Aydın Şimşek’in kaleminden sanat ve iktidar
- Yazının başına oturunca masada Aydın Şimşek’in Sanat ve İktidar1 kitabı gözüme takıldı
- Doğrusu epeydir elimde, okuyup duruyordum zaten
Yazının başına oturunca masada Aydın Şimşek’in Sanat ve İktidar1 kitabı gözüme takıldı.
Doğrusu epeydir elimde, okuyup duruyordum zaten.
Dışarda usul usul yağan yağmur, masamdaki kitap, beni böylece bu hafta gazete için yazacağım plandan etti.
Peki planlanan neydi?
İkiçeşmelik semtine İstanbul’dan birkaç yıl önce taşınan ve orada oturan ressam Dilşad Atasoy’la buluşmak ve semtte varsa değişimleri konuşmaydı.
Ama olamadı derler ya, neye niyet neye kısmet, böylece bu haftaki yazımız arkadaşım Aydın Şimşek’in kitabından söz etmek olacak.
Tabii Şimşek, gayet yetkin bir araştırmacı, şair, romancı, yayıncı ve bunların yanında İzmir ve Bodrum’da olmak üzere iki kültür merkezini de ayakta tutuyor.
Görüldüğü gibi birkaç şapkası olan bir yazar dostumuz.
Lakin biz bugün onun Sanat ve İktidar kitabını yazacağız.
Tabii baştan söyleyelim; Şimşek, kitabında irdelediği sanata ve iktidara ait kavramları tarihsel geçmişiyle ele alıyor ve bu iki kavramın da ekonomik ve siyasal süreçlerle olan ilişkisini yetkin bir biçimde ortaya koyuyor.
250 sayfalık kitap okunduğunda sanat ve bu kavram etrafında yaşam bulan değişimler, akımlar bütün hikayeleriyle dile getiriliyor.
Üstelik bu kavramlar anlatılırken toplumsal gelişmelerdeki kırılmalar, ekonomik gelişmeler, bilimsel devrimler gibi bir dizi dinamik de bu çözümlemede yer buluyor.
Marks’ın, “Tarihi açıklayan sınıf mücadeleleridir ama son çözümlemede sınıfları da belirleyen ekonomidir.” saptaması kitap boyunca çözümlemelere eşlik ediyor, sanattaki değişimler bu bağlamda ilerliyor. Dolayısıyla sanatsal akımlar bağlamlarından koparılmadan ortaya çıktıkları anın, dönemin bütün toplumsal olaylarını öyküye dahil ediyor.
Kitabı okuyan aynı zamanda kitabın üst başlığında belirtildiği gibi siyasal tarih okumasını da beraberinde yapmış oluyor.
Bilindiği gibi sanatın öyküsü insanın varlığıyla başlıyor.
Ancak esas hikâye ticaretin gelişmesi ve kentlerin ortaya çıkmasıyla hızlanıyor.
Elbette bu uzun bir süreç.
Öncesi feodal dönem.
Uygarlığın bu döneminde ekonomi feodal beylerin elinde.
Derebeyleri, prens ve krallar gücü elinde bulunduran kesim.
Kısaca monarşik bir yönetim tarzı var.
Bu yapı içinde gelişen sanat en çok kendini mimaride gösteriyor.
Büyük yapılar, sütunlu kale kapıları, katedral ve kiliseler, döneme damga vuruyor.
O yılların içinde ve sonuna doğru, 1300’lü yıllardan itibaren; Dante, G. Boccaccio, Leonardo Bruni, Lorenzo Vella gibi şair ve düşün insanları ortaya çıkıyor.
Ortak özellikleri feodal değerler yerine, insana ilişkin özgürlükleri savunmak oluyor.
14. yüzyılın sonlarında paranın dolaşıma girmesi, 15. yüzyılda bankacılık sistemi, bunu takiben deniz ulaşımındaki kolaylıklar ve yeni kıtaların keşfi, sanayi devrimi gibi yenilikler başka dünyaların kapısını aralamayı getiriyor beraberinde.
Artık Ortaçağ’ın toprak beyleri, prens ve kralları güçlerini kaybetmiştir.
1547-1610 modern romanın babası sayılan Cervantes’i İspanya’da (1564-1616), Shakespeare’i İngiltere’de görüyoruz.
Hemen bu tarihi aralıkta Jean-Jacques Rousseau’yu, Voltaire’i, D. Diderot’yu saymazsak olmaz. Onlar da Avrupa’nın göbeğinde, Fransa’da boy atıyorlar.
Sonrası 1789 Fransız Devrimi ve ticarette çok kullanılan su yollarının Akdeniz’de rota değiştirmesi nedeniyle oluşan yeni zenginlikler.
Ve buna bağlı olarak burjuvazi diye anılan yeni bir sınıfın ortaya çıkması.
Bu sınıfın ortaya çıkması çok sayıda işçinin çalıştığı fabrikalara yakın kentlerde oturması anlamına geliyor.
Bu da sanatın artık eskisi gibi olamayacağı, senyörü, prensi ve kralı öven sanatın geride kaldığı bir durumdur.
Sonra dünyayı da değiştiren Fransız İhtilali geliyor.
Şimşek, bu halk devrimi için; “…1789 Fransız İhtilali’ni düşünce yönünden Voltaire’in sosyal ekonomik reform görüşü, kuvvetler ayrılığı ilkesi yönünden Montesquieu’nün, kişilik haklarıyla birlikte, halkla, halk egemenliğini kuran sosyal mukavele anlayışı yönünden Rousseau’nun görüşleri beslemiştir.”2 diyor.
Şimşek, bu dönemlere denk gelen sanatçıların adlarını da sayıyor kitapta.
