Bir Zamanlar Malatya’da Doktor Olmak, Gazeteci Olmak ve İnsan Kalmak
- Bazı hatıralar vardır, aradan yıllar geçse de eskimez
- Bir hastane koridoru, bir doktorun tebessümü, acil servis kapısında beklenen uzun saatler, bir bardak çay ve gecenin karanlığında eve ulaşmaya çalışan bir gazetecinin ayak sesleri… Hepsi dün gibi insanın hafızasında yaşar
86’lı yıllar… Malatya’nın sokaklarında başka bir hayat, hastanelerinde başka bir telaş, gazeteciliğinde ise bugün anlatması kolay ama yaşaması oldukça zor günler vardı. O yıllarda bir haberin peşine düşmek, bazen sabaha kadar süren bir mücadele, bazen kilometrelerce yürümek, bazen de insanın bütün yorgunluğunu unutturacak bir dostluk demekti.
Bazı hatıralar vardır, aradan yıllar geçse de eskimez. Bir hastane koridoru, bir doktorun tebessümü, acil servis kapısında beklenen uzun saatler, bir bardak çay ve gecenin karanlığında eve ulaşmaya çalışan bir gazetecinin ayak sesleri… Hepsi dün gibi insanın hafızasında yaşar.
Bugün geriye dönüp baktığımda, yalnızca bir dönemin sağlık hizmetlerini değil, aynı zamanda bir şehrin insan ilişkilerini, meslek ahlakını, dayanışmasını ve gazeteciliğin çileli yıllarını hatırlıyorum.
Çünkü biz o yıllarda gazeteciliği yalnızca haber yazarak yapmadık. Yoklukla mücadele ettik, imkânsızlıklarla boğuştuk, kimi zaman uykusuz kaldık, kimi zaman aç kaldık ama haberin peşini bırakmadık.
1986’lı yıllar… Bugünkü gibi cep telefonları, internet, sosyal medya, anında haberleşme imkânları yoktu. Bir olay meydana geldiğinde haberi öğrenmek, olay yerine ulaşmak, ardından hastaneye giderek gelişmeleri takip etmek başlı başına bir mücadeleydi.
Özellikle adli vakalarda ambulansla ya da ticari taksiyle hastaneye getirilen yaralıları, sedyeyle acil servise taşındıkları sırada görüntülemek için büyük çaba harcardık. Fotoğraf makinemiz elimizde, gözümüz acil servis kapısında olurdu.
Birkaç kare fotoğraf çekebilmek bile kolay değildi. Hasta yakınlarının acısı, öfkesi ve tepkisiyle karşılaşırdık. Bazen bir fotoğraf çekmek için saniyelerle yarışır, ardından ortamdan uzaklaşırdık.
Ama bizim işimiz buydu. Haber beklemek, gelişmeleri takip etmek, doğrulamak ve okuyucuya ulaştırmak…
Saatlerce acil servis önünde beklediğimiz geceler oldu. Kışın soğuğunda, yazın kavurucu sıcağında, gecenin ilerleyen saatlerine kadar hastaneden ayrılmadığımız günleri unutmak mümkün mü?
Hele bir de ulaşım meselesi vardı ki, bugünün gazetecileri belki de yaşadıklarımızı hayal etmekte zorlanır.
Gece geç saatlerde işimiz bittiğinde çoğu zaman eve dönecek araç bulamazdık. Taksi bulmak kolay değildi, her an ulaşabileceğimiz bir otomobilimiz de yoktu. Bazen Yeşiltepe’ye, o günkü adıyla Boztepe’ye kadar yürüyerek gitmek zorunda kalırdık.
Yorgun ayaklarla, gecenin sessizliğinde, kafamızda günün haberleriyle yürürdük. Bazen bir olayın heyecanı, bazen de ertesi gün yayımlanacak haberin telaşı yorgunluğumuzu unuttururdu.
Bugün iletişim teknolojisi gelişti, ulaşım kolaylaştı, haber saniyeler içinde dünyanın öbür ucuna ulaşıyor. Ancak o günlerin gazeteciliğinde başka bir emek, başka bir sabır ve başka bir mücadele vardı.
Biz yoklukla gazetecilik yaptık. İmkânlarımız sınırlıydı ama mesleğimize olan sevgimiz büyüktü.
