Satso'da Bütün Bunlar Neden Oldu?
- Aslında filmi biraz geriye sarmak gerekiyor
- Hatırlanacağı üzere 4 yıl önceki seçimde bu denli bir gerilim yaşanmamıştı
Aslında filmi biraz geriye sarmak gerekiyor. Hatırlanacağı üzere 4 yıl önceki seçimde bu denli bir gerilim yaşanmamıştı. Akgün Altuğ yönetim kurulu başkanı, Erdem Ercan ise meclis başkanı seçilmişti.
Bu süreçte SATSO ile ilgili herhangi bir olumsuzluk da pek duyulmamıştı. Ercan ile Altuğ arasında sıkı bir dostluk olduğu düşünülüyor, her iki isim de süreci sorunsuz bir şekilde yönetiyordu.
Programlara birlikte katılıyor, uyum içinde hareket ediyorlardı. Kavgasız, gürültüsüz bir şekilde SATSO'nun kurumsal kimliğini güçlendiriyorlardı.
Ancak ne olduysa seçim sürecinin yaklaşmasıyla birlikte yollar ayrılmaya başladı. Seçime ayrı ayrı gitmelerinde bir sorun görmüyorum. Çünkü bu Altuğ ve Ercan'ın kendi kararıdır. Buna bizim bir şey dememiz söz konusu olamaz.
İnsanlar dostça yol yürüyüp sonunda ayrı hareket etme özgürlüğüne sahiptirler.
Ancak bugün gelinen noktada, SATSO seçimleri bağlamında özellikle son iki ayda, hatta son 15 günde ortaya çıkan tabloya baktığımızda bu iki ismin yollarının ayrılmasının pek sağlıklı sonuçlar doğurmadığını görebiliyoruz.
Akgün Bey'in yönetim kurulu başkanlığını kazanması ama meclisi kaybetmesi... Erdem Ercan'ın meclis başkanlığını kazanıp yönetim kurulu başkanlığında arzu ettiği sonucu alamaması... Üç yönetim kurulu üyesinin istifası, Altuğ ekibinin TOBB delegelerinde de başarılı olamaması ve hepsinden öte yaşanan bin bir türlü gerilim, dostların arasının açılması...
Bunların tamamı bir arada değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo pek hayırlı görünmüyor. Burada Akgün Altuğ ya da Erdem Ercan kazandı veya kaybetti demenin bir mantığı yok. Öyle ki SATSO kazandı demek de zor. Haliyle Sakarya'nın da bir kazancı oldu diyemiyoruz şu anda.
Bunca gerilim, kavga, kötü söz, insanların ayrışması, aralarına soğukluk girmesi kime ne fayda sağlayabilir ki?
Bence bunun kimseye bir faydası olmadı, olamazdı da zaten!
Dolayısıyla bugün geriye dönüp baktığımızda şunu çok net olarak görebiliyoruz. Eğer Altuğ ve Ercan 4 yıl boyunca sürdürdükleri hukuku seçim sürecinde de devam ettirebilseydi belki bu gerilimler hiç yaşanmayacaktı.
Burada o hatalı, bu hatasız diye bir şey demiyorum. Ama bugün ortaya çıkan tablo ortada. Keşke şehrin önde gelenleri bu birlikteliği sağlayabilseydi, bu insanların arasına girip dostluğun gereğini yapabilseydi.
Şimdi ne oldu? Bunca çatışmanın, gerilimin neticesinde Altuğ da Ercan da koltuğunu muhafaza etti. E o zaman biz neden bunca zahmete girdik diye soracak kimse yok mu?
Bu insanların arasını açan, aralarına nifak sokan, sırf kendi menfaati için hareket edip ortalığı birbirine katan, komplo teorileriyle milletin kafasını karıştıran, uyduruk iddialarla şehirde insanların arasında fitne saçanlar her kimse onlar iyi halt mı etti?
Demek ki neymiş, akıntıya kapılıp dedikoduların esiri olmak, her yangına elinde benzin bidonuyla koşmak doğru değilmiş. Bazen sakin sakin “Acaba ben ne yapıyorum?” diyerek gidilen yolu düşünmek, ağızdan çıkan lafı ölçmek, etrafında makul insanlar biriktirmek elzemmiş.
İyi insanlarla hareket etmek, bilgili, mantıklı dostlarla yol yürümek, ahlaklı kişilerle bir arada olmak her şeyden daha önemli.
DEPOZİTO SİSTEMİ BÖYLE OLMAMALIDepozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sisteminin ilk uygulaması Sakarya'da başlatılmıştı. Plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajlarının geri dönüşüme kazandırılmasını amaçlayan bu sistem, daha sonra Türkiye genelinde yaygınlaştırıldı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un açıkladığı rakamlara göre bugüne kadar 520 milyon ambalaj ekonomiye kazandırıldı. Bu gerçekten önemli bir başarı.
