Habermetrik
← Ana Sayfa
03 Kasım 2026 10:51 · Güncelleme 10:53
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Hatimoğulları: Fon vurgunu bu ülkenin ekonomik Susurluk'udur

Hatimoğulları: Fon vurgunu bu ülkenin ekonomik Susurluk'udur
Görsel kaynağı: ilketv.com.tr, indyturk.com
⏱️ 23 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 2 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Kürt meselesiyle ilgili devam eden süreçte somut adımların atılması talebiyle dün 24 farklı kentten Ankara’ya gelen ve burada Barış Nöbeti başlatan Barış Anneleri de grup toplantısında yerlerini aldı
Hukuki not: Bu içerik adli süreçlere ilişkindir; suçluluğu kanıtlanana kadar kişiler masumdur (masumiyet karinesi).

Kürt meselesiyle ilgili devam eden süreçte somut adımların atılması talebiyle dün 24 farklı kentten Ankara’ya gelen ve burada Barış Nöbeti başlatan Barış Anneleri de grup toplantısında yerlerini aldı. Hatimoğulları da konuşmasına Barış Anneleri’ne selam vererek başladı.

Konuşmasının başında 4 Kasım 2016’da başlayan Kobani tutuklamalarına değinen Hatimoğulları sözlerini şöyle sürdürdü: "Kobani davası bir siyasi intikam davasıdır" Sevgili Figen Yüksekdağ ve sevgili Selahattin Demirtaş'ın içinde olduğu çok sayıda milletvekilimiz, parti üyemiz, il ve ilçe örgütlerimizden üyelerimiz, MYK üyelerimiz ve geniş çaplı bir gözaltı ve tutuklama furyasıyla karşı karşıya kaldık. Kobani kumpas davasıyla milyonların iradesine kelepçe takılmak istendi.

Ve şu an Kobani kumpas davasında hâlâ cezaevinde olan yoldaşlarımız var. Pervin Oduncu, Zeynep Karaman, Zeynep Ölbeci, Aynur Aşan, Nezir Çakan, Dilek Yağlı, Nazmi Gür, Günay Kubilay, Bülent Parmaksız, Alp Altınörs, İsmail Şengül, Ali Ürküt ve Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş hâlâ hapishanede.

Ben hem onların şahsında bütün siyasi mahpuslara ve cezaevinde Kobani'de tutuklu bulunan bütün yoldaşlarımıza buradan hepimiz adına selam ve sevgilerimizi gönderiyorum. Bakın değerli Türkiye halkı, bakın; elimizi vicdanımıza koyalım ve düşünelim.

10 senedir bu insanlar neden içeride? Bakın, o dönemdeki bir çocuğu düşünün. 8 yaşında bir çocuk şimdi 18 yaşında ve o çocuk seçmen oldu. Ama hâlâ bu siyasi darbe devam ediyor. Bu süre boyunca arkadaşlarımız için, yani Kobani kumpas davasında tutuklu bulunan arkadaşlarımızın tamamını kapsayan ve sevgili Selahattin Başkan, Figen Başkan şahsında AİHM kararı defalarca kez açıklandı.

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf bir ülke. AİHM'in aldığı kararları uygulamak gibi bir yasal mecburiyeti var. Ama bu kararlara rağmen hâlâ arkadaşlarımız içeride, bir siyasi rehine olarak tutuluyorlar. Bunu kabul etmek mümkün değil.

Bu dava adeta bir siyasi intikama dönüştürülmüş durumda. Kobani kumpas davası, adaletin siyasi hesaplara rehin edildiği bir dava olmaya devam ediyor. Bakın, 4 Kasım'da başlayan siyasi darbe sadece arkadaşlarımızın gözaltına alınıp tutuklanmasıyla sınırlı kalmadı.

Hatırlayacaksınız, o dönemde belediyelerimize patır patır kayyumlar atandı. Bakın, şimdi bu dönemde de yine DEM Parti belediyelerinin bir kısmına kayyum atanmış durumda. Van'dan İstanbul'a kadar her yere yayıldı bu darbe, bu kayyumcu anlayış.

20 milyonluk kentin seçilmiş başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu hâlâ tutuklu ve yargılaması devam ediyor. Dün de heyetimiz, Grup Başkan Vekilimiz Sezai Temelli heyetimizle birlikte oradaydı. Dayanışma için partimiz dün oradaydı, Silivri'de davayı takip etti.

