Habermetrik
← Ana Sayfa
04 Kasım 2026 09:29 · Güncelleme 09:31
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Özgener’den İzmir’in geleceğine yönelik önemli açıklamalar

Özgener’den İzmir’in geleceğine yönelik önemli açıklamalar
Görsel kaynağı: oncusehir.com
⏱️ 41 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Çiğdem CANPOLAT GÜÇTEKİN / ÖNCÜŞEHİR - İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, 2027-2030 dönemine ilişkin hedef ve projelerini kamuoyuyla paylaştı
Hukuki not: Hassas içerik: doğrulama düzeyi editör onayından geçmiştir; detaylar adli/kurumsal açıklamalara bağlıdır.

Çiğdem CANPOLAT GÜÇTEKİN / ÖNCÜŞEHİR - İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, 2027-2030 dönemine ilişkin hedef ve projelerini kamuoyuyla paylaştı.

İzmir’in geleceğine yönelik kapsamlı bir yol haritası açıklayan Özgener; üretim, lojistik, turizm, ulaşım, çevre ve eğitim başlıklarında hayata geçirilmesi planlanan projeleri anlattı. “Ortak Akıl, Ortak İrade” vurgusu yapan Özgener, Çandarlı Limanı’nın limanı olan bir sanayi üssüne dönüştürülmesinden Aliağa limanlarının altyapısının güçlendirilmesine, kent içindeki ekonomik bölgelerde yerinde dönüşümden İzmir’e yeni bir stadyum kazandırılmasına kadar birçok konuda önemli mesajlar verdi.

Özgener konuşmasında şu ifadeleri kullandı;

Bugün burada yalnızca önümüzdeki dönemin projelerini konuşmak için bir araya gelmedik. İzmir’in nasıl bir dünyaya hazırlandığını, bu dönüşümde nasıl bir rol üstleneceğini ve nasıl bir gelecek kurmak istediğimizi konuşmak için buradayız.

1.1. Dünyanın Değişen Dengeleri

Çünkü yaşadığımız dönem sıradan bir dönüşüm dönemi değil. Dünya çok hızlı biçimde başka bir döneme giriyor.

Uzun yıllar boyunca küreselleşmeyi; sınırların daha geçirgen, ticaretin daha serbest, ülkelerin birbirine daha bağımlı olduğu bir düzen olarak konuştuk. Bugün ise dünyanın yeniden bloklara ayrıldığı; küresel güçlerin yanında başta Türkiye olmak üzere bölgesel güçlerin etkili olduğu, ticaretin, teknolojinin, enerjinin, sermayenin ve bilginin jeopolitik rekabetin parçası hâline geldiği bir dönemdeyiz.

Bu kutuplaşmanın en çarpıcı göstergelerinden biri şu: 2025 yılında devletlerin taraf olduğu silahlı çatışmaların sayısı 65’e çıktı. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaşıldı maalesef.

Kutuplaşmanın etkisiyle ittifakların, üretim zincirlerinin ve yatırım kararlarının yeniden tanımlandığı bir çağın içindeyiz. Şirketler artık sadece maliyet hesabıyla yatırım yapmıyor; tedarik güvenliğini, siyasi riski, iklim krizinin etkilerini, enerjiye erişimi ve teknolojik bağımsızlığı da hesaba katıyor.

Sermaye, yetenek, teknoloji ve nitelikli insan için rekabet artık ülkeler kadar kentler arasında da yaşanıyor.

1.2. Yapay Zekâ: Fırsat ve Sorumluluk

Üstelik bu büyük kırılmaya, insanlık tarihinin en hızlı teknolojik dönüşümlerinden biri eşlik ediyor: Yapay zekâ.

Yapay zekâ muazzam fırsatlar sunuyor. Üretkenliği artırabilir; sağlıkta, hukukta, eğitimde, bilimde ve sanayide bugün çözmekte zorlandığımız pek çok soruna cevap verebilir. Ancak burada kritik bir tercih var. Daron Acemoğlu’nun da son çalışmalarında vurguladığı gibi mesele yalnızca daha güçlü makineler geliştirmek değil; yapay zekâyı insanın yerine geçen bir otomasyon aracı mı, yoksa insanın bilgisini, yeteneğini ve üretkenliğini büyüten bir araç hâline mi getireceğimiz.

Ekonomik ölçek baş döndürücü: 2025’te dünyadaki özel yapay zekâ yatırımları 345 milyar dolara ulaştı; bunun 286 milyar doları ABD’de gerçekleşti. Yanlış bir yönelim, daha fazla eşitsizlik, ücretler üzerinde baskı, nitelikli işlerin daralması ve ekonomik gücün daha az sayıda şirketin elinde toplanması anlamına gelebilir.

Yapay zekânın bize hatırlattığı en önemli gerçeklerden biri şu:

Teknoloji tek başına ne bir fırsat ne de bir tehdit değildir. Onu nasıl kullandığımız, nasıl yönettiğimiz ve toplumsal faydaya nasıl dönüştürdüğümüz geleceğimizi belirleyecek.

1.3. İklim Krizi: Döngüsel Ekonomiye Geçiş

İklim krizi artık günümüzün bir gerçeği. Her geçen yıl farklı şekillerde tecrübe ettiğimiz ekstrem iklim olayları, içinde olduğumuz krizi gözler önüne seriyor. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün verilerine baktığımızda, son 50 yıl içerisinde hava koşulları kaynaklı afetlerin sayısında 5 katlık bir artış yaşandığını ve bunun ekonomik faturasının yaklaşık 3,5 trilyon ABD doları olarak gerçekleştiğini görüyoruz.

Bugün, geldiğimiz aşama itibarıyla iklim kriziyle mücadele konusunda küresel ölçekte bir mutabakat var. Paris İklim Anlaşması, AB Yeşil Mutabakatı bu mücadeleye yön veren uluslararası gündemler.

Özellikle AB Yeşil Mutabakatı kapsamında 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması uyarınca karbon sertifikaları satışları 1 Şubat 2027’de başlayacak. Dış ticaretinin yarıya yakın kısmını AB ülkeleri ile yapan ülkemizde işletmelerimizin bu sürece uyum sağlamaları kritik öneme sahip.

Kasım ayında ev sahipliği yapacağımız COP 31 Zirvesi, Türkiye’nin iklim kriziyle mücadeleye verdiği önemi ve döngüsel ekonomiye geçiş sürecinde üstlendiği öncü rolü ortaya koyuyor.

1.4. Şehirlerin Yeni Rolü

Aynı şey şehirler için de geçerli.

Hiçbir kentin geleceği yalnızca sahip olduğu limanla, fabrikalarla, üniversitelerle ya da doğal kaynaklarla belirlenmiyor. Asıl belirleyici olan; değişimi ne kadar erken gördüğü, sahip olduğu imkânları nasıl bir araya getirdiği ve fırsatları ortak bir iradeyle nasıl değerlendirdiği.

Dünyanın dengeleri yeniden kurulurken şehirler artık bu değişimin yaşandığı yerler değil; değişimin yönünü etkileyen aktörler. Böylesi dönemlerde, geçmişi güçlü, dünyaya açık ve öncülük iddiası taşıyan şehirlerin sorumluluğu daha da büyüyor.

1.5. İzmir’in Karakteri ve Tarihî Sorumluluğu

İzmir tam olarak böyle bir şehir.

Çünkü İzmir yalnızca Türkiye’nin üçüncü büyük şehri değil. 4,5 milyon insanın yaşadığı, 8 bin 500 yıllık tarihsel birikimi bugüne taşıyan; limanıyla, ticaret kültürüyle, üretim kapasitesiyle ve yaşam biçimiyle yüzyıllardır dünyaya açık bir kent.

Bu açıklık coğrafi bir özellik değil, İzmir’in karakteri.

Bu kent tarih boyunca farklı kültürlerle ticaret yaptı, farklı yaşam biçimlerini yan yana taşıdı. Bir liman kentinin merakı, hareketliliği ve dışarıya bakma alışkanlığı İzmir insanını da şekillendirdi.

İzmirliler değişime mesafeli duran değil, dünyada ne olup bittiğini merak eden; yaşam kalitesine önem veren, girişimciliği, üretimi, eğitimi ve kültürü birlikte düşünebilen bir şehir kültürü oluşturdu.

Bu karakterin ekonomik karşılığı da güçlü. İzmir, 2,56 trilyon TL'lik gayrisafi yurt içi hasılasıyla Türkiye ekonomisinin%5,7'sini üreterek İstanbul ve Ankara'nın ardından üçüncü sırada yer alıyor. 2025’te 22,5 milyar dolarlık ihracatla, Türkiye’nin ilk üç ihracat merkezinden biri olan İzmir, ülke ihracatının yüzde 8,2’sini gerçekleştirdi.

2026’da da bu konumunu koruyor: Ocak-Eylül döneminde 17,6 milyar dolarlık ihracatla yine Türkiye üçüncüsü; İzmir’in öne çıkan bir başka özelliği ise geleneksel olarak net ihracatçı bir ekonomik yapıya sahip olması. Kentimiz ihracat fazlası veren ülkemizdeki sayılı kentlerin başında geliyor.

İzmir’in tarihindeki dönüm noktalarına baktığımızda yalnızca ticaret görmeyiz; fikir görürüz, cesaret görürüz, öncülük görürüz. Cumhuriyetin ekonomik geleceğinin tartışıldığı İzmir İktisat Kongresi’nden köklü fuarcılık geleneğine kadar bu kent, Türkiye’nin dünyayla nasıl ilişki kuracağına dair söz söylemiştir.