O yıllarda Malatya Devlet Hastanesi ve acil servisi bizim için adeta ikinci bir evdi. Günün önemli bir bölümünü hastane koridorlarında geçirirdik. Doktorlarla, hemşirelerle, sağlık çalışanlarıyla zaman içerisinde öyle güzel dostluklar kurduk ki, mesleki ilişkilerimiz zamanla kardeşliğe, ağabeyliğe, ablalığa dönüştü.
Değerli meslektaşlarım o yılların nice haberine, nice olayına tanıklık ettik.
Bugün o günleri konuştuğumuzda, gözümüzün önüne yalnızca haber peşinde koştuğumuz günler değil, birlikte güldüğümüz, üzüldüğümüz, kimi zaman sabahladığımız insanlar geliyor.
Hastaneler bir şehrin aynasıdır. O yıllarda imkânlar bugünkü kadar geniş değildi. Ancak insan ilişkilerinde, karşılıklı saygıda, meslek disiplininde ve gönül bağlarında çok özel bir anlayış vardı.
Doktorlar yalnızca hastalarını tedavi eden insanlar değildi. Aynı zamanda toplumun saygı duyduğu, sözü dinlenen, davranışlarıyla örnek alınan insanlardı. Giyimleri, konuşmaları, hastalarına yaklaşımları ve mesleklerine duydukları saygıyla şehir hayatında ayrı bir yere sahiptiler.
Malatya insanının da güzel bir özelliği vardı. Şehrimize dışarıdan tayinle gelen doktorları kısa sürede bağrına basardık. Onları yabancı görmezdik. Kendi evladımız, kendi ailemizden biri gibi kabul ederdik. Doktorlarımız da bu sevgiye hastalarına gösterdikleri ilgi ve şefkatle karşılık verirlerdi.
Bugün tıpta teknoloji çok ilerledi. Gelişmiş cihazlar, laboratuvarlar, görüntüleme sistemleri ve modern tedavi yöntemleri sağlık hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası oldu.
Ancak o yıllarda doktorun bilgi birikimi, gözlemi, tecrübesi ve hastasını dinlemesi çok daha belirgin bir önem taşıyordu.
Bir hastayı dinlemek, belirtileri dikkatle değerlendirmek, yılların birikimiyle doğru teşhise ulaşmak büyük bir maharet istiyordu. Doktorlarımızın birçoğu mesleğini yalnızca bir görev olarak değil, insan hayatına dokunan kutsal bir sorumluluk olarak görüyordu.
Özel muayenehaneler vardı. Maddi durumu elveren vatandaşlarımız doktorların muayenehanelerine giderdi. Ancak imkânı olmayan hastalara yardımcı olan, ücret almadan muayene eden, gerektiğinde yol parası vererek köyüne gönderen doktorlarımız da vardı.
İşte insanın gönlünde iz bırakan asıl değerler bunlardı.
Şimdi biraz hafızamızı tazeleyelim. O yıllarda Malatya sağlık camiasında görev yapan, hastalarına şifa dağıtan, meslek hayatları boyunca şehrimize hizmet eden kıymetli doktorlarımızı tek tek hatırlayalım.
Bu isimler yalnızca birer isimden ibaret değil. Her birinin arkasında binlerce hasta, sayısız hatıra, emek ve fedakârlık var.
Devlet Hastanesi’nde en uzun süre başhekimlik görevini yapan, Malatya’mızın gururu ve bugün Malatya Tabip Odası Başkanı olan Dr. Sezai Demirel …
Dahiliye Uzmanı Dr. Ahmet Diyarbakırlı, KBB Uzmanı Dr. Abdulkadir Değirmenci, Uğur ve Funda Doğan çifti, Dr. Necdet Erdoğlu, Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Ali Galip Gündoğar, Ortopedi Uzmanı Dr. Mustafa Gündoğar, Dr. Bülent Topaloğlu, Dr.
