Habermetrik
← Ana Sayfa
27 Ekim 2026 13:31 · Güncelleme 13:42
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Vali, koltuğunu Bahçecikli mimarlar sayesinde korudu

Vali, koltuğunu Bahçecikli mimarlar sayesinde korudu
Görsel kaynağı: enkocaeli.com
⏱️ 15 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • İzmit denince akla ilk gelen simgelerden biri hiç kuşkusuz Saat Kulesi
  • Peki, şehrin tepesinde bütün heybetiyle yükselen bu kule, gerçekten yalnızca Sultan II
Hukuki not: Ölüm haberi: bilgiler adli makamların açıklamalarına dayanır, kesinleşmiş yargı kararı değildir.

İzmit denince akla ilk gelen simgelerden biri hiç kuşkusuz Saat Kulesi. Peki, şehrin tepesinde bütün heybetiyle yükselen bu kule, gerçekten yalnızca Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yıl dönümünü kutlamak için mi yapıldı? Yoksa ardında, bugüne kadar pek bilinmeyen başka meseleler de mi vardı?

Bağçeşme'de çalıştığım yıllarda Adapazarı minibüsünden Atatürk Heykeli'nin orada iner, her gün Saat Kulesi'nin yanından geçerek yukarı çıkardım. Ama bugünkü görünümüne aldanmayın! 2000'lerin başında kulenin çevresi öyle bugünkü gibi düzenli, bakımlı ve insanın içini açan bir yerden öte bakımsız, ıssız ve zaman zaman ayyaşların uğrak yeri olan bir yerdi.

Geçenlerde yine İzmit Saat Kulesi’nin bulunduğu tepeye yolum düştü. Kuleye şöyle bir bakıp geçecektim. Ama bu kez durup biraz daha dikkatli baktım ve kendi kendime sordum: Acaba bu taşların ve çarkların ardında, bugüne kadar gözümüzden kaçan neler saklıydı?

Kafama takılan soruların peşine düşüp dönemin gazetelerini ve arşiv belgelerini karıştırmaya başladım. Karşıma yalnızca bir kulenin yapım hikâyesi değil, Osmanlı’nın son dönemindeki siyasi hesaplar, İzmit’teki idari çekişmeler ve koltuğunu kaybetmemek için son ana kadar direnen bir vali çıktı. Kısacası İzmit Saat Kulesi’nin hikâyesi, bildiğinizden çok daha ilginç.

KULE NİÇİN YAPILDI?Görünürde İzmit Saat Kulesi, II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yıl dönümünü kutlamak için yapılmıştı. Ancak asıl amaç, payitahtın Anadolu’ya açılan kapısı İzmit’te, tren istasyonundan rıhtıma kadar şehre yolu düşen herkese padişahın gücünü ve otoritesini hissettirmekti.

Kule, bir yandan zamanı ortak bir düzene bağlarken devletin gündelik hayattaki varlığını görünür kılıyor, bir yandan da Osmanlı’nın modernleşme çabasını simgeliyordu. Sultan II. Abdülhamid, 1900 yılında tahta çıkışının 25. cülus yıl dönümüne hazırlanıyordu.

Padişah, mutasarrıflara (valilere) gizli/açık telgraflar göndererek vilayetlerin kendi sembolik anıtlarını dikmesini teşvik etti. Bu şekilde pek çok şehirde saat kuleleri, hükümet binaları yapıldı. İşte tam bu ferman eline geçer geçmez İzmit Mutasarrıfı Musa Kâzım Bey kolları sıvar.

Sarayın gözüne girmek, diğer valileri geride bırakmak ve padişahın favorisi olmak için ne pahasına olursa olsun İzmit’e bir saat kulesi dikmeye karar verir. 1 Eylül 1900’de temel atılır ve fırtınalı süreç de böylece başlar.

