aramadığın bir şeye rastlamak için. Geçenlerde yine öyle oldu. Rafların arasında Aziz Nesin'in Türkiye Şarkısı Nâzım kitabına rastladım. Ayaküstü birkaç sayfa bakıp bırakacaktım. Aziz Nesin’in Türkiye Şarkısı Nâzım kitabı, Nâzım Hikmet’in hayatına ve kişiliğine ilişkin anlatıları yeniden düşünmek için bir kapı aralıyor İlk sayfalarda bildiğim Nâzım vardı: şair, mahkûm, mücadele adamı. Derken Aziz Nesin, 1950'deki açlık grevini anlatırken Münevver Andaç'tan söz etti. Orada durdum. Bir daha okudum. Benim bildiğim hikâyede grevin sebebi belliydi. Nâzım yıllardır hapisteydi, mahkûmiyetini haksız buluyordu ve beklenen Af Kanunu'nun çıkmasını istiyordu. Münevver'in bu hikâyede ne işi vardı? Aziz Nesin'e göre açlık grevi yalnızca siyasi ve hukuki nedenlerle açıklanamayabilirdi. Sevdiği kadına duyduğu özlemin, kırgınlığın, içine düştüğü duygusal sıkışmanın da bu kararda payı olabilirdi. Kitabı kapattım ama mesele aklımdan çıkmadı. Sonraki günlerde peşine düştüm. Karşıma tek bir cevap değil, birbirini pek tutmayan anlatılar çıktı. Tarihin kaydettiği 1950 baharında Nâzım Hikmet yaklaşık 12 yıldır hapisteydi. Türkiye'de ve dünyada serbest bırakılması için kampanyalar yürütülüyordu. Aydınlar imza topluyor, gazeteler yazıyor, yurt dışından çağrılar geliyordu. Nâzım, Meclis'in Af Kanunu'nu çıkarmasını bekliyordu. Kanun bir türlü çıkmadı. Meclis konuyu sonuçlandırmadan tatile girince 8 Nisan 1950'de açlık grevine başladı. Aynı gün Bursa'dan İstanbul'daki Paşakapısı Cezaevi'ne getirildi. Nâzım Hikmet, 1950’de yaklaşık 12 yıldır süren mahkûmiyetinin ardından özgürlüğüne kavuşmak için mücadele ediyordu. Açlık grevi, Af Kanunu’nun çıkarılması talebinin bir parçasıydı / Fotoğraf: Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Arşivi Sağlığı zaten iyi değildi. 23 Nisan'da avukatlarının isteğiyle greve ara verdi. Durum değişmeyince 2 Mayıs'ta yeniden başladı. Bu kez mesele cezaevinin dışına taştı. Annesi Celile Hanım 9 Mayıs'ta açlık grevine girdi. Ertesi gün Orhan Veli, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat da destek için harekete geçti. Dünyanın başka yerlerinden de sesler yükseldi. Celile Hanım, oğlunun serbest bırakılması için yürütülen kampanyaya katılan isimler arasındaydı. Nâzım Hikmet’in açlık grevi, ailesinin ve çok sayıda aydının desteğiyle geniş bir kamuoyu hareketine dönüştü / Fotoğraf: Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Arşivi Buraya kadar Nâzım'ın ne istediği belli: özgürlük! Ama aynı günlerde Nâzım'ın hayatında bir de Münevver vardı. Münevver, dayısının kızıydı. Nurullah Berk'le evliydi, küçük bir kızı vardı. Nâzım da Piraye'yle evliydi. Yani ikisinin önünde yalnızca cezaevi duvarları yoktu. Dışarıdaki hayat da pek müsait değildi. Münevver, Bursa Cezaevi'ne ziyarete gittikçe aralarındaki yakınlık büyüdü. Nâzım âşık oldu. Piraye'yle ilişkisi kopma noktasına geldi. Münevver ise bir yanda evliliği ve çocuğu, öbür yanda geleceği belirsiz bir aşkla karşı karşıyaydı. Nâzım Hikmet ve Piraye, cezaevi öncesi İstanbul günlerinde. Şairin mahpusluk ve açlık grevi süreçlerindeki özel hayatı, siyasi mücadelesinin de önemli bir arka planı oldu / Fotoğraf: Piraye Koleksiyonu (Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Arşivi) Kaynakların çatışması Münevver'in açlık grevi kararında payı olabileceğini ilk okuduğumda, bunu Aziz Nesin'in yorumu sandım. Meğer bu düşüncenin arkasında Kemal Tahir de varmış. Aziz Nesin'in anlattığına göre Kemal Tahir de o günlerde Nâzım'a destek için açlık eylemine katılmıştı. Sonra kafasında bir hesap kurmuştu: Nâzım niye grevde? Af çıksın diye. Affı kim çıkaracak? Meclis. Peki Meclis çalışmıyorsa? Kemal Tahir'e göre özellikle