“Vali Seddar Yavuz’un Malatya İmzası!”
Malatya’da bazı günler vardır, insan yaşadıklarını yıllar geçse de unutamaz. 6 Şubat depremlerinin ardından yaşadığımız o günler de işte öyleydi. Şehir enkaz hâlindeydi, yıkımlar ağır ilerliyordu, ağır hasarlı binalar olduğu gibi duruyordu. Bir binanın yıkımına başlanmış, başka bir binanın hasar raporuna itiraz edilmiş, mesele mahkemeye taşınmıştı. Rezerv alanlarıyla ilgili belirsizlikler vatandaşın kafasını kurcalıyordu. Esnaf dükkânını kaybetmiş, ekmeğinin peşine düşmüş; ailesini yeniden bir düzene kavuşturmak isteyen vatandaş ise konteyner arıyordu. Şehir merkezinde konteyner çarşılar kuruluyor, caddeler ve sokaklar konteynerlerle doluyordu. Bir yandan işini yeniden kurmaya çalışan esnaf, diğer yandan kendisine bir yer bulabilmek için çare arayan vatandaş… Araya tanıdık koyanlar, kapı kapı dolaşanlar, torpil aradığını söyleyenler… Malatya’nın hâli gerçekten kolay değild
İşte Vali Seddar Yavuz, 18 Temmuz 2024 tarihinde böylesine ağır bir tablonun ortasında Malatya Valiliği görevine başladı. Depremin üzerinden yaklaşık on yedi ay geçmişti. Şehirde yaralar sarılmaya çalışılıyor ama yıkım ve yeniden inşa sürecinin sıkıntıları hâlâ bütün ağırlığıyla hissediliyordu. Vatandaşın sabrı azalmış, umutsuzluk büyümüş, “Malatya sahipsiz kaldı” sözleri özellikle sosyal medyada sıkça dillendirilir olmuştu.
Sayın Valimiz, Malatya’ya kolay bir zamanda gelmedi. Önünde çözülmesi gereken koca bir sorun yumağı vardı.
Bugün geriye dönüp baktığımda, o günlerin şartlarını hatırlamadan Vali Seddar Yavuz’un Malatya’daki çalışma dönemini değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Çünkü bir yöneticinin başarısını anlamak için yalnızca ne yaptığını değil, hangi şartlarda göreve başladığını da bilmek gerekir.
Ben kırk beş yıllık gazeteciyim. Nice yöneticiler gördüm, nice vaatler dinledim, nice açıklamalara şahit oldum. Şunu öğrendim: Vatandaşın gönlüne girmek, makam koltuğuna oturmak kadar kolay değildir. İnsanlar artık söze değil, yapılan işe bakıyor. Hele deprem yaşamış, evini barkını kaybetmiş, geleceği belirsizliğe sürüklenmiş bir şehirde güven kazanmak hiç kolay değildir.
Peki, Vali Seddar Yavuz’un Malatya’da göreve başladığı günden bugüne dikkatimi çeken ne oldu?
Bir valinin görevi yalnızca makamında oturmak, protokol toplantılarına katılmak, dosyaları imzalamak değildir. Vali, devletin yereldeki en büyük temsilcilerinden biridir. Gerektiğinde devletin kararlı yüzünü gösterir, gerektiğinde şefkat elini uzatır. Vatandaşın derdini dinler, kurumları harekete geçirir, aksayan işleri takip eder.
Vali Seddar Yavuz’un çalışma anlayışında benim dikkatimi çeken en önemli husus, sahaya verdiği önem oldu. Malatya’nın sorunlarını yalnızca raporlardan takip etmek yerine, bizzat yerinde görmeye ve ilgili kişilerden bilgi almaya yönelik bir çalışma temposu ortaya koydu.
Soğukta, yağışta, çamurda başına baretini takıp şantiyeleri ziyaret etmek, devam eden çalışmaları yerinde incelemek, yetkililerden bilgi almak… Bunlar bir yöneticinin görev alanında elbette olması gereken işlerdir. Fakat mesele, bu çalışmaların bir defalık ziyaretlerle sınırlı kalmaması, düzenli takip anlayışına dönüşmesidir.
Benim notlarımda yer alan bilgilere göre Sayın Valimiz, yüzü aşkın şantiye alanında incelemelerde bulundu. Gündüz toplantılar, kurumlarla görüşmeler, vatandaşın talepleri; ardından inşaat alanlarında incelemeler ve devam eden işlerin takibi… Mesai bazen akşamın geç saatlerine kadar uzanıyordu.