İzmir’in geçmişi bize şunu anlatıyor: Bu şehir en güçlü olduğu dönemlerde kendi sorunlarını çözmekle yetinmemiş, ülkenin geleceğine de katkı sunmuş. Bugün bize düşen aynı iddiayı sürdürmektir.

8 bin 500 yıllık bir kentin, dünyaya açık bir limanın, güçlü bir üretim ve ticaret merkezinin geleceği bekleme lüksü yoktur. İzmir’in değişimi uzaktan izlemesi değil, değişimin yönünü tartışması; fırsatları erken görmesi, risklere erken hazırlanması ve Türkiye’ye örnek olacak modeller geliştirmesi gerekir.

1.6. İzmir Ticaret Odası’nın Rolü

Değerli Konuklar,

İzmir’in sahip olduğu büyük potansiyeli, dünyadaki değişimi ve önümüzdeki dönemin bize yüklediği sorumlulukları konuştuk. Ancak bütün bunların bizi getirdiği çok önemli bir soru var: Bu büyük potansiyeli nasıl harekete geçireceğiz, İzmir için hayal ettiğimiz geleceği nasıl gerçeğe dönüştüreceğiz?

Çünkü bir şehrin geleceğini belirleyen sadece sahip olduğu ekonomik güç, doğal kaynaklar, altyapı ya da insan kaynağı değildir. Bütün bu imkânları hangi hedefler doğrultusunda kullandığı, kurumlarının ne kadar uyum içinde çalıştığı ve insanlarının ortak bir gelecek etrafında ne ölçüde buluşabildiği de en az bunlar kadar önemli.

İzmir’in gücü, farklılıkları bir arada yaşatabilen kültüründe, dünyaya açıklığında ve köklü üretim geleneğinde saklı. Ancak günümüzün dünyasında bu özellikleri korumak tek başına yeterli değil. Artık sahip olduğumuz birikimi ortak hedeflere, bu hedefleri de somut sonuçlara dönüştürmek zorundayız.

Bunun için öncelikle birbirimizi dinlemeye, farklı görüşlerden yararlanmaya, bilimin ve verinin ışığında doğru kararlar almaya ihtiyacımız var. Çünkü hiçbir kurum, hiçbir sektör, hiçbir kişi İzmir’in geleceğine ilişkin bütün soruların cevabına tek başına sahip olamaz.

Ortak akıl dediğimiz şey tam da budur. Herkesin aynı düşüncede olması değil, farklı düşüncelerin ortak bir hedef için buluşmasıdır. Birbirimizin bilgisinden, deneyiminden ve birikiminden güç alarak tek başımıza ulaşamayacağımız çözümleri birlikte üretmektir.

Ancak burada bir gerçeği de görmemiz gerekiyor. Dünyada doğru fikirlerden, iyi hazırlanmış raporlardan, büyük hedeflerden daha fazlasına ihtiyaç var. Çünkü en iyi fikir bile hayata geçmediği sürece sadece bir fikir olarak kalır.

Ortak aklın ortaya koyduğu hedefleri gerçekleştirmek için ortak iradeye ihtiyacımız var. Kararların arkasında duracak, sorumluluğu paylaşacak, zorluklar karşısında vazgeçmeyecek ve sonuç alana kadar birlikte çalışacak bir iradeye.

İşte bu nedenle İzmir’in geleceğine ilişkin yaklaşımımızı iki temel kavram üzerine kuruyoruz:

ORTAK AKIL, ORTAK İRADE.

Bu iki kavramı yalnızca güzel bir söz, bir temenni ya da bir toplantının ana fikri olarak görmüyoruz. Bunların İzmir’in geleceğini şekillendirecek bir çalışma kültürüne, kurumlarımız arasındaki ilişkileri güçlendirecek bir anlayışa ve her şeyden önemlisi somut sonuçlar üreten bir iş birliği modeline dönüşmesini istiyoruz.

Çünkü üretimde daha güçlü bir İzmir için sanayicimizin, üniversitelerimizin ve kamu kurumlarımızın birikimini buluşturmalıyız. Limanlarımızı ve lojistik altyapımızı geliştirmek için farklı kurumların imkânlarını birleştirmeliyiz.

Çevremizi korumak, kentimizi afetlere hazırlamak, turizmimizi büyütmek ve yaşam kalitemizi yükseltmek için aynı hedeflere birlikte sahip çıkmalıyız.

Elbette her kurumun farklı yetkileri, görevleri ve sorumlulukları var. Ancak İzmir’in geleceği söz konusu olduğunda hiçbirimizin sorumluluğu yalnızca kendi kurumumuzun sınırlarında bitmiyor. Hepimizin bu büyük şehre karşı ortak bir sorumluluğu var.

Biz İzmir Ticaret Odası olarak kendimize tam da bu noktada önemli bir görev biçiyoruz. Sadece kendi sorumluluklarımızı yerine getiren değil, gerektiğinde öncülük eden, farklı kurumları bir araya getiren, ortak hedeflerin oluşmasına katkı sağlayan ve bu hedeflerin hayata geçmesi için elini taşın altına koyan bir kurum olmak istiyoruz.

Çünkü İzmir’in ihtiyacı yalnızca daha fazla proje değil; projeleri birbirine bağlayan ortak bir vizyon. Daha büyük hedeflerin yanı sıra o hedefleri gerçekleştirecek ortak bir kararlılık. Sadece geleceği konuşmak değil; geleceği birlikte kurmak.

Bizim inancımız çok açık: İzmir’in potansiyeli büyük, birikimi güçlü, insanı yetenekli. Bu gücü ortak akılla birleştirir, ortak iradeyle harekete geçirirsek, İzmir yalnızca değişen dünyaya uyum sağlayan değil, değişime yön veren şehirlerden biri olabilir.

Ortak akılla doğru yolu bulacağız. Ortak iradeyle o yolu birlikte açacağız.

İzmir, bazen en büyük zenginliklerini en küçük ayrıntılarda saklıyor. Ödemiş’in kayalıklarında kısa süre önce keşfedilen İzmir göbek otu da bunlardan biri. Dünyadaki diğer göbek otu türlerinden farklı olan ve bu özelliğinden ötürü endemik niteliği kazanan İzmir göbek otu; narin ama dirençli, eşsiz bir bitki.

Kökleriyle toprağına tutunan, bütün güzelliğini bu coğrafyadan alan, İzmir’e özgü bir yaşamın simgesi.

Toplantımızın logosuna da ilham olan bu küçük çiçekte İzmir’in ruhunu görüyoruz. Farklılıklarıyla zenginleşen, köklerinden güç alan, bütün zorluklara rağmen yaşamı ve umudu büyüten bir kentin ruhunu... Ve biliyoruz ki böylesine değerli bir mirasa sahip çıkmak, tek başına hiçbirimizin başarabileceği bir iş değil.

Birbirimizin bilgisine, emeğine, deneyimine ve kararlılığına ihtiyacımız var. Çünkü İzmir hepimizin; onu değerli kılan her şey de geleceğe taşıyacak gücümüz de ortak.

İşte bizim Ortak Akıl, Ortak İrade anlayışımızın özü de bu.

1.7. Geleceği Bugünden Kurmak

İzmir’in önünde korunacak bir mevcut durumdan çok, kurulacak büyük bir gelecek var. Belirsizlikler bizi küçülmeye değil, dünyaya daha güçlü bağlanmaya çağırıyor. Bu kent ülkemize ve bölgemize yön gösterebilir. Yeter ki ortak hedeflerde buluşalım, güçlerimizi birleştirelim ve cesaretimizi kaybetmeyelim.

Bizim için gelecek; yalnızca öngörülecek, konuşulacak ya da raporlanacak bir kavram değil. Gelecek, bugünden hazırlanılması gereken somut bir çalışma alanı.

Bu nedenle önümüzdeki dönemin projelerini tek tek bağımsız başlıklar olarak görmüyoruz. Hepsi aynı hedefin parçaları: İzmir’i daha rekabetçi, daha dayanıklı, daha üretken, daha yaşanabilir ve dünyayla daha güçlü bağlar kuran bir kent hâline getirmek.

Bir tarafta iş dünyasının önündeki zorlukları azaltacak, üretimi ve ticareti güçlendirecek adımlar var. Bir tarafta dijital ve yeşil dönüşüme ve veriye dayalı karar alma kapasitesine yönelik projeler bulunuyor. Diğer tarafta eğitimden, kültürel mirastan uluslararası organizasyonlara kadar İzmir’in yaşam kalitesini ve dünyadaki görünürlüğünü artıracak çalışmalar hazırlıyoruz.

Çünkü biz kalkınmayı sadece daha fazla üretmek olarak görmüyoruz. Kalkınmayı; daha iyi eğitim, daha güçlü kurumlar, daha dirençli bir kent, daha yüksek yaşam kalitesi ve dünyayla daha fazla etkileşim olarak görüyoruz.

Şimdi sizlerle paylaşacağımız projelerin her biri, tam da bu anlayışın somut karşılığı...

Ve hepsinin arkasında aynı soru var:

İzmir, önümüzdeki çeyrek yüzyılda nasıl bir şehir olacak?

Biz bu sorunun cevabını bugünden vermeye başlamak istiyoruz.