YALOVA VE KANDIRA ÇEVRESİNDE RUM ÇETELERİNE KARŞI OPERASYONLAR YÜRÜTTÜAncak kulenin hikâyesini anlamak için yalnızca inşa edildiği döneme değil, onu yaptıran mutasarrıfın İzmit'te geçirdiği yıllara da bakmak gerekiyor. 1895’te İzmit mutasarrıflığına atandığında onu yalnızca idari sorunlar değil, güvenlik meseleleri ve hassas siyasi dengeler de bekliyordu.

Üstelik İzmit, İstanbul’a yakınlığı ve ulaşım ağları üzerindeki konumu nedeniyle sıradan bir taşra sancağı değildi. Burada yaşanan her önemli gelişme, bir şekilde payitahtın da gündemine giriyordu.

Musa Kâzım Bey, görevdeki ilk yıllarında güvenlik konularında attığı adımlarla öne çıktı. 1896’da Redif Fırkası Kumandanı Sadettin Bey ile birlikte Yalova ve Kandıra çevresinde halka saldıran azılı Rum çetelerine karşı operasyonlar yürüterek hepsini etkisiz hâle getirmeyi başardı.

Aynı dönemde İstanbul’da yaşanan siyasi çalkantılar sırasında, İzmit sancağında Ermeni nüfusun yoğun olduğu bölgelerde sıkı güvenlik tedbirleri alarak olası olayların önüne geçti. İlerleyen yıllarda ise belediye eliyle yürütülen Gümrük Rıhtımı ve otel inşaatları sırasında da önemli bir anlaşmazlığın merkezinde yer aldı.

Yapıların bulunduğu alanların kiliseye ait olduğunu ileri süren yerel Rum cemaatiyle hukuki bir mücadele yaşandı. Dava belediye lehine sonuçlandığında ise cemaatin başlattığı sessiz boykot karşısında Musa Kâzım Bey belediyenin arkasında durmayı sürdürdü.

Kısacası Musa Kâzım Bey, daha ilk yıllarından itibaren yalnızca günlük idari işleri yürüten bir yönetici değil, bölgedeki hassas dengeleri gözetmek zorunda olan başarılı bir mülki amirdi.

MUTASARRIFIN ÖNÜNE İYİ BİR FIRSAT ÇIKIYORAncak bir yöneticinin başarısı, o dönemde yalnızca güvenliği sağlamakla ölçülmüyordu. Devlet merkezinin beklentilerini karşılamak, şehre kalıcı eserler kazandırmak ve yapılan işleri saraya gösterebilmek de önemliydi.

İşte Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yıl dönümü yaklaşırken Musa Kâzım Bey’in önüne böyle bir fırsat çıktı. Padişahın yıl dönümü dolayısıyla imparatorluğun dört bir yanında kutlama hazırlıkları yapılıyor, taşradaki yöneticiler de şehirlerine anıtlar ve kamu yapıları kazandırmaya teşvik ediliyordu.

Birçok şehirde saat kuleleri inşa edilirken İzmit’in bu yarışın gerisinde kalması düşünülemezdi. Üstelik tren istasyonundan rıhtıma uzanan ulaşım güzergâhlarıyla önemli bir geçiş noktası olan İzmit’te yükselecek görkemli bir kule, yalnızca şehrin görünümünü değiştirmeyecek, buraya gelenlerin dikkatini de çekecekti.

Musa Kâzım Bey açısından mesele, İzmit’e güzel bir eser kazandırmanın ötesine uzanıyordu. Böyle bir yapı, padişaha bağlılığını göstermek, yaptığı hizmetleri görünür kılmak ve sarayın takdirini kazanmak için de önemli bir fırsattı.

Diğer yöneticilerin de benzer girişimlerde bulunduğu bir ortamda İzmit’in dikkat çeken bir eserle anılması, onun mesleki geleceği bakımından da değer taşıyabilirdi. Elbette bütün bunları yalnızca kişisel hırsla açıklamak doğru olmaz.

