WTM 2026'da Son Gün Oturumları: Teknoloji, Gastronomi, Deneyim ve Sürdürülebilir Büyüme Ön Planda
- Turizm sektörü, dijital dönüşüm, değişen tüketici davranışları, ekonomik belirsizlikler ve sürdürülebilirlik gereksinimleriyle yeni bir döneme giriyor
Turizm sektörü, dijital dönüşüm, değişen tüketici davranışları, ekonomik belirsizlikler ve sürdürülebilirlik gereksinimleriyle yeni bir döneme giriyor. Seyahatçilerin destinasyonları keşfetme biçimleri değişirken, turizm işletmeleri de teknoloji yatırımlarını, pazarlama stratejilerini ve müşteri deneyimi yaklaşımlarını yeniden değerlendiriyor.
5 Kasım'da WTM'nin farklı sahnelerinde gerçekleştirilen sekiz oturum, sektörün önümüzdeki yıllarda karşılaşacağı fırsatları ve sorunları farklı perspektiflerden ortaya koydu. Oturumlarda teknoloji ve yapay zekâ, müşteri sadakati, içerik üreticileri, gastronomi, destinasyon yönetimi, krizlere hazırlık ve küresel seyahat eğilimleri öne çıktı.
Tartışmaların ortak noktası ise turizmde büyümenin artık yalnızca ziyaretçi sayılarıyla ölçülemeyeceği; ekonomik değer, yerel halkın refahı, özgün deneyimler ve sürdürülebilirlik gibi unsurların da başarı kriterleri arasına girdiğiydi.
1. Seyahat teknolojisinde yeni soru: Daha fazla teknoloji mi, daha az karmaşıklık mı?
“Does Travel Need More Technology – or Less Complexity?” başlıklı oturumda, seyahat teknolojilerinin sektörü kolaylaştırmak yerine zaman zaman daha karmaşık hale getirmesi tartışıldı.
HBX Group'un 450'den fazla seyahat sektörü yöneticisiyle gerçekleştirdiği 2026 araştırmasına göre katılımcıların yüzde 34'ü teknoloji parçalanmasını sektörün en büyük sorunlarından biri olarak görüyor. Verilerin entegrasyonu ve teknoloji yatırımlarının geri dönüşünün ölçülmesi de önemli sorunlar arasında.
DataArt, Hands In, Stiplo ve actuary.aero temsilcilerinin katıldığı tartışmada, birbirinden bağımsız yazılımlar ve platformlar yerine birlikte çalışabilen sistemlerin geliştirilmesinin önemi vurgulandı.
Özellikle yapay zekâ destekli otonom sistemlerin seyahat sektöründe yaygınlaşmasıyla birlikte veri entegrasyonu, API altyapıları ve sistemler arası uyumluluk daha kritik hale geliyor.
Oturumun temel mesajı: Turizm sektörünün ihtiyacı her soruna yeni bir teknoloji eklemek değil, mevcut sistemleri birbirine bağlayarak operasyonel karmaşıklığı azaltmak.
Oturum içeriği için tıklayın
2. Seyahatin yeni çağını yapay zekâ şekillendiriyor
“Redefining the New Era of Travel” başlıklı keynote konuşmasında Booking Holdings'in yapay zekâ yatırımları ve seyahat sektörünün geleceğine yönelik stratejisi ele alındı.
Booking Holdings Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Baş Strateji Sorumlusu Rob Ransom, şirketin yapay zekâyı insanların dünyayı keşfetme, seyahatlerini planlama ve deneyimleme biçimlerini dönüştürmek için nasıl kullandığına ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.
Seyahat teknolojilerindeki dönüşüm, geleneksel arama ve rezervasyon süreçlerinin ötesine geçiyor. Yapay zekâ destekli sistemler, seyahatçilerin kişisel beklentilerini anlayarak destinasyon, konaklama ve ulaşım seçeneklerini daha kolay değerlendirmesine imkân tanıyor.
Bu gelişme, çevrim içi seyahat şirketlerinin yalnızca rezervasyon sağlayan platformlar olmaktan çıkarak seyahatin bütün aşamalarında kullanıcıya eşlik eden dijital hizmet sağlayıcılara dönüşmesini hızlandırıyor.
Oturumun temel mesajı: Yapay zekâ, seyahat sektöründe yalnızca operasyonel verimlilik aracı değil, seyahat deneyimini baştan sona yeniden tasarlayabilecek stratejik bir teknoloji.
Oturum içeriği için tıklayın
3. Seyahat keşfinde yeni güç: Algoritmalar mı, içerik üreticileri mi?
“Beyond the Algorithm: Who Controls Travel Discovery Next?” başlıklı oturumda sosyal medya, içerik üreticileri ve yapay zekâ destekli arama sistemlerinin destinasyon keşfindeki rolü değerlendirildi.