Önümüzde bu cevabı somutlaştıracağımız iki ayrı çalışma alanı var. İlki, İzmir Ticaret Odası olarak doğrudan sorumluluğunu üstleneceğimiz, takibini yapacağımız ve sonuç üretmek için bizzat çalışacağımız projeler. İkincisi ise bizim yetki alanımızda olmasa da İzmir’in geleceği açısından kritik gördüğümüz; ancak merkezi ve yerel yönetim, üniversiteler, meslek kuruluşları ve iş dünyasının ortak iradesiyle ilerleyebilecek stratejik öncelikler.

Bu ayrımı önemsiyoruz. Çünkü bir kentin geleceği, yalnızca kendi sorumluluk alanınızda ne yaptığınızla değil; hangi konularda ortak akıl oluşturduğunuz, hangi başlıkları gündemde tuttuğunuz ve hangi dönüşümlerin gerçekleşmesine katkı sunduğunuzla da şekilleniyor.

Bu nedenle önce, doğrudan sorumluluğunu üstleneceğimiz projeleri paylaşmak istiyorum.

2. KURUMSAL PROJELER

2.1. Tek Adres: Kamu Hizmetleri Ofisi

İzmir Ticaret Odası bünyesinde üyelerimizin farklı kamu kurumlarındaki işleri için zaman kaybetmeden doğru bilgiye ve doğru yönlendirmeye ulaşabilecekleri, resmi dairelerdeki işlemleri için başvuru evraklarını doğrudan Odamızda teslim edebilecekleri, bir Ofis kurmayı hedefliyoruz. Bakanlıkların İl Müdürlükleri, SGK, Vergi Dairesi, İŞKUR ve üyelerimizin en fazla temas ettiği diğer kamu kurumlarının birer temsilcisinin bu ofiste görev yapmasını hedefliyoruz.

Böylece üyelerimizin kamu işlemlerini hızlandırmayı ve bürokratik süreçlerde yaşanan zaman kaybını azaltmayı amaçlıyoruz.

2.2. İkiz Dönüşüm Merkezi

Yeşil dönüşüm ile dijital dönüşüm birbirinden ayrılmaz iki kavram. Günümüz dünyasında rekabetçiliğimizi korumak bu dönüşümlere ayak uydurmaktan geçiyor. Kuracağımız İkiz Dönüşüm Merkezi, KOBİ’lerimizin enerji verimliliği, karbon yönetimi, dijitalleşme, yapay zekâ ve iklim dostu teknolojilere uyum sağlama konularında onlara rehberlik edecek ve ihtiyaç duydukları mali ve teknik desteği sağlayacak.

Bugüne kadar üyelerimizin yurt içi ve yurt dışı fuarlara katılımlarına yönelik önemli destekler sağladık. Bizim görev dönemimizde uygulamasını başlattığımız Türkiye’de Odalar nezdinde ilk ve tek olan fuar desteğinin toplam tutarı 2026 yılı fiyatlarıyla 520 Milyon TL’ye ulaştı.

Dört farklı kategori kapsamında verdiğimiz bu desteklerden toplamda 8.201 üyemiz yararlandı.

Benzer bir şekilde fuar desteklerine ilave olarak önümüzdeki dönemde üyelerimizin yeşil ve dijital dönüşüm yolculuklarına destek olmak için bütçemizden kaynak ayıracağız. Hayata geçireceğimiz ikiz dönüşüm destek mekanizması aracılığıyla karbon ayak izi ölçümünden enerji verimliliği etüt analizine, dijital olgunluk düzeyinin belirlenmesinden süreç analizlerine kadar farklı alanlarda üyelerimizin ihtiyaç duydukları teknik danışmanlık hizmetleri için maddi teşvik sağlayacağız.

2.3. İZTO Future Lab: Yapay Zekâ Destekli Dijital Test ve Simülasyon Merkezi

Yapay zekâ, konuşmamın başında da değindiğim üzere insanlık tarihinin en hızlı teknolojik dönüşümlerinden biri. Bu dönüşümü takip etmek ve iş süreçlerimizde bu dönüşümün gerektirdiği yenilikleri yapmak önümüzdeki dönemde işletmelerin ayakta durabilmesi için olmazsa olmaz nitelikte.

İzmir Ticaret Odası olarak üyelerimizin yapay zekanın sunduğu imkanlardan yararlanabilmesi için İZTO Future Lab: Yapay Zekâ Destekli Dijital Test ve Simülasyon Merkezi kuracağız. Merkez bünyesinde işletmelerin doğal afet ve krizler karşısındaki hazırlık kapasiteleri test edilecek ve işletme özelinde kurumsal dayanıklılık karneleri hazırlanacak.

Bunun yanı sıra işletmeler yeni bir yatırım projesi öncesinde merkez bünyesinde hizmet verecek Dijital Yatırım Simülatörü aracılığıyla bu yatırımlarına ilişkin olası risk ve fırsatları simüle edebilecek. Böylece üyelerimizin krizlere hazırlık ve veriye dayalı yönetim kapasitelerine önemli bir katkı sağlamış olacağız.

2.4.Stratejik ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi

Oda bünyesinde uzmanlardan oluşturulacak bir ekibin görev alacağı araştırma merkezinde, yapay zekâ ve dijital teknolojiler başta olmak üzere dünyadaki mega eğilimler, sektörel analizler, makro ekonomik raporlar, uluslararası jeopolitik gelişmeler, geleceğin sektörleri vb. alanlarda stratejik araştırmalar yapılacak.

Ticaret için geleceğe dair doğru öngörüler yapmak kritik öneme sahip. Olası risklere karşı tedbir almak ya da olası fırsatları değerlendirmek için bilimsel yöntemlerin ürünü olan veriye dayalı öngörülere ihtiyaç var. Bu araştırma biriminde aynı zamanda önümüzdeki dönemde hayata geçireceğimiz Endeks İzmir Platformu’nda kent ekonomisinin nabzını tutmaya yönelik sektör bazlı endeksler ve göstergeler paylaşacağız.

Böylece üyelerimiz için ticaret ve yatırım kararlarında yön gösterici güçlü bir bilgi altyapısı inşa etmek istiyoruz.

2.5. Bir Vefa Projesi: İleri Yaş Sağlıklı Yaşam Merkezi

Ülkemizin refah seviyesi yükseldikçe ortalama ömür süremiz de artıyor. Bununla birlikte giderek artan yaşlı nüfusa yönelik hizmet kapasitesinin büyütülmesi ve çeşitlendirilmesi önemli bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor.

İzmir Ticaret Odası olarak önümüzdeki dönemde üyelerimize yönelik bir Vefa Projesini hayata geçirmek istiyoruz. İzmir Ekonomi Üniversite’mizin Güzelbahçe Kampüsünün ilk etabı tamamlandıktan sonra Balçova Kampüsümüzün bir bölümünde yüksek kalite standartlarında hizmet verecek bir İleri Yaş Sağlıklı Yaşam Merkezi kuracağız.

Bu merkez, kurum olarak sahip olduğumuz üst düzey sosyal sorumluluk bilincinin somut bir nişanesi olarak tüm üyelerimize hizmet verecek.

2.6. İZTO Vakfı Koleji

İzmir Ekonomi Üniversitesi ile hem İzmir’e hem de Türkiye’ye önemli bir kurum kazandırdık. Bu yıl 25. yaşını kutladığımız üniversitemiz ile yükseköğretim düzeyinde elde ettiğimiz başarıyı, ilk ve ortaöğretim düzeyine de taşımak ve yeni bir eğitim kurumunu daha İzmir’e kazandırmak istiyoruz.

Bunun için önümüzdeki dönemde ilk ve ortaöğretim düzeyinde hizmet verecek İZTO Vakfı Koleji’ni kuracağız. Uluslararası standartlarda eğitim vermesini hedeflediğimiz Kolejimizde öğrencilerimizi sadece akademik olarak değil kültürel farkındalıkları yüksek, dünya sorunlarına duyarlı ve sorumluluk sahibi bireyler olarak hayata hazırlamak istiyoruz.

2.7. Dünya Odalar Kongresi 2031 Adaylığı

2031 yılında İzmir Enternasyonal Fuarı’nın 100. Yılını kutlayacağız. Kentimiz için böylesine önemli bir tarihi, Dünya Odalar Kongresi’ne ev sahipliği yaparak taçlandırmak istiyoruz. Bu kapsamda, 2031 yılında Dünya Odalar Kongresi’ne ev sahipliği yapmak için adaylık başvurusunda bulunacağız.

TOBB ile koordineli bir şekilde yürüteceğimiz başvurumuzun kabul edilmesi için gerekli lobi faaliyetlerini yürütecek ve dünyanın dört bir yanından iş dünyası temsilcilerini 2031 yılında İzmir’de buluşturmak için elimizden gelen her türlü gayreti göstereceğiz.

2.8. Levanten Kültür Rotası

İzmir, önemli bir Levanten kültür mirasına ev sahipliği yapıyor. Bu kültür mirasını uluslararası alanda tanıtmak ve kent turizmine katma değeri yüksek bir katkı sağlamak amacıyla İzmir gibi Levanten kültür mirasına ev sahipliği yapan Selanik, Beyrut ve İskenderiye şehirleriyle birlikte bir Levanten Kültür Rotası oluşturmak için birlikte çalışacağız.

Odamızın liderlik edeceği çalışmalar neticesinde oluşacak rotanın, Avrupa Konseyi Kültür Rotaları Ağına akredite edilmesi için başvuruda bulunacağız. Bununla kentimizin Levanten kültür mirasını uluslararası kültür turizmi açısından güçlü bir ürüne dönüştürmeyi hedefliyoruz.