TEMEL ATILIYORMusa Kâzım Bey kararını vermişti. 1 Eylül 1900’de İzmit Saat Kulesi’nin temeli atıldı. Bu önemli gelişme, dönemin Fransızca yayın yapan “Oriental Advertiser” gazetesinin 6 Eylül 1900 tarihli nüshasına da yansıdı. (Gazete sayfalarını incelerken gözüme yalnızca kulenin temelinin atıldığına ilişkin haber değil, İstanbul ile New York arasında doğrudan yolcu gemisi seferleri düzenlendiğini duyuran ilginç bir ilan da ilişti).

Ne var ki kulenin yapımı sorunsuz biçimde ilerlemedi. İnşaat sürecinde yaşananlar, Musa Kâzım Bey’in siyasi geleceğini etkileyecek bir krizin fitilini ateşleyecekti. Kule’nin mimari projesini, dönemin tanınmış mimarlarından Mehmet Vedat (Tek) Bey hazırlamıştı.

Kastamonu Hükümet Konağı, Sirkeci’deki Büyük Postane ile Moda ve Haydarpaşa vapur iskeleleri gibi önemli yapıların da mimarı olan Vedat Bey, aynı zamanda Mutasarrıf Musa Kâzım Bey’in damadıydı. İnşaatın uygulamasını ise Bahçecikli mimar Mihran Azaryan ile belediye kalfası Hacı Ohannes Azaryan üstlenmişti.

Kulenin yapımında kullanılan taşlar da en az mimarları kadar önemliydi. Temelde sağlamlığıyla bilinen Hereke konglomera taşı tercih edilirken üst katlarda daha kolay işlenebilen Kandıra Akçaova kesme taşları kullanılıyordu.

Ancak bu taşları bulmak ve işlemek kadar, inşaat alanına ulaştırmak da başlı başına bir meseleydi. Taşların kağnılara yüklenip İzmit’in dik yokuşlarından yukarı çıkarılması gerekiyordu. Özellikle Kandıra yolunda yaşanan nakliye aksaklıkları, inşaatın ilerlemesini güçleştiriyordu.

Her geçen gün Musa Kâzım Bey’in üzerindeki baskı biraz daha artıyordu. Çünkü bu, onun gözünde sıradan bir inşaat değildi. Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yıl dönümü için başlatılan bu girişimin gecikmesi, saray nezdindeki itibarını zedeleyebilirdi.

Verilen işi zamanında tamamlayamama ve padişaha karşı mahcup olma endişesi, onu giderek daha fazla kaygılandırıyordu. Üstelik Musa Kâzım Bey, yaşanan gecikmelerin yalnızca yol ve nakliye sorunlarından kaynaklandığına inanmıyordu.

Ona göre, işi aksatmak isteyen rakipleri de vardı. Taşların taşındığı güzergâhlarda kasıtlı engellemeler yapıldığından şüpheleniyordu. Bu nedenle işi şansa bırakmadı; taş nakliyesinin yapıldığı yollara özel zabıta nöbetçileri koydurdu.

GÖREVDEN ALINIYORKulenin yapımı yalnızca taşları taşımakla, ustaları çalıştırmakla bitmiyordu elbette. Bir de işin para meselesi vardı. Hazineden yeterli ödenek ayrılmamış, inşaatın masraflarının büyük ölçüde yerel imkânlarla karşılanması beklenmişti.

Bu durum Musa Kâzım Bey’i giderek zor durumda bırakıyordu. Bir yandan inşaatı tamamlamaya çalışıyor, diğer yandan para bulmak için uğraşıyordu. Ancak bu çabalar beraberinde ciddi şikâyetleri de getirdi. İzmitli tüccar ve esnaftan bağış adı altında zorla para toplandığı iddiaları şehirde yayılmaya başladı.

Halk arasındaki hoşnutsuzluk büyürken saraya da peş peşe jurnal ve ihbar mektupları gönderiliyordu. Şikâyetlerin merkezinde, halktan zorla para toplandığı, yetkinin aşıldığı ve usulsüzlük yapıldığı iddiaları vardı. Sonunda mesele saraya kadar ulaştı ve 1901 yılında Sultan II. Abdülhamid tarafından Musa Kâzım Bey mutasarrıflık görevinden azledildi.