NaviSavi, Trending Travel, GEC PR ve havacılık sektöründen temsilcilerin katıldığı tartışmada, seyahatçilerin artık yalnızca arama motorları üzerinden değil, TikTok, Instagram ve YouTube gibi platformlardaki içerikler aracılığıyla da destinasyonları keşfettiğine dikkat çekildi.
Gerçek seyahat deneyimlerini aktaran videoların, kullanıcıların destinasyon tercihleri ve rezervasyon kararları üzerindeki etkisi giderek artıyor.
NaviSavi'nin içerik üreticilerinin videolarını turizm markalarıyla buluşturan modeli, bu dönüşümün ticari boyutunu gösteriyor. Platform, içeriklerin lisanslanması, yapay zekâ destekli keşfi ve rezervasyon yapılabilen medya çözümleriyle video içeriklerini doğrudan satışa bağlamayı hedefliyor.
Oturumun temel mesajı: Turizm markaları için dijital görünürlük artık yalnızca sosyal medya algoritmalarında yer almakla sınırlı değil. Gerçek deneyim, güvenilir içerik ve yapay zekâ destekli keşfedilebilirlik birlikte önem kazanıyor.
Oturum içeriği için tıklayın
4. Müşteri deneyiminde teknoloji ile insan dokunuşu dengelenmeli
“Redefining the Customer Experience in Travel” başlıklı panelde Virgin Group, Virgin Atlantic, Virgin Hotels Collection, Virgin Voyages ve Virgin Red yöneticileri, teknolojinin müşteri deneyimini nasıl geliştirebileceğini tartıştı.
Panelin öne çıkan yaklaşımı, otomasyon ve yapay zekânın insan ilişkilerinin yerini almaması, çalışanların müşterilere daha fazla değer sunmasını sağlaması gerektiğiydi.
Virgin Group Müşteri Deneyimi Direktörü Sam Kelly, maliyetleri düşürmek amacıyla yapılan her otomasyon yatırımının müşteri açısından gerçek bir iyileşme anlamına gelmediğine dikkat çekti. Özellikle otelcilik ve kruvaziyer gibi kişisel temasın önemli olduğu alanlarda çalışanların inisiyatif kullanabilmesi, unutulmaz deneyimler yaratılmasında belirleyici oluyor.
Virgin Red'in sadakat yaklaşımı da müşteri ilişkilerinin yalnızca puan ve indirim üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor. Geleceğin sadakat programlarında müşteriyi tanımak, kişiselleştirilmiş deneyimler sunmak ve markayla duygusal bağ kurmak daha fazla önem kazanacak.
Oturumun temel mesajı: Geleceğin başarılı turizm markaları, teknolojiyi insanın yerine değil, insanı güçlendirmek için kullanacak.
Oturum içeriği için tıklayın
5. Turizm trendlerinin başarıya ulaşması için daha fazlası gerekiyor
“The People Side of Scale: Why Trends Need More Than Demand to be Successful” başlıklı panelde, turizmde yeni trendlerin sürdürülebilir bir ekonomik değere dönüşmesi için gereken koşullar ele alındı.
EHL Hospitality Business School, Ella Resorts, Aizaz Ventures ve Vox Group temsilcilerinin katıldığı tartışmada, yeni bir destinasyonun veya turizm ürününün popülerleşmesinin tek başına yeterli olmadığı vurgulandı.
Bir turizm trendinin başarıya ulaşması için finansman, kamu politikaları, ulaşım altyapısı, insan kaynağı, erişilebilirlik ve yerel toplumun desteği gerekiyor.
Örneğin sosyal medya sayesinde hızla popülerleşen bir destinasyon, artan ziyaretçi talebini karşılayacak ulaşım, konaklama, sağlık ve çevre yönetimi altyapısına sahip değilse bu büyüme uzun vadede sorun yaratabiliyor.
Yerel üreticilerin, işletmelerin ve toplumun turizm değer zincirine katılması da ekonomik faydanın daha geniş kesimlere yayılması açısından önem taşıyor.
Oturumun temel mesajı: Bir trendi keşfetmek başlangıçtır. Gerçek başarı, o trendi taşıyabilecek insan kaynağını, altyapıyı, finansmanı ve iş birliği kültürünü oluşturmaktır.
Oturum içeriği için tıklayın
6. Yerel lezzetler destinasyonlara kalıcı ziyaretçi kazandırıyor
“Local Flavour, Lasting Footfall” başlıklı keynote konuşmasında gastronominin destinasyonların kimliğini güçlendirmedeki ve ziyaretçi hareketliliğini artırmadaki rolü ele alındı.
Gastronomi turizmi artık yalnızca restoran ziyaretlerinden ibaret değil. Yerel pazarlar, geleneksel üretim yöntemleri, yöresel ürünler, yemek festivalleri ve gastronomi rotaları, ziyaretçilere destinasyonun kültürünü tanıma fırsatı sunuyor.
