Bir fabrikanın borcu narenciyeyle ödendi: Türkiye'nin sanayi haritası 103 yılda böyle değişti
- Türkiye Cumhuriyeti, 103
- İlk yıllarda fabrika kurabilmek için dış krediye başvurulurken, bir fabrikanın borcunun büyük bölümü narenciyeyle ödendi
METİN MERCAN
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde 1923'te kurulan Cumhuriyet, uzun savaş yıllarının ardından sermaye birikimi sınırlı, sanayi altyapısı yetersiz ve ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanan bir ülkede kalkınma sürecini başlattı. İlk yıllarda şeker, dokuma ve diğer temel ihtiyaçların yurt içinde üretilmesi hedeflenirken, sanayi yatırımları için gereken finansman ve teknik imkânların bulunması başlı başına bir sorundu.
1930'lu yıllarda Türkiye'nin önünde önemli bir ekonomik sorun vardı. Aydın'ın Nazilli ilçesinde pamuktan kumaş üretecek büyük bir fabrika kurulmak isteniyor, ancak yatırımın gerektirdiği sermaye ve makinelerin temininde güçlük yaşanıyordu.
Çözüm, Sovyetler Birliği ile yapılan anlaşmada bulundu. Fabrikanın inşası için sağlanan kredinin geri ödemesinde Türkiye'nin tarımsal ürünlerinden narenciye kullanılacaktı.
Bugün bir fabrika yatırımı için sıra dışı görünen bu finansman düzenlemesi, Cumhuriyet'in ilk sanayileşme yıllarında üretim kapasitesi oluşturmak için başvurulan çözümlerden yalnızca biriydi.
Atatürk, 9 Ekim 1937'de açılan Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası'nda üretilen kumaşı inceliyor.
7 milyon liralık fabrikanın borcunda narenciye hesabı
Nazilli Basma Fabrikası'nın temeli 23 Ağustos 1935'te atıldı. Sümerbank bünyesinde kurulan tesisin makineleri ve teknik altyapısı büyük ölçüde Sovyetler Birliği'nden sağlandı. Kredinin geri ödemesinin narenciye üzerinden yapılması konusunda anlaşmaya varılırken, İstanbul Sanayi Odasının sanayi tarihi çalışmasına göre kredilerin önemli bölümü bu ürünlerle ödendi.
Başlangıçta 5 milyon liraya tamamlanması planlanan yatırımın maliyeti, sonradan yapılan eklemelerle 7 milyon liraya çıktı. İnşasında Türk işçi ve mühendislerle birlikte yaklaşık 120 Sovyet uzman görev aldı.
9 Ekim 1937'de Atatürk tarafından açılan fabrika, 768 dokuma tezgâhı ve yıllık 23 milyon metre ham bez üretim kapasitesiyle faaliyete geçti. Nazilli'nin seçilmesinde de ekonomik nedenler vardı: Büyük Menderes Havzası'ndaki pamuk üretimi hammaddeye erişim sağlıyor, İzmir-Aydın demiryolu ise üretilen kumaşların pazarlara taşınmasını kolaylaştırıyordu.
Fabrikanın içinde 700 kişilik tiyatro salonu vardı
Nazilli'deki yatırımın etkisi yalnızca dokuma tezgâhlarıyla sınırlı kalmadı. Fabrikada çalışanların barınması için lojmanlar, sosyal ve kültürel faaliyetler için çeşitli alanlar oluşturuldu. Tesis bünyesinde çocuk kütüphanesi ve 700 kişilik tiyatro salonu bulunuyordu.
Fabrikanın elektrik santrali de Nazilli'nin elektrik ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlıyordu ancak üretim kadar önemli bir önemli sorun da fabrikada çalışacak deneyimli iş gücü bulmaktı.
Nazilli Basma Fabrikası'nın 9 Ekim 1937'deki açılış törenine katılan fabrika çalışanları.
2026 yılında yayımlanan ve fabrikanın 5 bin 185 işçi sicil dosyasına dayanan akademik araştırma, kuruluş döneminde çalışanların önemli bölümünün sanayi deneyimine sahip olmadığını ve iş gücü devrinin yüksek seyrettiğini ortaya koydu. Fabrika yönetimi, üretimin sürdürülebilmesi için işçilerin yetiştirilmesine ve mesleki becerilerinin geliştirilmesine yönelik uygulamalara başvurdu.