Görünüşe bakılırsa Saat Kulesi uğruna verdiği mücadele, onu makamından etmişti. Normal şartlarda böyle bir kararın ardından bir bürokratın İzmit’ten ayrılıp merkeze dönmesi beklenirdi. Fakat Musa Kâzım Bey’in başka bir planı vardı.

Görevden alınmasına rağmen İzmit’i terk etmedi. Adeta inşaatın başından ayrılmıyor, kulenin tamamlanması için uğraşıyordu. Saraya gönderdiği telgraflarda, kendisi görevden uzaklaştırılırsa inşaatın yarım kalabileceğini, bunun da Sultan II.

Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yıl dönümü kutlamalarına gölge düşüreceğini anlatıyordu. Bir başka deyişle, padişahın yıl dönümüne verdiği önemi kendi lehine kullanmaya çalışıyordu. Nitekim beklediği fırsat doğdu. Saraydan İzmit’e müfettişler gönderildi.

Müfettişler inşaatı yerinde incelediklerinde, özellikle mimar Mihran Azaryan ile ustaların ortaya koyduğu işçiliği büyük beğeniyle karşıladılar. Taşların işlenişi, yapının inşa sürecindeki ustalık ve gösterilen gayret dikkatlerini çekmişti.

Müfettişler, bu çalışmaları ve Musa Kâzım Bey’in inşaatın tamamlanması için gösterdiği çabayı raporlarında saraya bildirdiler. Böylece Kâzım Bey’in görevden alınmasıyla sonuçlanan süreç yeniden ele alındı ve azil kararı kaldırılarak kendisi görevine iade edildi.

SAAT MEKANİZMASINA İNCE AYARAncak kuleyi tamamlamak için aşılması gereken bir engel daha vardı. Bu kez sorun taşlarda değil, Avrupa’dan sipariş edilen saat mekanizmasındaydı. Dev saat mekanizması İstanbul Limanı’na ulaşmıştı ama bütçe de tükenmişti.

Gümrük vergisini ödeyecek para bulunamayınca Musa Kâzım Bey yeniden Yıldız Sarayı’nın kapısını çaldı. 25 Şubat 1902’de çıkarılan özel bir padişah iradesiyle saatler gümrük vergisinden muaf tutuldu. Böylece mekanizmanın İzmit’e getirilmesinin önündeki engel de kalkmış oldu.

Fakat sarayın bir de özel isteği vardı: Saat kulesinin sesi kesinlikle kilise çanını andırmayacaktı! Kulenin en üst katına yerleştirilecek dev mekanizma, dönemin tanınmış saat ustalarından Mustafa Şem’i Pek tarafından monte edildi.

Toplumsal hassasiyetler gözetilerek çanın alaşımı ve tokmağı üzerinde özel ayarlamalar yapıldı. Amaç, ezan sesini bastırmayan, İzmit’in şehir dokusuna ve dönemin anlayışına uygun, tok ve ölçülü bir ses elde etmekti.

Bunca uğraşın ardından İzmit Saat Kulesi, temelinin atılmasından yaklaşık iki yıl sonra tamamlandı. Böylece şehrin tepesinde, yıllar boyunca İzmit’in simgelerinden biri olarak varlığını sürdürecek görkemli bir yapı yükseldi.

Tabi ki bu eserin ortaya çıkmasında emeği bulunanlar da unutulmadı ve İzmit Belediye Reisi Edhem Efendi ile Bahçecikli mimar Mihran Azaryan ve onun akrabası, belediye kalfası Hacı Ohannes Azaryan, hizmetlerinden dolayı Mecidiye Nişanıyla ödüllendirildiler. Musa Kâzım Bey ise bütün sıkıntılara, para bulma telaşına ve görevden alınma tehlikesine rağmen kuleyi tamamlamayı başardı.