Bu yaklaşımın önemli avantajlarından biri, turizm gelirlerinin yerel ekonomiye yayılması. Çiftçiler, üreticiler, restoranlar, küçük işletmeler ve yerel esnaf gastronomi odaklı seyahatlerden doğrudan yararlanabiliyor.
Türkiye açısından Gaziantep, Hatay, Şanlıurfa, İzmir ve Afyonkarahisar gibi güçlü mutfak kültürlerine sahip destinasyonlar önemli fırsatlar barındırıyor.
Oturumun temel mesajı: Yerel mutfak, yalnızca turistlere sunulan bir hizmet değil; destinasyonun kimliğini güçlendiren, yerel ekonomiyi destekleyen ve tekrar ziyaret motivasyonu yaratan stratejik bir değer.
Fazlası için tıklayın
7. Belirsizlik döneminde destinasyonların gücü krizlere dayanıklılıkları olacak
“Built to Last: Destination Resilience in an Uncertain World” başlıklı panelde doğal afetler, jeopolitik gelişmeler, güvenlik sorunları ve ekonomik dalgalanmaların turizm destinasyonları üzerindeki etkileri değerlendirildi.
Uganda, Kamboçya, Ermenistan ve İspanya'nın Valensiya kentinden turizm yöneticilerinin katıldığı oturumda, kriz öncesi hazırlık ve kriz sonrası toparlanma stratejileri öne çıktı.
Uganda'nın pandemi sonrasında turizm hareketliliğini yeniden canlandırması, Kamboçya'nın bölgesel gerilimler nedeniyle kaynak pazar kaybıyla karşılaşması, Valensiya'nın sel felaketinin ardından toparlanma çalışmaları ve Ermenistan'ın turizm ürünlerini çeşitlendirme stratejisi farklı kriz deneyimlerini ortaya koydu.
Panelde destinasyonların tek bir kaynak pazara bağımlı kalmaması, iç turizmi geliştirmesi, alternatif turizm ürünleri oluşturması ve kamu-özel sektör iş birliklerini güçlendirmesi gerektiği vurgulandı.
Ayrıca afet yönetimi, acil durum planlaması, kriz iletişimi ve toparlanma finansmanının turizm stratejilerinin ayrılmaz parçaları olması gerektiğine dikkat çekildi.
Oturumun temel mesajı: Turizmde başarı yalnızca büyümek değil, kriz karşısında ayakta kalabilmek ve toparlanma sonrasında daha güçlü bir yapı kurabilmektir.
Oturum içeriği için tıklayın
8. Turist ile destinasyon arasındaki ilişki yeniden tanımlanıyor
“The Evolving Relationship Between Travellers and Destinations” başlıklı sohbette, turizmde ziyaretçi sayısına dayalı büyüme anlayışının yerini daha dengeli ve yerel toplum odaklı bir yaklaşımın aldığı değerlendirildi.
Karadağ Turizm Bakanı Simonida Kordić, Zagreb County Turizm Kurulu Direktörü Ivana Alilović ve Benin Turizm CEO'su Sindé Chekete'nin katıldığı oturumun moderatörlüğünü Wanderlust Travel Media Kurucu Editörü Lyn Hughes üstlendi.
Tartışmada, destinasyonların artık yalnızca kaç turist çektiğine değil, hangi ziyaretçi profilini ağırladığına, ziyaretçilerin hangi dönemlerde geldiğine ve turizmin yerel halka ne kazandırdığına da odaklanması gerektiği vurgulandı.
Karadağ'ın sezonu uzatma ve turizm ürünlerini çeşitlendirme yaklaşımı, Zagreb'in yerel yaşam kalitesini ve sürdürülebilirliği gözeten çalışmaları, Benin'in kültürel mirası turizm ekonomisine kazandırma stratejisi bu değişimin farklı örneklerini oluşturuyor.
Özellikle aşırı turizm, konut fiyatları, çevresel baskılar ve yerel halkın turizme yönelik tutumu, destinasyon yönetiminde giderek daha fazla dikkate alınan konular arasında.
Oturumun temel mesajı: Daha fazla turist her zaman daha başarılı bir destinasyon anlamına gelmiyor. Asıl önemli olan, turizmin yerel topluma, ekonomiye ve çevreye sağladığı toplam değer.
Oturum içeriği için tıklayın
9. Küresel turizmin 2027 ve sonrası için yol haritası
WTM WANDERLUST HEADLINER STAGE | 15.00–15.20
“What You Missed: The WTM Global Travel Report” oturumunda Tourism Economics EMEA Genel Müdürü Dave Goodger, 185'ten fazla ülkeyi kapsayan küresel turizm verilerinden hareketle sektörün gelecek dönemine ilişkin bulguları paylaştı.