Şimdi soruyorum: Malatya gibi depremden ağır yara almış bir şehirde, yeniden inşa çalışmalarının takibi önemli değil mi? Vatandaşın evinin ne zaman tamamlanacağını merak ettiği bir dönemde şantiyelere gidip çalışmaları yerinde görmek kıymetli değil mi?
Ama burada bir noktayı da açıkça belirtelim. Şantiyeyi ziyaret etmek işin başlangıcıdır; asıl başarı, görülen eksikliklerin giderilmesi ve çalışmaların sonuç vermesidir. Vatandaşın beklediği de tam olarak budur.
Malatya’da artık güzel sözlerden çok, tamamlanan işlere ve verilen sözlerin karşılığını bulmasına ihtiyaç var.
Vali Bey’in sahaya inmesini, çalışmaları yerinde takip etmesini ve ilgili kurumlarla temas hâlinde olmasını bu açıdan önemsiyorum. Çünkü depremzedenin bekleyecek sabrı azaldı. Her gecikme, insanların hayatından bir gün daha götürüyor.
Bir şehrin en büyük sıkıntılarından biri, kurumların birbirinden kopuk çalışmasıdır. Bir kurum başka bir kurumun ne yaptığını bilmiyorsa, sorumluluklar birbirine karışıyorsa vatandaş arada kalır. Bir kapıya gider, başka bir kapıya gönderilir; aynı derdini defalarca anlatır.
Sayın Valimizin kurumlar arasında koordinasyona önem veren çalışma anlayışı bu nedenle dikkat çekiyor. Malatya’nın yeniden ayağa kalkması için yalnızca bir kurumun değil, bütün kurumların ortak bir çalışma düzeni içinde hareket etmesi gerekiyor.
Notlarımda özellikle üzerinde durduğum bir konu var: Telefonların açık tutulması, yetkililerin birbirine ulaşabilmesi ve sorunların bekletilmeden ilgili makamlara iletilmesi yönündeki kararlı yaklaşım.
Düşünün, bir sorun ortaya çıkmış. Yetkiliye ulaşılamıyor, telefon açılmıyor, sorumlu kişi bulunamıyor. Vatandaş ise çözüm bekliyor. Böyle bir durumda işlerin yürümesini nasıl bekleyeceğiz?
Kamu görevi dediğiniz, sorumluluk gerektirir. Herkesin her an telefon başında olması mümkün olmayabilir ama kurumlar arasında kesintisiz bir iletişim ve işleyen bir koordinasyon mekanizması bulunmalıdır. Sayın Valimizin bu konuya verdiği önemi ben önemsiyorum.
Hata yapanın uyarılması, işini aksatanın sorumluluğunun hatırlatılması da yönetimin doğal bir parçasıdır. Elbette kimse hatasız değildir. Önemli olan, hatayı görüp düzeltmek ve aynı sorunun tekrar yaşanmaması için gereken tedbiri almaktır.
Devlet işinde mazeret değil, sorumluluk; gecikme değil, çözüm esas olmalıdır.
Bir valinin görevi herkesi memnun etmek değildir. Asıl görevi, kamu hizmetinin doğru işlemesini sağlamak, vatandaşın hakkını korumak ve kurumların sorumluluklarını yerine getirmesine katkıda bulunmaktır.
Bir şehrin sorunlarını anlamak için yalnızca makam sahiplerini dinlemek yetmez. Mahalle muhtarlarını dinleyeceksiniz, esnafın derdini soracaksınız, vatandaşın yaşadığı sıkıntıyı yerinde göreceksiniz.
Sayın Valimizin muhtarlarla ve vatandaşlarla bir araya gelmesine, sorunları dinlemeye yönelik toplantılar yapmasına bu nedenle önem veriyorum. Çünkü bir mahallede yaşanan sıkıntıyı en iyi orada yaşayan insanlar anlatır.
Vatandaş bazen öfkelidir, bazen yorgundur, bazen de derdini anlatırken sesini yükseltir. Deprem yaşamış bir insana yalnızca sesinin tonuna bakarak hüküm veremezsiniz. Önce ne yaşadığına, neden bu kadar yorulduğuna bakacaksınız.
Bir vatandaşın ev sorunu vardır, ötekinin iş yeriyle ilgili belirsizliği… Bir başkası altyapıdan şikâyetçidir. Herkesin derdi farklı olabilir ama beklentisi aynıdır: Dinlenmek, doğru bilgilendirilmek ve mümkünse çözüm bulmak.