ikinci grev kararında Münevver'in ziyarete gelmemesinin de etkisi vardı. Aziz Nesin, yıllar sonra Vera Tulyakova'nın anlattıklarının da bu ihtimali güçlendirdiğini düşünüyordu. Ciddi bir iddia. Ama aktarım zinciri uzun: Kemal Tahir'den Aziz Nesin'e, oradan yıllar sonra kitaba. Grevin siyasi ve hukuki gerekçesi çok açık. Üstelik Nâzım, daha 30 Mart 1950'de Piraye'ye yazdığı mektupta açlık grevine girme kararından söz ediyor. Nâzım Hikmet’in mektupları, şairin yalnızca kamusal mücadelesine değil, özel hayatına ve duygusal dünyasına da açılan bir pencere sunuyor / Fotoğraf: Nadir Kitap İtiraz bir de aileden geliyor. Kız kardeşi Samiye Yaltırım, yıllar sonra Aziz Nesin'in bu yorumuna açıkça karşı çıkmış. Ona göre grev sırasında Nâzım'la Münevver'in arası bozuk değildi; Münevver ağabeyinin yanındaydı. Samiye Hanım'ın hükmü kesin: Ağabeyi bunu Münevver için değil, Af Kanunu çıksın diye yaptı. Bir tarafta Aziz Nesin'in Kemal Tahir ve Vera üzerinden aktardığı hikâye var. Öbür tarafta Nâzım'ın mektupları, olayların kronolojisi ve kız kardeşinin itirazı. Hangisi doğru? Belki de soru yanlış kurulmuştu. Açlık grevinin siyasi bir nedeni olması, işin içinde Münevver'e dair duyguların bulunamayacağı anlamına gelmiyordu. İnsan her kararını tek bir nedenle vermiyor. Bazen akıl bir yere, gönül başka bir yere çekiyor. Nâzım'ın kararında bu ikisinin nerede buluştuğunu ise bilmiyoruz. Anıtı sevmek kolay Büyük insanları sevdikçe kusurlarını silmeye başlarız. Öfkesini, kıskançlığını, yanlış kararlarını unuturuz. Bir süre sonra karşımızda insan değil, anıt kalır. Aziz Nesin'in anlattıklarında beni asıl ilgilendiren de buydu. Karşıma anıtlaştırılmış bir Nâzım değil, duyguları ve zaafları olan bir insan çıkıyordu. Nâzım aynı anda şairdi, mahkûmdu, mücadele adamıydı, âşıktı. Meseleyi “Af mı, Münevver mi?” diye ikiye ayırmak zorunda değiliz. Bir insanın kararında adalet arayışıyla sevdiği bir kadına duyduğu özlem aynı anda bulunamaz mıydı? Âşık oluyor, kıskanıyor, özlüyor, yanılıyor, bazen başkalarının canını da yakıyordu. İnsan dediğin zaten böyle bir şey. Bir konuda son derece aklı başında davranırken başka bir konuda kendisine bile açıklayamayacağı kararlar verebiliyor. Nâzım da bütün bu çelişkileriyle Nâzım'dı. Şiirlerini yazan adamla âşık olan, kıskanan, özleyen, öfkelenen adam birbirinden ayrı değildi. Sonrası Nâzım Hikmet, 1950 Temmuz'unda genel afla çıktı. Münevver'le ilişkisi sürdü. 26 Mart 1951'de oğulları Memet doğdu. Ama Nâzım aynı yıl Türkiye'den ayrıldı. Münevver ile Memet burada kaldı. Bu kez aralarına cezaevi duvarı değil, ülkeler girdi. Yıllar sonra Münevver, Nâzım'la yeniden görüşmek için Varşova'ya gitti. Ama aradan geçen yıllar ikisinin hayatını da çoktan değiştirmişti. Sahafın kapısından sonra O gün sahaftan çıkarken yanımda Aziz Nesin'in kitabıyla birlikte bir soru da götürdüm. Sonraki günlerde okudukça cevap bulmak yerine o sorudan biraz daha şüphe etmeye başladım. Nâzım Hikmet'in açlık grevinin siyasi ve hukuki nedenleri ortada. Münevver'in bu karardaki payını ise belki hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Bütün bunları okurken kendi kararlarımı da düşündüm. Hangisini aklımla, hangisini gönlümle verdiğimi ben bile her zaman ayıramıyorum. Aradan bunca yıl geçmişken Nâzım'ın kalbinde bu hesabı bizim yapmamız biraz iddialı olmaz mı? *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. NAZIM HİKMET açlık grevi Münevver Andaç Selçuk Ramazanoğlu Selçuk Ramazanoğlu Independent Türkçe için yazdı Selçuk Ramazanoğlu Pazar, Ekim 11, 2026 - 10:00 Main image: Nâzım Hikmet, Bursa Cezaevi’nde geçirdiği yıllarda.

Kategori: Siyaset
Yayın: 11 Ekim 2026 07:37 · Kaynak: indyturk.com