Habermetrik
← Ana Sayfa
28 Ekim 2026 09:42 · Güncelleme 09:43
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Bir Gecede İlan Edildi, Her Sabah Yeniden Kurulur: Cumhuriyetin 24 Saati

Bir Gecede İlan Edildi, Her Sabah Yeniden Kurulur: Cumhuriyetin 24 Saati
Görsel kaynağı: tunceliemek.com.tr
⏱️ 6 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Cem Kınay yazdı… Cumhuriyet, yalnızca 29 Ekim 1923 gecesi verilen bir karar değildir
  • Bir insanın devlet karşısındaki adının “tebaa”dan “yurttaş”a dönüşmesidir
Hukuki not: Hassas içerik: doğrulama düzeyi editör onayından geçmiştir; detaylar adli/kurumsal açıklamalara bağlıdır.

Cem Kınay yazdı…

Cumhuriyet, yalnızca 29 Ekim 1923 gecesi verilen bir karar değildir. Bir insanın devlet karşısındaki adının “tebaa”dan “yurttaş”a dönüşmesidir.

Ve bu dönüşüm, bir kez ilan edilse de her kuşağın hayatında yeniden anlam kazanmak zorundadır.

28 Ekim akşamıTakvimler 28 Ekim 1923’ü gösteriyordu.

Ankara henüz başkent olalı yalnızca on beş gün olmuştu. Savaş kazanılmış, Lozan imzalanmış, işgal kuvvetleri İstanbul’dan ayrılmıştı. Saltanat bir yıl önce kaldırılmıştı. Fakat yeni devletin yönetim biçiminin adı, Anayasa’da henüz açıkça yazmıyordu.

Üstelik Ankara’da bir hükümet krizi yaşanıyordu. Fethi Bey başkanlığındaki hükümet 27 Ekim’de istifa etmiş, Meclis mevcut sistem içinde yeni bir hükümet kurmakta zorlanmıştı.

O akşam Çankaya’da Mustafa Kemal Paşa’nın sofrasında birkaç yakın çalışma arkadaşı vardı. Yemek sırasında söylenen kısa bir cümle, ertesi gün Türkiye’nin kaderini değiştirecekti:

“Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.”

Bu cümlede gösteriş yoktu. Uzun bir nutuk, kalabalık bir tören veya önceden hazırlanmış büyük bir kutlama da yoktu.

Yalnızca kesinlik vardı.

Fakat Cumhuriyet gerçekten o akşam mı doğmuştu?

Bir gecede doğmayan CumhuriyetTarihte bazı anlar vardır; yıllarca süren büyük bir dönüşüm tek bir cümlede görünür hâle gelir.

29 Ekim de böyle bir gündür.

Cumhuriyet’in fikrî temeli, 29 Ekim’den çok önce atılmıştı. Erzurum ve Sivas kongrelerinde milletin geleceğini yine milletin iradesinin belirleyeceği düşüncesi güçlenmişti. 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi, egemenliğin saraydan millete geçtiğini daha Cumhuriyet’in adı konulmadan ilan etmişti.

1921 Anayasası’nın ilk maddesi son derece açıktı:

“Hâkimiyet bilâkaydü şart milletindir.”

Yani egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindi.

Sakarya’da, Dumlupınar’da ve Anadolu’nun sayısız kasabasında verilen mücadele yalnızca işgal kuvvetlerini ülkeden çıkarmak için değildi. Aynı zamanda kendi geleceğine kendisi karar verecek bir millet yaratmak içindi.

Bu nedenle 29 Ekim’de yapılan şey, hiç var olmayan bir yönetim fikrini bir gecede ortaya çıkarmak değildi.

Zaten doğmuş olan çocuğa adını vermekti. Nitekim 29 Ekim sabahı Halk Fırkası grubunda yapılan görüşmeler sırasında İstanbul Milletvekili Abdurrahman Şeref Bey’in söylediği söz tam da bunu anlatıyordu: Egemenlik kayıtsız şartsız milletinse bunun adı Cumhuriyet’ti; doğan çocuğun adını koymaktan başka bir şey yapılmıyordu.

