Genel İslam ile özel İslam'ın farkı
Müfessirler Kur'an'daki "Allah katında din, yalnız İslam'dır." (Âl-i İmran: 19) ayetinden yola çıkarak İslam'ın 2 türlü olduğundan söz etmişlerdir:
Ünlü "el-Mizan" tefsiri, söz konusu ayetin "genel İslam" a işaret ettiğini söyler:
"Genel İslam" diye tabir ettiğimiz bu İslam'da, önemli olan şeyin "Allah'a teslimiyet", "işi Allah'a bırakmak" ve "Allah'a tevekkül etmek" olduğundan bahseder.
İşte "genel İslam" budur ve insanların genelinden talep edilen de bu "İslam" dır.
"Özel İslam" ise, "Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah" gibi "şehadeteyni" söylemek, İslami ibadetler dediğimiz dünde 5 vakit namaz kılmak, yılda 1 ay oruç tutmak, ömründe 1 kez hacca gitmek vs. gibi İslam kültürüne ait o türden amelleri yerine getirmektir.
Ariflere göre, kalbinde iman olup Allah'ı ve insanları seven ve hayır işlerde bulunan birisi, kurtuluş ve hak ehli olduğu gibi, onun dini de hak dindir.
Açıkçası ariflerle fakihlerin farkı şudur:
Şia fakihleri hakkın ve kurtuluşun Ehl-i Beyt'e tabi olmakta olduğunu söylemişlerdir. Sünni fakihleri ise, yine hakkın ve kurtuluşun kendi mezhep ve mekteplerine ittiba etmekte olduğunu iddia etmişlerdir. Yahudilik ve Hıristiyanlık da öyle demişlerdir. Buna,'dogmatik itikat' derler.
Fakat arifler, "teaddüdi/çoğulcu", "akli" ve "vicdani" İslam'ın hakkaniyetini kabul ederler.
"Vicdani İslam", hakkın "çoğunlukta" değil, "çoğulculukta" (!) olduğuna inanır.
Şayet bir inanç insanı, kendi insanlığına döndürür ve insanlığı da onu "salih insan" kılar ise, onun hak olma ihtimali vardır.
"İslam'da modernleşme anlayışı" konulu bahislerde, yukarıda işaret ettiğimiz bu konu derinlemesine işlenmiştir. Yani bu görüş, "modernleşme anlayışı" nın önerilerindendir.
Fakat ariflerin gayesi, yeniden dini ihya etmek değil, dinde "ıslah" ı gerçekleştirmektir. Zira "ihya", aynen Mesih'in ölüleri diriltmesi gibi ağır bir konudur. Günümüzdeki Müslüman halkın gerçek İslam ile ters düşen görüşlerini ihya etmek de öyledir ve adeta bir mucize gerektirir.
Kısacası Sünni olsun Şii olsun "gerçek İslami düşünce" her iki kesimde de ölmüştür.
Elbette milyonlarca insanın "gerçek İslami düşünce" den yararlandığını iddia edenler de olabilir, fakat arifler derler ki;
Bizim o milyonlar ile işimiz yoktur, bizim işimiz fikirledir.
Evet, milyonlarca insan, doğru bildikleri bir fikri yüklenmiş olsalar da İslam alimleri "Müslümanlar niçin bu durumdalar?" diye bir soruyla karşı karşıya geldiklerinde sürekli, "suç İslam'da değil Müslümanlardadır" derler.
Yani bunlara göre İslami görüş doğrudur, fakat Müslümanlar bu görüşten doğru bir şekilde yararlanamamaktadırlar.
Tabii ki milyonlarca Müslüman herhangi bir görüşe uymuş olabilirler, fakat onların uymaları, o görüşün doğru ve hak olup olmadığını anlamadan ona uymaktır.
Zira hakkın ölçüsü çoğunluk değildir. Nitekim tek bir kişinin hak, öteki milyonların ise batıl oldukları çok görülmüştür.
Elbette ki ben burada ameli ve eylemsel konulardan (ibadetlerden) değil, düşüncenin kendisinden bahsediyorum.
Yani şu andaki mevcut dini düşüncelerdeki bozulmalar, "İslam'ın kendisindendir" deniliyor.
