Habermetrik
← Ana Sayfa
Mardin 25 Ekim 2026 07:43 · Güncelleme 14:01
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Tolga Turan yazdı: Haklılık Uğruna Kırılan Bağlar

Tolga Turan yazdı: Haklılık Uğruna Kırılan Bağlar
Görsel kaynağı: mardinhaber.com.tr
⏱️ 5 dk okuma

İnsan bazen haklı olduğunu anlatmaya o kadar odaklanır ki karşısındaki insanla arasındaki bağı nasıl zedelediğini fark etmez. Söylediği sözün doğruluğunu kanıtlamak ister, geçmişte yaşananları yeniden gündeme getirir, karşı tarafın hatalarını birer birer sıralar.

Tartışma uzar, sesler yükselir, kalpler kırılır. Sonunda taraflardan biri susar. Peki, bu sessizlik sorunun çözüldüğünü mü gösterir, yoksa artık konuşmanın bir anlamı kalmadığına mı işaret eder? Günlük hayatımızda birçok ilişkinin benzer nedenlerle yıprandığını görüyoruz.

Eşler, anne babalar ve çocuklar, kardeşler, dostlar… Herkesin kendisine göre haklı olduğu bir gerekçesi var. Ancak çoğu zaman kimse, yaşanan anlaşmazlığın kendi davranışlarıyla nasıl bir bağlantısı olabileceğini düşünmek istemiyor.

Başkasının hatasını görmek kolay, kendimize dönüp bakmak ise zor geliyor. Oysa insan ilişkilerinde asıl mesele her zaman kimin haklı olduğu değildir. Bazen daha önemli olan, yaşanan sorunun nasıl çözüleceği ve tarafların birbirlerine karşı saygılarını nasıl koruyacağıdır.

Çünkü haklı olmak, karşımızdaki insanı anlamadığımızda ya da onu inciterek kendimizi ifade ettiğimizde tek başına yeterli olmaz. Bir evlilikte yaşanan tartışmayı düşünelim. Eşlerden biri, yıllardır yaptığı fedakârlıkların görülmediğini düşünüyor.

Diğeri ise kendisine yeterince değer verilmediğinden yakınıyor. Biri geçmişte verdiği emekleri anlatırken diğeri yaşadığı kırgınlıkları sıralıyor. Her ikisi de anlaşılmayı bekliyor fakat konuşma ilerledikçe birbirlerini anlamaktan uzaklaşıyorlar.

Bir süre sonra mesele, ilk tartışmanın konusu olmaktan çıkıyor. Artık kimin daha çok fedakârlık yaptığı, kimin daha fazla hata işlediği ve kimin özür dilemesi gerektiği konuşuluyor. Taraflar birbirlerini dinlemek yerine cevap yetiştiriyor.

Oysa bir evlilikte eşlerin birbirine karşı kazandığı her tartışma, ilişkinin kazandığı anlamına gelmez. Bazen bir insan haklılığını kanıtladığını düşünürken karşısındaki insanın kendisine duyduğu yakınlığı kaybedebilir. Bu nedenle kendimize şu soruyu sormalıyız: Ben bu konuşmada çözüm mü arıyorum, yoksa karşımdakine haksız olduğunu mu kanıtlamaya çalışıyorum?

Aile içindeki anlaşmazlıklar da çoğu zaman benzer bir çıkmaza giriyor. Anne baba, çocuğunun kendilerini dinlemediğini düşünüyor; çocuk ise anlaşılmadığını hissediyor. Anne baba verdiği emeğin karşılığını görmek istiyor, çocuk kendi düşüncelerine saygı gösterilmesini bekliyor.

İki taraf da kendi açısından haklı olabilir. Ancak bir tarafın yaşadığı duyguları anlatması, diğer tarafın kendisini hemen savunmaya geçmesini gerektirmez. Anne babanın iyi niyetle söylediği bir söz, çocuğun kendisini yetersiz hissetmesine neden olabilir.

Çocuğun öfkeyle verdiği bir cevap da anne babasını derinden incitebilir. Burada önemli olan, kimin daha çok kırıldığını belirlemekten önce birbirini kıran davranışları fark etmektir. Çünkü bir ailede herkes yalnızca kendi duygularını anlatır, diğerinin duygularını dinlemezse ortak bir çözüm bulmak giderek zorlaşır.

Elbette her anlaşmazlıkta sorumluluk eşit değildir. Şiddet, tehdit, baskı veya ciddi haksızlıkların bulunduğu durumlarda sınır koymak ve güvenliği öncelik olarak görmek gerekir. Hiç kimse bir ilişkiyi sürdürmek adına maruz kaldığı haksızlığı kabullenmek zorunda değildir.

Ancak günlük yaşamda ortaya çıkan pek çok anlaşmazlıkta, insanın kendi davranışlarını da değerlendirmesi çözümün kapısını aralayabilir. Peki, kendimizi sorgulamak neden bu kadar zor geliyor? Çünkü insan kendi hatasını kabul ettiğinde alıştığı düşünce biçimini değiştirmek zorunda kalıyor.