Bir masa, bir kalem, birkaç madde28 Ekim gecesi misafirler ayrıldıktan sonra Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa birlikte çalışmaya devam etti.

Uzun yıllar sürecek bir devlet düzeninin kapısı, gösterişli bir sarayda değil; Ankara’da bir masa üzerinde, birkaç anayasa maddesinin yeniden yazılmasıyla açıldı.

Hazırlanan teklifin en önemli cümlesi şuydu:

“Türkiye Devleti’nin hükümet şekli Cumhuriyettir.”

Bu değişiklik yalnızca yeni devletin adını koymuyordu. Cumhurbaşkanının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmesini ve hükümetin kuruluş usulünü de açıklığa kavuşturuyordu.

29 Ekim günü teklif önce parti grubunda, ardından Meclis Genel Kurulu’nda görüşüldü. Tartışmaların sonunda kanun kabul edildi.

Ardından milletvekilleri yeni devletin ilk Cumhurbaşkanını seçmek için oy kullandı. Mustafa Kemal Paşa, oylamaya katılan 158 milletvekilinin tamamının oyuyla Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu.

Meclis salonunda “Yaşasın Cumhuriyet!” sesleri yükseldi.

O gece Ankara’dan başlayan 101 pare top atışı, kararın ülkeye duyurulmasının en güçlü aracıydı. Telefonun, radyonun ve televizyonun gündelik hayatın parçası olmadığı bir ülkede Cumhuriyet’in sesi, karanlığın içinden top sesleriyle şehirlere yayıldı.

İnsanların bir bölümü o gece neyin değiştiğini bütün ayrıntılarıyla bilmiyordu.

Ama artık devletin adı konmuştu.

Bir kelime gerçekten neyi değiştirebilir?“Cumhuriyet” kelimesini bugün o kadar sık kullanıyoruz ki bazen taşıdığı büyük kırılmayı unutuyoruz.

Cumhuriyet, yalnızca padişahın yerine cumhurbaşkanının gelmesi değildir.

Asıl değişim, iktidarın meşruiyet kaynağındadır.

Monarşide devlet, bir hanedanın devamlılığı üzerine kurulur. Cumhuriyette ise devletin sahibi bir aile, bir soy veya bir zümre değildir.

Cumhuriyet, hiç tanımadığınız bir insanın da ülkenin eşit sahibi olduğunu kabul etmektir.

Anadolu’nun uzak bir köyündeki çocukla Ankara’daki devlet görevlisinin; fabrikadaki işçiyle üniversitedeki profesörün, kadınla erkeğin aynı ortak geleceğin parçası olduğunu söylemektir.

Bu eşitlik 29 Ekim gecesi bir anda eksiksiz gerçekleşmedi.

O gece Meclis sıralarında kadın milletvekilleri yoktu. Ülkenin büyük bölümünde eğitim imkânları son derece sınırlıydı. Yoksulluk, savaşların bıraktığı büyük yıkım ve toplumsal eşitsizlikler devam ediyordu.

Cumhuriyet hazır ve kusursuz bir ülke teslim etmedi.

Bir yön gösterdi.

Kadınların kamusal hayata katılması, eğitim birliğinin kurulması, hukuk düzeninin dönüşmesi, yeni okulların, fabrikaların, demiryollarının ve kültür kurumlarının açılması bu yönün zaman içinde hayata geçirilme çabalarıydı.

Çünkü Cumhuriyet’in en büyük vaadi, herkesin aynı olduğu iddiası değil; doğuştan gelen ayrıcalıkların insanın kaderini belirlememesi gerektiği inancıydı.

Tebaa ile yurttaş arasındaki mesafeBelki de Cumhuriyet’in anlamını en iyi iki kelime arasındaki fark anlatır:

Tebaa ve yurttaş.

Tebaa, yönetilen kişidir. Devletin kendisi için verdiği kararlara tâbidir.

