Belgesel fotoğrafçısından yapay zekâ uyarısı: En büyük tehlike gerçeğin "sahte" sanılması
Fotoğraf makinesi olmadan fotoğraf üretme fikri, yıllardır fotoğraf dünyasının en büyük tartışmalarından biri. Analogdan dijitale, Photoshop’tan üretken yapay zekâya uzanan süreçte şimdi çok daha büyük bir kırılma yaşanıyor. Uzun yıllar üst düzey devlet kurumlarında protokol fotoğrafçılığının yanı sıra belgesel fotoğrafçılığı da yapan Cengiz Oğuz Gümrükçü’nün yapay zekâ deneyleri ise yalnızca teknolojinin nereye gittiğini değil, “gerçek” dediğimiz görüntünün geleceğini de sorgulatıyor. Bir zamanlar fotoğrafın temel şartı makine, film ve ışığa duyarlı yüzeydi. Sonra dijital fotoğraf geldi. Film ortadan kalktı, görüntü anında görülebilir hâle geldi. Photoshop ile fotoğrafın içindeki gerçeklik değiştirilmeye başlandı. Bugün ise fotoğrafı çekmek yerine tarif ediyoruz. Bir insanı, bir sokağı, bir felaketi, hatta hiç yaşanmamış bir anı birkaç cümleyle tanımlıyor ve yapay zekâdan bize bir görüntü üretmesini istiyoruz. Cengiz Oğuz Gümrükçü’nün “Organik ‘Ben’den Sentetik ‘Bana’” başlıklı çalışması tam da bu dönüşümün ortasında duruyor. FOTOĞRAFIN İLK KIRILMA NOKTASI: MAKİNEDEN DİJİTALE Fotoğraf derneklerinde fotoğrafçılık eğitimi de veren Gümrükçü’ye göre fotoğraf dünyası daha önce de benzer bir kırılma yaşadı. 2000’li yıllara girilirken APS filmli makineler, kompakt makineler ve dijital fotoğraf teknolojisi fotoğrafçılığın alışkanlıklarını değiştirdi. Dijital fotoğrafın sanat olmayacağını savunanlar oldu; ancak zaman içinde fotoğrafçıların büyük bölümü dijital teknolojiyi kabul etti. Bugün yaşanan ise ondan çok daha farklı. Çünkü dijital fotoğraf hâlâ gerçek dünyadaki bir görüntünün kaydedilmesine dayanıyordu. Yapay zekâ ise hiç yaşanmamış bir görüntüyü varmış gibi üretebiliyor. GÜMRÜKÇÜ'NÜN ASIL SORUSU BURADA ORTAYA ÇIKIYOR''Bir gün gerçekten makineye ihtiyacımız olmadan gördüğümüzü anlatırsak, yapay zekâ bunu nasıl oluşturacak?'' Gümrükçü, bu sorunun yanıtını bulmak için kendi deneyini gerçekleştirdi. Deneyin merkezinde, 6 Şubat depremlerinin akıllarda yer eden fotoğraflarından biri vardı: Foto muhabiri Adem Altan’ın çektiği, enkaz başında bir babanın yıkıntılar arasından uzanan çocuğunun elini tuttuğu o güçlü kare… Belgesel fotoğrafçısı Cengiz Oğuz Gümrükçü, fotoğraf makinesine artık ihtiyaç olmadığını savunan düşünceyi test etmek amacıyla bu fotoğrafı yapay zekâya yeniden ürettirmeyi denedi. İLK SONUÇ BAŞARISIZDI: YAPAY ZEKÂ TANIK OLAMAZ Kullandığı yapay zekâ araçları; enkazı, soğuğu, turuncu montu, yıkılmış binayı ve uzanan eli tarif edilen biçimde bir araya getiremedi. Üretilen görüntüler olayın duygusal ve belgesel gerçekliğine yaklaşamadı. Başka yapay zekâ modelleri ve edebiyatçı-yazar Zafer Köse tarafından hazırlanan farklı bir komut (prompt) da denendi. Sonuç yine aynıydı: Yapay zekâ sahneyi tarif edebiliyor ancak o anın kendisini yeniden üretemiyordu. “BEN ORADAYDIM” İLE “BEN BUNU ÜRETTİM” ARASINDAKİ FARK Cengiz Oğuz