Habermetrik
← Ana Sayfa
Bayburt/Bayburt-İl Merkezi 22 Eylül 2026 08:55
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Anahtar Parti Genel Başkan Yardımcısı Sedat Yalçın Trabzon'da konuştu: Fiyat açıkladım deyip çekilmek yok, fındığı satın alacaksınız

Anahtar Parti Genel Başkan Yardımcısı Sedat Yalçın Trabzon'da konuştu: Fiyat açıkladım deyip çekilmek yok, fındığı satın alacaksınız
⏱️ 13 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Anahtar Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Genel Merkez Kalkınma Politikaları Başkanı Sedat Yalçın, bir dizi temas ve ziyaret kapsamında geldiği Trabzon’da basın mensuplarıyla buluştu
Hukuki not: Bu içerik adli süreçlere ilişkindir; suçluluğu kanıtlanana kadar kişiler masumdur (masumiyet karinesi).

Anahtar Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Genel Merkez Kalkınma Politikaları Başkanı Sedat Yalçın, bir dizi temas ve ziyaret kapsamında geldiği Trabzon’da basın mensuplarıyla buluştu. Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nde (TGC) düzenlenen toplantıda konuşan Yalçın, hem Türkiye’nin ekonomik gündemine hem de Karadeniz bölgesinin kalkınma hamlelerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

"Daha İyi Bir Türkiye İçin" vizyonuyla hareket ettiklerini vurgulayan Genel Başkan Yardımcısı Yalçın, partinin üretim ve istihdam odaklı ekonomi modelini kamuoyuyla paylaştı.

Toplantının açılış konuşmasını yapan Anahtar Parti Trabzon İl Başkanı Muhammet Kalkışım, teşkilat olarak sürekli sahada olduklarını belirterek şu ifadeleri kullandı:

"Bizler Anahtar Parti Teşkilatı Başkanlığı olarak sahadayız, alandayız, sürekli toplumla buluşmaktayız, vatandaşlarımızla sürekli bir araya geliyoruz ve şehrimiz adına istişarelerde bulunuyoruz. Eksiklik de varsa bunları not ediyoruz.

Vatandaşın problemleri varsa bunları dile getirmeye çalışıyoruz ve burada bize sizler çok yardımcı oluyorsunuz. Bunun için teşekkür ediyoruz. Tabii genel merkezimizden de zaman zaman hem genel başkanımız olsun, genel başkan yardımcılarımız olsun şehrimizi ziyaret ediyorlar.

Onlar da yine vatandaşımızın talepleri, beklentileri ya da esnafımızla beraber istişarede bulunuyorlar. Bugün de biz genel başkan yardımcımız, kalkınma politikaları başkanımız Sayın Sedat Yalçın Beyefendi'yi Trabzon'da ağırlıyoruz teşkilat olarak ve siz değerli basın mensuplarımızla beraber bir istişare için sizlerle bulunalım dedik. Sözü kendilerine bırakıyorum, hepimize teşekkür ediyorum, sağ olun."

Yalçın, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

"Anahtar Parti yeni bir parti, yaklaşık iki yıl oldu. Biraz hızlı geçtik süreci ama yeni bir partinin teşkilatlanması, Türkiye'nin her yerinde kendini tanıtması kolay bir çalışma değil. Hem böyle bir ekonomik kriz ortamında, hem diğer siyasi partilerin çok da böyle kamuoyu yönünde gözükmediği bir ortamda, Yeni Bir Parti ile milletin huzuruna çıktık.

Tabii 24 yıllık bir iktidar deneyimi Türkiye yaşadı. Daha önce hiç yaşamadığı kadar uzun bir iktidar sürecini deneyimledi ve onunla ilgili nihai olarak ortaya çıkan siyasi, ekonomik, sosyal sonuçları da hep birlikte yaşıyoruz şu anda.

Bu yaşanan süreçle ilgili Türkiye'nin hem ana muhalefet partisi hem diğer siyasi partilerle de bir duruşları var. Ancak toplumdan şunu gözlemliyoruz ki siyaset alanına bakış, toplumun siyasetten beklentileri konusunda problemler var, sorunlar var.

Günlük yaşadığı ciddi problemler var ve bunların çözümüne yönelik mevcut siyasi ortamdan bir umudu maalesef kalmamış durumda.

Tam da bu noktada Anahtar Parti rol almak istedi. Yani bir sorumluluk almak istedi. "Bu gidişata toplum, ülkemiz, milletimiz çaresiz değildir" dedi ve genel başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu'nun liderliğinde bir yola çıktık. Kendisinin de hem Trabzon memleketi, sizlere özel selamlarını getirdi.