Yurttaş ise devletin yalnızca yönetilen unsuru değil, aynı zamanda meşruiyet kaynağıdır. Hakları kadar sorumlulukları da vardır. Yalnızca itaat etmez; sorar, katılır, eleştirir, oy verir ve hesap ister.

Bu yüzden Cumhuriyet bir yönetim biçiminden daha fazlasıdır.

Bir insanlık onuru meselesidir.

Bir çocuğun ailesinin kim olduğundan bağımsız olarak eğitim görebilmesi; bir kadının kendi hayatı hakkında söz sahibi olması; bir köylünün devlet kapısında kulluk değil hak talep etmesi; bir gencin ülkenin geleceğini kendisine ait görmesi Cumhuriyet fikrinin gündelik hayattaki karşılığıdır.

Cumhuriyet, büyük törenlerden önce bu küçük karşılaşmalarda yaşar.

Bir okulun açık kapısında…

Bir mahkemenin adaletinde…

Bir sandığın güveninde…

Bir kütüphanenin sessizliğinde…

Bir genç kızın “Ben de yapabilirim” cümlesinde…

Oysa Cumhuriyet tamamlanmış bir bina değil, her kuşağın devraldığı bir inşa sorumluluğudur.

Çünkü “egemenlik milletindir” demek, yalnızca devletin başında kimin bulunduğuyla ilgili değildir. Milletin bilgiye ulaşabilmesi, özgürce düşünebilmesi, farklılıklarıyla birlikte yaşayabilmesi ve ortak geleceğe katılabilmesiyle ilgilidir.

Bir ülkede çocuklar iyi eğitim alamıyorsa, liyakat yerini ayrıcalığa bırakıyorsa, insanlar düşüncelerini söylemekten çekiniyorsa veya kadınlar hayatın dışında tutuluyorsa Cumhuriyet’in adı var olabilir; fakat vaadi eksik kalır.

Bu nedenle Cumhuriyet’i sevmek yalnızca onu övmek değildir.

Onu daha adil, daha özgür, daha üretken ve daha çağdaş hâle getirmek için sorumluluk almaktır.

Cumhuriyet’in bize bıraktığı en kıymetli miras, geçmişle gurur duyma hakkının yanında geleceği değiştirme cesaretidir.

101 pare top sesinden bugüne29 Ekim 1923 gecesi Ankara semalarında yükselen top sesleri, yeni devletin kuruluşunu haber veriyordu.

Bugün, 103 yıl sonra, o sesi yalnızca bir zaferin yankısı olarak duymamak gerekir.

O ses aynı zamanda bir çağrıdır:

Hiç kimsenin doğuştan yönetme hakkına sahip olmadığına…

Hiç kimsenin doğuştan daha az değerli olmadığına…

Devletin insan için var olduğuna…

Ve bir ülkenin geleceğinin o ülkede yaşayan herkesin ortak sorumluluğu olduğuna dair bir çağrı.

Cumhuriyet bir gecede ilan edildi.

Ama bir gecede tamamlanmadı.

Her okul sabahında, her adalet arayışında, her bilimsel keşifte, her özgür düşüncede ve ülkesine karşı sorumluluk hisseden her yurttaşta yeniden kurulmaya devam ediyor.

Belki de 29 Ekim’i kutlamanın en anlamlı yolu yalnızca geçmişe bakmak değil, kendimize şu soruyu sormaktır:

Biz, Cumhuriyet’in bize açtığı yolu gelecek kuşaklar için ne kadar genişletebildik? Çünkü Cumhuriyet, bize bırakılmış tamamlanmış bir hikâye değildir.

Sonraki cümlesini bizim yazmamız gereken büyük bir başlangıçtır.

Mustafa Kemal Atatürk’ü minnetle anıyoruz.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: tunceliemek.com.tr
Haber metni ve görseller tunceliemek.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 28 Ekim 2026 09:42 · Kaynak: tunceliemek.com.tr
Kaynağı Oku ↗