Habermetrik
← Ana Sayfa
07 Kasım 2026 02:49
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Özgürlüğün Felsefi Sınırları

Özgürlüğün Felsefi Sınırları
⏱️ 4 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Geçenlerde ziyaretime gelen ve sohbetlerinden büyük keyif aldığım iki kıymetli dostum bana bir kitap hediye ettiler
  • Kitap hediyelerinin ayrı bir güzelliği var

Geçenlerde ziyaretime gelen ve sohbetlerinden büyük keyif aldığım iki kıymetli dostum bana bir kitap hediye ettiler. Kitap hediyelerinin ayrı bir güzelliği var. Sohbet, misafirler gittikten sonra da sayfalar arasında devam ediyor.

Güzel bir tesadüf oldu. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Güney Kore’yi ziyaret ettiği günlerde ben de Almanya’da yaşayan Güney Koreli filozof Byung-Chul Han’ın Psikopolitika: Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri adlı kitabını okudum.

Haluk Barışcan’ın çevirisiyle Metis Yayınları’ndan çıkan kitap, insana ne kadar özgür olduğunu düşündürüyor.

Kitabın başında Jenny Holzer’in şu sözü var: “İstediğim şeyden koru beni.” İstemediğimiz şeylerden korunmak anlaşılır da istediğimiz şeylerden neden korunalım? Han, bize şunu sorduruyor: İstediklerimizin ne kadarını gerçekten biz istiyoruz?

Han’a göre insan, kendisini özgür sanırken fark etmeden baskı altında yaşayabiliyor. Daha başarılı olmak, daha çok çalışmak, daha fazla tanınmak istiyoruz. Zamanla bunları bir zorunluluk gibi görmeye başlıyoruz. Dinlenirken suçluluk duyuyor, her şeye yetişemediğimizde kendimizi yetersiz buluyoruz. Bizi zorlayan biri olmasa da kendimizi yorup tüketebiliyoruz.

Elbette çalışmak ve üretmek değerli. Ama insanın değerini yalnızca ne kadar iş yaptığıyla ölçersek aileye, dostluğa ve hayatın küçük mutluluklarına yeterince yer ayırabilir miyiz?

Bu satırlar bana, doktora eğitimim sırasındaki bir ders kapsamında incelediğim Leon Festinger’in bilişsel uyumsuzluk teorisini hatırlattı. Adı biraz karmaşık görünse de anlattığı durum tanıdık: İnandığımız şeyle yaptığımız şey birbirine uymadığında rahatsız oluruz.

Bazen davranışımızı değiştiririz. Bazen de yaptığımızı haklı gösterecek açıklamalar buluruz.

Festinger, insanın kendi içindeki çelişkilerle nasıl başa çıktığına bakıyor. Han ise toplumun ve ekonomik düzenin seçimlerimizi nasıl etkilediğini sorguluyor. Han’ın anlattığı kişi üzerindeki baskıyı fark etmeyebilir. Festinger’in anlattığı durumda ise insan bir çelişki yüzünden rahatsızdır.

İkisini birlikte okuyunca okur şu soruyu sormadan edemiyor: Bizi yoran alışkanlıkları, kendi seçimimiz olduklarını düşündüğümüz için savunuyor olabilir miyiz?

Özel hayatına önem verdiğini söyleyen ama hayatının bütün ayrıntılarını sosyal medyada paylaşan birini düşünelim. Daha az paylaşmayı seçebilir. Ya da “Zaten herkes yapıyor” diyerek kendisini rahatlatabilir. Alışverişte de benzer bir durum yaşanabilir.

Aldığımız ürünün eksiklerini görmek yerine, iyi bir seçim yaptığımızı söyleyen yorumları okumayı tercih edebiliriz.

Han’ın siyasetle ilgili bir eleştirisi de var. Ona göre seçmen giderek müşteriye benziyor. Ortak geleceğe katkıda bulunmak yerine, yalnızca kendisine sunulan hizmetten memnun olup olmadığına bakabiliyor. Siyaset de müşteriyi memnun etme yarışına dönüşebiliyor.

Uzun yıllar siyaset ve diplomasi içinde bulunmuş biri olarak, bu düşünceyi önemli buluyorum. Vatandaşın hizmet beklemesi ve hesap sorması elbette hakkıdır. Bunun yanında ortak sorunlara çözüm aramak ve alınan kararlara katılmak da demokrasiyi güçlendirir.

Festinger’in yaklaşımı burada da kendimize bakmamızı sağlıyor. Düşüncemize ters bir bilgiyle karşılaşınca fikrimizi gözden geçiriyor muyuz? Yoksa o bilgiyi önemsemeyerek kendimizi mi rahatlatıyoruz? Bu soruyu yalnızca bizimle aynı fikirde olmayanlara sormak kolaycılık olur. Hepimiz, doğru olanla doğru olmasını istediğimiz şeyi karıştırabiliriz.

Kitabın son bölümünde Han, herkesin doğru kabul ettiğini sorgulayabilen ve gerektiğinde susabilen insandan söz ediyor. Bilgisizliği övmüyor. Herkesin her konuda hemen konuştuğu bir ortamda, düşünmek için durabilmenin değerini hatırlatıyor.

O satırları okurken, rahmetli Uğur Mumcu’nun bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlara yönelik eleştirisini hatırladım.

Benim bu kitaptan çıkardığım ders şu: İçimizdeki çelişkilerin üzerini hemen örtmeyelim. Bizi rahatsız eden bir sorunun üzerinde düşünmek, kendimizi daha iyi anlamamızı sağlayabilir. Sosyal medyayı kullanırken de neye zaman ayırdığımızı ve kimlerin beğenisini kazanmaya çalıştığımızı ve hatta bu çaba ve arayışın var oluşumuz için gerçekten ne kadar elzem olduğunu kendimize soralım.

Kitabı hediye eden iki dostuma, bu soruları düşünmeme vesile oldukları için teşekkür ediyorum. Bir sonraki buluşmamızda konuşacağımız konulardan biri şimdiden belli: Kendi seçimimiz dediğimiz şeylerin ne kadarını gerçekten düşünerek seçiyoruz?

Dr. Egemen Bağış Büyükelçi, T.C. Devlet ve AB Eski Bakanı, Başmüzakereci

Deneyiminizi iyileştirmek, tanımlama bilgilerini, sitemizin doğru şekilde çalışmasını sağlamak, içerikleri ve reklamları kişiselleştirmek, sosyal medya özellikleri sunmak ve site trafiğimizi analiz etmek için yasal düzenlemelere uygun çerezler (cookies) kullanıyoruz.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: 10haber.net
Haber metni ve görseller 10haber.net sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Genel
Yayın: 07 Kasım 2026 02:49 · Kaynak: 10haber.net
Kaynağı Oku ↗