Habermetrik
← Ana Sayfa
Iğdır 24 Eylül 2026 08:07
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Mahmut Aşkar Yazdı: Toplumsal Vicdan Körelirse

Mahmut Aşkar Yazdı: Toplumsal Vicdan Körelirse
Görsel kaynağı: guvengazetesi.com.tr

Bir büyük edebî şahsiyeti anma gününe davet edilmişsiniz. Hemen her etkinlikte boy gösteren tanıdık simaların yanı sıra, yerinden oynamış “ağır taşlar”ın da orada oluşunu, siyasî yatırım olarak yorumluyorsunuz. Toplum içinde farklı konumlarda bulunan ve değişik sıfatlara sahip her konuşmacı hemen hemen aynı basmakalıp cümlelerle kendini ifade ederken, “Sizi gidi internet kopyacıları!” diyorsunuz içinizden. Kenardan bir gözlemci gibi baktığınızda, herkes herkesin çapını iyi bilmesine rağmen sahnelenen bu “tiyatro”yu anlamaya çalışıyorsunuz: Bir büyük edebî değer üzerinden herkes kendine paye kapma derdinde. Durumdan rahatsız olanlar ise susmayı tercih ediyor.

Vicdanlı bir kamu görevlisi, onlarca insanın kendi kurumunda çalışıyormuş gibi yapıp, her ay düzenli olarak maaş aldıklarına isyan ediyor. Siz sorunuzu sormadan o cevaplıyor: Bundan herkes haberdardır ama herkes birbirini kolluyor. Kimi kime şikâyet edeceksin!

Yönetici halkın derdine sağır kesilirse, yönetilen acıyı bal diye yutar.

Malikânede yetiştirilen bitkilerden yapılan çeşitli ilaçları yaşlı kadın şişelere yerleştirerek masanın üzerine dizermiş. Kabul ettiği insanlar gayet alçak bir ses tonuyla hastalığını anlatır ve düşes (Avrupa’da soyluluk unvanı) hala da şişedeki ilaçlardan birini seçip hastaya verirmiş. İşin ilginç yanı ise, alçak sesle konuşulanları hiç duymayacak kadar kulakları ağır işiten düşes, hastalığını anlatanları sanki anlarmış gibi, ilaç almak için sıraya girenler de, yaşlı kadının bu sahte tavırlarını onaylarmış gibi rol yaparlarmış. Yani derdi anlamadan derman dağıtan soylu halaya itiraz eden olmazmış. “Bu eczane oyununa katılanlar bir ritüelin parçasıydılar. (…) Düşes ve köylüleri yalnızca iyi rol yaptıkları için birbirine bağlıdır. (Richard Sennet, Saygı/Eşit olmayan Bir Dünyada, s. 223-225)”

Soylu/düşes sağırın söylenenleri işitirmiş gibi rol yapmasını, konuşan tebaanın da bu durumu bilmezmiş gibi davranmasını; Osmanlı’da reaya (yöneten) ve tebaa (yönetilen) ilişkisiyle veya günümüz ifadesiyle, siyaset ve menfaat bağlamında yorumlamak gerekir. Çünkü ferdî çıkarları söz konusu olunca bu kalibredeki insanlar için din gibi vatan gibi bütün ulvî kavramlar bile teferruattır. Evet, bizim toplumda da çıkarları söz konusu olduğunda görenler kör, duyanlar sağır, konuşanlar dilsiz rolü oynadığında, toplumsal vicdan köreldikçe körelir. Toplumsal vicdanın köreldiği yerde, ne pahasına olursa olsun, herkes kendini kurtarma çabasına girer. Ve neticede B. Ağırdır’ın dediği gibi, “Ülkeyi kurtaramıyorsak bari kendimizi kurtaralım arayışı (Oksijen Gazetesi, 11-17 Eylül 2026),” türünden bir gerekçeye sığınılır.

Dreyfus sizin neyiniz olur?

Toplumsal vicdan körelmeye yüz tuttuğunda, haklının hakkı teslim edilmez; adalet terazisi güçlüden yana tartmaya başlar. Bilmeyenler için “Dreyfus Olayı”nın özeti: Alfred Dreyfus, Fransız ordusunda yüzbaşı rütbeli bir subayken (1894) Alman ordusuna casusluk suçlamasıyla tutuklanır. Dreyfus casusluk yapmamıştır fakat Yahudi kökenli olduğundan dolayı şüpheler onun üzerinde yoğunlaşır ve ömür boyu hapse mahkûm edilir. Bu haksızlığa karşı Emile Zola, “Suçluyorum” başlıklı bir açık mektupla kampanya başlatarak olayın seyrini değiştirir.

Fransız edebiyatının önemli yazarlarından E. Zola, bir aydın sorumluluğuyla entelektüel duruş sergileyerek, kim veya ne olduğuna bakmaksızın, haklının yanında yer almış, adil yargılamayı savunmuştur. Bu olaydan sonra Dreyfus, haksızlığa uğramış mağduru, Emile Zola da, kim olursa olsun, o günden bugüne mağdurların, toplumsal vicdanın yükselen sesi olmuştur. Toplumsal vicdan körelmeye yüz tutunca, insanlar üzerine bir bıkkınlık ve yılgınlık çökmeye başlar; şikâyet mercilere kadar şikâyetçilerin de sayısı azalır. Halk arasında yaygınlaşan, “Kimi kime şikâyet edeceksin?” sorusu zaten başlı başına bir teslimiyetin habercisidir.

Ne yazık ki ülkemizde mağduriyete uğramış Dreyfusların giderek artan sayısına karşılık onları savunacak Emile Zolaların sayısı azalıyor. Her dinî ve siyasî görüşün temsilcisi kadar fert olarak herkes elini vicdanına koyarak, kendisinden olmayan, “bizden değil” diyeceği fakat haksızlığa uğramış insanın hakkını, bir Emile Zola misali savunacak yüreğe sahip olup olmadığına bakmalıdır.

Kaynaklar: guvengazetesi.com.tr
Haber metni ve görseller guvengazetesi.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Teknoloji · Bölge: Iğdır
Yayın: 24 Eylül 2026 08:07 · Kaynak: guvengazetesi.com.tr
Kaynağı Oku ↗
Paylaş: X WhatsApp