Ayrıca hem Türkiye'ye dair hem Trabzon'a ve diğer şehirlerimize dair bir kalkınma yol haritası hazırladık. Türkiye'nin yaşadığı genel ekonomik sorunları biliyoruz ama onlarla ilgili birkaç şey söylemeden önce okullar açıldı, aslında oradan bir giriş yapmak isterim.

Türkiye'de yaklaşık 17 milyon öğrencinin, 1,2 milyon öğretmenin içinde olduğu bir sistem tekrar kapılarını açtı. Hayırlı uğurlu olsun yeni eğitim öğretim yılı bütün camiamıza. Ama bugün sabah da bir üzücü olayla uyandık.

Manisa'da bir okula bir saldırı yapıldı, orada 10 tane yaralı var. Bir tane hayatını kaybeden öğrencimiz var. Allah rahmet eylesin, büyük geçmiş olsun diyoruz.

Şimdi eğitimimizin tabii ciddi sorunları da var. Türkiye hızlı gelişen, büyüyen bir ülke. Nüfusumuz, artma hızımız azalsa da halen genç bir nüfusa sahibiz. Biz okullarımızda mesela uluslararası standartlara göre öğrenci yoksulluğu diye bir endeks var.

Türkiye OECD ülkeleri arasında ikinci sırada bunda. En yoksul ikinci ülke, öğrenci yoksulluğu konusunda.

Ve biz biliyoruz, bir öğrenci açlığı diye bir problem başladı Türkiye'de. Yani çocuk okula gidiyor, bir öğle yemeği yemeden akşam ediyor, böyle ayaküstü bir şeylerle. O çocuk protein alamıyor, gelişmesini tamamlayamıyor, en temel beslenme hakkını dahi elde etmeden o süreci devam ettiriyor.

Bu öğrenci açlığı, biz Anahtar Parti olarak buradan başlayalım dedik. Bir öğün yemeği bütün öğrencilerimize taahhüt ediyoruz biz. İlk, orta, lise, üniversite bir öğün kaliteli, protein, meyvesi, sebzesiyle bir yemeğini yiyecek bizim iktidarımızda.

Bunun ekonomik tarafı da 250 milyar Türk lirası, Türkiye'ye maliyeti. Bu Türkiye'nin bütçesi içerisinde binde birlerle ifade edeceğimiz bir rakamdır. Türkiye mesela önceliklerini buralara mutlaka koymalıdır. Bizim 400 bin civarında atanamayan öğretmenimiz var şu anda, onların planlamasını Türkiye maalesef başaramadı.

En son bir PISA sınavları yapıldı. Bu sınavın özelliği bilgi ağırlıklı değil sorgulama ağırlıklı olması. Mesela bu tür bir sınav yapıyor OECD, yaklaşık 70-80 ülke katılıyor. Biz hep sonlarda olurduk, ilk kez bu yıl 13-14 puan yukarıya çıktık.

Tebrik ediyoruz; yani bu sonuçlar çok önemli, kıymetli. Demek ki ezber eğitimden uzaklaşıyoruz anlamına geliyor; daha bir sorarak yetişen bir gençlik geliyor anlamına geliyor ama OECD bu konuyla ilgili bir araştırma başlattı.

"Siz 3 yıl önce aşağıdaydınız, bu 3 yıl içinde eğitim sisteminizde nasıl bir politika geliştirdiniz ki bu ilerleme ortaya çıktı?" diye onlar da merak etti. Biz de merak ediyoruz gerçi. Çünkü bizim sahada hissettiğimiz bir politika değişikliği yok eğitimle ilgili, tam tersi sorunlar biraz daha ağır. İnşallah doğrudur, güzel bir netice.

Ekonomiyle ilgili de değerli arkadaşlar; Türkiye bu cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi tecrübesini de yaşadı bu arada ve bunun sonuçlarını da aldık. Sonuçlarında şöyle bir durum ortaya çıktı: Biz eskiden Trabzon'dan diyelim bir milletvekili seçip gönderiyorduk Ankara'ya ve o milletvekilinin bir bütçe yapma hakkı vardır Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde.

Bir hata yapıldığında bakana sorup sorgulama hakkı vardır. Bunların hepsi bu cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle ortadan kalktı. Bütçesini yapamayan bir meclisimiz var. Yaptı, reddettiğinde bütçeyi cumhurbaşkanlığı imzasıyla yürürlüğe giren bir bütçe düzenimiz var. Demek ki milletvekilliği mekanizması boşa düşmüş oldu.