Gümrükçü’nün deneyinde ortaya çıkan en dikkat çekici sonuçlardan biri de yapay zekânın kendi sınırlarını açıklaması oldu. Yapay zekâ, söz konusu deprem görüntüsünün gerçekçi biçimde üretilmesini travmatik içerik gerekçesiyle reddetti. Ardından yapılan tartışmada ise belgesel fotoğraf ile sentetik görüntü arasındaki temel farklar ortaya konuldu. Bir foto muhabiri olay sırasında oradadır. Soğuğu hisseder. İnsanların çaresizliğine tanıklık eder. Işığı, zamanı, tesadüfü ve olayın gerçekliğini aynı anda yaşar. Yapay zekâ ise bunların hiçbirine tanık olmaz. O anı yaşamaz; o ana benzeyen bir görüntü üretir. İşte belgesel fotoğrafın asıl gücü de burada ortaya çıkıyor. SAHTELİK ARTIK BİR ZANAAT DEĞİL, BİR TUŞA BASMAK KADAR KOLAY Photoshop gerçeği değiştirdi, yapay zekâ gerçeği sıfırdan kuruyor. Fotoğrafın manipülasyonu yeni değil. Montaj vardı, kolaj vardı, karanlık oda teknikleri vardı. Ardından Photoshop geldi. Ancak bütün bu yöntemlerde görüntüyü değiştirmek için belirli bir teknik bilgiye, zamana ve emeğe ihtiyaç vardı. Yapay zekâ ise bu eşiği büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Artık profesyonel bir grafik tasarımcı veya Photoshop uzmanı olmadan da bir kullanıcı, birkaç cümleyle görüntüler oluşturabiliyor. “Kendimi astronot olarak göster.” “Çocukluğumdaki hâlimle yan yana getir.” “Beni tarihî bir olayın içine yerleştir.” İlk bakışta masum görünen bu talepler, gerçekte çok daha büyük bir dönüşümün parçası. Çünkü toplum her gün biraz daha fazla sentetik görüntü görüyor ve insan gözü bu görüntülere alışıyor. EN BÜYÜK TEHLİKE: GERÇEĞİN DE “SAHTE” SANILMASI Yapay zekâ ile üretilen sahte görüntülerin oluşturduğu en büyük tehditlerden biri yalnızca yalan görüntülerin gerçek sanılması değil. Daha tehlikeli olan şu: Gerçek görüntüler de “yapay zekâ ürünü” denilerek reddedilebilir. Böylece yalan yalnızca gerçek gibi görünmekle kalmaz; gerçek de yalanmış gibi gösterilebilir. Gazetecilik açısından bunun sonuçları ağır olabilir. Bir savaş fotoğrafı, siyasi bir olayın görüntüsü, doğal afet, cinayet veya toplumsal olay… Gerçek bir görüntünün karşısına “Bu yapay zekâ ile üretildi” iddiası konulduğunda, artık görüntünün gerçek olduğunu kanıtlamak da ayrıca bir mücadeleye dönüşüyor. Bu durum, fotoğrafın tarih boyunca taşıdığı “kanıt” niteliğini doğrudan etkiliyor. ATATÜRK FOTOĞRAFLARI DA SENTETİK DÜNYANIN HEDEFİNDE Gümrükçü’nün çalışmasında dikkat çektiği en hassas alanlardan biri de Mustafa Kemal Atatürk’e ait tarihsel fotoğrafların yapay zekâ ile değiştirilmesi. Kolaj ve Photoshop döneminde başlayan manipülasyonların artık yapay zekâ aracılığıyla çok daha kolay gerçekleştirildiğine dikkat çekiliyor. Bunun çarpıcı örneklerinden biri, Atatürk’ün Büyük Taarruz öncesinde Akşehir ve Konya çevresindeki denetimleri sırasında çekilen gerçek bir fotoğrafının değiştirilerek farklı bir ifadeye kavuşturulması. Sosyal medyada on binlerce beğeni ve paylaşım alan bu tür görüntülerde asıl sorun yalnızca fotoğrafın