Sarıbal’dan tarım politikalarına eleştiri: Çiftçi tarihin en büyük borç yüküyle karşı karşıya!
Sarıbal, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında Orman Kanunu’nda yapılan değişikliklere değindi. Sanayi, ticaret, turizm, madencilik ve konut gibi amaçlarla orman alanlarının tahsis edilmesinin iklim değişikliğini büyüteceğini ve Türkiye ile dünyanın daha büyük krizlerle karşı karşıya kalmasına neden olabileceğini öne sürdü.
Orman Genel Müdürlüğü’nün orman varlığının arttığını açıkladığını, buna karşılık mevzuatta yapılan değişikliklerle orman alanlarının vasfının değiştirildiğini belirten Sarıbal, 2018’den bu yana söz konusu kanun ve ek maddeler kapsamında toplam 96 bin dönüm orman alanının orman vasfından çıkarıldığını söyledi.
Sarıbal, bazı alanların kadastro bilgilerine dayalı olarak ve gerekçeleri açık biçimde ortaya konularak orman vasfından çıkarılabileceğini belirterek Bursa’nın Gemlik ilçesi ile Türkiye’nin farklı bölgelerinde geçmiş kadastrolarda orman içerisinde görünen zeytinlik alanları örnek gösterdi.
Orman Kanunu’nda orman alanlarının daraltılamayacağına ilişkin hüküm bulunduğunu belirten Sarıbal, iktidarın bu anlayışın yerine, çıkarılan orman alanlarının iki katı kadar yeni orman alanı oluşturulabileceği yaklaşımını getirdiğini ifade etti. Bu kapsamda Hazine, maliye veya kamuya ait arazilerin kişilere, özel yapılara ya da farklı kurumlara verilmesiyle yeni orman alanları oluşturulduğunu savundu.
“ORMAN YOKSA SU YOKTUR, YAŞAM YOKTUR”
96 bin dönüm orman alanının başka amaçlarla kullanıma açılması halinde bunun karşılığında 180 bin dönüm orman alanının oluşturulması gerektiğini savunan Sarıbal, yalnızca ağaç dikmenin yeni bir orman oluşturmak anlamına gelmeyeceğini söyledi.
Ormanın bir ekosistem olduğunu belirten Sarıbal, mikroorganizmalar, yaban hayatı, iklim, insan yaşamı, su kaynakları, karbon salımı ve karbon yutak alanlarının bu ekosistemin parçaları olduğunu ifade etti. Yüzlerce yıllık ormanların yalnızca yeni ağaç dikilerek kısa sürede yeniden oluşturulamayacağını belirten Sarıbal, yol, köprü ve refüj çevresine dikilen ağaçların peyzaj oluşturabileceğini ancak bunun orman ekosistemiyle aynı olmadığını söyledi.
Sarıbal, ormanların, suyun ve toprağın korunması gerektiğini belirterek gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre bırakılması çağrısında bulundu.
“ORMAN ÇİFTÇİSİNE SAHİP ÇIKMAK LAZIM”
Ormanların kullanımına ilişkin eleştirilerini sürdüren Sarıbal, keçilerin, köylülerin ve çobanların ormanlardan çıkarıldığını; bunların yerine müteahhitlerin, madencilerin, GES ve HES projelerinin geldiğini öne sürdü.
Enerji, sanayi ve madencilik gerekçeleriyle ormanların kullanımına izin verilmesinin ormanların tahrip edilmesine ve belirli alanların farklı amaçlarla değerlendirilmesine yol açtığını savunan Sarıbal, 86 milyon kişinin gelecekte sağlıklı bir ekosistem, temiz hava ve yaşam alanlarına sahip olabilmesi için ormanların korunması gerektiğini söyledi.
Sarıbal, orman köylüsünün yanı sıra hayvancılıkla uğraşanların ve orman çiftçilerinin de desteklenmesi gerektiğini ifade etti.