Ve ben de buradan açıkça söylüyorum ki, Müslümanların geri kalmışlığının sebebi, şu andaki mevcut "İslami düşüncedir."
Hatta düşünce bozukluğunun dışında, ibadetlerin bozukluğundan da örnek verebiliriz.
Örneğin kimi ibadetler insanı güçsüzleştiriyor, kapasitesini, düşünce ve ekonomisini zayıflatıyor.
Daha açık bir ifadeyle, insanda herhangi bir gücün kalmasına izin vermiyor.
Örneğin gelenekçi Şii birinin eline biraz para geçtiğinde Hac, Kerbela ve Meşhed gibi yerlere ziyarete gidiyor. Sanayi, üretim, teknoloji vs.ye bir yatırımda bulunmuyor.
Oysaki indirilen din, gelenekçilerin tasarladıkları gibi ağır değil, gayet hafiftir. Yani bir inanç sistemi, insanın en fazla yüzde 5'lik ekonomik gücünü o insana sarf ettirmelidir.
Budist ve Hıristiyanlarda da mali gider vardır, fakat onlar, şu andaki Müslümanlar kadar maddi imkânlarını inançları için kullanmıyorlar.
Örneğin Müslümanlarda yüzde 20 humus + hac + zekât + ziyaret giderleri + ihsanlar + adak ve kurbanlar + ölüye verilen 1., 3., 7., 40., 52. günleri ve yıl başı ihsanları + toprak satın alma ve mezar yaptırma parası + kefen ve defin merasimleri vs. için yapılan harcamalar, gerçekten Müslümanı mali yönden hayli güçsüzleştiriyor.
Daha doğrusu, gelenekçi İslam alimlerinin tümüyle fıkıh ve tefsire yöneldiklerini görüyoruz. Yönelimlerinin çok az bir bölümünün ise, tabii ilimlere taraf olduğunu müşahede ediyoruz.
Fakat Batı topluluklarında Kutsal metin İncil için fazlaca tefsirlerin yazılması söz konusu değildir. Tüm zihinsel ve bedensel enerjileri ile birlikte, sahip bulundukları mallarını, dünyevi kalkınmaları için sarf etmekteler. Yani ilmi ilerleme konusunda harcamaktalar.
Biz Müslümanlar ise, bir düşünceye ihtiyacımız olduğunda, onu dahi dinden almamız ve dini ilim kaynaklarına gitmemiz icap ediyor. Yine din tarihçilerine ya da hadis rivayetçilerine başvurmamız gerekiyor.
Şunu da arz edeyim ki, Sünni-Şii gelenekçi fakihler, kendileri dışındaki hiç kimsenin dostu değillerdir. Daha açık ifade etmek gerekirse onlar, kendi dışındakilere muhalif olan kimselerdirler.
Gelenekçi fakihler, yalnızca kültüre istinat eder ve yalnızlıktan yana olurlar. Fetvaları ile insanlar üzerinde gözetleyici olmak ve hâkimiyet kurmak isterler. Fakat örneğin onlarla bir araya gelemeyen arifler, dünya ehli kimseler değillerdir ve kimsenin malına göz dikmezler.
Fakihlerin yolu, tek başına yürüyecekleri bir yol iken, ariflerin yolu, tüm dünya arif ve mutasavvıfların hep birlikte yürüdükleri bir yoldur. Bu yolu yürüyenlerin içerisinde Budist, Yahudi, Hıristiyan, Müslüman ve her kesimden insanlar mevcuttur.
Tüm arif ve mutasavvıfların ortak çağrıları, "insanların zatına dönmeleridir." Yani onlar insanları, zatına dönmeye davet ederler.
Nitekim İmam Ali de "Kendini bilen Rabbini bilir" der. Yani sen, şayet nefsini tanımaz ve zatına dönmez isen ve yine insanlık ve aslına rücu etmez isen (ki nefse avdet etmek, insanlığa ve asla dönmektir), o takdirde Rabbini de tanımış olamazsın.
Şayet döner isen, kendi faziletini güçlendirir ve ahlaksal yönden kendine çeki düzen vermiş olursun. Bu da "bedenin cevheri" dir.

Kategori: Asayiş
Yayın: 17 Eylül 2026 07:29 · Kaynak: indyturk.com