Habermetrik
← Ana Sayfa
06 Kasım 2026 21:03
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Trump’ın tahtı sallanırken Türkiye

Trump’ın tahtı sallanırken Türkiye
Görsel kaynağı: aydinlik.com.tr
⏱️ 5 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Türkiye’nin Washington karşısındaki en büyük problemi, Amerikan başkanının kim olduğundan ziyade, kendi stratejik önceliklerini ne kadar bağımsız belirleyebildiğidir
  • Trump ile Erdoğan arasındaki kişisel yakınlık, Türkiye’nin ekonomik, askerî ve diplomatik bağımlılıklarını ortadan kaldırmıyordu

Türkiye’nin Washington karşısındaki en büyük problemi, Amerikan başkanının kim olduğundan ziyade, kendi stratejik önceliklerini ne kadar bağımsız belirleyebildiğidir. Trump ile Erdoğan arasındaki kişisel yakınlık, Türkiye’nin ekonomik, askerî ve diplomatik bağımlılıklarını ortadan kaldırmıyordu.

Ama ve lakin Demokratların Kongre’yi ele geçirmesiyle bu yapısal sorunlar daha görünür olabilir. Türkiye özellikle üç soruya odaklanmalıdır: ABD, Türkiye’yi NATO’nun vazgeçilmez müttefiki olarak mı görüyor, yoksa gerektiğinde bölgesel yükleri devredebileceği bir ortak olarak mı?

Erdoğan yönetimi, İran, Suriye, İsrail ve Körfez politikalarında Washington’dan bağımsız hareket edebilecek ekonomik ve askerî kapasiteye sahip mi? Trump’ın zayıflaması, Türkiye’ye bağımsız bir bölgesel siyaset kurma fırsatı mı verecek, yoksa Ankara’yı daha kurumsal ve daha sert bir Amerikan baskısıyla mı karşı karşıya bırakacak?

ERDOĞAN’IN ÖNÜNDEKİ YOLLARBence 3 Kasım 2026 Amerikan seçimlerinin Türkiye açısından asıl önemi, yalnızca hangi partinin kazandığı değil, Trump’ın bundan sonra ne kadar serbest hareket edebileceği ve Erdoğan’la kurduğu ilişkinin hangi kurumsal sınırlarla karşılaşacağıdır. Sayın Erdoğan’ın önünde üç yol var: Trump’a kişisel yakınlığı sürdürmek, Washington’daki siyasi değişimi beklemek ve mevcut bağımlılıkları devam ettirmek.

Yeni güç merkezleri arasında pazarlık yaparak ABD, Rusya, Çin ve Körfez arasında denge kurmak; kısa vadeli ekonomik ve siyasi kazançlar elde etmek. Ekonomik bağımsızlığı güçlendirmek, bölgesel uzlaşma ve güç birliğini inşa etmek ve bağımsız dış politika kapasitesini geliştirmek.

Bunun yanı sıra Sayın Erdoğan, acil cevap bekleyen şu üç soruyla yüzleşmek zorunda kalacaktır: Washington’daki bu değişimi Türkiye’nin bağımsızlaşması için mi kullanır, yoksa yeni Amerikan yönetimiyle kişisel ilişki kurmaya mı çalışır? ABD’nin iç siyasi zayıflamasını fırsat bilerek Orta Doğu’da kendi güvenlik düzenini daha da genişletmeye çalışır mı?

Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Mısır ve Suriye arasında Batı’nın doğrudan yönlendirmediği bir bölgesel uzlaşma mümkün mü? Zira artık Batı Asya’nın (Orta Doğu’nun) kaderini yalnızca Washington’un ne istediği değil, bölge ülkelerinin birbirleriyle nasıl bir düzen kuracağı belirlemelidir.‘YENİ YALTA’ İHTİMALİ VE DİRENÇÇünkü burada yalnızca Trump’ın seçimlerde güç kaybetmesi meselesi yok.

Asıl mesele, ABD’nin dünya düzenini yeniden paylaşma girişiminin içerideki siyasi güç dengelerine çarpıp çarpmayacağıdır. Trump’ın Putin ve Xi ile kurmak istediği “Yeni Yalta” benzeri bir mutabakatı oldukça anlamlı buluyorum.

Lakin Trump’ın Putin ve Xi Jinping ile mutlaka resmî bir üçlü ittifak kurmak istediğini söylemek doğru olmaz. Daha gerçekçi hedef, üç büyük gücün birbirleriyle doğrudan çatışmak yerine nüfuz alanlarını ve stratejik çıkarlarını müzakere etmesidir.