Yıllardır kendisini haklı gördüğü bir konuda başka bir ihtimalin varlığını kabul etmek kolay değil. Bu yüzden bazen bir özür dilemek yerine uzun açıklamalar yapıyor, bir yanlışını kabul etmek yerine karşısındakinin daha büyük hatalarını anlatmaya başlıyoruz.

Oysa “Ben de yanlış yaptım.” diyebilmek bir kayıp değildir. İnsanın kendi davranışlarının sorumluluğunu üstlenmesidir. Özür dilemek de her konuda haksız olduğumuzu kabul etmek anlamına gelmez. Yalnızca kendi sözümüzün veya davranışımızın karşı tarafta oluşturduğu etkiyi görebildiğimizi gösterir.

Ancak özrün gerçek bir karşılık bulması için davranışlarımızın da değişmesi gerekir. Sürekli aynı sözü söyleyip ardından özür dilemek, zamanla özrün anlamını zayıflatır. Güven, yalnızca güzel sözlerle değil, tutarlı davranışlarla yeniden kurulabilir.

Bazen bir ilişkiyi onarmak için uzun konuşmalar yerine, aynı hatayı tekrarlamamak ve karşımızdaki insanı gerçekten dinlemek daha değerlidir. Aile ve evlilik danışmanlığı alanındaki gözlemlerim, insan ilişkilerinde dinlemenin en az konuşmak kadar önemli olduğunu düşündürüyor.

Dinlemek, karşımızdakinin her söylediğini kabul etmek değildir. Onun düşüncesini anlamaya çalışmaktır. Bir insanın neden kırıldığını anlamak, bütün sorumluluğu üzerimize almak anlamına gelmez. Ancak karşı tarafın duygularını görmezden gelmeden konuşabilmek, anlaşmazlıkların büyümesini önleyebilir.

Bu yaklaşım yalnızca aile içinde değil, arkadaşlık ve kardeşlik ilişkilerinde de önemlidir. Bazen iki kardeş, geçmişte yaşanan bir olay nedeniyle yıllarca konuşmaz. Her biri kendisine yapılan haksızlıkları hatırlar, fakat ilişkinin yeniden kurulması için ilk adımı atmayı istemez.

Zaman geçer, hayat devam eder. Bir gün geriye dönüp bakıldığında ise kimin hangi tartışmada haklı olduğundan çok, birlikte geçirilemeyen zamanın önemi anlaşılabilir. Elbette her kırgınlık kolayca giderilemez ve her ilişki yeniden kurulamaz.

Fakat insan, kendisine düşen sorumluluğu üstlenmekten vazgeçmemelidir. Bazen bir ilişkiyi korumak için önce kendi üslubumuzu değiştirmemiz, bazen de karşı tarafın sınırlarına saygı göstermemiz gerekir. Önemli olan, haklılık arayışının bizi nasıl bir insana dönüştürdüğünü fark edebilmektir.

Bugün kendimize birkaç soru soralım: Bir tartışmada karşımdakini gerçekten dinliyor muyum? Hata yaptığımda bunu kabul edebiliyor muyum? Haklı olduğumu göstermek uğruna sevdiğim insanı incittiğim oluyor mu? Bir anlaşmazlığı çözmek için attığım adımlar, bizi birbirimize yaklaştırıyor mu, yoksa aramızdaki mesafeyi mi artırıyor?

Bu soruların cevapları her zaman kolay olmayabilir. Ancak insanın kendisiyle yüzleşmesi, ilişkilerini daha sağlıklı bir zeminde değerlendirebilmesinin ilk adımlarından biridir. Her zaman haklı çıkmak isteyen kişi, zamanla karşısındaki insanın ne hissettiğini gözden kaçırabilir.

Oysa ilişkilerin devamı için bazen savunmayı bırakıp dinlemek, suçlamayı bırakıp anlamaya çalışmak gerekir. Unutmayalım, hayatımızdaki insanlar yalnızca tartışmalarda bize hak veren kişilerden ibaret değildir. Onlarla aramızdaki bağ; sevgi, güven, saygı ve anlayışla güçlenir.

Bunları korumak için her düşüncemizden vazgeçmemiz gerekmez. Ancak doğru olduğumuza inandığımız bir şeyi dile getirirken karşımızdaki insanın da bir kalbi, bir geçmişi ve kendisine göre yaşanmışlıkları olduğunu unutmamalıyız.

Çünkü bazen insan haklılığını korumak uğruna en değerli bağlarını yıpratır. Günün sonunda önemli olan, her tartışmadan galip çıkmak değil; birbirimize duyduğumuz saygıyı kaybetmeden yolumuza devam edebilmektir.

Kaynaklar: mardinhaber.com.tr
Haber metni ve görseller mardinhaber.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Genel · Bölge: Mardin
Yayın: 25 Ekim 2026 07:43 · Kaynak: mardinhaber.com.tr
Kaynağı Oku ↗