Tabii sanatın ve sanatçıların uzun mücadelesini görüyoruz bu süreçte.
Kimi zaman bu, toplumun bizzat kendi kılcal damarlarına sinmiş tutucu görüşüyle oluyor.
Çoğu zaman da o sırada erki elinde bulunduran güçle bu savaş başlatılıyor.
Bu kısımda Şimşek daha başta, önsözde şu saptamayı önümüze koyuyor:
“…Sanatçı bilir ki hemen her siyasal iktidar bazen devrimcidir, çoğunlukla da tutucu ve muhafazakârdır.”
Peki sanatçı?
Onu da belirtiyor, sanatçının da “…sağduyu karşısında olasılıklara, fantezilere, radikalizme kadar uzanan bir yığın tutku” beslediğini ve bunun yerleşik erk’le uyuşmayacağına neden olacağını dile getiriyor baştan.
İşte, böyle bir bağlamda yürüyor sanat ve iktidar ilişkileri.
ŞİMDİ GELİN SANAT AKIMLARINA BAKALIM!
Klasik anlayışla başlayalım.
Esasta bu akımı yazının daha başında anlattık. Toprak sahipleri, prens ve kralların hüküm sürdüğü bir monarşinin varlığı söz konusu bu dönemde.
Dolayısıyla sanatın da mimaride büyük kaleler, kiliseler inşa etmekten öteye geçmediği görülüyor.
Sormayan, eleştirmeyen bir tarz benimsenmiş, insanın sevincine, üzüntüsüne bu sanat anlayışında yer verilmiyor.
Bunun yerine soyluların yüceliği önem kazanıyor.
Aşk, sevgi, barış gibi insani özellikler ise bu dünyanın değil, mitoloji dünyasının konusu olarak öteleniyor.
Bu akım 18. yüzyılda kentsoyluların güçlenmesiyle zamanını doldurarak tarihin sayfalarında yerini almaya başlamıştır.
Yeni gelen akım Romantizm.
Aydın Şimşek, Romantizmi, klasik anlayışa tepki olarak belirtikten sonra toplumsal ilişkilerdeki değişimin bunu tetiklediğini söylüyor.
“…Özellikle Avrupa aydınlanmacılığı, Rönesans, Fransız Devrimi…” gibi olayların bunda rolünün olduğunu belirtiyor.
Şair-yazar Lamartine, Victor Hugo bu akımın öncüleridir.
“Romantiklerde ulusal dil ve dil bilincine dayanmak son derece önemlidir.”3
Bir diğer özellik de “…sanatçıların ellerindeki tüm esinlenme yetileri ile gerçekleri gözyaşlarına çevirmeleri,” olarak niteleniyor.
Rus edebiyatının önemli romantiği Puşkin, Alman edebiyatından Goethe ve Heinrich Heine’yi de unutmayalım!
Romantik döneminin başka ilginç bir özelliğini de anlatıyor Şimşek:
1848 devrimi sonrasında yapılan seçimlerde Lamartine ve Hugo meclise girmeyi başarır. Baudelaire ve Leconte de Lisle ise seçimi kazanamaz.
İki sanat insanı parlamentoya giriyor, ikisi dışarda kalıyor.
Yine bize benzeyen başka bir olay, Aralık 1848’de cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacaktır.
Lamartine ve Napolyon aday oluyor ve seçim Napolyon’un oluyor. Tuhaf olan ise bir monarşist olan Napolyon’a Hugo’nun destek olmasıdır.
Napolyon daha sonra Cumhuriyetçilere savaş açacak ve ona destek vermiş olan Hugo da bundan payına düşeni alacaktır. Neyse ki Hugo, Belçika’ya kaçarak canını Napolyon’un gerici şiddetinden (belki de giyotinden) kurtarır.
Sembolizm, Romantizmden sonra geliyor. 1850 bu akımın ortaya çıktığı tarihtir.
Rimbaud, Verlaine, Mallarme ve Baudelaire gibi edebiyatın önde gelen isimleriyle bu akımı anımsayabiliriz.
Bu dörtlü bu akımın öncüsü olmuştur.
Peki, istenen nedir?
Bu şairler en başta şiirin basitleştirilmesine, biçimsel olarak düz yazıyla birbirine yaklaştırılmasına itiraz ediyor.
Düz ve basitliğin yerine gizemli ve sembollerle seçilen bir anlatı olması yeğleniyor.
“…Mutlak ve somut nesnelliğe karşı çıkıp nesnelerin içerisindeki gize, arka cephelerine…”4 bakılması isteniyor. “Bir bakıma sanatsal nesne doğanın dışa yansıyan bilinci ve eylemleriyle değil, bilinçaltının ortaya çıkarılmasıyla, çözümlenmesiyle ilgilidir.”5 deniyor.
Kitabın bir de modern sanat akımları kısmı var.
Fütürizm, Dadaizm, Kübizm gibi…
İsterseniz öbür yazıda onları da kısaca anlatalım.
Dostumuz Şimşek, emek dolu bu çalışmayla her edebiyatçının okuması gereken bir kitaba imza atmış.
Bunları bilmeden yazmak elbette olası değil!
En azından bunlar bilinmeden yazacağınız her neyse eksik kalır, diyelim.
Öbür yazıda görüşmek üzere.
1 Sanat ve İktidar, Aydın Şimşek, deneme-inceleme, Kanguru Yayınları, 2007 (3. Baskı: Ocak 2012), 223s.
2 agy, s.101/ 3 agy, s.113
4-5 agy, s.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Siyaset
Yayın: 06 Kasım 2026 05:00 · Kaynak: gazeteyenigun.com.tr