2.9. Avrupa Tarihi Termal Kentler Kültür Rotası

İzmir, Agamemnon Kaplıcaları başta olmak üzere tarihi birçok kaplıcaya sahip. Her biri ayrı birer şifa kaynağı olan bu kaplıcalarımızın uluslararası alanda daha fazla tanınmasını sağlamak amacıyla Avrupa Konseyi bünyesinde 2009 yılında oluşturulan Avrupa Tarihi Termal Kentler Kültür Rotasına üye olmak için ilgili paydaşlarımızla iş birliği içerisinde adaylık başvurusu yapacağız.

Avrupa’nın 20 farklı ülkesinden 53 kentin yer aldığı bu rotanın bir parçası olmanın, şehrimizin termal turizm potansiyelinin değerlendirilmesi adına önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.

Ancak İzmir’in geleceği yalnızca Odamızın doğrudan hayata geçireceği projelerle sınırlı değil. Kentin ölçeği, potansiyeli ve önündeki fırsatlar; farklı kurumların ortak iradesini gerektiren daha büyük stratejik başlıkları da önümüze koyuyor.

Çünkü bazı meseleler tek bir kurumun yetkisiyle, tek bir yatırımla ya da kısa vadeli çözümlerle ele alınamaz. Üretimden lojistiğe, turizmden ulaşıma, tarımdan hizmetlere, çevreden yaşam kalitesine kadar İzmir’in geleceğini belirleyecek alanlarda ortak bir yön duygusuna, uzun vadeli planlamaya ve güçlü bir iş birliğine ihtiyaç var.

Biz bu başlıklarda doğrudan uygulayıcı olmayabiliriz; ancak iş dünyasının temsilcisi olarak ihtiyaçları ortaya koymak, doğru öncelikleri gündemde tutmak, ortak aklın oluşmasına katkı vermek ve çözüm üretecek kurumları aynı hedef etrafında buluşturmak da sorumluluğumuzun bir parçası.

Bu nedenle şimdi, İzmir’in önümüzdeki çeyrek yüzyılını şekillendireceğine inandığımız stratejik alanlara geçmek istiyorum.

3. İZMİR İÇİN STRATEJİK ÖNCELİKLER

4,5 milyonluk bir metropolün üretim alanlarını, lojistik altyapısını, turizmini, çevresini ve ulaşımını birbirinden bağımsız düşünmek artık mümkün değil. İzmir’in önümüzdeki çeyrek yüzyılını belirleyecek kararları bugünden tartışmak, ihtiyaçları önceden görmek ve farklı kurumların ortaklaşabileceği bir yön ortaya koymak zorundayız.

Bu nedenle İzmir için dört büyük stratejik alanın özellikle ön plana çıktığını düşünüyoruz: üretimin geleceği, liman ve lojistik altyapısı, katma değerli turizm ile yaşam kalitesi ve kent dayanıklılığı.

3.1. ÜRETİMİN GELECEĞİ

İzmir, Türkiye’nin en güçlü üretim merkezlerinden biri. Türkiye’nin milli gelirinin yaklaşık yüzde 6’sını üreten şehrimiz; tarım, sanayi, hizmetler ve inşaat sektörlerinde yaratılan ekonomik değer itibarıyla ülkemizin üçüncü büyük merkezi konumunda.

Sanayinin yanı sıra özellikle tarım sektörü özelinde süt üretimi başta olmak üzere birçok ürün grubunun üretiminde ilk sırada; su ürünleri sektöründe ise, ikinci sırada yer alan İzmir’in sahip olduğu bu çok sektörlü yapı, kentimizin rekabet gücünün temelini oluşturuyor.

Ancak önümüzdeki dönemin rekabeti yalnızca ne kadar ürettiğimiz üzerinden yaşanmayacak. Avrupa Yeşil Mutabakatı, karbon düzenlemeleri, enerji maliyetleri, yapay zekâ, otomasyon ve döngüsel ekonomi üretimin kurallarını değiştiriyor.

2026 Ekim itibarıyla Türkiye’nin elektrik gücünün yüzde 63,2’sinin yenilenebilir kaynaklardan oluşması ve tek başına rüzgâr ile güneşin payının yüzde 34’ü aşması, dönüşümün ölçeğini gösteriyor.

İzmir’in avantajı, sanayi birikimi ile yenilenebilir enerji, liman, üniversite ve insan kaynağı kapasitesini aynı coğrafyada buluşturabilmesi. Önümüzdeki hedef yalnızca üretimi büyütmek değil; daha yüksek katma değer üreten, daha az kaynak tüketen ve dünyadaki dönüşümü yakalayan bir sanayi ekosistemi kurmak olmalı.

3.1.1. Kuzey-Güney İzmir Alt Bölge Merkezleri Planlama Çalışması

İzmir, kuzeyden güneye doğru uzanan bir aks boyunca büyüyor. Kuzeyde Aliağa-Bergama, güneyde ise, Torbalı-Tire sanayinin giderek yoğunluk kazandığı ilçelerimiz. Bu bölgeler yeni kurulan fabrikalarla gelişmekle birlikte henüz bu fabrikaların beraberinde getirdiği nüfusu kendi bünyesinde barındırabilecek sosyo-kültürel altyapıya sahip değil.

Rakamlar bu durumu net bir şekilde ortaya koyuyor. Bugün Aliağa’da çalışanların yüzde 55’i, Torbalı’da çalışanların ise yüzde 45’i farklı ilçelerden özellikle de kent merkezindeki ilçelerden geliyor. Kent içinde merkezden çevreye doğru her gün yaşanan bu hareketlilik kentsel altyapı üzerinde ciddi bir baskıya yol açtığı gibi zaman ve kaynak israfına da yol açıyor.

Diğer yandan, Kuzey’de Bakırçay, Güney’de ise, Küçük Menderes Havzaları ülkemizin en önemli tarımsal üretim merkezleri arasında yer alıyor. Dikili, Kınık ve Bayındır’daki organize tarım bölgesi projelerimizle tarımsal üretimde verimliliği ve üretkenliği daha da yukarılara çekmek istiyoruz.

Her üç OSB’nin tam kapasiteyle çalışmaya başlamasıyla birlikte bu bölgelerin İzmir için önemi daha da artacak.

Sanayinin ve tarımsal üretimin gelişme eğilimini dikkate aldığımızda, İzmir’i artık kent merkezi odaklı düşünme alışkanlığımızı terk etmeye ihtiyaç var. Bunun yerine İzmir’i, kuzey ve güneyinde alt bölge merkezleri olan gerçek bir metropol olarak ele almamız gerekiyor.

Bu bağlamda, kuzeyde Aliağa’nın ve güneyde Torbalı’nın bulundukları bölgenin merkezi olacak şekilde planlanması büyük bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor. Bu planlamanın sanayi ile tarım arasındaki dengeyi gözetmesi, önümüzdeki çeyrek yüzyıllık gelişme dinamikleri çerçevesinde doğabilecek ihtiyaçları projekte etmesi, bu projeksiyonlar doğrultusunda konut, ulaşım, lojistik, enerji, çevre ve sosyal altyapı düzleminde yapılması gerekenleri net bir şekilde ortaya koyması gerekiyor.

Bunu yapabildiğimiz takdirde, Kuzey İzmir ve Güney İzmir alt bölgeleri, rekabetçi bir küme niteliği kazanacak ve sonuç olarak da İzmir’in rekabet gücünü artıracak.

3.1.2. Kent İçi Ekonomik Bölgeler Master Plan Çalışması

Kemeraltı, İzmir’in büyük bir değeri ve önemli bir markası. Şehrimizin kadim ticaret merkezi. Bir zamanlar gıda toptancıları, ayakkabı imalatçıları, oto tamircileri, döküm ustaları ve diğer birçok sektör hep birlikte Kemeraltı ve çevresindeydi.

Zaman ilerledikçe İzmir büyümeye başladı, İzmir büyüdükçe Kemeraltı’nda yetişen esnafımız, tacirimiz, küçük üreticimiz işini büyütmek ve büyüyen şehrin ihtiyaçlarına cevap vermek için yeni alanlara taşındı. Gıda Çarşısı, Birinci, İkinci, Üçüncü Sanayi, Ayakkabıcılar Sitesi, Dökümcüler Sitesi, Karabağlar’daki mobilya imalatçıları hep bu büyüme sürecinin ürünü olarak ortaya çıktı.

İlk kuruldukları dönemlerde kent merkezinin çeperinde yer alan ve görece meskûn mahal olmayan bu bölgeler şehrin büyüme hızı karşısında zamanla kentle bütünleştiler ve kentin bir parçası haline geldiler.

Bugüne kadar kent içinde kalmış olan bu ekonomik bölgelerin taşınmasını hep konuştuk. “Gıda Çarşısı’na tırlar giremiyor, şehrin dışına taşınması lazım. Birinci, İkinci ve Üçüncü Sanayilerin etrafı iyice yapılaştı, trafik çekilmez hale geldi, bu sanayiyi kent dışına çıkarmalıyız.

Mobilyacılar yüzünden Yeşillik Caddesi’nde trafik akmaz oldu, hepsini taşımak lazım.” Bunlar hepimizin aşina olduğu sözler. Ama bir kentin içinden üretimi çıkarırsak geriye ne kalır diye hiç düşündük mü? Avrupa’da bunu yapmış kentler var ama sonuçları hiç de iç açıcı değil.