Siyasetçinin yeri mahkeme salonları değil, siyasetçinin yeri halkın yanıdır. Siyasetçinin yeri bu kürsülerdir. Siyasetçinin yeri seçildiği makamın kendisidir. Çünkü seçilen siyasetçi, sizin halkın iradesidir. Halkın iradesini halka rağmen oradan alıp yerine kayyum atamak kabul edilebilir bir şey değildir.

Demokrasiyi mezara gömmek demektir. Bunun altını bir kez daha buradan çizmek isterim. Ve değerli arkadaşlar, değerli halkımız, yarın 4 Kasım dolayısıyla Kobani kumpas davasında tutuklu bulunan arkadaşlarımızın bulundukları cezaevlerinin önünde basın açıklamalarımızı yapacağız.

Yarın ben Edirne'de Selahattin Demirtaş'ı ziyaret edeceğim. Tuncer Başkanımız Kandıra'da Figen Yüksekdağ'ı ziyaret edecek. Kadın sözcümüz Halide arkadaşımız da Sincan Hapishanesi'nde olacak ve oralardan hem arkadaşlarımızı ziyaret edecek hem bütün Türkiye'ye ve dünyaya bu haksız ve hukuksuz tutuklamanın son bulması için çağrımızı cezaevinin kapısından da yapacağız.

Ahmet'ten Edirne'ye Türkiye'nin dört bir yanından şu mesajı götüreceğiz arkadaşlarımıza: Sevgili yoldaşlar, yalnız değilsiniz ve özgür olacaksınız. Mutlaka özgür olacaksınız. Bu ülkede demokrasiyi bizler birlikte, sizlerle beraber inşa edeceğiz.

Ve söz veriyoruz, hakkı, hukuku ve adaleti sizlerle birlikte kazanacağız. Ve bir sözümüz: Hapishanedeki bütün mahpuslara, cezaevlerinde tek bir siyasi mahpus kalmayana dek mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz. Susurluk’un yıldönümünde fon vurgununa dikkat çekti Bugün 3 Kasım, aradan otuz yıl geçti.

Susurluk hâlâ dün gibi aklımızda. Bir kamyonla bir araba çarpıştı, hatırlayacaksınız. Bu arabanın içinden bir emniyet müdürü, kırmızı bültenle aranan bir firari ve bir vekil çıktı. Devlet, mafya, siyaset üçgeni aynı arabadaydı.

Otuz yıl içinde araba değişti ama zihniyet değişmedi. Bugün de bu araba borsada, fonda, bankalarda cirit atıyor. Dev fon vurgunu bu ülkenin ekonomik Susurluk'udur. Hani Türkiye için dillerinden düşürmedikleri bir söz var ya, bu iktidarın: Türkiye Yüzyılı diye.

Hatta bu ismi bulan, ortaya koyan şahıs da şimdi fondan yargılanıyor, onu da söyleyeyim. Türkiye Yüzyılı dediniz, vurgun yüzyılı çıktı. Ahmet Arif'in dediği gibi bunlar engerekler ve çıyanlardır. Bunlar aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır.

Peki iktidar bu yoksulluk zamanlarında fon vurgunuyla ilgili bir şey yaptı mı? Yapıyor gibi gözüküyor ama yaptı mı? Yok, yapmadı. Bir kanun çıkardılar, sözde bir milyonun altındaki fonda parasını kaybeden mağdurların mağduriyeti giderilecek.

İnanın bu konuda daha doğru düzgün atılmış somut hiçbir adım yok. Göz yuman, denetleyen bütün kamu görevlilerinden, bütün bürokratlardan ve yine bu fon vurgununun içindeki iktidardaki siyasi partiye mensup olan, ister bakan olsun ister vekil olsun ister bürokrat olsun ister yerellerinde yönetici olsun, hepsinden tek tek, tek tek hesap sorulmalı.

Bu vurgunu bir kanunla kapatamazsınız. Hesap sorulmadan, sorumlular ortaya çıkarılmadan bunun kapanmasına biz izin vermeyeceğiz. Vurgunda hiç kimseye iltimas gösterilmemeli. Kiminin yakını, yandaşı, akrabası, eşi, dostu, her kim ki halkın cebine göz diktiyse, her kim ki halkın parasını çalmaya kalktıysa hesap vermek zorunda.

Parayı iade edenler var diyorlar. Biz emin değiliz, gerçekten bu para iade edildi mi? Ama velev ki iade edildi. Çaldınız, tövbe ettiniz, iade ettiniz. Eee? Suçunuz bağışlanmalı mı? O zaman cezaevinde hapis yatan bütün hırsızlıktan yatanlar tövbe etsin, hepsini salın o zaman.

