Jacobin: Avrupa'nın Çin korkusunun arkasında devletin sermaye üzerindeki gücü var
- Avrupa Birliği, Çin'in sanayi ve teknoloji alanındaki yükselişine karşı ticaret önlemleri ararken Jacobin, asıl farkın devletin sermayeyi yönlendirme kapasitesi olduğunu yazdı
Avrupa Birliği'nin (AB) Çin karşısında yaşadığı ekonomik rekabet sorunları, iki tarafın devlet ve özel sermaye arasındaki ilişkilerine yönelik farklı yaklaşımlarını yeniden gündeme getirdi. Amerikan sosyalist dergisi Jacobin'de yayımlanan Alexandra Gerasimcikova imzalı analizde, Avrupa'nın Çin karşısındaki temel sorununun yalnızca ucuz ithalat veya devlet sübvansiyonları olmadığı savunuldu.
Yazara göre asıl fark, Pekin yönetiminin özel sermayeyi ulusal kalkınma hedefleri doğrultusunda yönlendirebilmesine karşılık Avrupa'nın büyük şirketler üzerinde benzer bir denetim kurmak istememesi. AVRUPA'NIN ÇİN İLE TİCARET AÇIĞI 360 MİLYAR AVROAB ile Çin arasında ekim ayında varılan anlaşma, Avrupa'nın Çin karşısındaki 360 milyar avroluk mal ticareti açığını azaltmayı hedefliyor.
Çin'den hibrit otomobil ithalatının sınırlandırılması ve bazı Avrupa ürünlerinin Çin pazarına erişiminin kolaylaştırılmasını içeren anlaşmayı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, "haksız rekabete" karşı bir kazanım olarak değerlendirdi. Almanya Başbakanı Friedrich Merz de Çin'i devlet müdahalesi, üretim kapasitesi fazlası, düşük fiyat politikaları ve sübvansiyonlarla uluslararası rekabeti bozmakla suçluyor.
Ancak Jacobin'e göre Avrupalı liderlerin eleştirilerinin arkasında daha temel bir ekonomik tercih bulunuyor: Çin, piyasa mekanizmalarını kullanırken devletin stratejik planlama gücünü koruyor. Avrupa ise ekonomik dönüşümü büyük ölçüde özel şirketlerin yatırım ve kârlılık kararlarına bırakıyor.
VOLKSWAGEN ÖRNEĞİ: YATIRIM YERİNE HİSSEDARLARA 20 MİLYAR AVROAnalizde Avrupa sanayisinin karşı karşıya olduğu sorunlara örnek olarak Alman otomotiv devi Volkswagen gösterildi. Şirketin daha küçük ve ucuz elektrikli araçlara yönelik araştırma ve geliştirme yatırımlarını artırmak yerine son üç yılda hissedarlarına 20 milyar avro dağıttığına dikkat çekildi.
Volkswagen'in 2026'nın ikinci çeyreğinde kârının yüzde 9,5 düşüşle 3,5 milyar avroya gerilediği, ardından Almanya'da dört fabrikayı kapatma ve dünya genelinde 100 bin kişilik istihdam azaltımına gitme planları açıkladığı aktarıldı. Buna karşılık şirketin 2030'a kadar faaliyet kâr marjını yaklaşık yüzde 4'ten yüzde 8-10 seviyesine yükseltmeyi hedeflemesi, Jacobin'in analizinde hissedarların getiri beklentileri ile sanayi yatırımları arasındaki çelişkinin örneği olarak sunuldu.
ÇİN'DE KAMU ŞİRKETLERİ EKONOMİNİN MERKEZİNDEÇin'in ekonomik modelinde kamu iktisadi teşebbüsleri belirleyici rol oynamaya devam ediyor. Analizde aktarılan verilere göre dünya genelindeki kamu şirketlerine ait varlıkların yüzde 62'si Çin'de bulunurken Avrupa'nın payı, uzun yıllar süren özelleştirmelerin ardından yüzde 14 düzeyinde kalıyor.
Çin'deki kamu şirketleri özellikle enerji, ulaşım ve finans sektörlerinde faaliyet gösteriyor. Çin Devlet Konseyine bağlı Devlet Varlıklarını Denetleme ve Yönetme Komisyonunun (SASAC) verilerine göre stratejik öneme sahip sektörlerdeki varlıkların yüzde 70'inden fazlası bu şirketlerin kontrolünde bulunuyor.