Issızlaşan ve canlılığını yitiren kentler. O kentler şimdilerde şehir içinden taşıdıkları üretim bölgelerinin boşalttığı alanları değerlendirmek ve kente yeniden canlılık katmak için proje üstüne proje yapıyor.

Diğer yandan, taşımaya karar verdik diyelim. Peki, bu kadar büyük ölçekli ve kentle bütünleşmiş üretim bölgelerini taşıyabileceğimiz alanlar bulmak mümkün mü? İzmir’in yeni arsa üretimi konusunda kısıtlı imkanlara sahip olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Bundan ötürü, artık kent dışına taşınma söylemlerini bir kenara bırakmamız lazım.

İzmir Ticaret Odası olarak kent içindeki üretim faaliyetlerini kentin dinamik yapısını besleyen ana faktör olarak görüyor ve bu bölgeleri yeni nesil ekonomik bölge yaklaşımı doğrultusunda ele almak gerektiğini düşünüyoruz. Kentin içinde kalmış ve birbiriyle etkileşim halinde olan bu bölgeleri şehrin dışına taşımak yerine öncelikle yerinde dönüşüm yöntemleri üzerine düşünmeliyiz.

Örnek vermek gerekirse, Gıda Çarşısına tırlar giremiyor, doğru bir tespit. Peki, ne yapmak lazım? Tüm Gıda Çarşısına hizmet verecek bir cep lojistik merkez kurabilir, tüm tırlar buraya gelir ve ardından mikro mobilite çözümleri ile malları dükkanlara taşıyabiliriz.

Mevcut yapılar depreme dayanıklı olmayabilir, alternatif finans yöntemleri kullanarak planlı bir yerinde dönüşüm süreci yönetebilir, aynı yerde daha iyi planlanmış ve modern çarşılar, sanayi siteleri inşa edebiliriz. Avrupa’da Londra ve Berlin, yerinde dönüşümü başarmış iyi uygulama örnekleri olarak öne çıkıyor.

İşte, bundan ötürü kent içinde kalmış ve kente canlılık katan bu ekonomik bölgeleri kentle, kentliyle ve birbirleriyle ilişkileri içerisinde ele alan, yerinde dönüşümü önceliklendiren bir yaklaşımı savunuyoruz. Teknik çalışmalar yerinde dönüşüme imkân olmadığını söylüyorsa o zaman taşınmayı gündeme almalıyız.

Önümüzdeki dönemde bu konunun ana paydaşlarıyla ortak bir masa etrafında buluşup bu yaklaşımı ete kemiğe büründürmek için çalışmak ve kent içindeki ekonomik bölgelerden en az birinde yerinde dönüşümü hayata geçirmek istiyoruz.

Üretim gücünün gerçek bir rekabet avantajına dönüşmesi, onu dünyaya bağlayan altyapının gücüyle mümkün. Bu nedenle ikinci stratejik alanımız, İzmir’in tarihsel kimliğinin de merkezinde duran liman ve lojistik altyapısı.

3.2. ENTEGRE LİMAN VE LOJİSTİK ALTYAPISI

Lojistik söz konusu olduğunda İzmir’in sahip olduğu potansiyel son derece güçlü. Türkiye limanlarında 2025 yılında 553 milyon ton yük elleçlenirken bunun 89,5 milyon tonu yalnızca Aliağa bölgesindeki limanlarda gerçekleşti.

Başka bir ifadeyle Türkiye limanlarında elleçlenen her altı ton yükün yaklaşık bir tonu Aliağa’dan geçti.

Aliağa ayrıca 2025 yılında dünyanın en fazla konteyner elleçleyen 100 limanı arasına giren beş Türk limanından biri oldu. Türkiye limanlarının toplam konteyner hacmi de 2025’te yaklaşık 14 milyon TEU ile tarihî bir seviyeye ulaştı.

Dolayısıyla İzmir’in sorunu limanı olmayan bir kentin liman inşa etmesi değil. Asıl mesele, elindeki çok güçlü liman sistemini demiryolu, karayolu, lojistik merkezler ve üretim alanlarıyla tek bir entegre ağ olarak çalıştırabilmek.

Bunu başarabildiğimiz takdirde İzmir, Orta Koridor içerisindeki stratejik konumunu daha da güçlendirecek.

Bu kapsamda, Türkiye Varlık Fonu tarafından Alsancak Limanı özelinde açıklanan yatırım planının şehrimizin ve Ege Bölgesi’nin liman ve lojistik altyapısına önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Bununla birlikte, ülkeler arası ticaret devam ediyor, limanlar çalışıyor ve İzmir için kısa ve orta vadede Aliağa Limanları ile Çandarlı Limanı konusunda atılması gereken önemli adımlar var.

3.2.1. Aliağa Limanları Altyapı Yatırımları

Aliağa Limanları, sadece İzmir için değil Ege Bölgesi ve Türkiye için stratejik öneme sahip bir liman kümesi. 2025 yılında elleçlenen yaklaşık 89,5 milyon ton yük Ege Bölgesinin ihracatının yüzde 58’i, ithalatının yüzde 51’ine karşılık geliyor.

Bunun Türkiye açısından yansıması ise, ülke ihracatının yüzde 8’i, ithalatının yüzde 5,5’i bu limanlarda gerçekleşiyor. Ancak bu limanların ve arka bölgesinin ciddi altyapı sorunları olduğu hepimizin malumu.

Kuvvetli bir yağmur sonrasında Sanayi Caddesi’nin, Türkiye’nin en fazla yük elleçlenen limanlara erişimi sağlayan ana yolun nasıl bir hal aldığını sanırım İzmir’de yaşayan çoğu insan bilmez. Bunu en iyi malını oraya göndermek ya da oradan çekmek isteyen tüccarımız, sanayicimiz ve bu malları taşıyan tır şoförlerimiz bilir.

Sanayi Caddesi’nde ilerlerken yolun sağında ve solunda park halinde birçok tır görürsünüz. Nedenini hiç düşündünüz mü? Çünkü Türkiye’nin en fazla yük elleçlenen limanlarının arka alanında hiç tır parkı yok. Oldukça temel bu altyapı eksikliklerine rağmen liman işletmecilerimiz, gümrük müşavirlerimiz, tır şoförlerimiz, vinç operatörlerimiz ve daha birçok sorumlu insan, ekonominin can damarı olan bu limanları çalıştırıyor.

İzmir Ticaret Odası olarak sadece İzmir’e değil tüm Ege Bölgesi’ne hizmet veren ve bir bakıma Batı Anadolu’nun dünyaya açılan kapısı olan Aliağa Limanlarının ve arka alanının ihtiyaç duyduğu altyapı yatırımlarının bir an evvel hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu kapsamda, yol kalitesinin iyileştirilmesinden alternatif güzergahlar oluşturulmasına, tır şoförlerinin en temel ihtiyaçlarını karşılayacağı tır parklarından demiryolu iltisak hatlarının geliştirilmesine varıncaya kadar yapılması gereken birçok iş var.

Tüm bu ihtiyaç duyulan altyapı yatırımları ve diğer işlerin merkezi yönetim ve yerel yönetim tarafından bölge ölçeğinde bir bütün olarak ele alınması ve planlanması gerekiyor. Bunlar yapıldığı takdirde limanlardaki bekleme süreleri kısalacak, yük transferleri hızlanacak ve buna bağlı olarak da ticaret erbabı ve sanayicilerimizin de rekabet gücü artacak.

3.2.2. Limanı Olan Bir OSB: Çandarlı Sanayi Üretim Üssü

Çandarlı Limanı, 1990’lı yıllardan itibaren İzmir’in gündeminde olan bir konu. İlk dönem yapılan fizibilite çalışmalarında Çandarlı Limanı’nın dünyanın en büyük 10 limanından biri olması hedeflenmiş ve planlamalar buna göre yapılmıştı.

Ancak aradan geçen süre içerisinde maalesef mendirek inşası haricinde herhangi bir yol alamadık. Gelgelelim bu süre zarfında dünya ticaretinin dinamikleri değişti, Türkiye’de ve yakın coğrafyada birçok yeni liman inşa edildi.

Buna bağlı olarak da 1990’lardaki fizibilite çalışmalarının ortaya koyduğu dünyanın en büyük 10 limanından biri olma vizyonu artık geçerliliğini yitirdi.

Bugün, Çandarlı için yeni bir hikâye yazmamız gerekiyor. Ve İzmir olarak bu hikâyeyi yazmak için çok güçlü argümanlara sahibiz. Bunlar içerisinde en çarpıcı olanını anlatmak istiyorum.

İzmir, rüzgârın başkenti. Ülkemizde rüzgârdan en fazla enerji üretiminin yapıldığı yer, İzmir. Enerji üretiminin yanı sıra şehrimiz, rüzgâr santrallerine yönelik kanat, kule, türbin başta olmak üzere birçok ekipmanın imalatını yapan, ihraç eden güçlü bir sanayi ekosistemine ev sahipliği yapıyor.

İzmir’de ve ülkemizde bugüne kadar hep karasal rüzgâr santralleri kurduk. Ancak gelişen teknoloji sayesinde önümüzdeki 10 yıl içerisinde Türkiye’nin karasularında inşa edilmiş deniz üstü rüzgâr santralleri görmeye başlayacağız.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız tarafından açıklanan 2035 Enerji Stratejisine göre, ülkemiz 2035 yılına kadar 5 giga watt büyüklüğünde deniz üstü rüzgâr santrali kurmayı hedefliyor. Diğer yandan, Kuzey Denizine kıyısı olan ülkeler başta olmak üzere birçok AB üyesi ülke, net zero hedefleri doğrultusunda büyük ölçekli deniz üstü rüzgâr santralleri kurulmasına yönelik yatırım planları açıkladı.