İki, yargı bölümleri var. O nasıl değişti bu dönemde? Yargı mülkün temeli, adalet çok önemli bir şey. Hepimiz bir mahkemenin önüne çıktığımızda bize adil davranılacağından emin olmamız gerekir. Şimdi kurumlarla ilgili de anketler yapılıyor ve adaletle ilgili kurumlar şu anda güvenilirlik listesinde maalesef aşağıdalar, çok aşağıda kalıyorlar.

Bu da bu dönemde oldu, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçtikten sonra bizim adalet kurumlarımıza güven azaldı maalesef.

Üç, bizim yürütme dediğimiz bürokrasi, bakanlıklarımız var. Oralarda neye dikkat edilmesi lazım? Liyakat. Kamu yönetiminde liyakat çok önemli ve denetim çok önemli. Bu müsteşarlarımız vardı bu bakanlıklarda. Bu müsteşarlarımız 20-30 yıldır tecrübeli insanlardı o bakanlıkta, her detaya hakim insanlardı.

Onu aldık oradan, yerine bakan yardımcılarını koyduk. Bakan yardımcılıkları ki onlar da çeşitli partilerden aday olup listeye giremeyen kişileri getirip bakan yardımcısı diye oraya oturtuldu. Tabii aralarında bakanlıktan yetişenler de var, haksızlık yapmayalım ama büyük çoğunluk böyle.

Şimdi devletin düzeni bozuldu bu şekilde. Yani o bürokraside ilk gün mesleğe giren bir meslek mensubu artık "20 yıl sonra ben başarılı bir şekilde çalıştığımda müsteşar olacağım" diye bir duyguya sahip değil. Denetim ve bu yönetim konusundaki gerileme Türkiye'de genele mal oluyor.

Bakın borsada iki gün önce büyük bir olay yaşandı, fon olayı yaşandı. Nedir bu olay? Teknik detayına girmeyelim; bir fon kuruluyor, kapalı bir fon. Böyle küçük şirketlerin hisseleri alınıyor, anormal bir şekilde yükseltiliyor, halka kapalı.

Yükselttikten sonra halka açılıyor, halkın yatırımcılarının parası alınıyor ve o kuranlar parasını alıp çıkıyorlar. Vatandaşı problemlerle baş başa bırakıyorlar.

Şimdi bu sistemi kim yönetiyor, kim denetliyor? Sermaye Piyasası Kurulu diye bir kurulumuz var. Bu tür halka açılma işlemlerini, menkul kıymet işlemlerini her aşamasını denetleyen, borsayı denetleyen bir kuruluş. Bu 46 yıldır var ve çok deneyimli, kendi alanında uzman insanların yönetici olduğu bir kuruldur orası.

Müeyyideleri çok ağırdır. Yani halkı aldatmak, kandırmak, manipülasyon yapmak, bu hisse senetleri üzerinden para aktarmak... Bunlar mesela Sermaye Piyasası Kanunu var, 107. maddesi, çok ağır cezaları var. Ama maalesef burada kuralların ve denetimin işlemediğini görüyoruz.

Bizim kamu yönetimindeki o gerileme, o denetim eksikliği burada da önümüze çıktı ve ortaya çıkan rakam 20 milyar dolarlardan bahsediliyor. Bu cumhuriyet tarihinin en büyük kamu zararıdır, halkın zararıdır. Yaşı müsait olanlar hatırlayacaktır, bir banka krizi yaşandı Türkiye'de.

4-5 tane banka battı, çok büyük ve bu bankalarda kaybolan para 4,5 milyar dolardı hepsi. Şimdi bu fon olayında 20 milyar doları gitti bu ülkenin.

Şimdi burada neler yapmak lazım? Bu defa bu işe sebep olan kişilerin mal varlıklarına tedbir alındı, daha da geniş bir şekilde el konulması lazım. Yurt dışına çıkarttıkları paranın geri getirilmesi için tedbir almak lazım.

Bu zararı devletin sırtına bırakmamak lazım. Kim sebep olduysa mutlaka onlardan tazmin etmek lazım ve çok net görevi ihmal eden kamu yöneticileri olduğu da gözüküyor. Onlarla ilgili de her türlü hukuki işlemlerin yapılması gerekir. Zaten konu yargıya intikal ettiği için çok da fazla detayına girmek doğru değil.

Şimdi ben biraz da Trabzon'la ilgili birkaç şey söyleyeyim, sonra sorularınız olursa onları alayım. Trabzon, her zaman Karadeniz'in önemli şehirlerinden biri. Önemli yatırımların ve lojistik rotaların başlangıç yeri aslında.