Böylece İzmit’e bugün hâlâ şehrin simgelerinden biri olan kalıcı bir eser kazandırırken, II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yıl dönümü için verilen görevi de yerine getirmiş oldu. Anlaşılan o ki bu kule, yalnızca İzmit’in siluetine yeni bir güzellik katmamış, Musa Kâzım Bey’in saray nezdindeki itibarını güçlendirmesine de vesile olmuştu.

SİYASETTE HİÇBİR GÜÇ SONSUZA KADAR SÜRMÜYORMusa Kâzım Bey, bir ilim adamı değildi belki ama dönemin siyasi dengelerini okumayı, idare etmeyi ve gerektiğinde sarayın desteğini arkasına almayı iyi bilen bir hükümet adamıydı. Sarayla kurduğu yakın ilişkiler sayesinde nüfuzunu korumayı da başarmıştı.

Nitekim 1901’de İzmit Saat Kulesi’nin yapımı sırasında yaşanan kriz, onun siyasi becerisini gösteren örneklerden biriydi. Görevden alınma tehlikesiyle karşılaştığında, kulenin yarım kalmasının II. Abdülhamid’in şanına gölge düşüreceğini öne sürerek görevine geri dönmeyi başarmıştı.

Ne var ki siyasette hiçbir güç sonsuza kadar sürmüyordu. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanıyla başlayan yeni dönem, onun İzmit’teki mutasarrıflık hayatının da sonunu hazırladı.

Musa Kâzım Bey’in halk arasındaki itibarını zedeleyen meseleler yalnızca siyasi değildi. Günümüz Gölcük Tersanesi’nin bulunduğu araziyle İzmit Ovası’ndaki Kumla Çiftliği’nin sahibi olduğu biliniyordu. Bu arazileri nüfuzunu kullanarak genişlettiği yönünde söylentiler de dilden dile dolaşıyordu.

Arnavut kökenli olması ve sancaktaki önemli görevlere hemşehrilerini getirdiği iddiaları, hakkındaki hoşnutsuzluğu artırıyordu. Kilezdere civarında işlenen cinayet gibi olaylarda adının ve akrabalarının gündeme gelmesi de tepkileri büyütüyordu.

Bütün bunlar, Meşrutiyet’in ilanıyla ortaya çıkan siyasi hareketlilik içinde Musa Kâzım Bey’i hedef hâline getiren etkenler arasındaydı.

İZMİT’TE MEŞRUTİYET İLAN EDİLİYORPeki, İzmit’te o gün tam olarak neler yaşandı? II. Meşrutiyet’in ilan edildiği gün, İzmit Mutasarrıfı Musa Kâzım Bey, anayasal yönetimin yeniden yürürlüğe girdiğini halka duyurmak üzere saat 16.00 sıralarında şehir merkezine geldi.

Yanında devlet görevlileri, şehrin ileri gelenleri ve kalabalık bir halk topluluğu vardı. Belediye binasının önünde, Kanun-ı Esasi’nin yeniden yürürlüğe girdiğini bildiren telgraf okundu. Ardından şehrin tanınmış avukatlarından Ali Vasfi Bey, önceden hazırladığı konuşmayı yaptı.

Müftü Hasan Fehmi (Moralı) de günün anlamına uygun bir dua etti. Ancak meydandaki herkesin anayasal yönetimin ne anlama geldiğini bildiğini söylemek zordu. Halk arasında, “Kanun-ı Esasi ne demek?” diye soranlar vardı. Yeni dönemin getirdiği değişiklikler, hürriyet, adalet, müsavat (eşitlik) ve uhuvvet (kardeşlik) kavramlarıyla anlatılmaya çalışılıyordu.