Tarım politikalarına ilişkin değerlendirmesinde ise destekleme, fiyatlandırma ve alım politikalarının tek bir fiyat üzerinden yürütülemeyeceğini belirten Sarıbal, böyle bir sistemin çiftçilerin borçlanmasını artırdığını savundu.
Çiftçilerin tarihin en yüksek borç yüküyle karşı karşıya olduğunu öne süren Sarıbal, yalnızca tarımsal kaynaklı kredi borcunun 1,5 trilyon liranın üzerinde olduğunu söyledi.
AYÇİÇEĞİNDE MALİYET VE FİYAT FARKINA DİKKAT ÇEKTİ
Ayçiçeği üretimindeki maliyetlere de değinen Sarıbal, kilogram maliyetinin yaklaşık 40 liraya ulaştığını belirtti. Çiftçinin yalnızca üretim maliyetlerinin değil, elektrik, su, doğal gaz, sağlık ve gıda gibi yaşam giderlerinin de bulunduğunu söyleyen Sarıbal, üreticinin sürdürülebilir biçimde üretim yapabilmesi için insanca yaşayabileceği bir gelire sahip olması gerektiğini ifade etti.
Türkiye’de yaklaşık 10 milyon dönüm arazinin ayçiçeği ekimine uygun olduğunu belirten Sarıbal, üretimin geçmişte 1 milyon ton seviyelerinden 1,6 milyon ve 2,2 milyon ton seviyelerine kadar yükseldiğini söyledi. Bu seviyelerin sürdürülebilmesi için doğru planlama ve destekleme politikalarının uygulanması gerektiğini savundu.
Trakya Birlik’in yüzde 44 yağ oranına sahip ayçiçeği için kilogram başına 37 lira fiyat açıkladığını, geçen yıl fiyatın 33 lira olduğunu belirten Sarıbal, artışın yüzde 12,1 seviyesinde kaldığını söyledi. Çukobirlik’in 37,5 lira, Konya Şeker’in ise 36,5-37,5 lira arasında fiyat açıkladığını aktardı.
Sarıbal, açıklanan fiyat artışlarının yüzde 11-16 arasında kaldığını belirtirken mazot fiyatlarının geçen yıl 53-54 lira seviyesinden 92-93 liraya çıktığını, artışın dönem içerisinde yüzde 60’ın üzerine çıktığını ifade etti. Gübre fiyatlarının da ortalama yüzde 60 arttığını, işçilik ve petrole bağlı diğer girdilerin de yükseldiğini söyledi.
Ayçiçeğinde fiyat artışlarının girdi maliyetlerindeki yükselişin gerisinde kaldığını savunan Sarıbal, kilogram başına yaklaşık 2 liralık destekleme tutarının üreticinin maliyetlerini karşılamadığını öne sürdü.
“DESTEKLEMELER 5 YILLIK PLANLAMA İÇİNDE YAPILMALI”
Ayçiçeği üretimine ilişkin çözüm önerilerini sıralayan Sarıbal, hasattan önce bölgesel farklılıklar ve yağ oranı dikkate alınarak fiyat açıklanmasını istedi.
Açıklanacak fiyatın yalnızca tavsiye niteliğinde olmaması, kamu kurumlarının yanı sıra özel sektör açısından da uygulanması gereken bir taban fiyat mekanizmasına dönüştürülmesi gerektiğini savunan Sarıbal, prim ve diğer desteklerin ekimden önce açıklanmasını istedi.
Mazot, gübre ve tohum gibi temel girdilerin desteklenmesi gerektiğini belirten Sarıbal, ithalatın yerli üretimi fiyat ve miktar açısından olumsuz etkilememesi gerektiğini söyledi. Yerli üretimin iç talebi ve ihracatı karşılayamadığı durumlarda, stoklar dikkate alınarak ithalatın kademeli biçimde yapılmasını önerdi.