Buradaki kastım; tarihi bir liman şehri Trabzon. Bu limanın kapasitesiyle, bölgedeki yük trafiğiyle ve diğer şehirlerle, diğer bölgelerle bağlantısının mutlaka güçlü bir şekilde kurulması gerekiyor.

Biz Anahtar Parti olarak bir çalışmaya sahibiz. Türkiye'nin özellikle Marmara bölgesindeki sanayi yığılmasının, o bölgenin bir deprem riski altında olması ve Türkiye ekonomisinin yaklaşık%50'sini barındırması nedeniyle; İstanbul, Bursa, Kocaeli, Sakarya gibi buralardaki aşırı yığılmanın Anadolu'nun üretim koridorlarına yayılması gibi bir çalışmamız var.

Bu 10-15 yıllık bir plan. Mesela Samsun'dan başlayıp Mersin'e giden bir demiryolu ağı, orada en az 20 şehrin organize sanayi bölgelerini birbirine bağlayan bir plan. İkinci planımız Trabzon'dan başlayıp İskenderun'a kadar inen, bu GAP bölgesinin tarımsal ve hayvancılık potansiyelini taşıyacak, uluslararası yük taşımacılığını Trabzon limanından İran'a, diğer ülkelere ve aşağı koridorlara taşıyacak, bu bölgedeki bütün şehirlerin demiryoluyla limana bağlandığı bir ekosistemi planlıyoruz.

Özellikle Trabzon üzerinden Erzincan'dan o sisteme bağlanacak yapı çok büyük bir ekonomik hareketlilik getirecektir. Lojistik maliyetleri ekonomide ve ihracatta en önemli konulardan biridir. Trabzon'da altyapı ve ulaşım yatırımları planlanırken ihracatçının, iş dünyasının lojistik maliyetini çok dikkatli ele almak gerekir.

Türkiye'de son 25 yılda maalesef sadece 1010 kilometre demiryolu yapılmıştır. Hızlı tren ayrı, bölünmüş yol ayrı, havayolu ayrı ama konvansiyonel demiryolu yatırımında çok geç kaldık. Şu anda Türkiye'de yükün%5'i demiryoluyla,%85'i karayoluyla taşınmaktadır.

Biz petrol bağımlısı bir ülkeyiz, bu çok hatalı bir durumdur. Türkiye'nin en büyük sanayi merkezlerinde hala demiryolu yoktur. Bunu gündeme getirmek lazım. Ulaştırma Bakanımız da Trabzon'un evladı, mutlaka Trabzon'dan başlayan ilk adımla konvansiyonel demiryolu eksiğini tamamlasınlar Türkiye'nin.

Biz de Anahtar Parti olarak planlamamızı hazırladık, 20.000 kilometre demiryolu ağını Türkiye'ye kuracağız. Bunu kurmazsak Marmara'yı da taşıyamayız. Bu bölgeye gelecek sanayi yatırımları uygun bölgede, uygun sektörlerde mutlaka lojistik avantajı olduğu için gelecek, başka türlü gelmez.

İkinci konu, Trabzon'da özellikle savunma sanayi alanında yeni bir çalışma başlatılması gerekir. Ankara'da yoğunlaşmış olan savunma sanayi şirketlerinin Anadolu'nun çeşitli şehirlerine dağıtılması düşüncesi vardır şu anda.

Hem hükümetin hem oradaki sanayicilerin böyle bir gündemi var, Ankara'da yığılması stratejik olarak doğru değil. Burada uygun görünen füze sistemleri olur, başka sistemler olur, İHA olur; bir bölge tayin edilip organize sanayi bölgesi sadece savunma sanayiyle çalışacak ve onun yan sanayisi buradaki diğer sektörlerle de birlikte çok başarılı bir sonuç alınabilir. Bununla çalışılmasını öneriyoruz biz Anahtar Parti olarak.

Üçüncü konu, gıda alanında büyük bir organize sanayi bölgesi; yani karışık organize sanayi bölgeleri yerine ihtisaslaşmış borsalar ve onun yan sanayilerini kurmamız gerekiyor. Balıkçılık alanında daha katma değerli, fındıkta, çayda daha katma değerli ürünler burada yapılmalı.

Buradan ürünümüz sadece fındık veya çay olarak gitmesin, katma değeri oluşmuş ürünleri satalım. Üreten hem de arada ticaret yapan insanımızın katma değeri Trabzon'da kalsın, bu önemli bir şeydir. Çikolata üretilsin burada arkadaşlar, fındık göndermeyin, çikolata gönderin.

