Bitmeyen sorunlarla başlayan yeni öğretim yılı: Maarif Modeli var; temizlik, güvenlik ve ücretsiz yemek yok
Özel Haber Araştırma Köşe Yazıları Söyleşi Podcast Kısa Dalga Bülten Kısa Dalga Tv Daha Fazla ▼ Dünya Ekonomi Gündem Kadın Konuk Yazar Kültür Sanat Magazin Otomobil Politika Sağlık Spor Teknoloji Yaşam Yazarlar Ana Sayfa Yazarlar Bitmeyen sorunlarla başlayan yeni öğretim yılı: Maarif Modeli var; temizlik, güvenlik ve ücretsiz yemek yok HASAN AYDIN Yazarın Tüm Yazıları > Bitmeyen sorunlarla başlayan yeni öğretim yılı: Maarif Modeli var; temizlik, güvenlik ve ücretsiz yemek yok Yayınlanma: 16/09/2026 02:22 HASAN AYDIN
Yaklaşık 17 milyon öğrenci ve 1,2 milyon öğretmenin ders başı yapacağı 2026-2027 eğitim öğretim yılı, 14 Eylül'de yine sorunlarla başlıyor.
Milyonlarca öğrenci bu tarihte yeniden okul yollarına düşecek. Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, daha önce belirlenmiş bir okulda açılış törenine katılarak yeni eğitim öğretim yılına ilişkin mesajlarını verecek.
Bakan Tekin, 13 Eylül'de yayımladığı mesajında ise 2026-2027 eğitim öğretim yılının temel sorunlarına değinmekten çok, Türkiye Yüzyılı Maarif Model’inin nasıl bir insan yetiştirmeyi hedeflediğini anlatan bir vizy on ortaya koydu.
Okullarda zilin çaldığı ilk gün, okul bahçelerinde düzenlenen törenlerde çoğu okul yöneticisi okul kurallarından, yönetmeliklerden ve uyulması gereken disiplin hükümlerinden söz ederken, gelecekte otoriteyi sağlamak amacıyla ses tonlarını yükseltmeyi de ihmal etmeyeceklerdir.
Bazı öğrenciler, uzun yaz tatilinin verdiği rehavetle okula dönmekten hoşnut olmazken, okula yeni başlayacak öğrencilerde ise heyecanlı bekleyiş giderek artacaktır.
Büyük şehirlerde servis araçlarının yollara çıkması ve binlerce velinin özel araçlarıyla çocuklarını okula bırakması, ilk gün trafik yoğunluğunu da beraberinde getirecektir.
Son yayımlanan MEB genelgesinde; okullara giriş ve çıkışların kontrollü şekilde sağlanacağı, yaya ve araç trafiğinin birbirinden ayrılacağı, kör noktaların aydınlatılacağı, acil durumlarda tahliyenin sağlanacağı ve ilgili kurumlarla eş güdüm içerisinde koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınacağı belirtiliyor. Ayrıca randevusuz veli ziyaretlerine izin verilmeyeceği ifade ediliyor.
Ancak genelgede, okul güvenliğinin hangi somut yöntemlerle ve hangi standartlar çerçevesinde sağlanacağına ilişkin ayrıntılı bir yol haritasına yer verilmemişti.
Geçen yıl ve daha önceki yıllarda okullarda yaşanan şiddet olaylarının ve buna bağlı ölümlerin acısı hâlâ taze. Eğitim kurumlarının öğrenciler için güvenli alanlar olması gerekirken, okullarda meydana gelen şiddet olayları bu güven duygusunu ciddi biçimde zedeliyor.
MEB'in, 2026 eğitim öğretim yılının ikinci yarısında Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan saldırılara benzer olayların tekrar yaşanmaması için gerekli önlemleri gecikmeden hayata geçirmesi gerekiyor.