Bu, 1945 Yalta’sının günümüz koşullarında yeniden yorumlanmasıdır. Trump büyük güçlerle anlaşmak istiyor ama ABD’nin kendi kurumları, müttefikleri ve sermaye çevrelerinin tamamı bu yaklaşımı benimsemiyor. Yani Trump’ın karşısındaki engel yalnızca Demokrat Parti değil; Cumhuriyetçi Parti içindeki geleneksel dış politika kanadı da mevcut.

Seçim sonucunun jeopolitiğinde Demokratlar artık Trump’ın Rusya politikasını soruşturabilir. Ukrayna’ya desteği yeniden gündeme taşıyabilir. NATO ve Avrupa güvenliği konusunda bütçe ve yasama araçlarını kullanabilir. Putin’e yönelik yaptırımların gevşetilmesine karşı çıkabilir.

Trump’ın Çin ve Rusya ile yapacağı anlaşmaları Kongre denetimine sokabilir. Özellikle dikkatimi çeken bir gelişme var: Trump’ın Putin’e yakınlaşmasına yalnızca Demokratlar değil, Cumhuriyetçi Parti içerisindeki bazı geleneksel dış politika şahinleri de itiraz ediyor.

Atlantic Council’ın 4 Kasım tarihli değerlendirmesi bu ayrışmayı açıkça ortaya koyuyor. Demokratların başarısı, yalnızca Trump karşıtlığından kaynaklanmadı. Şüphesiz Gazze katliamları ve İsrail’e verilen sınırsız destek, İran’a karşı yürüttüğü savaş, yükselen benzin fiyatları, hayat pahalılığı ve göç politikaları seçmenin davranışını etkiledi.

İlginç olan, Trump da İran savaşının Cumhuriyetçilerin yenilgisinde rol oynadığını kabul etmiş olmasıdır. Bu gerçeklikten hareketle Washington’da üç farklı yaklaşımın çatıştığını görüyoruz: Trump’ın liderler üzerinden büyük güç anlaşması yapmak isteyen yaklaşımı.

Rusya’yı stratejik rakip olarak gören, NATO ve Ukrayna desteğini savunan geleneksel Atlantikçi kanat. Çin’i uzun vadeli asıl rakip kabul eden ve Rusya’nın Pekin’e yaklaşmasını önlemek isteyen stratejik çevreler. İlaveten uluslararası aktörlerin çıkarları bu çatışmanın seyrini ve sonucunu belirleyecektir.

Avrupa devletleri ise Ukrayna’nın geleceğinin Washington ile Moskova arasında tek başına kararlaştırılmasını istemiyor. UZLAŞMA VE SALDIRGANLIK ARASINDATrump’ın Kongreyi kaybetmiş olması “Yeni Yalta” ihtimalini bitirmez.

Kısadan hisse, Trump’ın projesi çökmüş değil ama siyasi maliyeti yükseldi. Üstelik bir paradoks var: Kongre’deki yenilgi Trump’ı daha uzlaşmacı yapabileceği gibi, tarihî mirasını kurtarmak için daha saldırgan ve tek taraflı adımlar atmaya da itebilir.

Eğer Washington’da Trump’ın büyük güçler arasında nüfuz paylaşımı arayışı ile Atlantikçi kanadın Rusya’yı çevreleme politikası çatışıyorsa, Türkiye’nin önünde önemli bir diplomatik manevra alanı doğar. Ama Türkiye’nin hata yapabileceği nokta da tam burasıdır: Kendini yalnızca Trump’ın Rusya ve Çin ile pazarlığındaki bir araç hâline getirmek.

Akıl, Türkiye’nin şu üç eksende hareket etmesi gerektiğini düşündürüyor: Rusya ile ekonomik ve güvenlik ilişkilerini sürdürmeli; Çin ile ekonomik ilişkileri geliştirirken teknoloji ve güvenlik bağımlılığına düşmemeli; Avrupa, Körfez, İran ve Orta Asya arasında bağımsız diplomatik ağırlık oluşturmalıdır. Bunları yapabilmesi için de Türkiye’nin bir üretim ekonomisi devrimini ve köklü finans sisteminin dönüştürülmesini başarmak zorundadır.

Zira Washington’daki kargaşa Türkiye’ye otomatik ekonomik avantaj sağlamaz ve bir ülke salt bu kargaşaya yatırım yapmaz. Türkiye’nin yalnızca ABD’nin, Batı’nın, Rusya’nın veya Körfez sermayesinin bölgesel hesaplarında bir araç olmaktan çıkması gerekiyor.

Zira yeni dünya düzeninde Batı Asya ve Doğu Akdeniz’in (Orta Doğu’nun) kaderini yalnızca Washington’un ne istediği değil, bölge ülkelerinin birbirleriyle nasıl bir düzen kuracağı belirlemelidir.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: aydinlik.com.tr
Haber metni ve görseller aydinlik.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Genel
Yayın: 06 Kasım 2026 21:03 · Kaynak: aydinlik.com.tr
Kaynağı Oku ↗