Ölü Sinek Barı üzerine | Arzu Bahar
- Çocukluğumun geçtiği mahallede Ermeni bir komşumuz vardı
- Mahallenin ortasından geçen yokuşun ortalarında, iki katlı bahçeli bir evde otururdu
Çocukluğumun geçtiği mahallede Ermeni bir komşumuz vardı. Süpüka Teyze. Mahallenin ortasından geçen yokuşun ortalarında, iki katlı bahçeli bir evde otururdu. Bu topraklarda doğup büyümüştü ve gelenek göreneklerimizi iyi bilirdi.
Bizimle birlikte dini bayramları kutlardı mesela. Bembeyaz mendilin içine koyduğu şeker ve bozuk paralarla elini öpmeye gitmemizi beklerdi. Elbette işin ucunda hem şeker hem de para olunca -ki ikisini bir arada bulmak zordu- bütün mahallenin çocukları sıraya girer, ezberlediğimiz cümleyi tekrarlar, “Bayramın mübarek olsun Süpüka Teyze,” diyerek elini öperdik.
O da hepimizi tek tek öper, hediyelerimizi verirdi. Sonra Süpüka Teyze ve mahallenin çocukları hiç bilmediğimiz zamanlarda, hiç bilmediğimiz bir bayram daha kutlardık. Büyük ihtimalle büyüklerimiz de kutlardı, biz fark etmezdik.
Renk renk boyadığı yumurtaları, pişerken dışarı taşan kokusuyla herkesin ağzını sulandıran nefis bir çöreği komşularına, sokaktan çağırdığı çocuklara dağıtırdı.
Ölü Sinek Barı’nı okurken çocukluğuma döndüm. Mustafa Balel, öykülerinde iç içe geçmiş birbirinden beslenmiş, birbirini beslemiş hayatları öylesine doğal bir dille anlatmış, betimlemeleri öyle ölçülü kullanmış ki okur, o sokaklarda yazarla birlikte dolaştığı hissine kapılıyor.
Bazen İstanbul sokaklarında bazen Sivas’ta, Tokat’ta, Ardahan’da ya da Anadolu’nun herhangi bir yerinde hepimizin az çok bildiği, benzerlerini yaşadığımız anılara alıp götürüyor bizi. Hayatın içinden, her gün gördüğümüz insanları anlatan öykülerinde kahramanları tanıyormuş gibi çeviriyoruz sayfaları.
Sonra kendimizi kaptırmış okurken, mesela birdenbire acımasız töreler çarpıyor yüzümüze ve o törenin bir çocukta bıraktığı hasar, yazarın aynı akıcı ve yumuşak anlatımıyla düşüveriyor önümüze. Başka bir çocuğun duyduğu vicdan azabını hissediyoruz sonra.
Keskin kişniş kokusu, zeytin ağacının gölgesi, balkondan düşen bir kolyenin asfaltta çıkardığı ince tını kitap boyunca eşlikçimiz oluyor. Öykülerde yaşanan hayatlara eşlik ediyoruz kitap boyunca.
Mustafa Balel’in öykülerini okurken, uzun süredir pek de rastlamadığım bir nokta daha dikkatimi çekiyor. Başından sonuna kadar bağlamından kopmadan, yorulmadan takip edebildiğim uzun cümleler. Bence bu bir ustalık göstergesi.
Kısa cümlelerle okurun dikkatini diri tutmayı amaçlamak bir tercih meselesiyken yazarın öykünün ritmini bozmadan, okuru bunaltmadan, aynı akıcılıkla bunu başarması okuma keyfimi artırıyor.
Mustafa Balel, uzun bir aradan sonra çok güzel öykülerle okuruyla buluşmuş. Ne güzel olmuş. Ölü Sinek Barı, ismi ile dikkatimizi çeken -bence harika bir isim- sayfalar arasında geçmişe döndüğümüz, yazarın sakin anlatımıyla dinlenip huzur bulduğumuz bir kitap.
Kategoriler Yazı Goncourt ödüllü yazar Jaenada: “Romanımı yazarken yapay zekâdan yararlandım” "Kelebek Çalısı" Sessiz Hayatların İçinden Akan Usul ama Güçlü Bir Nehir | Bahar Gerçek Doğru Kronos'un Gölgesi | Duygu Üzel Banksy, Saray ve Ötesi: Aynanın 10. Harika Etkisi ve Panoptikonun Birleşiksi | Sinem Uğurlar PKD’nin zihnine yolculuk | Burak Soyer Ailesine düşkün şair | Kadir Serkan Selçuk Tek cümleyle edebiyat nedir? | Emrah Polat Yorum yapın Yanıtı iptal et Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Siyaset
Yayın: 06 Kasım 2026 01:12 · Kaynak: edebiyathaber.net