Belçika'nın çikolatası ünlü, mesela ben gittim, oradan hediyelik Belçika çikolatası getiriyoruz. Buradan fındık gitmese nasıl gelecek? Biz sadece çay ve fındıkta üretim miktarı olarak geçim ülkesi olmakla yetinmemeliyiz.

Onlardan üretilen nihai mamullerde de dünyada düzenleyici ülke olmamız lazım. İtalya ise, Belçika ise iyi analiz edelim, bu katma değer burada oluşsun. Bunlar çok aşırı yüksek teknoloji gerektiren işler de değil.

Fındıkla ilgili birkaç şey söylemek isterim, Trabzon ve bölgemiz için önemli. Devletimiz yıllardır fiyat açıklıyor: "Kaç lira verecekler, üretici aracıya mahkum mu olacak, fındığın fiyatını üretici mi tüccar mı belirleyecek?" Bu tartışmalar yıllardır devam ediyor.

Biz şöyle bakıyoruz: Hasat yapılmadan önce vatandaşın maliyetlerinin üzerine bir refah payı eklenecek şekilde devletin düzgün bir fiyat açıklamasını istiyoruz. Bunu önceden açıklayacak. İkincisi, açıklanan fiyattan vatandaşın malını alabilecek bir organizasyonu yapması gerekiyor devletin.

"Fiyat açıkladım" deyip çekilmek yok, o fiyatın arkasında durup ürünü satın alacaksınız. Vatandaşı zor durumda bırakmayacaksınız.

İkinci bir konu, lisanslı depoculuk. Bunun mevzuatı var, kanunu çıktı. Çeşitli ürünlerde de uygulanıyor. Lisanslı depoculuk nedir? Yetkili devletten lisans alarak özel şirket de kurabilir, devlet de kurabilir. Fındık üreticimiz ürününü götürüp lisanslı depoya teslim ediyor.

Kendisine ürünü temsil eden bir belge veriliyor ve o belgeyle fındık üreticisi gidip bankadan kredi kullanabiliyor. Acil nakit ihtiyacı varsa bunu giderecek şekilde kredisini çekiyor ama malı orada depoda duruyor ve fiyatın yükselmesini bekliyor.

Fiyat istediği rakama geldiği zaman satıyor. Bugün bir Ziraat Odası başkanımız açıklama yapmış, "Toprak Mahsulleri Ofisi bizden fındığı alıp bir yıl satmasın" demiş. Aynı mantık. Alın, lisanslı depoculukta malınızı teslim edin.

Acil nakit ihtiyacınız olduğunda o ürün belgesiyle kısmen kredi kullanabilirsiniz. Bu mekanizmaları Trabzon'da kullanmak üretici lehinedir ve acil para ihtiyacı nedeniyle ürünü düşük fiyatlarla vermeye mecbur kalmaktan kurtarmış olur.

Trabzon turizmle ilgili de önemli ve hızlı gelişen bir alana sahip. Ama Trabzon üç-dört aylık turizmle yetinmemeli, turizm 12 ay olmalı. Yazın özellikle Körfez ülkelerinden gelen turistler ağırlıklı; bunun dışında diğer zamanlarda da yeni rotalarını tanıtmalı Trabzon.

Çok kıymetli yaylaları, doğa ortamı ve tarihi özellikleri iyi tanıtılırsa Trabzon'u herkes görmek ister. Çok ciddi bir tarihi geçmişi var, çok önemli şahsiyetler buradan çıkmış. Onların turizmde değerlendirilmesi için o rotaları ve hikayelerini anlatmak lazım.

Çok teşekkür ediyorum. Biz muhtemelen en yakın zamanda yapılacak seçimde Anahtar Parti olarak Türkiye'nin önemli aktörlerinden biri olarak huzurunuzda olacağız. Bütün politikalarıyla; sanayi, tarım, enerji, sosyal, sağlık ve eğitim alanındaki stratejileriyle ve nitelikli kadrolarıyla Türkiye'nin yönetimine hakim bir Anahtar Parti milletimizin huzurunda olacaktır.

Çok ciddi bir alternatif partiyiz, milletimiz rahat olsun. Oy verecek lider de var, oy verecek parti de var."

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: kuzeyekspres.com.tr
Haber metni ve görseller kuzeyekspres.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Asayiş · Bölge: Bayburt/Bayburt-İl Merkezi
Yayın: 22 Eylül 2026 08:55 · Kaynak: kuzeyekspres.com.tr