Vatandaşın derdini dinlemek bir lütuf değil, kamu görevinin gereğidir. Fakat o derdi dinleyip çözüm için harekete geçmek, güvenin temelini oluşturur.
Benim gazetecilik anlayışımda da ölçü budur. Vatandaşın sesi duyuluyorsa, sorunlar ilgili makamlara taşınıyorsa ve sonuç alınması için takip yapılıyorsa bunu yazarız. Bir sorun çözülemiyorsa da nedenini sorarız.
Malatya’nın ihtiyacı, vatandaşın kendisini anlatabilmek için kapı kapı dolaşmadığı, başvurusunun peşinden koşmak zorunda kalmadığı bir kamu hizmeti düzenidir.
Deprem sonrasında Malatya’da yalnızca binalar zarar görmedi. İnsanların günlük hayatı altüst oldu, güvenlik endişeleri arttı. Yağma ve hırsızlık olaylarına ilişkin kaygılar, uyuşturucuyla mücadele ve vatandaşın huzur içinde yaşayabilmesi şehrin önemli gündemleri arasındaydı.
Sayın Vali Seddar Yavuz göreve geldiği gün yaptığı asayiş toplantısında söylediği söz çok önemliydi “Bir şehirde huzur yoksa yapılan diğer hizmetlerin de tadı olmaz!”
Esnaf akşam dükkânını kapatırken endişe duymayacak. Vatandaş evinde rahat uyuyacak. Aileler çocuklarının güvenliği konusunda kaygı yaşadığında karşılarında çalışan bir güvenlik teşkilatı bulacak.
Vali Seddar Yavuz’un asayiş konusuna verdiği önemi ve güvenlik birimleriyle yürütülen çalışmaları bu açıdan değerlendiriyorum. Emniyet ve jandarma teşkilatlarının denetimleri, suçla mücadele çalışmaları, kamera sistemlerinden yararlanılması ve güvenlik önlemlerinin artırılması, vatandaşın huzurunu sağlamak bakımından önem taşıyor.
Notlarımda, deprem dönemindeki hırsızlık ve yağma olaylarına karşı özel ekipler oluşturulmasına ve mevcut kamera sistemlerinin daha etkin kullanılmasına yönelik çalışmalar da yer alıyor. Uyuşturucuyla mücadele de aynı şekilde önemsenmesi gereken bir konu. işte bu konuların üzerine kararlılıkla gidildi. Özel ekipler kuruldu deprem döneminde yaşanman hırsızlık yağma olaylarını tespit için var olan mobesse kameralar didik didik tarandı büyük kısmı ortaya çıktı.
Bugün Malatya’nın asayiş bakımından geldiği noktayı değerlendirirken elbette resmî veriler, suç istatistikleri ve güvenlik birimlerinin çalışmaları birlikte ele alınmalıdır. Bir şehrin huzurunu tek bir kişinin başarısına bağlamak doğru olmaz. Emniyetin, jandarmanın, yargının ve diğer kurumların katkısı vardır.
Ancak Sayın Valimizsin bu çalışmalara verdiği önem, kurumlar arasındaki koordinasyonu ve güvenlik konusundaki kararlılığı da göz ardı edileme z.
Huzurlu bir Malatya, hepimizin ortak kazancıdır.
Sayın Valimizin Emniyet Müdürlüğünde yaptığı bir konuşmada dile getirdiği, benim de hafızamda yer eden bir sözü var: “Benim yanıma enerjisi düşük insanlar gelmesin, onların benim çalışma enerjimi yok etmelerine müsaade etmem.”
Bir yönetici, çevresinde yalnızca kendisini alkışlayan insanları değil, yanlışını söyleyen, eksikliğini gösteren, çözüm öneren insanları da bulundurmalı. Eleştiri, doğru yapıldığı zaman yönetimin düşmanı değil, yol göstericisidir. Ancak sürekli mazeret üreten, sorumluluktan kaçan ve çözüm için elini taşın altına koymayan bir anlayışın kamu hizmetine katkısı olmaz.
Malatya’nın ihtiyacı, “Bu iş olmaz” diyenlerin çoğalması değil, “Bu işi nasıl çözeriz?” diye kafa yoranların artmasıdır.
Kategori: Siyaset · Bölge: Malatya/Akçadağ
Yayın: 09 Ekim 2026 17:49 · Kaynak: malatyaflashaber.com