Van Gölü’ndeki sırın aslı belli oldu: Meğer herkes yanlış biliyormuş!
Van Gölü, doğal yapısı ve yüz binlerce yıllık jeolojik geçmişiyle farklı bilimsel araştırmalara konu olmaya devam ediyor. Gölün su seviyesindeki değişimlerle birlikte kıyılarda daha görünür hale gelen jeolojik oluşumlar da son dönemde dikkat çekerken, bu yapıların tanımlanması konusunda önemli bir ayrıntı öne çıktı. Kıyıda görülen oluşumların tamamının mikrobiyalit olmadığı, önemli bir bölümünün ise tufa olduğu belirtildi. Şehrivan’a değerlendirmelerde bulunan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çetin Yeşilova, Van Gölü kıyılarındaki oluşumların özelliklerini ve mikrobiyalit ile tufa arasındaki farkları anlattı.
MİKROBİYALİT VE TUFA AYRIMI
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çetin Yeşilova, Van Gölü’nde mikrobiyalitlerin yanı sıra tufaların da bulunduğunu belirterek, iki oluşum arasındaki farklara dikkat çekti. Yeşilova, tufanın geniş çerçevede mikrobiyalitleri de içine alan bir çökel türü olduğunu ifade etti. Soğuk ve kalsiyum karbonat açısından zengin sularda oluşan tufaların Van Gölü kıyılarında kumların içerisinde ve altında da gelişebildiğini belirten Yeşilova, mikrobiyalitlerin ise oluşum koşulları nedeniyle yukarıya doğru büyüyerek kule benzeri yapılar oluşturduğunu söyledi. Soğan şeklinde büyüyen türlerin stromatolit, farklı özellik gösteren yapıların ise trombolit olarak adlandırıldığını aktardı.
SU ÇEKİLİNCE GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR
Van Gölü kıyısındaki bazı tufaların uzun süre kum tabakasının altında kaldığını belirten Yeşilova, insanların sahilde yürürken veya göle girerken aslında bu yapıların üzerinden geçtiğini ancak bunları fark etmediğini söyledi. Tatlı suyun göl suyuyla karşılaşması sırasında meydana gelen yoğunluk farkının kalsiyum karbonatın çökelmesine neden olduğunu ve bunun sonucunda tufaların oluştuğunu aktardı. Göldeki su seviyesinin çekilmesiyle birlikte kıyılardaki kumların dalga hareketleriyle taşındığını ifade eden Yeşilova, bunun sonucunda daha önce kum altında bulunan tufaların görünür hale geldiğini söyledi. Kıyıda bıçak, kılıç veya boru şeklinde görülen bazı yapıların bu süreç sonucunda ortaya çıktığını belirten Yeşilova, bu yapıların tamamının mikrobiyalit olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti.
YEŞİLOVA: VAN GÖLÜ'NÜN SAHİLİNDE GÖRDÜĞÜNÜZ HER YAPI MİKROBİYALİT DEĞİLDİR
Van Gölü’nde mikrobiyalitlere ilişkin haberlerde bu yapıların tamamının mikrobiyalit olarak nitelendirilmesinin doğru olmadığını belirten Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çetin Yeşilova, tufa ve mikrobiyalit arasındaki farklara dikkat çekti. Yeşilova konuşmasına şöyle başladı; “Van Gölü kitabında, Van Gölü’nün jeolojisi ve gölde oluşan mikrobiyalitler ile tufalar ele alınıyor. Bunlarla ilgili sürekli haberler çıkıyor; “Van Gölü’nde mikrobiyalitler” şeklinde haberleri sıkça görüyoruz. Ancak bunların hepsi mikrobiyalit değil. Bir kısmı mikrobiyalit, bir kısmı ise tufa. Aslında tufa dediğimiz yapı, geniş çerçevede mikrobiyalitleri de içine alan bir çökel türüdür. Tufa ve traverten sistemleri bulunuyor. Tufalar, soğuk sularda oluşan, kalsiyum karbonat açısından zengin çökellerdir. Mikrobiyalitler de aslında birer tufadır. Ancak oluşum koşulları nedeniyle yukarıya doğru büyüyerek kule şeklinde yapılar oluşturdukları için bunlara mikrobiyalit diyoruz. Soğan şeklinde büyüyen türleri ise stromatolit olarak adlandırıyoruz. Bunun yanında trombolitler de bulunuyor. Fakat Van Gölü'nün sahilinde gördüğünüz her yapı mikrobiyalit değildir.” Dedi.
