Unutulmuş bir sinema sevdalısı
- Sinema tarihimiz; bilinmeyen, yeterince farkına varılıp değerlendirilemeyen ya da unutulup giden nice ıskalanmış değerlerle doludur
Sinema tarihimiz; bilinmeyen, yeterince farkına varılıp değerlendirilemeyen ya da unutulup giden nice ıskalanmış değerlerle doludur. Oysaki bu değerlerin ortaya koyduğu kimi eserler günümüzde de aşılamamış, bu alanda çalışmalar yapan çoğu kişinin çalışma masalarında dün olduğu gibi bugün de bir başvuru kitabı niteliğini sürdürmenin üstesinden gelebilmiştir.
İlk ve tek baskısını 1991 yılında yapan Eski İstanbul Sinemaları’nın yazarı Mustafa Gökmen de bunlardan biridir…KÜTÜPHANELERE ADANMIŞ BİR ÖMÜR1922 doğumlu Gökmen, yaşamının büyük bir kısmını -her gün sabahtan akşama dek- kütüphanelerde sinemayla ilgili yazıların ve ilanların fotokopilerini çekerek geçiren bir sinema âşığıydı. Aslen Bolulu olan Mustafa Gökmen, babasının görevi nedeniyle Kandıra’da doğmuş, Bolu Merkez ve Sakarya ilkokullarını bitirdikten sonra İstanbul’a göç ederek Davutpaşa Ortaokulu ve Darüşşafaka Lisesi’nde okumuş ancak ikisinde de pek başarılı olamamıştır.
Sonrasında otobüslerde biletçilikten tramvaylarda vatmanlığa dek çeşitli işlerde çalışarak yaşamını kazanmıştır.‘KİTAP BENİM AMA KONU HEPİMİZİNDİR’Gökmen, yazdığı bir kitabın girişinde kendisini şu sözlerle tanımlar:“Ben diploma yoksulu bir kimseyim. Değil yüksek, orta eğitimi bile yapamadım.
Yabancı dil bilmiyorum. Eski yazı da öğrenmedim. Bütün marifetim kütüphane kapılarının eşiğini aşındırmaktan ibarettir. Tabii böyle bir kimsenin yazacağı kitap, dört başı mamur ve kusursuz bir eser olamaz. Bu itibarla elinizdeki kitapta istenilmeden yapılan hatalar, eksik veya fazlalar bulunabilir.
Bunu peşinen kabul ediyor ve müteakip baskılarda gereken düzeltmeleri yapabilmek için bilgi ve belge sahiplerinin, özellikle bu işi benden iyi bilenlerin yardımını rica ediyorum. Kitap benim ama konu hepimizindir.”SESSİZ SEDASIZ BİR VEDAGökmen’in yaşamı da ölümü gibi sessiz sedasız oldu.
Onun kesin tarihi bilinmeyen ölümünün ardından yine bu köşemde şöyle yazmıştım:“Mustafa Gökmen’i çoğu kişi tanımaz. Yaşamı boyunca da tanınmak için hiçbir şey yapmadı. Aksine tanınmamak için uğraştı. Sessiz, sakin, kendi dünyası içinde yaşayan ve bu dünyasının içine sinemadan başka hiçbir şey koymayan, kendine özgü bir adamdı.
Kendine özgülüğü laf olsun diye değil, gerçek anlamında kullandım; benzerine ve uğraşı alanıyla yöntemine çok az rastlanan tiplerden olduğu için... Mustafa Gökmen, yaşadığı gibi sessiz sedasız aramızdan ayrıldı. Kimselerin haberi olmadan… Onun ölümünden çok sonraları haberdar olduk.
Gerçekten de ölmüş müydü? Öyle diyenlerden tutun da bir dizi söylentilere dek her şey, onun ölümü üzerindeki kuşkuları ne doğruluyor ne de yalanlıyordu.”EV İLE KÜTÜPHANE ARASINDAKİ ÇİZGİMustafa Gökmen yaşamının büyük bir kısmını kütüphaneler ile fotokopiciler arasında geçirdi.
Otuz yıla yakın kendisini tanıyordum. Tüm buluşmalarımız hep kütüphane kapılarında oldu. Onunla randevulaşan herkesin ilk sözü “Hangi kütüphaneye geleyim?” olurdu. Her sabah, her gün, ihmal edilmesi olanaksızmış gibi görünen bir görev alışkanlığıyla, elindeki çantasıyla kütüphaneye gider; hiç ara vermeksizin, bıkmadan, usanmadan, kimileri için rutin ve katlanılmaz gelen bir uğraşıyı, gündelik gazetelerin ve sinema dergilerinin sararmış sayfalarını tek tek, belki de defalarca ilk kez görüyormuş gibi kütüphanenin kapanışına dek çevirirdi.
Bir iki gün değil, birkaç ay ya da yıl değil; otuz, hatta ondan daha fazla yıl aynı işi yaptı. Yaşamını ev ile kütüphane arasındaki o kısa çizgi üzerine kurmuş, mutluluğunu da sararmış gazete ve dergi sayfalarındaki sinema ilanlarıyla onlardan çektiği binlerce fotokopiye odaklamıştı.
Kütüphane dışında nerede, nasıl, kiminle yaşadığını kimse bilmezdi. Çok sınırlı emekli maaşının büyük bir bölümünü fotokopilere verir, kimi zaman onlardan ilginç gördüklerini ise dostlarına -çoğu zaman da bana- gönderirdi.
BİRER TARİH OLUP GİTTİLERMustafa Gökmen, sinema tarihimizin ne yaşarken ne de sonrasında değeri yeterince bilinmeyerek ıskaladıklarımızın ne ilki ne de sonuncusuydu… Ne var ki hepsi, yazdıklarının tarih olabileceğinin farkına varmadan birer tarih olup gittiler…
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 03 Kasım 2026 21:08 · Kaynak: aydinlik.com.tr