Hukuka ne gerek var? Böyle bir şey olmaz, olamaz. Halkın aşına, ekmeğine göz koyanların peşini inanın biz bırakmayacağız. Vallahi de bırakmayacağız, billahi de bırakmayacağız. Halkın hakkı olanın hesabını sonuna kadar halkımızla birlikte soracağız.

Değerli halklarımız, bakın yıllarca bu ülkeye emek veren emekliler hakkını alamıyor. Bakın neredeyse her salı günü muhalefet partilerinin sıralarında emekliler oluyor. Onların partimize gelmelerini, bu konuda birlikte bir dayanışma ve mücadele yürütmeyi son derece kıymetli buluyoruz.

Çok önemli. Emekliler bu ülkede on yedi milyon. İsterse bu, Türkiye'nin her şeyini değiştirebilir. Böyle bir gücü var emeklilerin. Ama emekliler nasıl bir hayata mahkûm edildi? Ya yetmiş yaşına, seksen yaşına gelmiş ama çalışmak zorunda.

Emeklinin biri diyor ki ben evime bir sıcak ekmek bile götüremiyorum. Öteki diyor ki kiramı ödeyemiyorum. Öteki diyor ki torunum geliyor, utanıyorum, cep harçlığı veremiyorum. Öteki diyor ki bakın en son ne zaman et yediğimi hatırlamıyorum.

İşte emeklinin durumu bu. İktidarın aklına emekliler ne zaman geliyor? Seçim yaklaştığı zaman. Hemen diyor ki iktidar, bir şeyler yapacağız diyor ama yapmıyor. Yapmadı da bugüne kadar. “MESEM’ler kapatılmalı” Bakın bu yılın ilk dokuz ayında, sadece ilk dokuz ayında en az altmış altı çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti.

Antalya'da hortum nedeniyle beş işçi yaşamını kaybetti, Zonguldak'ta üç madenciyi toprağa verdik. Bugün de İliç'te yaşamını kaybeden işçimizin ailesi burada. Ben tekrar hepinize başsağlığı dileklerimizi bir kez daha iletiyorum.

Ve Halil İbrahim Yağız, Antep'te 11. sınıf öğrencisi, MESEM'e başvuruyor. MESEM ona inşaatta iş alanı açıyor ve bu çocuğun başında kask yok, hiçbir güvenlik önlemi alınmamış. Ve bu çocuk 11. sınıf öğrencisi, daha emeğinin ilk gününde 6. kattan düşüyor ve bu çocuk yaşamını kaybediyor.

Çocuk işçi cinayetlerinin hesabını kim verecek? Kim verecek bu çocuk işçilerin hesabını? Devlet çocukları çalıştırdığı gibi korumuyor da. Ve bakın yine Dilovası, hepimiz hatırlayacağız. Dilovası'nda 3 çocuk, 6'sı kadın, 7 kişi hayatını kaybetti.

Dilovası'nda o parfüm, merdiven altı parfüm atölyesinde çıkan yangında. Ben de gittim orayı ziyaret ettim heyetimizle beraber. İnanın penceresi yok, penceresi. Ya o yangın çıktığında insan camı açıp atlayacak penceresi bile olmayan iş yerlerinde güvencesiz çalıştırıldı.

Orada kadınlar ve çocuk işçiler. Katliamın birinci yılı yaklaştı ve yargılanmayan kamu görevlileri, yargılanmayan işverenler hâlâ orada yerli yerinde duruyor. Hesap vermeliler. Adaletin onlardan hesap sorması lazım. Denetimsizlik, ihmal, katliam, ölüm bu Türkiye'deki çocuk işçilerinin kaderi değil.

Güvencesiz çalışan işçilerin kaderi değil. Olmamalı. Ve değerli arkadaşlar, bakın değerli halkımız, MESEM diye bir garabetle çocuk işçiliğine ve çocukların emek sömürüsüne kılıf buldular. Net olarak MESEM kapatılmalı. Staj ve çıraklık süreleri sigorta başlangıcı sayılmalı.

Özellikle stajyerlerin ve çıraklık eğitimi gören gençlerin hepsinin talebi, hatta geriye dönük de talepleri var. Yani şu an sigortalı çalışan insanlar da diyor ki ben stajyerken işçilik yaptım. Ben çırakken işçilik yaptım.

Benim o günlerim sigortama sayılmalı, diyor ve haklılar. Staj ve çıraklık süreleri sigorta başlangıcı olarak sayılmalıdır. DEM Parti’nin emekli maaşı önerisi 61 bin 928 lira Bakın Meclis'te bütçe görüşmeleri başladı şimdi.