Bir bakıma İzmitliler için yalnızca yeni bir yönetim biçimi ilan edilmiyor, aynı zamanda yeni bir siyasi dönem başlıyordu. İzmit Sancağı’nda ticarette önemli bir yere sahip olan Ermeni toplumunun üyeleri, Meşrutiyet’in ilanını büyük bir coşkuyla karşıladı. Gösteriler ve kutlamalar şehirdeki siyasi havayı değiştirdi.

Türk toplumunun farklı kesimleri de gelişmeleri yakından takip ediyordu. Devrimin İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin öncülüğünde gerçekleştiğinin anlaşılmasıyla birlikte, şehirde yeni bir siyasi örgütlenme hareketi başladı.

Belediye binasının yakınında, demiryolu çevresinde bulunan Kadıoğlu Oteli’nin doğu tarafındaki bir bölüm, İttihat ve Terakki Cemiyeti Kulübü olarak kullanılmaya başlandı. Üye kayıtları açıldı ve kulübe katılanlardan 20 kuruş aidat alınması kararlaştırıldı.

Ancak dönemin gazetecisi Rıfat Yüce’nin aktardıklarına göre kulübün kuruluşu, yalnızca yeni siyasi fikirleri yayma çabasından ibaret değildi. Şehirdeki bazı kişiler, değişen siyasi ortamı yerel yönetimde ve kamu kurumlarında söz sahibi olmak için bir fırsat olarak görüyordu.

BAYRAKLAR ÇARŞIYA ÇIKIYOR: HEDEFTE MUTASARRIF VARGelişmeler kısa sürede daha hareketli bir hâl aldı. İttihat ve Terakki Kulübü çevresinde toplanan bir grup, kendilerine katılanlarla birlikte Hacı Salih Efendi’nin Hanlar içindeki otelinin bahçesinde bir araya geldi.

Ellerine bayraklar alarak çarşı içinden yürümeye başladılar. Demiryolu boyunca ilerledikçe kalabalık büyüyor, yürüyüşe katılanların sayısı artıyordu.

Göstericiler, tersane olarak anılan ve günümüzde Merkez Bankası binasının bulunduğu bölgeyle jandarma dairesi önündeki telgrafhaneye yöneldi. Telgrafhane işgal edildi; ardından kalabalığın bir bölümü hükümet bahçesine girdi.

Gelişmeler karşısında şaşkına dönen Mutasarrıf Musa Kâzım Bey ve bazı memurlar, hükümet konağının arka kapısından ayrılmak zorunda kaldı. Telgrafhaneyi ele geçiren göstericiler, Sultan II. Abdülhamid’e bir mesaj göndererek taleplerini açıkça bildirdiler: “Millet telgraf başında.

Mutasarrıf Musa Kâzım Bey’in görevden alınmasını istiyoruz.”Böylece saatler önce Meşrutiyet’in ilanını halka duyuran Musa Kâzım Bey, günün sonunda kendisini görevden alınması için saraya telgraf çekilen bir yönetici olarak buldu. Üstelik tepkiler yalnızca onunla sınırlı değildi.

Kalabalığın içinden kimi memurların adı söyleniyor, “İstemeyiz!” sesleri yükseliyordu. Öyle ki günün sonunda, neredeyse hiçbir görevlinin yerinde kalamayacağı izlenimi doğmuştu.

“İSTEMEYİZ” DİYE BAĞIRDILAR, SONRA KUCAKLAYIP GERİ GÖTÜRDÜLERRıfat Yüce, o gün yaşananları hükümet konağının Gümrük Caddesi tarafındaki adliye binasından izliyordu. Kalabalığın tepkisi bir ara adliyenin karşısındaki polis dairesine yöneldi.

Bu kez hedefte Komiser Ali Rıza Bey vardı. Halk, onun da görevden alınmasını istiyordu. Sesleri duyan Ali Rıza Bey, sandalyesinden kalkarak merdivenlerden aşağı indi. Kalabalığın karşısında yüksekçe bir yerde durdu ve kendisini dinlemelerini istedi: “Ey ahali, ben size ne yaptım?

Elimden geldiği kadar iyiliğinize çalıştım. Beni istemiyorsanız şimdi mevkiimi terk ediyorum.”