Alınacak önlemler yalnızca fiziksel güvenliği sağlamaya yönelik olmamalı; öğrencilerin pedagojik ve psikolojik açıdan olumsuz etkilenmemesi de gözetilmelidir. Okul güvenliği yalnızca kapıda bekleyen bir güvenlik görevlisi ya da kontrollü giriş çıkıştan ibaret değildir. Öğrencilerin kendilerini güvende, değerli ve korunmuş hissetmelerini sağlayacak bütüncül bir yaklaşımın hayata geçirilmesi gerekir.
Anayasa'nın 42. maddesinde, “İlköğretim, öğrenim çağındaki kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.” hükmü yer alıyor.
Bu anayasal hüküm, geçmiş yıllarda ne yazık ki bilinçli olarak görmezden gelindi. MEB, bu yıl öğrenci kayıtlarının e-Okul üzerinden otomatik olarak gerçekleştirildiğini ifade ediyor.
Bilindiği üzere birçok okul; kırtasiye, kâğıt havlu, hijyen malzemeleri, tahta kalemi ve benzeri ihtiyaçların karşılanması, ayrıca güvenlik hizmetleri için bütçe oluşturmaya çalışıyor. Bu ihtiyaçların karşılanmasında Okul Aile Birlikleri önemli bir rol üstleniyor.
İlgili yönetmelik, Okul Aile Birliklerinin bağış toplamasını yasaklamıyor; ancak bağışın zorunlu hâle getirilmesini yasaklıyor. MEB, velilerden kayıt sırasında herhangi bir ücret istendiğine ilişkin şikâyet gelmesi hâlinde bu başvuruların titizlikle takip edilerek gereğinin yapılacağını ifade ediyor.
Buna rağmen geçmiş yıllarda bu konuda ciddi soruşturmaların yürütülüp sonuçlandırıldığına ilişkin kamuoyuna yansıyan yeterli bir tablo oluşmadı. 2011, 2016 ve 2024 yıllarında kayıt sırasında para talep edildiğine ilişkin MEB'e şikâyetler yapılmıştı.
Genelgeyi yayımlayan Bakanlık, kayıt parası ve benzeri uygulamaların önüne geçmek için gerekli takip ve denetimleri etkili biçimde yapmalıdır. Önümüzdeki süreçte, özellikle başvuru yoluyla yapılan kayıtlarda “gönüllü bağış” adı altında kayıt parası alındığına ilişkin şikâyetlerin basına yansıması da söz konusu olabilir.
Okulların temizlik sorunu son iki yılda basında ve kamuoyunda yoğun biçimde tartışıldı. Bütçe ve kadro yetersizliğini gerekçe gösteren MEB, okullara yeterli sayıda kadrolu temizlik personeli atamadı.
Bunun sonucunda birçok okulda hijyen ve temizlik sorunları yaşandı. Pek çok ilde okulların temizlik ihtiyacı ya velilerin katkılarıyla ya da yerel yönetimlerin desteğiyle karşılanmaya çalışıldı.
Bakanlık, maliyetin yüksek olduğunu gerekçe göstererek temizlik hizmetlerinde İŞKUR aracılığıyla TYP (Toplum Yararına Program) veya İUP (İşgücü Uyum Programı) gibi geçici istihdam programlarına yöneldi. Yaklaşık dokuz aylık sürelerle çalışan bu personelin güvencesiz ve geçici koşullarda istihdam edilmesi, okulların sürekli ve nitelikli temizlik personeli ihtiyacını çözmedi.
Temizlik ve hijyenin öğrencilerin sağlığı açısından taşıdığı önem düşünüldüğünde, okulların bu hizmeti geçici programlarla yürütmeye çalışması kalıcı bir çözüm değildir.
Bu eğitim öğretim yılında da okulların temizlik ve hijyen sorununun tartışılmaya devam edeceği görülüyor.
Eğitim emekçileri sendikalarının, özellikle yoksul ailelerin çocuklarına okullarda bir öğün sağlıklı yemek ve temiz su verilmesi yönündeki ısrarlı talepleri yıllardır karşılanmıyor.
Yeterli ve dengeli beslenemeyen çocukların derse odaklanması ve öğrendiklerini kavraması da zorlaşıyor. Çocukların beslenme hakkı, yalnızca sosyal yardım kapsamında değerlendirilecek bir konu değil, doğrudan eğitim hakkının bir parçasıdır.