Raporun ortaya koyduğu tablo, uluslararası seyahatlerin büyümeyi sürdürdüğünü ancak bu büyümenin hızının yavaşladığını gösteriyor. 2026 yılı için uluslararası gecelemeli ziyaretçi sayısının 1,57 milyara ulaşması beklenirken, 2027'de daha güçlü bir büyüme öngörülüyor.
Araştırmada kısa mesafeli seyahatlerin, fiyat-performans arayışının, sezon dışı tatillerin ve deneyim odaklı seyahatlerin önemi öne çıkıyor.
Seyahatçiler temel harcamalarda tasarruf etmek isterken, kendileri için özel ve anlamlı deneyimlere daha fazla bütçe ayırabiliyor. Dinlenme, doğa, macera ve yerel kültürle etkileşim de seyahat motivasyonlarında belirleyici hale geliyor.
Yapay zekâ destekli seyahat planlama ve kişiselleştirme araçları ise sektörün geleceğinde önemli bir rol üstleniyor.
Türkiye açısından Avrupa'dan gelen kısa ve orta mesafeli seyahat talebi, Hindistan ve Çin gibi büyüyen kaynak pazarlar, gastronomi ve kültür turizmi ile sezon dışı tatil ürünleri önemli fırsatlar sunuyor.
Oturumun temel mesajı: Küresel turizm büyümeye devam edecek ancak rekabet, doğru pazara doğru zamanda ulaşabilen ve farklılaşan deneyimler sunabilen destinasyonlar arasında yaşanacak.
Oturum içeriği için tıklayın
WTM oturumlarından çıkan ortak sonuç: Turizmde büyümenin tanımı değişiyor
5 Kasım'daki oturumlar birlikte değerlendirildiğinde, turizm sektörünün geleceğini şekillendirecek beş temel dönüşüm öne çıkıyor:
Teknoloji daha akıllı ve entegre hale gelecek. Yapay zekâ ve dijital sistemler, yeni karmaşıklıklar yaratmak yerine seyahat sürecini kolaylaştırmalı.
İnsan deneyimi önemini koruyacak. Otomasyon ve dijitalleşme, kişisel hizmetin ve müşteriyle kurulan duygusal bağın yerini almamalı.
Yerel değerler turizmin merkezine yerleşecek. Gastronomi, kültür, yerel üretim ve toplumun katılımı destinasyonların rekabet gücünü artıracak.
Dayanıklılık stratejik zorunluluk olacak. Krizlere hazırlık, pazar çeşitlendirmesi ve güçlü yerel iş birlikleri destinasyonların geleceğini belirleyecek.
Nicelik yerine nitelik öne çıkacak. Ziyaretçi sayısının yanında turist başına gelir, yerel ekonomik katkı, çevresel sürdürülebilirlik ve tekrar ziyaretler önem kazanacak.
Türkiye turizmi için mesaj: Büyümenin niteliğini değiştirmek gerekiyor
WTM'de ele alınan başlıklar, Türkiye'nin önümüzdeki dönemdeki turizm stratejisi açısından da önemli mesajlar içeriyor.
Türkiye, güçlü turizm altyapısı, coğrafi konumu, kültürel mirası, gastronomisi ve farklı turizm ürünleriyle küresel rekabette avantajlı bir konumda. Ancak bu avantajların kalıcı bir rekabet gücüne dönüşmesi için yalnızca ziyaretçi sayısını artırmaya odaklanan yaklaşımın ötesine geçilmesi gerekiyor.
Özellikle şu alanlar öne çıkıyor:
Yapay zekâ ve dijital teknolojilerin turizm işletmelerinde daha etkin kullanılması.
Avrupa pazarındaki yakın destinasyon avantajının değerlendirilmesi ve yeni kaynak pazarlara açılım.
Gastronomi, kültür, doğa, sağlık ve macera turizminin geliştirilmesi.
Turizm sezonunun yıl geneline yayılması.
Yerel halkın turizm gelirlerinden daha fazla pay alması.
Destinasyonların afetlere, ekonomik dalgalanmalara ve jeopolitik risklere karşı dayanıklılığının artırılması.
Müşteri deneyiminin teknoloji ile insan dokunuşu arasında doğru denge kurularak geliştirilmesi.
Sonuç olarak WTM'de ortaya çıkan tablo, turizm sektöründe yeni rekabet döneminin başladığını gösteriyor. Geleceğin kazananları yalnızca daha fazla turist ağırlayanlar değil; teknolojiyi doğru kullanan, yerel değerleri koruyan, ziyaretçiye özgün deneyimler sunan ve krizler karşısında dayanıklı bir turizm modeli oluşturabilen destinasyonlar olacak.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Teknoloji
Yayın: 06 Kasım 2026 14:39 · Kaynak: turizmgazetesi.com