Üstelik vatandaşlar iade ettikleri her ambalaj için 1 TL de alıyor.
Ben bu uygulamayı çok önemsiyorum. Hem çevremizin korunması hem de ekonomiye katkı sağlanması açısından son derece kıymetli buluyorum.
Ancak Sakarya'da işin uygulama kısmıyla ilgili ciddi sıkıntılar yaşandığını duyuyorum. Üstelik şikâyetler hiç de az değil. En yakınlarımdan başlayarak çevremde pek çok kişi aynı sorunları anlatıyor.
Geri dönüşüm makinelerinin kapasiteleri çok düşük. Makineler sık sık arızalanıyor, bazen de ambalajları kabul etmiyor.
İnsanlar evlerinde biriktirdikleri pet şişeleri büyük poşetlere, hatta çuvallara doldurup iade noktalarına götürüyor. Gecenin geç saatlerinde bile makinelerin önünde sıra bekleyenler var.
Ancak sıra kendilerine gelmeden makine doluyor ve ambalaj kabul etmeyi bırakıyor. İnsanlar da ellerindeki poşetlerle geri dönmek zorunda kalıyor.
Peki sonra ne oluyor?
Bu işten bıkan insanlar, evlerinde biriktirdikleri pet şişeleri büyük çöp poşetleriyle konteynerlerin yanına bırakmaya başlıyor.
Bence asıl üzerinde durulması gereken mesele bu.
Vatandaşlara geri dönüşüm alışkanlığı kazandırmaya çalışırken, daha bu alışkanlık yerleşmeden insanları sistemden uzaklaştırıyoruz.
Oysa yapılması gereken belli. Ya mevcut makinelerin kapasiteleri artırılmalı ya da iade noktaları çok daha fazla yaygınlaştırılmalı. Arızalara da hızlı müdahale edilmeli.
Sakarya bu sistemin ilk uygulandığı şehir. Dolayısıyla burada yaşanan aksaklıkların giderilmesi ayrıca önemli.
Böylesine kıymetli bir uygulamadan insanların daha alışkanlık kazanmadan vazgeçmesine izin verilmemeli.
ALİ İNCİ VE AÇIK SİYASETAK Parti Sakarya Milletvekili Ali İnci 1959 doğumlu, yani 67 yaşında. Uzun süre Hendek Belediye Başkanlığı yaptı, Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday oldu. Yılmadı, mücadele etmekten geri durmadı. Şu anda milletvekili olarak görevini sürdürüyor.
Ali İnci siyasetinde bence en dikkat çeken özellik, gizli kapalı bir işin içinde olmaması. Bence karakteri itibariyle bir işi gizli yapmaya çalışsa da bu gizliliği sürdüremez. Fikrini, düşüncesini yüksek sesle dile getiriyor.
Kendini saklamıyor. Ne yapmak istiyorsa bunu açık açık ifade ediyor. Son SATSO seçiminde de yine sahnede yer aldığı konuşuluyor.
İnci'nin bu tavrı kimilerine sıcak, başkalarına da itici gelebilir. Ama neresinden bakarsanız bakın, açık siyaseti benimsemesi ve gizli kapaklı işler yapmaması yine de takdir edilesi.
Bazen desteklediği adaylar kazanıyor, bazen de kaybediyor. Ama İnci hiç yılmıyor. Önündeki seçimlere bakıyor.
Bu açıdan gerçekten sıra dışı bir siyasetçi.
TIP MERKEZİ’NE PSİKİYATRİ DE GELSİNSakarya Büyükşehir Belediyesi Tıp Merkezi, şehrin sağlık sistemine omuz veren kurumlardan biri. Geçtiğimiz yıl 150 binden fazla vatandaş burada muayene oldu. 5 hasta nakil aracıyla yatağa bağımlı hastalara ulaşılıyor, farklı uzmanlık alanlarında hizmet veriliyor. Bu tablo merkezin ne kadar yoğun çalıştığını gösteriyor.
Ama bir eksik var, o da psikiyatri.
Merkezin kadrosunda 2 psikolog bulunuyor ve psikolojik destek veriliyor. Bu önemli bir adım. Ancak psikologlar terapi süreçlerini yürütür, ilaç tedavisi ya da tıbbi tanı gereken durumlarda devreye bir psikiyatri uzmanı girmesi gerekir.
Merkezde psikiyatri bölümü olmadığı için ilaç desteğine ihtiyaç duyan vatandaşlar devlet hastanelerine ya da özel kliniklere gitmek zorunda kalıyor. Süreç Tıp Merkezi’nde başlıyor, tedavi aşamasında dışarı çıkıyor.