İzmir kıyılarından başlayarak Kuzey Ege, ülkemizin en verimli deniz üstü rüzgâr sahalarına sahip. Bugün itibarıyla ülkemizde Saros Körfezi, Edremit, Gökçeada ve Bozcaada’da olmak üzere 4 adet deniz üstü rüzgâr YEKA alanları ilan edilmiş ve bu alanlara yönelik ihalelerin 2027 yılının ilk çeyreğinde yapılması planlanıyor.

Santrallerin kurulması ufukta görülmüşken karasal rüzgâr santralleri için sahip olduğumuz imalat gücünü deniz üstüne taşımak için önemli bir fırsat önümüzde duruyor. Bu fırsatı değerlendirmek için de yapmamız gereken şey, limanı olan bir sanayi üssü kurmak.

Neden limanı olan bir OSB’ye ihtiyacımız var? Çünkü deniz üstü rüzgâr santralleri için üretilen ekipmanlar ebatları itibarıyla o kadar büyük ki bu ekipmanları karayoluyla limanlara taşımak neredeyse imkânsız. Avrupa’da bu sektörün geliştiği Danimarka’da Esbyer, İngiltere’de Hull, İspanya’da Bilbao Limanı gibi limanlar aynı zamanda art alanlarında deniz üstü rüzgâr ekipmanları imalatı yapan sanayi bölgelerine ev sahipliği yapıyor.

Burada üretilen parçalar doğrudan limana sevk ediliyor ve gemilere yüklenip santralin kurulacağı sahaya gönderiliyor.

Çandarlı Liman sahası, 6,35 milyon m2 büyüklüğü ile bu iş için adeta biçilmiş kaftan niteliğinde. Lojistik maliyetlerinden ötürü Çin ile rekabet edebileceğimiz nadir sektörlerden biri olan bu sektörü İzmir’e kazandırmak için Çandarlı Limanı’nı deniz üstü rüzgâr santralleri başta olmak üzere katma değeri yüksek sektörlere hizmet edecek şekilde hem liman hem de sanayi bölgesi olarak fonksiyon kazanması gerektiğine inanıyoruz.

İzmir Ticaret Odası olarak paydaşlarımızla birlikte hayata geçirdiğimiz Torbalı Mobilya, Dikili, Bayındır, Kınık organize tarım bölgeleri ile Kemalpaşa Lojistik Merkezi projesinde sahip olduğumuz tecrübeyle sektördeki paydaşlarımızla bu projeyi hayata geçirmeye hazırız!

3.2.3. Kemalpaşa Lojistik Merkezi

Kemalpaşa, İzmir’in sanayi bölgeleri ile limanları arasında stratejik bir noktada bulunuyor. Bu nedenle Kemalpaşa Lojistik Merkezi’ni sadece yüklerin depolandığı bir alan değil; demiryolu, karayolu, liman ve üretim merkezlerini birbirine bağlayan ana lojistik düğüm olarak değerlendirmek gerekiyor.

Burası, yalnızca İzmir için değil güçlü sanayi altyapısı olan Manisa, Aydın, Denizli, Uşak, Balıkesir gibi çevre iller ve Ege Bölgesi hinterlandındaki diğer üretim ve ticaret merkezleri için de bir lojistik hub olma potansiyeline sahip.

Kurum olarak Valiliğimiz, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve Ege İhracatçı Birlikleri ile Kemalpaşa Lojistik Merkezi’nin hizmete alınması için geçen dönem önemli bir adım attık. Bu dönem içerisinde bürokratik prosedürlerin tamamlanmasının ardından onaylı imar planı ve proje çerçevesinde hızlı bir şekilde kalan yatırımları yapmak ve en kısa süre içerisinde Kemalpaşa Lojistik Merkezini açmak istiyoruz.

1,3 milyon m2 büyüklüğündeki ilk etabı hizmete aldıktan sonra 1,7 milyon m2 büyüklüğündeki ikinci etap çalışmalarına da vakit kaybetmeden başlayacağız. Böylece, ülkemizin Küresel Lojistik Performans Endeksinde ilk 25 ülke içerisinde yer alma hedefine İzmir ve Ege Bölgesi adına önemli bir katkı sunmuş olacağız.

Lojistik Merkezi’nin çalışmaya başlamasıyla birlikte sanayicimizin lojistik maliyetleri azalacak ve Tır Gümrüğü ile Taşıt Üstü Suplan Tır Sahaları’nın buraya taşınmasıyla kent merkezindeki trafiği olumsuz etkileyen ağır taşıt trafiği de büyük ölçüde ortadan kalkmış olacak.

Bununla birlikte, İzmir’in liman avantajını gerçek bir rekabet avantajına dönüştürmek istiyorsak üretim alanı ile liman arasındaki zincirin her halkasını güçlendirmek zorundayız. Bu da Kemalpaşa Lojistik Merkezi’nin limanlarla olan demiryolu bağlantılarını güçlendirmekten geçiyor ve bu alanda da ihtiyaç duyulan yatırımların yapılması gerektiğine inanıyoruz.

Gelgelelim İzmir’in dünyaya açılan kapıları yalnızca yük taşımıyor; insan, fikir, kültür ve deneyim de taşıyor. Bu da bizi üçüncü stratejik alanımıza, katma değerli turizme getiriyor.

3.3. KATMA DEĞERLİ TURİZM

İzmir; coğrafyası, iklimi, köklü tarihi ve sahip olduğu kültürel mirasla büyük bir turizm potansiyeline sahip. Ancak, bu potansiyelden yeterince yararlanabiliyor mu, bu potansiyeli iktisadi ve sosyal bir değere dönüştürebiliyor mu sorularına olumlu yanıt vermek maalesef mümkün değil.

Sanayi ve tarım başta olmak üzere birçok sektörde ülkemizin ilk üç sırasında yer alan İzmir, turizm sektöründe aynı başarıyı gösteremiyor. Bunun nedeni ise, turizmin gelişmesi için gerekli yatırımların hayata geçirilememesi.

Halbuki Adnan Menderes Havalimanı 35 milyon yolcu kapasitesiyle turizmin gelişmesi adına önemli bir altyapı kazanımı. Lakin, büyük ölçekli turizm yatırımları hayata geçirilemediği için bu kapasitenin ancak üçte birini değerlendirebiliyoruz.

İzmir’in önümüzdeki dönemde yeni yatırımlarla turizm altyapısını ve kapasitesini geliştirmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu sayede hem turizm yılın 12 ayına yayılacak hem de turist başına yaratılan ekonomik değeri artırmak mümkün olacak.

3.3.1. Alternatif Turizm Türlerinin Güçlendirilmesi

İzmir; agro-turizm, eko-turizm, gastronomi turizmi, inanç turizmi ve sağlık turizmi başta olmak üzere geleneksel turizm türlerine kıyasla katma değeri daha yüksek alternatif turizm türlerinde büyük bir potansiyele sahip. Bunlar arasında Urla merkezli olmak üzere Yarımada özelinde gastronomi turizminin elde ettiği başarı önemli olmakla birlikte İzmir için kesinlikle yeterli değil!

Şehrimizin alternatif turizm türlerindeki çeşitliliğini tek tek girişimler olmaktan çıkarıp rotalar, etkinlik takvimleri, ulaşım bağlantıları ve uluslararası tanıtımla bütünleştirmeliyiz. Böylelikle turizm hareketini yaz aylarından çıkarıp yılın tamamına ve İzmir’in farklı ilçelerine yayabiliriz.

İzmir’in gerçek turizm potansiyeli, bu çeşitliliği ekonomik değere çevirebildiğimiz ölçüde ortaya çıkacak.

3.3.2. Çeşme Turizm Projesi

Şehrimizin turizm potansiyelinin değerlendirilmesi, Çeşme Turizm Projesi gibi büyük ölçekli yatırımların yapılmasına bağlı. Bu proje kapsamında yer alan otel, yat limanı, büyük ölçekli etkinlik ve gösteri alanları, kültürel altyapı tesisleri, spor tesisleri ve golf sahaları İzmir’in turizm kapasitesinde hem nicelik hem de nitelik açısından büyük bir sıçrama yaşanmasına vesile olacak.

Bu sayede şehrimiz önemli bir lüks turizm destinasyonu kazanacak ve ekonomik açıdan turist başına yaratılan değer artacak.

Bu projenin turizmin 12 aya yayılmasına sağlayacağı katkı kadar İzmir merkezli uluslararası uçuşların artmasına da çok ciddi katkısı olacak. Bu bağlantıların güçlenmesi turizmin yanı sıra İzmir ve Ege Bölgesi’nin dış dünyayla ekonomik ilişkilerine de olumlu şekilde yansıyacak.

Dolayısıyla, Çeşme Turizm Projesi’nin güncel koşullar ve ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden ele alınması ve hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

3.3.3. İnciraltı Sağlık Turizmi Projesi

İzmir, tarih boyunca önemli bir sağlık ve şifa merkezi olmuş. Antik dönemin önemli hekimlerinden Bergamalı Galen bu topraklarda yetişmiş. Tarihi Agamemnon kaplıcaları başta olmak üzere şehrimizin termal kaynakları yüzyıllar boyunca insanlara şifa kaynağı olmuş.