Böylece tesis, hem üretim yapılan hem de sanayi iş gücünün yetiştirildiği bir merkez haline geldi.
Uçak fabrikasının makineleri kağnıyla taşındı
Nazilli'den önce Cumhuriyet'in farklı bölgelerinde de üretim yatırımları başlamıştı. Alpullu Şeker Fabrikası 26 Kasım 1926'da ilk Türk şekerini üretirken, aynı yıl Uşak Şeker Fabrikası da faaliyete geçti.
Havacılık alanında ise ulaşım altyapısının yetersizliğiyle sanayileşme hedefleri arasındaki fark dikkat çekiyordu. Alman Junkers şirketiyle işbirliği sonucunda kurulan Kayseri Uçak Fabrikası'nın makine ve teçhizatı Almanya'dan İskenderun'a gemiyle, ardından Ulukışla'ya trenle getirildi. Son etapta, Ulukışla'dan Kayseri'ye kağnı arabaları ve develer kullanıldı.
Kayseri'deki erken dönem havacılık tesislerinin önünde bir Junkers F13 uçağı
6 Ekim 1926'da açılan tesis, Türkiye'nin havacılık alanında üretim kapasitesi oluşturma girişimlerinden biri oldu.
Dönemin ekonomik yapısını gösteren 1927 Sanayi Sayımı'nda ise küçük esnaf atölyeleri dahil 65 bin 245 işyeri tespit edilmişti. Bunların yüzde 72'sinde en fazla üç kişi çalışıyordu. Büyük fabrikaların henüz yaygın olmadığı bu ortamda, yeni tesisler üretimin ölçeğini değiştirme hedefinin önemli bir parçasıydı.
Şeker, kumaş ve kâğıttan demir-çeliğe
1929 Dünya Ekonomik Buhranı'nın ardından özel sektörün sınırlı yatırım kapasitesi, devlet öncülüğündeki sanayileşme politikalarını güçlendirdi. Sümerbankın 1933'te kurulmasını, 1934'te Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı'nın uygulamaya alınması izledi.
Kayseri'de dokuma, Paşabahçe'de cam, İzmit'te kâğıt, Nazilli'de basma ve Bursa'da Merinos fabrikaları kuruldu. Temeli 1937'de atılan Karabük Demir ve Çelik Fabrikası'nda ise 1939'da ilk demir üretildi.
Temeli 1937'de atılan Karabük Demir ve Çelik Fabrikası'nda 1939 yılında ilk demir üretildi.
Fabrikaların kurulması, ulaşım ve finansman altyapısına yönelik yatırımlarla birlikte ilerledi. İş Bankası 1924'te kurulurken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 1931'de faaliyete geçti. Demiryolu ağı genişletildi; 1923-1950 döneminde 3 bin 764 kilometre yeni demiryolu işletmeye alındı.
Sonraki yıllarda özel sektör yatırımları, planlı kalkınma politikaları ve organize sanayi bölgeleriyle üretim kapasitesi ülkenin farklı kentlerine yayıldı. 1980 sonrasında ihracata yönelik politikaların ağırlık kazanması ve 1996'da Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği'nin yürürlüğe girmesi, Türkiye'nin uluslararası üretim zincirleriyle bütünleşmesini hızlandırdı.
1937'de açılan fabrikanın üretimi 2002'de sona erdi
Cumhuriyet'in ilk sanayileşme hamlelerinin simgelerinden Nazilli Basma Fabrikası'nın hikâyesi ise 2002'de farklı bir noktaya ulaştı. Yaklaşık 65 yıl faaliyet gösteren tesiste üretim durduruldu ve fabrika taşınmazları Adnan Menderes Üniversitesine devredildi.
Nazilli'deki tesisin kapanışı, Türkiye ekonomisinin geçirdiği dönüşümün bir başka yönünü ortaya koydu. İlk yıllarda temel tüketim mallarını üretmek amacıyla kurulan kamu fabrikalarının bir bölümü sonraki dönemlerde faaliyetlerini sonlandırırken, üretimde özel sektörün ve uluslararası pazarlara çalışan işletmelerin rolü genişledi.