Faiz ödemelerine ve yap-işlet-devret modeli kapsamındaki projelere milyarlarca lira aktarılırken, ülkenin geleceğini temsil eden çocukların sağlıklı yemek ve temiz su ihtiyacının karşılanmaması ciddi bir çelişkidir.
Öğrenciler, fiyatları yüksek olan okul kantinlerinden alışveriş yapmak zorunda kalabiliyor. Bu nedenle okullarda ücretsiz, sağlıklı ve nitelikli bir öğün yemek uygulamasının hayata geçirilmesi artık ertelenmemelidir.
Bu konuda da yeni eğitim öğretim yılında farklı tepkilerin ortaya çıkması beklenebilir.
MEB'in Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) aracılığıyla yürüttüğü uygulamalar, düşük ücretle çalışan çocukların emeğinin sömürülmesi tartışmasını da beraberinde getiriyor.
Fabrikalarda ve atölyelerde “stajyer” veya “çırak” adı altında çalışan, emeği sömürülen ve iş güvenliği açısından yeterince korunmadığı öne sürülen çocuklardan her yıl iş cinayetlerinde yaşamını yitirenler oluyor.
Çocukların eğitim hakkı ile çalışma hayatının ihtiyaçları arasında kurulacak ilişki, öncelikle çocuğun güvenliği ve eğitim hakkını esas almalıdır. Çocuk işçiliğinin normalleştirilmesine yol açabilecek uygulamalardan vazgeçilmesi ve sistemin yeniden ele alınması gerekiyor.
Okulların laiklik karşıtı kurumlara dönüşmesine yol açabilecek biçimde cemaat ve tarikatlarla bağlantılı vakıf ve derneklerle iş birliği protokolleri imzalanması doğru değildir.
Pedagojik formasyondan yoksun kişilerin sınıflara ve okullara girmesi, eğitim bilimi ve rehberlik açısından ciddi sakıncalar doğurabilir. Okullarda yapılacak her türlü eğitim faaliyeti bilimsel ölçütlere, pedagojik ilkelere ve kamu eğitiminin temel esaslarına uygun olmalıdır.
Eğitim sendikalarının yıllardır savunduğu farklı kimliklerin ve dillerin eğitim sisteminde yer alması ise evrensel bir haktır.
Bilimsel, laik ve kamusal eğitim anlayışı, anadilde eğitim hakkıyla birlikte ele alınmalıdır.
MEB, yeni eğitim öğretim döneminde öğretmenlerin beyaz önlük giymesi konusunda ısrarcı bir tutum sergiliyor. 2023-2024 eğitim öğretim yılında tavsiye edilen önlük uygulamasının yeni dönemde zorunlu hâle getirilmesi yönündeki tartışmaların da artması bekleniyor.
Öğretmenin önlük giymesiyle itibar kazanacağını ileri sürmek ve öğretmenin kıyafetine müdahale etmek, öğretmenin özgür iradesi ve hukuk normları açısından tartışılması gereken bir konudur.
Önlük konusunda iktidara yakınlığıyla bilinen Eğitim-Bir-Sen'in iktidarın kararının yanında durması ise şaşırtıcı değildir.
Öğretmenin itibarı kıyafet üzerinden değil; mesleki özerklik, ekonomik koşullar, çalışma ortamı ve sahip olduğu özlük hakları üzerinden değerlendirilmelidir.
Farklı dönemlerde farklı iktidarların söylem ve uygulamalarıyla itibarı giderek zedelenen öğretmenler, bu iktidar döneminde güzel ifadelerle tanımlanmaya çalışılsa da uygulamada çoğu zaman eleştirilerin hedefi oldular. Eğitim politikalarının oluşturulmasında öğretmenlerin yeterince söz sahibi olmaması da önemli bir sorun olarak varlığını sürdürüyor.
Kategori: Eğitim
Yayın: 15 Eylül 2026 23:23 · Kaynak: kisadalga.net