Bu sözlerin ardından beklenmedik bir şey oldu. Az önce “İstemeyiz!” diye bağıran kalabalık, bir anda “İsteriz!” demeye başladı. İnsanlar Ali Rıza Bey’i kucaklayıp ayaklarını yere bastırmadan yeniden makamına taşıdı ve sandalyesine oturttu.

O gün İzmit sokaklarında yaşananların en dikkat çekici sahnelerinden biri buydu. Birkaç dakika önce görevden alınması istenen bir memur, halkın omuzlarında makamına geri dönüyordu. Anlaşılan o ki meydandaki herkes aynı amaçla hareket etmiyordu; kiminin derdi gerçekten yöneticilerden duyduğu hoşnutsuzluk, kimininki ise değişen siyasi ortamda kendi hesabını görmekti.

MUSA KÂZIM BEY’İN İZMİT’TEN AYRILIŞIMusa Kâzım Bey’in çevresindeki gelişmeler ise giderek daha üzücü bir hâl alıyordu. Hanlarbaşı İmamı Şeyh Hacı Mehmet Efendi, mutasarrıfın yanından ayrılarak kalabalığın arasına çıktı. Anlatılanlara göre göstericilerin önde gelenleri, halka Musa Kâzım Bey’i istemediklerini bildirmesi için imamı görevlendirmişti.

Mutasarrıf, yanında bulunan oğlu Salahattin ile birlikte büyük bir üzüntü içindeydi. Adliye memurları da haklarında doğrudan bir suçlama yapılmamış olmasına rağmen yaşananlardan etkilenmişti. Musa Kâzım Bey’e yöneltilen tepkilerin önemli nedenlerinden biri, sancaktaki görevlere Arnavut hemşehrilerini getirdiği iddiasıydı.

İlginçtir ki jandarma tabur kumandanı Zekeriya Bey de Arnavut olmasına rağmen göstericiler onunla ilişkilerini iyi tutuyor, taleplerini zaman zaman onun aracılığıyla iletiyordu. Musa Kâzım Bey’e halkın hakaret etmeyeceği yönünde güvence verilmişti.

Ancak oğlu Salahattin ile birlikte bindikleri fayton yola çıktığında, tersane duvarının bitişiğindeki cezaevinde bulunan mahkûmlar hep bir ağızdan af talep etmeye başladı. Sokaklardaki hareketlilik, mutasarrıfın görevden ayrılışına da eşlik ediyordu.

Musa Kâzım Bey, şehirde kendisine ait bir konuta gitmek yerine Redif Fırkası Komutanı Cemal Paşa’nın koruması altında Derince’ye geçti. Buradan da ilk trenle İstanbul’a hareket etti. Böylece İzmit’te yıllarca sürdürdüğü mutasarrıflık görevi, bir zamanlar yaptırdığı saat kulesinin gölgesinde değil, sokaklarda yükselen protestoların ve siyasi hesaplaşmaların ortasında sona ermiş oldu.

Musa Kâzım Bey ilerleyen yıllarda hakkındaki iddialardan aklandı ve yeniden bazı görevlere atandı. Emekli olduktan sonra 1916 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Bir zamanlar İzmit Saat Kulesi’ni tamamlamak için sarayın desteğini arayan, görevden alınmamak adına padişahın hassasiyetlerini gözeten bu yönetici, yıllar sonra yine siyasi gelişmelerin ortasında görevini bırakmak zorunda kalmıştı.

Saat Kulesi onun İzmit’te bıraktığı kalıcı eserdi. 1908’de yaşananlar ise gücün ve nüfuzun, değişen siyasi şartlar karşısında ne kadar kırılgan olabileceğini gösteren bir hatıra olarak kaldı.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: enkocaeli.com
Haber metni ve görseller enkocaeli.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 27 Ekim 2026 13:31 · Kaynak: enkocaeli.com
Kaynağı Oku ↗