Cesaret edip psikologun kapısını çalan biri düşünün. Görüşmeler başlıyor, bir noktada ilaç gerektiği anlaşılıyor ve kişi başka bir kuruma yönlendiriliyor. Yeni randevu, yeni dosya, yeni bir hekimle baştan tanışma. Destek istemeye karar vermek zaten zor bir adım.
Arkasına bir de bu basamakları eklemek, tedaviyi sürdürmeyi gereksiz yere güçleştiriyor. Aynı çatı altında bu geçiş tek bir kapıdan olsa vatandaşın yükü azalır.
Kadroya bir psikiyatrist eklenirse psikologlarla koordineli çalışan bir ruh sağlığı birimi ortaya çıkar. Bir psikiyatri polikliniği, merkezin mevcut hizmetini tamamlayacak adım olur. Yetkililerin bu talebi değerlendireceğini umuyorum.
Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar pek çok projeye başladı. Hem de sözde ya da kâğıt üstünde değil, fiilen. Tığcılar Mahallesi Kentsel Dönüşümü, 1 Milyon Kitaplı Şehir Kütüphanesi, Sakarya Bilim Merkezi, Adapazarı-Serdivan tramvay hattı ve Darülaceze Kampüsü bunlardan sadece birkaçı.
Vatandaşın memnuniyeti için Tıp Merkezi’ne bir psikiyatri uzmanı kazandırılması yönünde de bir talimat verebileceğini düşünüyorum.
SAKARYA'DA İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI VAR MI?Geçmişte şehrin en etkili sivil toplum kuruluşlarından biri İnşaat Mühendisleri Odası'ydı. Hüsnü Gürpınar başkanlığındaki oda, şehri ilgilendiren her konuda sorumluluk üstlenmekten çekinmiyordu.
Daha sonra Gürpınar'ın Ekrem Yüce ile dost olduğu falan söylenmişti ama bu ayrı bir konu.
Mevcut başkan Semih Uçar da yaşanan sel olayları hakkında bir açıklama yapmış. Yağmurların doğal olduğunu, asıl meselenin doğru kentleşmeden geçtiğini ifade etmiş. Ben bu sözlere katılıyorum, hatta bunu yazdım.
Semih Uçar'ın açıklamalarında ben başka bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Uçar, şehirde projelerin meslek odalarının görüşü alınmadan hayata geçirilmemesi gerektiğini söylemiş. Yani bir şey yaparken bize sorun diyor.
Sayın Uçar, yetki sahibi insanların büyük bir kısmı her şeyi en iyi kendilerinin bildiğine inanır.
Bu sebeple kimseden sizin fikrinize başvurmasını beklemeyin. Eğer gerçekten kendi fikrinizin önemli olduğunu düşünüyorsanız o zaman siz sesinizi güçlendirin. İnsanların sizin fikirlerinize başvurması gerektiğini düşünmelerini sağlayın.
“Beni dinleyin” demekle kimse sizi dinlemez. Mesela dere yataklarına yapılan binalarla ilgili ilk önce siz harekete geçerseniz, risk alırsanız, toplumu ilgilendiren meselelerde farkındalık oluşturacak hamleler yaparsanız insanlar sizin sözünüze dikkat kesilmeye başlar.
Aksi halde bizi dinleyin deyince kimse sizi dinlemez.
EĞİTİM ARAŞTIRMA'NIN ELİ ÖPÜLESİ DOKTORLARIBaiaman Ularbekov, 12 yaşında Kırgızistan vatandaşı. Ülkesinde kaval kemiğinin üst kısmında tümör tespit edilmiş. Ailesi tedavi için Türkiye'nin doğru adres olduğunu düşünüp Sakarya'ya gelmiş.
Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Fevzi Sağlam ve Çocuk Hematolojisi ve Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Orhan, Kırgız Ularbekov'un tedavisiyle yakından ilgilenmişler.
10 haftalık kemoterapi programının ardından gerçekleştirilen başarılı ameliyatla 12 yaşındaki çocuğun tümörlü dokusu çıkarılmış. Allah'tan Kırgız evladımıza şifa diliyorum.
Bu vesileyle doktor Sağlam ve Orhan'a da bir insan olarak şükranlarımı sunuyorum. Bu hayatta bir insan için bundan daha değerli ne olabilir ki? Binlerce kilometre uzaktan bir çocuk geliyor ve siz onu ameliyat ederek sağlığına kavuşmasına vesile oluyorsunuz. Ne kadar kıymetli bir çaba...
Allah, kalbi insanlara iyilik için atan doktorlarımızın sayısını çoğaltsın.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Siyaset
Yayın: 28 Ekim 2026 09:31 · Kaynak: aksamhaberleri.com.tr