Neşet Savaş, Dr. Ayten Savaş, Dr. Mine Ekiz, Laboratuvar Doktoru Dr. Asuman Sezer, Dr. Talat Bozkurt, Çocuk Doktoru, canım ablam Dr. Gülen Hopoğlu, Dr. Kadir Atay, Bevliye Uzmanı Dr. Gani Bulut, Dr. Ahmet Nisan Öztaş, uzun yıllar başhekim yardımcılığı yapan Diş Hekimi Dt. Nihat Tecellioğlu …
Rahmetli Nöroloji Uzmanı Dr. Kadir Değirmenci, Üroloji Uzmanı Dr. Şerafettin Erdoğan, Genel Cerrah Dr. Doğan Kantarcı, Dahiliye Uzmanı Dr. Abdulkadir Kaya ve eşi Dr. Şahinaz Kaya, Göz Uzmanı Dr. Ali Rıza Özgül, Dr. Aysun Köylüoğlu, Cildiye Uzmanı Dr.
Ziya Köylüoğlu, Kadın Doğum Uzmanı Dr. Turgut Murat Pektekin, Dr. Selçuk Kutluk, Genel Cerrah Dr. Mustafa Ateş, Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Levent Demiralp, Nefroloji Uzmanı Dr. Savaş Sipahi, Psikiyatri Uzmanı Dr. Cafer Karabulut, Genel Cerrah Dr.
Mustafa Eroğlu, Dahiliye Uzmanı Dr. Erdal Göçmez, Dr. Remzi Özhan, İntaniye Uzmanı Dr. Rüstem Turan, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. İrfan Atasoy, Nöroloji Uzmanı Dr. Yusuf Ziya Bahşi, Kardiyoloji Uzmanı Dr. Sezai Orhan, Beyin Cerrahı Dr.
Bülent Bozyiğit, KBB Uzmanı Dr. Nihat Kavukçuoğlu, Dr. Lütfü Karslıoğlu, Çocuk Doktoru Dr. Celal Kalkan, Göz Uzmanları Dr. Halil Aslan ve Dr. Naki Doğan, Beyin Cerrahı Dr. Ramazan Başkan, Nöroloji Uzmanı Dr. Cengiz Erata, Psikiyatri Uzmanı Dr.
Ahmet Ünal, Dr. Mehmet Gülersönmez, İntaniye Uzmanı Dr. Turan Aslan, Çocuk Doktoru Dr. Mehmet Gündüz, KBB Uzmanı Dr. Şinasi Karamel, Göz Uzmanı Dr. Selahattin Korkmaz, rahmetle andığımız Diş Hekimi Dt. Ali Ulvi Gökalp, 6 Şubat depreminin şehidi Dr.
Ekrem Tuncer, Op. Dr. Erol Özmutlu, Kadın Doğum ve Psikiyatri Uzmanı Dr. Levent Ermete ve Dr. Abdullah Gelen …
Her birinin Malatya’nın sağlık geçmişinde ayrı bir yeri, ayrı bir hatırası var.
Elbette insan hafızası kusursuz değil. İsimlerini burada anamadığım, emeği geçmiş başka değerli doktorlarımız da varsa hoşgörülerine sığınıyorum. Bu satırlar bir sıralama yapmak için değil, bir dönemin insanlarını unutturmamak için kaleme alınıyor.
Hastaneleri yalnızca doktorlardan ibaret sanmayın. O koridorların düzeninde, hastaların bakımında, acil servislerin işleyişinde ve günlük hayatın akışında sağlık çalışanlarının büyük emeği vardı.
Başhemşire Firdevs Karakaş ve sonrasında bu hizmeti devralan Tuba Aydoğdu …
Başhemşire yardımcıları Nevin Yalvaç, Hafize Gürkan, Saadet Değirmenci, Makbule Koç, Kıymet Özbay ve Emine Dede …
Bir de Kan Bankası’nın güler yüzü, gönlümüzün ablası Saadet Yıldırım vardı.
Onunla ilgili unutamadığım küçük ama benim için çok kıymetli bir hatıram var.
Belki onun için sıradan bir çay ikramıydı ama bizim için o kadar kıymetliydi ki… O çayın tadı, bugün bile hafızamda duruyor. Çünkü o bardakta yalnızca çay değil, insanlık, samimiyet ve gönül zenginliği vardı.
Başhekim sekreterleri Sevim Abla, Meryem Çelik ve halen Eğitim ve Araştırma Hastanesi Özel Kalemi’nde görev yapan kıymetli kardeşim Murat Bayındır …
Sizler de o günlerin ayrılmaz parçalarıydınız.
Bu satırları yazarken içimden bir başka isim daha geçiyor.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Sağlık
Yayın: 01 Kasım 2026 04:34 · Kaynak: malatyaflashaber.com