Gerasimcikova, kamu şirketlerinin en önemli avantajının yalnızca kısa vadeli kârlılığa odaklanmak zorunda olmamaları olduğunu savundu. Bu şirketlerin uzun vadeli altyapı yatırımları gerçekleştirebildiğini, ekonomik durgunluk dönemlerinde istihdamı koruyabildiğini ve özel sektörün ihtiyaç duyduğu yetişmiş iş gücüne katkıda bulunduğunu yazdı.
AVRUPA'DA ELEKTRİK FİYATLARI ÇİN'DEN YÜZDE 50 YÜKSEKJacobin'in analizinde enerji sektörü, iki ekonomik model arasındaki farkın en belirgin örneklerinden biri olarak ele alındı. Çin'in kamu yatırımları sayesinde elektrik altyapısını hızla geliştirdiği ve bu kapasiteyi elektrikli araçlar, yapay zekâ ve robotik gibi alanlara yönlendirdiği belirtildi.
Avrupa'da ise enerji dönüşümünün özel yatırımcıların kârlılık beklentilerine bağımlı kaldığı savunuldu. Analizde Avrupa sanayisinin elektrik fiyatlarının ABD'dekinin iki katına, Çin'dekinin ise yaklaşık 1,5 katına ulaştığına dikkat çekildi.
Yazara göre AB'nin Yeşil Mutabakat politikaları da başlangıçta özel sermaye için kârlı yatırım fırsatları oluşturma anlayışıyla tasarlandı. Beklenen yatırımların gerçekleşmemesi üzerine çevre politikalarının geri çekildiği, şirketlere yönelik düzenlemelerin gevşetilmeye başlandığı belirtildi.
ÇİN'DE ÖZEL ŞİRKETLER DE DEVLET PLANLAMASININ PARÇASIÇin'in ekonomik sisteminde özel sektörün önemli bir yer tuttuğu, ancak kamu ve özel şirketlerin birbirinden bağımsız hareket etmediği vurgulandı. Xi Jinping'in 2018'de aktardığı verilere göre özel sektör, Çin'in gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 60'ını oluşturuyor ve kentlerdeki istihdamın yüzde 80'inden fazlasını sağlıyor.
Bununla birlikte büyük özel şirketler, kamu bankalarının finansmanı, sanayi kümeleri ve devletin teknoloji politikalarıyla yakın ilişki içinde faaliyet gösteriyor. Analizde, birçok özel şirkette Çin Komünist Partisi örgütlerinin bulunmasının da ticari faaliyetlerin ulusal kalkınma hedefleriyle uyumlu yürütülmesine hizmet ettiği anlatıldı.
Elektrikli araç üreticisi BYD ve batarya üreticisi CATL, bu modelin örnekleri arasında gösterildi. BYD'nin büyümesinde kamu ulaşımının elektriklendirilmesine yönelik projelerin, CATL'nin gelişiminde ise yerel yönetimlerin tedarik zinciri oluşturma çalışmalarının önemli rol oynadığı aktarıldı.'AVRUPA KAMU MÜLKİYETİNİ GÜÇLENDİRMELİ'Jacobin yazarı Gerasimcikova, Avrupa'nın Çin modelinden ders çıkarmasının Pekin'in bütün sanayi politikalarını taklit etmesi anlamına gelmediğini vurguladı.
Avrupa'nın temel sorununun şirket kârlarının üretken yatırımlara yeterince yönlendirilmemesi, kamu mülkiyetinin zayıflaması ve ekonomik dönüşümün özel sermayenin tercihlerine bırakılması olduğunu savundu. AB'nin 2028-2034 bütçesine ilişkin görüşmelerde Almanya dahil bazı ülkelerin harcama kesintileri talep ettiğini hatırlatan yazar, kamu yatırımları yerine askerî harcamaların büyümesini de eleştirdi.
Analizde Avrupa'nın Çin ile yalnızca ticari rekabet üzerinden ilişki kurmak yerine kamu mülkiyetini güçlendirmesi, büyük sermayeyi üretken yatırımlara yönlendirmesi ve düşük karbonlu teknolojilerde karşılıklı işbirliği imkânlarını değerlendirmesi gerektiği savunuldu. Gerasimcikova'ya göre Avrupa açısından asıl mesele, Çin karşısında daha fazla korumacı önlem almak değil, ekonominin hangi toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda ve kimlerin denetiminde yönetileceğine karar vermek.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.


Kategori: Siyaset
Yayın: 04 Kasım 2026 06:31 · Kaynak: aydinlik.com.tr