Ben çok merak ediyorum. Bu iktidarın, bu fon vurguncularını koruyan iktidarın işçiye, emekliye, yoksula, işsize, köylüye, esnafa, kadınlara, çocuklara nasıl vaatleri var? Çok merak ediyorum hakikaten. Bu ara bizim emeklilere müjdelerimiz var diye ortaya çıktılar.

Haberleri izliyorsunuz. Dört yıl seçimsiz geçti, dördüncü yılındayız işte ve bu süre zarfında emeklinin bir tane talebini hayata geçirdiler mi? Hayır. Ama şimdi diyorlar ki emekliye müjdemiz var. Biz DEM Parti olarak emekli maaşını yoksulluk sınırının yarısı olarak vaat ediyoruz.

Güncel rakamla emeklinin hakkı yoksulluk sınırının yarısı, yani 61 bin 928 TL. Ve bu sürekli güncellenmeli. Ayrıca kademeli emeklilik hakkını vaat ediyoruz. Bununla ilgili de biliyorsunuz geçtiğimiz hafta parlamentoya bir kanun teklifi sunduk DEM Parti olarak ama bu kanun teklifi neden Meclis'e getirilip görüşülmüyor, biliyor musunuz?

Çünkü buna AKP ve MHP, yani iktidar partileri hayır dedikleri için gelmiyor. Oysa kademeli emeklilik hakkı için ne kadar mücadele yürütüldüğünü ve ne kadar hak olduğunu hepimiz biliyoruz. 2027 bütçesinde garantili ödemelere 300 milyarlara milyarlar ayırmak, faizlere 4 trilyon lira ayırmak için kaynak var.

Ama emekliye, işçiye, emekçiye geldiğimizde diyorlar ki vallahi kaynak yok, vallahi yalan, vallahi kaynak var. Siz yapmıyorsunuz, siz ödemiyorsunuz. DEM Parti Kadın Meclisi olarak kadın bütçe çalışmamızı yaptık. Kadın akademisyenlerle, konusunda uzman, alanda, sahada iyi çalışmalar yürütmüş olan kadınlarla bir araya geldik.

Onların akıllarına, fikirlerine başvurduk. Ve o kadınlar şunu söylüyor: Kaynaklar silaha, ranta, fonculara, hırsızlara değil de kadın yoksulluğuna, kadın istihdamına, emekliye, yoksula adil bir şekilde bölüştürülünce inanın bütün sorunlar çözülür, ülkenin de böyle bir kaynağı vardır, diyorlar.

Bu ülkenin dört bir yanında kampanyamızı başlatmış durumdayız. Ekmek, Barış ve Adalet kampanyamız. DEM Parti olarak her zaman alanlarda, meydanlardayız. Şimdi kampanyamız dolayısıyla Türkiye'deki çok farklı kesimlerle, işçi, emekçi, emekli, çalışan, farklı iş kolları, her kesimle bir araya geliyoruz.

Bakın İstanbul'da motokurye işçisi ne söyledi, biliyor musunuz? “Kefenimizi koltuğumuzun altında taşıyoruz. Böyle çalışıyoruz. Ama bizi işçiden bile saymıyorlar. Ölüyoruz, kimse için bir kıymetimiz yok. Devlet için bizim bir kıymetimiz yok,” diyor.

Siirt Kurtalan'da isyan eden kadın, “Üç tarafımız deniz ama balığa hasretiz,” diyor. Sancaktepe'de esnaf ziyareti yapıyorduk. Çorap satan bir tablacı kız kardeşimiz vardı. Gözyaşına boğuldu biz onunla konuşurken. Ve dedi ki ben çalışıyorum ama çocuğumu geçindiremiyorum.

Bir tek şey istiyorum, bir tek şey, insanca yaşamak istiyorum, insanca yaşamak istiyorum, insanca yaşamak istiyorum. Biz de buradan şunu söylüyoruz: Ey âli yöneticiler, sokağın sesini duyuyor musunuz? Sanmıyorum. Fon hırsızlığının üstünü örtmek için planlar kurarken tabii ki sokağın sesini duyamazsınız.

Bu ülkede on milyonlarca insan açım, yoksulum, geçinemiyorum, barınamıyorum, diyor ama iktidar bunu duymuyor. Fakat biz asla enseyi karartmayacağız. Emekçi ve yoksul kardeşlerim, yoksulluk kaderimiz değil, aç kalmak kaderimiz değil.

Bu böyle geldi, böyle gider demiyoruz, demeyeceğiz. Bu kaderi hep birlikte biz değiştirebiliriz. Yeter ki bir olalım. Yeter ki örgütlenelim. Yeter ki emeğin mücadelesini ve sesini hep beraber, dayanışarak en güçlü şekilde Türkiye'de haykırmayı başarabilelim.