Geçmişten devraldığı bu mirası modern tıbbın son teknolojilerine sahip güçlü sağlık altyapısı ve yetişmiş insan kaynağı ile günümüze taşıyan İzmir, sağlık turizmi için önemli bir destinasyon olma potansiyeli taşıyor. Bu potansiyeli değerlendirmek, Çeşme Turizm Projesi gibi büyük ölçekli projelerin yapılmasıyla mümkün.

Bundan ötürü, İnciraltı’nın uzun yıllardır devam eden planlama sorunlarının çözülmesini ve bölgenin İzmir ekonomisine kazandırılmasını önemli görüyoruz. İnciraltı, planlama sorunlarının çözülmesiyle birlikte ülkemizin önde gelen sağlık turizmi destinasyonlarından biri olabilir.

3.3.4. Yeni Stadyum ile Kongre ve Sergi Sarayı

Ülkemizin 2032 yılında Avrupa Futbol Şampiyonası’na İtalya ile ev sahipliği yapacak olması, bir spor insanı ve yöneticisi olarak beni çok mutlu ediyor. Bununla birlikte İzmir, organizasyonun yapılacağı şehirler arasında maalesef yer almıyor.

Bunun sebebi ise, şehrimizde Avrupa Futbol Şampiyonası maçları için gerekli standartlara sahip modern bir stadyuma sahip olmaması. Ancak önümüzde 6 yıla yakın bir süre var ve bu süre zarfında İzmir’e modern bir stadyum kazandırılabilir.

İzmir’de düzenlenen 1971 Akdeniz Oyunları için inşa edilen Atatürk Stadyumu artık hem deprem açısından önemli bir risk taşıyor hem de büyük spor organizasyonları için gerekli standartları karşılamaktan uzak. İzmir Ticaret Odası olarak Atatürk Stadyumu’nun yıkılarak yerine uluslararası müsabakalara ev sahipliği yapabilecek standartlarda modern bir stadyum inşa edilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Şayet böyle bir stadyumu yapabilirsek geçen yıl Spor Zirvesi’nde de gündeme getirdiğim üzere, 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapan şehirlerden biri olma fırsatını yakalayabiliriz. Bunun için bu konuda vakit kaybedilmeden adım atılması gerektiğini düşünüyorum.

Bu konu özelinde yaptığımız çalışmalar, Atatürk Stadyumu’nun bulunduğu alanın yarısında böyle bir stadyumu yapmanın mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Stadyum için kullanılmayan alan içerisinde de büyük bir Kongre ve Sergi Sarayı ile Spor Müzesi’nin yapılmasıyla bu alan, spor, turizm, kültür ve etkinlik ekonomisini bir araya getiren yeni nesil bir yaşam merkezi haline gelebilir.

Böyle bir proje gündeme gelirse, İzmir Ticaret Odası olarak Kongre ve Sergi Sarayı’nın yapımına talip olduğumuzu belirtmek isterim. Burada klasik bir kongre merkezinin ötesinde şehrimize değer katacak simge bir yapı hayal ediyoruz.

Bünyesinde konserlerden lansman törenlerine, uluslararası organizasyonlardan sergilere kadar birbirinden farklı etkinliklere ev sahipliği yapabilecek teknolojik altyapıyla donatılmış, yeşil ve akıllı bir kompleksi şehrimize kazandırmak istiyoruz.

Bir şehrin çekim gücü yalnızca ziyaretçiyi kendine getirmesiyle değil, insanına sunduğu yaşamla kalıcı hâle gelir. İzmir’in ekonomik gücünü sürdürülebilir kılmak için büyümenin yaşam kalitesi ve kent dayanıklılığıyla birlikte ilerlemesi gerekiyor.

3.4. YAŞANABİLİR VE DİRENÇLİ BİR ŞEHİR

Ekonomik rekabet artık sadece vergi, teşvik ve altyapıyla ölçülmüyor. Nitelikli insanın nerede yaşayacağına karar verirken temiz çevre, ulaşım, konut, kamusal alan ve yaşam kalitesi giderek daha belirleyici hâle geliyor.

İzmir’in ölçeği bu konuda da rakamlarla kendisini gösteriyor. 4,5 milyon insanın yaşadığı kentte her gün yaklaşık 5 bin 500 ton evsel atık ortaya çıkıyor; 2025 yılında trafik yoğunluğu yüzde 54,1’e ulaştı ve bir sürücü yoğun saatlerde yılda ortalama 112 saatini trafikte kaybetti.

Bunlar herhangi bir kurumu eleştirmek için kullanılacak rakamlar değil. Tam tersine, böylesine büyük bir metropolü yönetmenin ne kadar ciddi altyapı yatırımı, uzun vadeli planlama ve kurumlar arası iş birliği gerektirdiğini ortaya koyuyor.

3.4.1. Körfez

Körfez, İzmir’in çevresel değil aynı zamanda ekonomik ve toplumsal değerlerinin de merkezinde. 2025 yılında Çiğli İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi’ndeki yeni yatırımlarla arıtma kapasitesi önemli ölçüde artırıldı; tesis 2026 itibarıyla günlük 820 bin metreküp kapasiteyle yaklaşık 4 milyon kişiye hizmet veriyor.

Bu yatırımlar önemli; ancak Körfez meselesinin tek bir yatırım veya tek bir kurum üzerinden çözülebilecek bir konu olmadığını biliyoruz. Körfezin temizliği ve korunması merkezi yönetim ile yerel yönetimin ortak sorumluluğunda, uzun vadeli bir şehir meselesi olarak ele alınmalı.

İzmir’in bütün ilgili kurumlarının bilimsel veriler etrafında ortaklaşarak uzun vadeli ve kesintisiz bir program yürütmesini çok önemli görüyoruz.

3.4.2. Atık Yönetimi

Şehrimiz yılda yaklaşık 2 milyon atık üretiyor. Böyle bir hacmi sadece toplama ve depolama üzerinden yönetmek mümkün değil. İzmir’in bilimsel ölçütlerle belirlenecek uygun bölgelerde modern atık yönetim tesislerine ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz.

Bu tesisler atığı ayrıştıran, geri kazanan, dönüştüren, yeniden ekonomik değere çeviren çevre dostu ve çağdaş bir sistemin parçası olmalı; Harmandalı’nın yeşil dönüşümü de bu yaklaşımın önemli başlıklarından biri olarak ele alınmalı.

3.4.3. Ulaşım

İzmir gibi bir metropolde ulaşım sorununu çözmek için yeni yollar açmanın, yeni metro hatları inşa etmenin ötesinde Kuzey-Güney İzmir Alt Bölge Merkezleri ile Kent içi Ekonomik Bölgeler bağlamında dikkat çektiğim üzere sisteminin bütününü gören bir yaklaşıma ihtiyaç var. Bununla birlikte, kısa vadede kronik trafik sorununu azaltmak için de bazı yatırımların vakit kaybedilmeden hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Bu kapsamda, İkinci Çevre Yolu ve Körfez Geçiş Projesi için çalışmalar tamamlanıp bir an evvel yapım aşamasına geçilmesi gerekiyor. Bunun yanı sıra Halkapınar-Otogar Metrosu, Karabağlar Metrosu, Havaalanına ulaşım için alternatif güzergâh gibi yatırımların da devreye alınması büyük bir ihtiyaç olarak önümüzde duruyor.

Yine denize kıyısı olan bir kent olarak deniz ulaşımının kent içi ulaşım içerisindeki payını artırmak için yenilikçi çözümler üzerinde daha fazla çalışmamız gerekiyor.

Ulaşım sorununun çözülmesi ya da azaltılması insanların işe, eğitime ve sosyal yaşama erişmek için harcadıkları zamanı azaltmak, doğrudan doğruya İzmir’in yaşam kalitesini ve ekonomik verimliliğini artırmak demektir.

3.4.4. Su Güvenliği

İzmir, kişi başına düşen su miktarı açısından ülkemizde su kıtlığı yaşayan şehirlerden biri. Bunun yanı sıra şehrimizin su ihtiyacının yaklaşık yüzde 65’i yer altı su kaynaklarından karşılanıyor. İklim krizinin etkileriyle birlikte tüm göstergeler, şehrimizin yakın bir gelecekte su fakiri olabileceğini ortaya koyuyor.

2025 yılının ikinci yarısında kent genelinde yaşadığımız su kesintileri, bu tehdidinin hiç de uzak olmadığını bizlere gösterdi.

Bundan ötürü, su güvenliğinin İzmir’in ana gündem maddelerinden biri olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu kapsamda, tarımsal üretim başta olmak üzere suyun verimli kullanımını sağlayan teknolojilerin yaygınlaştırılmasından içme suyu şebekelerindeki kayıp-kaçak oranlarının azaltılmasına kadar atılması gereken birçok adım var.

Tüm bunların ötesinde İzmir Ticaret Odası olarak denizden su artıma konusunun, şehrimizin su güvenliği açısından değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Gelişen teknolojiler denizden su artıma maliyetlerini oldukça azaltmış durumda.

Bu alanda özellikle Körfez ülkelerinin başarılı uygulama örnekleri var ve içme suyu ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü deniz suyundan karşılıyorlar.

Su fakirliği tehdidine karşı şehrimizin en önemli avantajı olan denizden su arıtma potansiyelini kullanmak için gerekli çalışmalara merkezi ve yerel yönetim iş birliği içerisinde vakit kaybetmeden başlamalıyız.

Körfeziyle, çevresiyle daha temiz, ulaşım altyapısıyla daha erişilebilir ve kentsel altyapı ve üstyapısıyla daha dirençli bir İzmir, daha yaşanabilir bir İzmir demektir.

