Habermetrik
← Ana Sayfa
Erzurum/Olur 17 Eylül 2026 05:59 · Güncelleme 09:26
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Biz hep 50 liralık alıyor(duk)

Biz hep 50 liralık alıyor(duk)
Görsel kaynağı: yeniankara.com.tr
Hukuki not: Hassas içerik: doğrulama düzeyi editör onayından geçmiştir; detaylar adli/kurumsal açıklamalara bağlıdır.

Ekonomi bazen rakamlarla anlatılır. Bazen de rakamların yanına birkaç güzel cümle konur, mesele halledilmiş olur. Mesela 16 Eylül 2026 günü iki açıklama peş peşe geldi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, motorin fiyatlarını Avrupa ile kıyaslayarak, “Birçok Avrupa ülkesinde bir litre mazotun Türk lirası cinsinden fiyatı 150 TL’den aşağı değil. Bizde son yükselişlere rağmen 100 TL civarı” dedi. Üstelik bununla da kalmadı; eşel mobil sisteminin yıl sonuna kadar devam edeceğini, 2027’de ise uygulanmayacağını söyledi. Aynı gün Ticaret Bakanı Ömer Bolat da Türkiye’nin ekonomik gelişme hızıyla “dünya liginde imrenilen bir ülke” haline geldiğini söyledi. Bakanlığın açıklamalarında da Türkiye ekonomisinin büyüme ivmesi, istihdam ve ihracat artışı üzerinden benzer bir tablo çiziliyor. Şimdi vatandaşın kafasında şöyle bir soru oluşabilir: Madem dünya bize imreniyor, biz neden markette fiyat etiketine bakarken bu kadar heyecanlanıyoruz? Belki de problem ekonomide değil, bizim ekonomiyi yanlış anlamamızdadır. Çünkü vatandaş ekonomiyi biraz farklı ölçüyor. Ekonomiyi; kişi başına milli gelirden önce maaşının ayın kaçıncı günü bittiğiyle, büyüme oranından önce pazardan kaç poşetle dönebildiğiyle, ihracat rekorundan önce deposuna kaç litre mazot koyabildiğiyle ölçüyor. Bakan Şimşek’in açıklamasındaki en dikkat çekici bölüm aslında “150 lira” değil, “TL cinsinden” ifadesi. Çünkü Türkiye’de vatandaş da zaten her şeyi TL cinsinden alıyor. Euro ile maaş almıyor. Dolar ile pazara gitmiyor. Brüksel’deki vatandaşın deposunu doldururken ödediği parayı da merak etmiyor. Kendi deposunu doldururken ödediği parayı merak ediyor. Avrupa’da mazotun TL karşılığının 150 lira olması, Türkiye’de 100 liralık mazot alan vatandaşın cebini rahatlatan bir bilgi değil. Çünkü karşılaştırmanın diğer tarafında maaşlar, vergiler, satın alma gücü, konut giderleri, gıda fiyatları ve toplam yaşam maliyeti de var. Yani mesele sadece “litresi kaç lira?” meselesi değil. Asıl soru, “O litreyi almak için kaç dakika çalışmak gerekiyor?” İşte vatandaşın ekonomisiyle ekonomi yönetiminin ekonomisi tam burada birbirinden ayrılıyor. Şimşek’in önceki açıklamalarında da benzer bir anlatım dili görüyoruz. Nisan ayında eşel mobil sistemi olmasaydı motorinin 103, benzinin 78 liraya çıkacağını söylemişti. Ocak ayında ise 2026 yılı sonunda enflasyonu yüzde 20’nin altına indirme hedefini açıklamış, dezenflasyon sürecinin sürdüğünü vurgulamıştı. Bunların hepsi teknik olarak birer ekonomik gösterge. Ama vatandaşın kulağında başka türlü yankılanıyor. “Motorin 103 olacaktı, 100 oldu.” “Enflasyon düşüyor.” “Avrupa’da 150 lira.” “Türkiye büyüyor.” “Dünya bize imreniyor.” Vatandaş da bütün bunları dinleyip benzinliğin önünde duruyor: “Peki benim depoya ne oldu?” Belki de artık ekonomide yeni bir ölçü birimine ihtiyacımız var. Litreden vazgeçelim. Doları, euroyu, milyar doları bir kenara bırakalım. Yeni ölçümüz “50 liralık” olsun. “Abi ne kadar mazot?” “50 liralık.” Eskiden bunun karşılığında az çok bir miktar mazot alınırdı. Şimdi ise 50 lira, pompacıyla duygusal bir yakınlaşma yaşamaya yetiyor. Çünkü artık 50 liralık mazot, otomobilin deposundan çok vatandaşın geçmişini hatırlatıyor. “Biz eskiden 50 liralık alıyorduk.” Belki başlık da tam buradan geliyor: Biz Hep 50 Liralık Alıyor(duk). Ömer Bolat’ın “dünya liginde imrenilen ülke” ifadesi de bu tabloya eklenince ortaya daha ilginç bir ekonomi hikâyesi çıkıyor. Türkiye’nin büyüdüğü, ihracatının arttığı, milli gelirinin yükseldiği ve bazı göstergelerde önemli mesafe aldığı elbette ekonomik verilerle tartışılabilir. Örneğin Ticaret Bakanlığı, 2025’te mal ve hizmet ihracatının 396,5 milyar dolara ulaştığını açıklıyor. Fakat büyümenin vatandaşın hayatına nasıl yansıdığı başka bir sorudur. Çünkü ekonominin büyümesi ile vatandaşın “Benim hayatım kolaylaştı” demesi aynı şey değildir. Nitekim 2026'nın ikinci çeyreğinde Türkiye ekonomisi yıllık yüzde 2,3 büyüdü; Reuters'ın aktardığı verilere göre bu oran beklentilerin altında kaldı ve iç talep çeyreklik bazda geriledi. Demek ki aynı ülkenin içinde iki ayrı ekonomi konuşulabiliyor. Bir tarafta büyüme var. Diğer tarafta büyümüş faturalar var. Bir tarafta ihracat rekoru var. Diğer tarafta pazarda küçülen file var. Bir tarafta Avrupa’da 150 liralık mazot var. Diğer tarafta Türkiye’de 100 liralık mazota bakıp “Buna da şükür” demesi beklenen vatandaş var. Ve bütün bunların sonunda bize düşen galiba şu: Ekonominin gerçekten iyi olup olmadığını anlamak için artık televizyon ekranına değil, depoya bakacağız. Çünkü ekonomi yönetimi bize dünyanın bizi kıskandığını anlatabilir. Ama otomobilin deposu insanı kandıramıyor. Depo boşsa, büyüme biraz uzaktan seyredilen bir başarı hikâyesi olarak kalıyor. Hem zaten biz ne anlarız dünya liginden? Biz halkız.

Kaynaklar: yeniankara.com.tr
Haber metni ve görseller yeniankara.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Ekonomi · Bölge: Erzurum/Olur
Yayın: 17 Eylül 2026 05:59 · Kaynak: yeniankara.com.tr
Kaynağı Oku ↗
Paylaş: X WhatsApp