“SAHİLDE YÜRÜRKEN YA DA GÖLE GİRERKEN ONLARIN ÜZERİNDEN GEÇİYORSUNUZ AMA FARK ETMİYORSUNUZ”
Tatlı su, Van Gölü’nün suyuyla karıştığında yoğunluk farkı nedeniyle tufaların yukarı doğru hareket ettiğini söyleyen Doç. Dr. Yeşilova, sözlerine şöyle devam etti; “Tufa olan yapılar da var. Bunlar Van Gölü’nde sahilde, kumun içerisinde büyüyor. Siz aslında sahile giderken, yürürken ya da göle girerken onların üzerinden geçiyorsunuz ama fark etmiyorsunuz. Çünkü bu yapılar kumun altında, yukarıya doğru büyümeye devam ediyor. Tatlı su, Van Gölü’nün suyuyla karıştığında yoğunluk farkı nedeniyle yukarı doğru hareket ediyor. Bu hareket sırasında içerisindeki kalsiyum karbonat çökeliyor ve bu çökelme sonucunda tufalar oluşuyor.
YEŞİLOVA, O YAPILARLA İLGİLİ İLGİNÇ DETAYLAR VERDİ
“Belki güncel bir videoda görmüşsünüzdür; bir kişi, ‘Van Gölü’nün sahilindeyiz. Geçen yıl burada göle giriyorduk, bunlar nasıl bize batmadı?’ şeklinde bir ifade kullanıyordu. İşte bunların batmamasının nedeni, kumun içerisinde ve altında bulunmalarıydı. İnsanlar kumun üzerinde yürürken aslında bu yapıların üzerinden geçiyor, ancak onları fark etmiyordu. Van Gölü’nün suyu çekilmeye başladığında ise durum değişti. Suların çekilmesinin ardından fırtına dalgaları ve normalden daha yüksek enerjili dalgalar kıyıdaki kumu aşındırarak taşıdı. Böylece kumun içerisinde bulunan tufalar ortaya çıktı. Bu yapılar, bıçak, kılıç veya boru şeklinde kıyıda görünür hale geldi.” şeklinde konuştu.
YEŞİLOVA: VAN GÖLÜ’NDEKİ MİKROBİYALİTLERLE İLGİLİ BİR PROJEMİZ DE VAR
Van Gölü’nün jeolojik geçmişine ilişkin değerlendirmelerinin ardından Yeşilova, göldeki mikrobiyalitlerin içerisinde bulunan nano küreciklerin kökenini ortaya çıkarmayı amaçladıkları söyleyerek sözlerini şöyle noktaladı. Yeşilova; “Van Gölü’nün oluşumuna baktığımızda, gölün yaklaşık 600 bin yıl önce, o dönemde birleşik durumda olan Muş ve Van havzalarının Nemrut’un püskürttüğü volkanik malzemelerle kapanması sonucu oluşmaya başladığını görüyoruz. Kitapta, Van Gölü’nün 600 bin yıl öncesinden günümüze kadar geçirdiği jeolojik evrimi anlatmaya çalıştım. Aslında bu, tek bir kitapla tamamen anlatılabilecek kadar geniş bir konu değil. Ancak dar bir perspektiften, jeolojik açıdan Van Gölü’nün geçirdiği evrimi ele aldım.”
DAHA DETAYLICA İNCELENECEK
“Bununla birlikte Van Gölü’ndeki mikrobiyalitlerle ilgili bir projemiz de var. Projemiz, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklendi. Ay sonunda arazi çalışmasına çıkacağız ve ekim ayının başında aldığımız örnekleri analize götüreceğiz. Bu çalışmada mikrobiyalitlerin içerisindeki nano küreciklerin kökenini inceleyeceğiz. Bu nano küreciklerin kökensel olarak nereye dayandığını belirlemeye çalışacağız. Ayrıca yüksek çözünürlüklü taramalı görüntülerini alarak yapılarını inceleyecek ve kökenleri hakkında daha ayrıntılı bilgi elde etmeye çalışacağız.” Diye konuştu.
Kategori: Genel · Bölge: Van
Yayın: 17 Eylül 2026 05:20 · Kaynak: sehrivangazetesi.com