4. İZMİR EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ

Buraya kadar kurum olarak yapmak istediklerimizi ve İzmir’in geleceğine dair düşüncelerimizi paylaştık. Bunları söylemek kadar yapmak, hayata geçirmek de önemli ve bunun için de en büyük ihtiyacımız yetişmiş insan gücü. İyi eğitilmiş bir beşerî sermayeniz yoksa istediğiniz kadar düşünün, proje yapın, bunları hayata geçirmeniz mümkün değil.

İzmir Ticaret Odası olarak eğitimin her şeyin temeli olduğu gerçeğinin farkında olarak 25 yıl önce İzmir Ekonomi Üniversitesi’ni kurduk. İzmir’e ve Türkiye’ye kazandırdığımız büyük bir eser olarak Üniversitemiz, bugün hem İzmir hem de ülkemiz için pırıl pırıl gençler yetiştiriyor.

Bu vesileyle sizlere son 8 yıl içerisinde İzmir Ekonomi Üniversitesi özelinde yaptıklarımızdan ve Güzelbahçe Kampüsümüzden bahsetmek istiyorum.

2018 yılında göreve geldiğimiz günden bugüne kadar geçen 8 yıllık süre zarfında Üniversitemizi geliştirmek ve daha ileriye taşımak adına birçok çalışma yaptık ve proje yürüttük. Çabalarımız kısa sürede meyvesini vermeye başladı.

2020-2026 dönemi boyunca programlarımızın ortalama doluluk oranı yüzde 98,2 olarak gerçekleşti. Bu oran, ülkemizdeki vakıf üniversitelerinin ortalama doluluk oranlarının yaklaşık 13 puan üzerinde bir seviyeyi ifade ediyor.

Scopus ve Web of Science gibi saygın indekslerde İzmir Ekonomi Üniversitesi adına kayıtlı bilimsel çalışmaların yarısından fazlası da aynı dönem içerisinde üretildi.

Önümüzdeki dönemde Güzelbahçe Kampüsümüzün tamamlanmasıyla birlikte Üniversitemiz için yeni bir sayfa açmış olacağız. Mimari projesi dünyanın en saygın uluslararası organizasyonları arasında yer alan Dünya Mimarlık Festivali’nde finale kalan Güzelbahçe Kampüsümüzün en önemli özelliği, çevreci, yeşil ve akıllı bir kampüs olması.

Aslında Güzelbahçe’de yeni bir kampüsten ziyade öğrenci odaklı yeni nesil bir üniversite yaşam alanı inşa ediyoruz. Tüm etapları tamamlandığında 173 bin m2 kapalı alana sahip olacak kampüsümüzün sadece dersliklerden ve ofislerden ibaret olarak görülmesini istemem.

14.500 m2 büyüklüğünde Ar-Ge Merkezi, 8.000 m2 büyüklüğünde modern kütüphanesi, 5.000 m2 büyüklüğünde Kültür Merkezi, uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapabilecek spor salonları, yarı olimpik yüzme havuzu, 19.500 m2 büyüklüğünde öğrencilerin sosyal etkileşim alanı olarak planlanan kozmos alanları, koşu ve yürüyüş parkurları ile 24 saat yaşayan ve üreten bir kampüsü hayata geçiriyoruz.

Toplam yatırım maliyeti 120 Milyon ABD doları olan ve tamamını kendi öz kaynaklarımızla yaptığımız Güzelbahçe Kampüsümüzün ilk etabını 2027-2028 akademik yılı başlarken hizmete açacağız. Böylece, 25 yılı geride bırakan üniversitemizin tarihinde önemli bir kilometre taşını daha kat etmenin gururunu hep birlikte yaşayacağız.

Geleceğin İzmir’i için çalışacak ve İzmir’in Geleceğini inşa edecek İzmir Ekonomi Üniversitesi mezunu gençlerimiz, İzmir Ticaret Odası olarak en büyük gurur ve övünç kaynağımız olacak!

5. SONSÖZ: İZMİR’İN GELECEĞİ & GELECEĞİN İZMİR’İ

Değerli Konuklar,

Bugün sizlerle İzmir’in geleceğine ilişkin hedeflerimizi, projelerimizi ve önceliklerimizi paylaştık. Üretimden ticarete, eğitimden teknolojiye, limanlardan turizme, çevreden yaşam kalitesine kadar pek çok alanda yapmak istediklerimizi anlattık.

İzmir’in geleceği, herhangi bir kurumun tek başına yazabileceği bir hikâye değil. Bu hikâyenin içinde hepimiz varız.

Çünkü İzmir’in gücü yalnızca limanlarından, fabrikalarından, ticaretinden ya da sahip olduğu doğal güzelliklerden gelmiyor. İzmir’in asıl gücü insanında, birikiminde, farklı düşünceleri bir araya getirebilme yeteneğinde ve birlikte başarma kültüründe yatıyor.

Bu kentin geleceği için hepimize düşen sorumluluklar var. Merkezi ve yerel yönetime, üniversitelere, meslek kuruluşlarına, iş dünyasına ve sivil topluma düşen sorumluluklar var. Elbette farklı görüşlerimiz, farklı önceliklerimiz, farklı çözüm önerilerimiz olabilir.

Zaten ortak akıl, herkesin aynı şeyi düşünmesi demek değil. Farklı düşüncelerin aynı masada buluşabilmesi, ortak hedeflerde birleşebilmesi demek.

Ama tek başına ortak akıl da yetmez.

En doğru fikirleri geliştirebilir, en kapsamlı raporları hazırlayabilir, en büyük hedefleri ortaya koyabiliriz. Ancak bunları gerçekleştirecek kararlılığı gösteremezsek, bütün o fikirler kâğıt üzerinde kalır.

Ortak akıl bize hangi yöne gitmemiz gerektiğini gösterir. Ortak irade ise o yönde birlikte ilerlememizi sağlar.

Biz İzmir Ticaret Odası olarak tam da bu anlayışla hareket etmek istiyoruz. Gerektiğinde öncülük eden, gerektiğinde destek veren, her koşulda sorumluluk üstlenen bir kurum olmaya devam edeceğiz. Kentimizin geleceği söz konusu olduğunda birlikte çalışmanın, birlikte üretmenin ve birlikte başarmanın gücüne inanıyoruz.

Çünkü biliyoruz ki bir kentin geleceğini yalnızca sahip olduğu imkânlar belirlemez. O imkânları değerlendirme cesareti, değişime hazırlanma yeteneği ve geleceği birlikte kurma kararlılığı belirler.

İzmir’in 8 bin 500 yıllık tarihi bize büyük bir miras bıraktı. Dünyaya açık olmayı, ticareti, üretimi, farklı kültürlerle birlikte yaşamayı ve öncülük etmeyi öğretti. Cumhuriyetimizin ekonomik geleceğinin tartışıldığı İzmir İktisat Kongresi’nden bugüne kadar bu kent, sadece kendi geleceği için değil, Türkiye’nin geleceği için de önemli sorumluluklar üstlendi.

Bizden önceki kuşakların bıraktığı bu büyük mirası korumak kadar, bizden sonra gelecek kuşaklara nasıl bir İzmir bırakacağımızı düşünmek de bizim sorumluluğumuz.

Daha fazla üreten, daha yüksek değer yaratan, dünyayla daha güçlü rekabet eden bir İzmir istiyoruz. Ancak bununla yetinmiyoruz. Doğasını koruyan, kültürüne sahip çıkan, afetlere hazırlıklı, gençlerine fırsatlar sunan, insanlarının güvenle ve mutlulukla yaşadığı bir İzmir istiyoruz.

Geçmişinin zenginliğiyle yetinmeyen, geleceği için cesaretle adım atan bir İzmir...

Değişimi uzaktan izlemeyen, değişime yön veren bir İzmir...

Yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın örnek aldığı bir İzmir...

Bunlar ulaşılmaz hayaller değil. Sahip olduğumuz birikime, insanımıza ve kurumlarımızın gücüne baktığımızda, hepsini gerçekleştirebilecek imkânlara sahip olduğumuzu görüyoruz.

İhtiyacımız olan, bu büyük potansiyeli ortak bir hedefe dönüştürmek. Fikirlerimizi, deneyimlerimizi, kaynaklarımızı ve enerjimizi aynı gelecek için birleştirmek.

Kentimizin başarıları hepimizin, sorunları hepimizin, sorumluluğu da hepimizin.

Ve inanıyorum ki İzmir’in önündeki en büyük fırsat, yalnızca sahip olduğu ekonomik güç ya da coğrafi avantajlar değil; bu şehir için birlikte hareket edebilecek milyonlarca insanın varlığıdır.

İzmir’in geleceğini birbirimizden beklemeyelim. Birlikte üstlenelim, birlikte çalışalım, birlikte başaralım.

Gücümüzü ortak aklımızdan, cesaretimizi ortak irademizden alalım.

Ve hep birlikte, geçmişinden aldığı güçle geleceğe yön veren bir İzmir yaratalım.

Çünkü ortak aklımız yolumuzu aydınlatacak. Ortak irademiz o yolu açacak. Ve o yolda birlikte yürüdüğümüzde, İzmir’in başaramayacağı hiçbir hedef kalmayacak.

Hepinize teşekkür ediyorum.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: oncusehir.com
Haber metni ve görseller oncusehir.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Hava
Yayın: 04 Kasım 2026 09:29 · Kaynak: oncusehir.com
Kaynağı Oku ↗