değiştirilmesi değil, insanların görüntüyü değiştirilmiş hâliyle kabul etmeye başlaması. “Gerçek değil ama böyle de güzel” yaklaşımı, belgesel fotoğrafın temelini sarsan yeni bir alışkanlığa işaret ediyor. “FOTOĞRAF YOKSA OLMAMIŞTIR” DÖNEMİ BİTTİ İnternetin ilk yıllarında yaygın bir düşünce vardı: “Fotoğrafı yoksa olmamıştır.” Şimdi ise tam tersi bir noktaya geliyoruz. Fotoğrafın olması artık olayın yaşandığının tek başına kanıtı değil. Çünkü fotoğraf üretilebiliyor, video üretilebiliyor, ses taklit edilebiliyor. Bir insan hiç söylemediği sözleri söylemiş gibi gösterilebiliyor. Dahası, gerçek bir görüntü de “sahte” olduğu iddiasıyla itibarsızlaştırılabiliyor. Böylece toplum iki taraflı bir bilgi krizinin içine giriyor: Sahteyi gerçek sanmak veya gerçeği sahte sanmak. GAZETECİLER YAPAY ZEKÂYI TEHDİT GÖRÜYOR AMA KULLANIYOR Fotoğrafçılık açısından ilginç bir çelişki de burada ortaya çıkıyor. Gazeteciler yapay zekânın meslekleri üzerindeki etkisinden endişe duyarken, aynı zamanda araştırma, fikir üretme, fotoğraf üretme ve metin oluşturma gibi alanlarda yapay zekâdan yararlanıyor. Fotoğraf ve video üretiminde kullanım daha sınırlı olsa da grafik, illüstrasyon, karikatür ve animasyon gibi alanlarda yapay zekânın kullanımı daha belirgin hâle geliyor. Bu da geleceğin gazeteciliğinde temel soruyu ortaya çıkarıyor: Yapay zekâ gazetecinin yardımcısı mı olacak, yoksa gazetecinin yaptığı işi mi üstlenecek? Foto muhabirliği açısından ise mesele daha da kritik. Çünkü bir yapay zekâ enkazı tarif edebilir ama enkazın başında duran insanın yaşadığı çaresizliğe tanıklık edemez. SAHTE FOTOĞRAF KADAR TEHLİKELİ OLAN: GERÇEK FOTOĞRAFA İNANMAMAK Yapay zekâ döneminin en büyük paradokslarından biri burada ortaya çıkıyor. Bir görüntünün sahte olması kadar, gerçek bir görüntünün sahte olduğunun düşünülmesi de toplumsal açıdan tehlikeli. Batı Şeria’daki olayları belgeleyen foto muhabiri Pietro Masturzo’nun bir çalışmasının İtalyan haber dergisi L’Espresso’nun kapağında kullanılması sonrasında yaşanan tartışma buna örnek gösteriliyor. Görüntünün gerçekliği yerine, görüntünün “yapay zekâ ile üretilmiş olabileceği” iddiası tartışmanın merkezine taşındı. “FOTOĞRAFÇININ MAKİNESİ” YENİDEN DEĞER KAZANABİLİR Mİ? Yapay zekâ fotoğrafçının işini ortadan kaldırabilir mi? Belki bazı alanlarda evet. Reklam fotoğrafçılığı, stok görüntüler, illüstrasyon, konsept görseller ve sosyal medya içerikleri çok daha hızlı biçimde sentetik olarak üretilebilir. Ancak belgesel fotoğrafçılığın temelinde başka bir unsur var: Tanıklık. Bir foto muhabirinin “Ben oradaydım” diyebilmesi. Fotoğrafın hangi tarihte, hangi yerde, hangi koşullarda çekildiğini belgeleyebilmesi ve görüntünün kaynağını gösterebilmesi. Bu nedenle yapay zekâ çağında foto muhabirinin değeri yalnızca iyi fotoğraf çekebilmekten ibaret olmayabilir. Fotoğrafın gerçek olduğunu kanıtlayabilmek de mesleğin bir parçası hâline gelebilir.
Kategori: Teknoloji
Yayın: 16 Eylül 2026 04:04 · Kaynak: yeniankara.com.tr