Cumhuriyet'in ilk yılında 50,8 milyon dolar olan mal ihracatı, 1980'de yaklaşık 2,9 milyar dolara, 2025'te ise 273,3 milyar dolara ulaştı. Cari dolar üzerinden yapılan bu karşılaştırma reel refah artışını doğrudan göstermese de dış ticaretin ölçeğindeki değişimi ortaya koyuyor.
Eylül 2026 verileri itibarıyla son 12 aylık ihracat 283,7 milyar dolara yükseldi. Yılın ilk dokuz ayında gerçekleştirilen 211 milyar dolara yakın ihracatın yüzde 93,8'ini imalat sanayi ürünleri oluşturdu.
Otomotiv, bu değişimin önemli örneklerinden biri oldu. Türkiye'de 2025 yılında 1,4 milyonun üzerinde motorlu taşıt üretilirken, otomotiv endüstrisinin ihracatı 41,5 milyar dolara ulaştı. Tedarik sanayisi, 15,8 milyar dolarlık dış satımla sektörün ihracatında önemli pay sahibi oldu.
Cumhuriyet'in ilk döneminde temel ihtiyaçların karşılanması amacıyla kurulan üretim tesislerinden, bugün Avrupa başta olmak üzere farklı pazarlara araç ve sanayi ürünleri gönderen bir ekonomik yapıya geçildi.
İhracatın yüzde 94'ü imalat sanayinden, ithalatın yüzde 71'i ara mallarından
Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında sanayileşmenin karşı karşıya olduğu sorunlar, ilk fabrikaların kurulduğu dönemdekilerden farklılaştı.
Türkiye artık geniş bir üretim altyapısına sahip olsa da bu üretimin sürdürülebilmesi için ithal girdilere duyulan ihtiyaç önemini koruyor. TÜİK'in 2026'nın ocak-eylül dönemine ilişkin verilerine göre ara malları, toplam ithalatın yüzde 71'ini oluşturdu. Aynı dönemde dış ticaret açığı yaklaşık 71 milyar dolara ulaştı.
Teknoloji yoğunluğunda da dikkat çekici bir fark bulunuyor. İlk dokuz ayda yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatındaki payı yüzde 3,7 olurken, imalat sanayi ithalatındaki payı yüzde 12,1 olarak gerçekleşti.
Bu veriler, üretim kapasitesi büyüyen Türkiye'nin ileri teknoloji ürünlerinde dışarıdan alımlarının ağırlığını ve ihracatta daha fazla katma değer oluşturma ihtiyacını gösteriyor. Öte yandan yüksek teknoloji ürünlerinin ithalattaki payının daha yüksek olması, tek başına bütün bu ürünlerin yurt içinde üretilemediği anlamına gelmiyor; uluslararası üretim zincirleri ve yatırım amaçlı ithalat da bu tabloda rol oynuyor.
103 yıl sonra kalkınmanın hesabı değişti
Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında bir fabrika için kredi, makine ve nitelikli iş gücü bulmak temel sorunlardandı. Bugün ise küresel pazarlara açılmış sanayi kuruluşları için verimlilik, teknoloji geliştirme, finansman maliyetleri, enerji fiyatları ve rekabet koşulları belirleyici hale geldi.
Nazilli'de bir fabrikanın kurulabilmesi için narenciyenin kredi geri ödemesinde kullanıldığı yıllardan bugüne, Türkiye'nin üretim kapasitesi ve uluslararası ticaretteki yeri büyük ölçüde değişti.
Cumhuriyet'in ilk yüzyılında öne çıkan mesele fabrikaların kurulması ve sanayinin ülke geneline yayılmasıydı. İkinci yüzyılda ise yalnızca daha fazla üretmek değil, ithal girdilere bağımlılığı azaltarak daha yüksek teknoloji ve katma değerle üretmek, kalkınma gündeminin temel başlıkları arasında bulunuyor.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kategori: Ekonomi
Yayın: 28 Ekim 2026 21:48 · Kaynak: ekonomim.com