Biraz da Bal Lazım
- Annemizin sesini yıllar geçse de unutmayız
- Üşümeyelim diye arkamızdan seslenişini, karnımızı doyurmadan dışarı göndermeyişini, eve geç kaldığımızda merakla bekleyişini… Çocukken bazen sıkıldığımız, büyüdükçe anlamını daha iyi kavradığımız nice küçük ayrıntı vardır hafızamızda
Annemizin sesini yıllar geçse de unutmayız. Üşümeyelim diye arkamızdan seslenişini, karnımızı doyurmadan dışarı göndermeyişini, eve geç kaldığımızda merakla bekleyişini… Çocukken bazen sıkıldığımız, büyüdükçe anlamını daha iyi kavradığımız nice küçük ayrıntı vardır hafızamızda.
Annelerimiz sevgilerini çoğu zaman böyle gösterdi. Üzerimize titreyerek, ihtiyaçlarımızı düşünerek, bizden önce bizi gözeterek… Belki de onların sevgi dili buydu. Peki, bütün bunların arasında bize yalnızca var olduğumuz için mutlu olduğumuzu hissettiren kaç anımız kaldı?
Psikolog Erik Erikson’un süt ve bal metaforu, anne sevgisinin iki farklı yönünü anlatır. Süt, çocuğun hayatta kalmasını sağlayan, temel ihtiyaçlarını karşılayan sevgidir. Karnını doyurmak, üstünü giydirmek, hastalandığında başında beklemek, onu korumak… Bal ise biraz daha farklıdır.
Çocuğa yalnızca yaşamasının değil, var olmasının da güzel bir şey olduğunu hissettirmektir. Süt, “Yaşamalısın.” derken bal, “İyi ki varsın.” der.
Aslında pek çoğumuz sütle büyüdük. Annelerimiz bizi doyurdu, giydirdi, okula gönderdi, hastalandığımızda başımızda bekledi. İhtiyaçlarımızı karşılamak için kendi ihtiyaçlarını erteledi. Fakat onların hayatlarında da balın pek fazla yeri yoktu.
Hayat, çoğu zaman mutlu olmaktan önce ayakta kalmayı gerektiriyordu. Ekonomik zorluklar, toplumsal beklentiler, bitmeyen sorumluluklar derken annelerimiz de sevgilerini çoğunlukla emek vererek göstermeyi öğrendiler. Belki kendilerine söylenmeyen güzel sözleri bize söyleyemediler.
Belki bir çocuğun yalnızca başarılı olduğu için değil, olduğu kişi olarak da değerli olduğunu anlatamadılar. Çünkü çoğu zaman kendileri de böyle bir sevgiyi tanımamışlardı. Bu nedenle annelerimizi anlamak, onların eksiklerini görmezden gelmek anlamına gelmez.
Onların hangi koşullarda anne olduklarını, sevgiyi nasıl öğrendiklerini ve ellerindeki imkânlarla neler yapmaya çalıştıklarını da görmeyi gerektirir. Her kuşak, kendisine öğretilen sevgi dilini bir sonraki kuşağa taşır. Bazen bu dili değiştirmek ise sonraki kuşağın sorumluluğuna dönüşür.
Belki de bugün birçok yetişkinin içinde taşıdığı o sessiz eksiklik buradan geliyor. Sorumluluklarımızı yerine getirmeyi biliyoruz. Çalışıyoruz, üretiyoruz, yetişiyoruz, başkalarının ihtiyaçlarını fark ediyoruz. Bir işi tamamladığımızda rahatlıyor, bir hedefe ulaştığımızda kendimizi başarılı hissediyoruz.
Fakat hiçbir şey yapmadığımızda kendimizi yeterli hissedebiliyor muyuz? Bir günümüzü verimli geçirmediğimizde de kendimizden memnun olabiliyor muyuz? Bir başarıya, bir unvana, bir başkasının takdirine ihtiyaç duymadan kendimizi sevebiliyor muyuz?
Belki de asıl mesele burada başlıyor. Hayatta kalmayı öğrenmiş olmak, yaşamayı da bildiğimiz anlamına gelmiyor. Bazen bir işi başarmadan mutlu olmak, bir gerekçe aramadan kendimize güzel bir şey almak, hiçbir yere yetişmek zorunda kalmadan oturup bir kahve içmek gerekiyor.
Kendimizi sürekli geliştirmek, düzeltmek, kanıtlamak zorunda olmadığımızı hatırlamamız gerekiyor. Çünkü insan yalnızca yaptıklarıyla değil, varlığıyla da değerlidir.
Çocukluğumuzda alamadığımız balın sorumluluğunu bugün kendimize yüklememeliyiz. O günün koşullarında annelerimiz ellerinden geleni yaptılar. Belki onların da ihtiyacı olan şey, birinin kendilerine “İyi ki varsın.” demesiydi.
Şimdi bu cümleyi hem kendimize hem de hayatımızdaki insanlara söyleyebiliriz. Çocuklarımızı yalnızca başarılı olduklarında değil, başarısız olduklarında da sevebilir; onları yalnızca gelecekleri için değil, bugün oldukları hâlleriyle de kabul edebiliriz.
Bütün bunları bir anda başarmak kolay değil. Yıllardır alıştığımız bir yaşam biçimini değiştirmek, kendimize karşı daha anlayışlı olmayı öğrenmek zaman alıyor. Ama belki de işe küçük bir yerden başlamak yeterli. Bir gün kendimize, hiçbir şey başarmamış olsak bile “Bugün de olduğum hâlimle iyiyim.” diyebilmekle…
Hepimizin biraz süte ihtiyacı var, elbette. Ama hayat yalnızca ihtiyaçları karşılamaktan, görevleri tamamlamaktan ve sorumlulukları taşımaktan ibaret değil. Arada bir durup hayatın tadına bakmaya da ihtiyacımız var. Kendimize, çocuklarımıza ve birbirimize biraz daha bal vermeye…
Çünkü yaşamak, yalnızca hayatta kalmaktan biraz daha fazlası.
Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Tarım · Bölge: Yozgat
Yayın: 01 Kasım 2026 08:49 · Kaynak: yeniufukgazetesi.com.tr