Bazı ülkelere tanınan gümrük imtiyazlarının kaldırılması gerektiğini savunan Sarıbal, üretimi kendi ihtiyacını karşılamaya yetmeyen bazı ülkeler üzerinden farklı ülkelerden ürün getirildiğini ve bunların düşük veya sıfır gümrükle Türkiye’ye sokulduğunu öne sürdü. Sarıbal, Ticaret Bakanlığı, gümrük yetkilileri ve hükümetin bu durumdan haberdar olduğunu ancak gerekli tedbirlerin alınmadığını iddia etti.
Desteklemelerin beş yıllık planlama çerçevesinde açıklanmasını isteyen Sarıbal, çiftçinin önündeki beş yıl boyunca ne kadar destek alacağını bilmesi gerektiğini ifade etti. Kooperatif ve birliklerin imkanlarının artırılmasını, uygun maliyetli kredi sağlanmasını ve lisanslı depoculuğun yaygınlaştırılmasını önerdi.
Tohumdan son aşamaya kadar ürün fiyatlarının ve kar marjlarının, çiftçinin ailesi ve temel ihtiyaçları dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğini söyleyen Sarıbal, bu yıl bazı ürünlerde fiyatların maliyetlerin altında kaldığını savundu. Ayçiçeğinde ithalat yerine yerli üretimin desteklenmesi gerektiğini belirtti.
SULAMA VE ELEKTRİK MALİYETLERİNİN DÜŞÜRÜLMESİNİ İSTEDİ
Sarıbal, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) piyasa fiyatları yükseldiğinde ithalat yoluyla fiyatları baskıladığını ve bunun üreticiyi olumsuz etkilediğini öne sürdü.
Dış ticaret kararları için belirli ve önceden açıklanmış bir takvim oluşturulmasını isteyen Sarıbal, üretim aşamasını olumsuz etkileyecek zamanlamalardan kaçınılması gerektiğini söyledi. Dış ticaret kararlarının önceden alınarak şeffaf biçimde duyurulmasını isteyen Sarıbal, ayçiçeğinde dile getirdiği gümrük vergisi uygulamalarının çeltik ve pirinçte de benzer şekilde sürdürüldüğünü belirtti.
Hasat öncesi ve sonrasında yapılan ithalat açıklamalarının çiftçiyi hem üretim hem de hasat döneminde zor durumda bıraktığını savunan Sarıbal, sulama suyu ve elektrik maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini ifade etti.
Su kısıtı bulunan havzalarda lazerli arazi tesviyesi ve damla sulama gibi uygulamalara verilen desteklerin artırılmasını isteyen Sarıbal, küresel ısınma ve iklim değişikliğine uygun, kuraklığa dayanıklı ayçiçeği ve çeltik çeşitleri için AR-GE çalışmalarının hızlandırılması gerektiğini söyledi.
“ÜRETİCİ ÜRÜNÜNÜ ACELEYLE SATMAYA ZORLANMAMALI”
Kurutma tesisleri, lisanslı depoculuk ve ürün senedi altyapısının üretici kooperatifleri aracılığıyla yaygınlaştırılmasını isteyen Sarıbal, üreticinin ürününü henüz yaşken veya zorunluluk nedeniyle aceleyle satmak zorunda bırakılmaması gerektiğini belirtti.
Tarım sektöründeki sorunlara yönelik önerilerinin bu sorunların çözümüne katkı sağlayacağını savunan Sarıbal, temel sorunun mevcut ekonomik ve tarım politikaları olduğunu öne sürdü.
Sarıbal, konuşmasının sonunda Mehmet Şimşek’in ekonomi politikalarına ilişkin eleştirisini de dile getirerek, Şimşek’in enflasyon politikalarının oluşturduğunu savunduğu etkinin ortadan kalkması halinde ülkedeki sorunların normalleşeceğini ifade etti.
Sarıbal, Türkiye’de güneş, su, toprak ve üreticiyi merkeze alan yeni bir üretim anlayışının oluşturulması gerektiğini belirterek konuşmasını tamamladı.
Kategori: Tarım · Bölge: Bursa
Yayın: 24 Eylül 2026 09:46 · Kaynak: babaocagi.com.tr