Mekke Anlaşmasına tepki: Türkiye müzakereci olmalı Biz işe, aşa, ekmeğe bütçe ayırın diyoruz. İktidar hâlâ silaha pay ayırıyor. Barış diyoruz, hâlâ iktidar savaş arayışını sürdürüyor. Yemen ellerinde nasıl savaşa katılırım diye planlar peşindeler.

Mekke Anlaşması, AKP, MHP ve CHP'nin oylarıyla Dışişleri Komisyonu'ndan geçti ve şimdi Genel Kurul'a gelecek. Bu komisyonda biz Mekke Anlaşması'na hayır dedik, Genel Kurul'da da hayır diyeceğiz. Neden hayır dedik? Çünkü bu anlaşmaya göre bir ülkeye yapılan saldırı hepsine yapılmış sayılacak.

Derhal yardım isteniyor. Yani Türkiye kendi seçmediği bir savaşın ortasında bulabilir kendini her an. Saldırının tanımı muğlak, mali yükü belirsiz, terörizm kavramı her ülkenin işine geldiği gibi yorumlanabiliyor. İstihbarat paylaşımında haklarını korumak için verilen mücadeleleri de terör kapsamı içine koyabiliyorlar.

En ufak muhalif sesi bile terör kavramının içine koyup terör tehdidi diyebiliyorlar. Yemen ve Suudi Arabistan birbirine saldırıyor, Türkiye bu anlaşmayla direkt Suudların tarafını tutmuş olacak. Suudların parasına karşılık Türkiye'nin gençlerini savaşa sokmak istiyorlar.

Savaşa siyasi iktidarın mensuplarının çocukları ya da zenginlerin çocukları gitmiyor. Gitmiyor. Kim savaşıyor? Fakir ailelerin çocukları, yoksul insanların çocukları, o kerpiçli evde oturan ailelerin çocuklarını savaşa götürüyorlar.

Ve biz bunu asla kabul etmiyoruz. Dünya büyük bir çalkantının içinde. Bunu hepimiz biliyoruz, farkındayız. Ama çözüm savaşta, silahta değil. Askerî ittifakları çoğaltmakta değil, halklar arası eşitliği, demokrasiyi büyütmektedir.

Çözüm buradadır, büyütmektir. Çözüm kendi toplumsal barışını sağlamaktır. Bölgenin savaş paktlarına değil, barış ve iş birliği paktlarına ihtiyacı var. Türkiye bölge için önemli bir ülke, bunun hepimiz farkındayız. Taraflara aracılık etmeli, müzakereci olmalı, halklar arasında barışın diplomasisini kurabilmeli.

Bir kez daha buradan altını çiziyoruz. Biz Türkiye'nin barışı için ne kadar çalışıyorsak bugün değerli Barış Annelerimiz Ankara'da barış talebiyle Türkiye'nin dört bir yanından gelmiş ve buradalarsa, bugün Barış Annelerimiz bu gruptaysa barışı Türkiye için istiyoruz ve bölge için istiyoruz.

Bu nedenle asla, asla barışı savunmaktan bir gram vazgeçmeyeceğiz. Ve barış bu topraklarda tesis edilene dek biz barış, barış, barış demeye devam edeceğiz. Barışı nasıl oluşturabiliriz bu topraklarda? Bu topraklarda barışı nasıl inşa edebiliriz?

Adaleti, demokrasiyi nasıl inşa edebiliriz? Bunu birçok kesim arayışı içinde. Bakın geçtiğimiz hafta sonu Ankara'da kadınlar olarak bizler gerçekten özlemini çok duyduğumuz bir buluşma gerçekleştirdik. “Yan Yanayız, Geleceği Konuşuyoruz” konferansı gerçekleşti.

Bu konferansa Türkiye'deki çok farklı siyasi görüşlere sahip olan kadınlar geldi. Duruşuyla, sesiyle, çalgısıyla, şarkısıyla, sözüyle katkı veren kadınlar vardı. Bizler bütün farklılıklarımızla oradaydık ama bir ortak noktamız vardı.

Kadın olmak. Barışa, şu anki sürece, adalete, demokrasiye, özgürlüğe ve eşit yurttaşlığa kadın penceresinden nasıl bakabiliriz? Bu ülkede barışı ve demokrasiyi tesis etmek için kadın cephesinden bizler neleri daha güçlü yapabiliriz'in arayışıydı bu konferans.

Savaşları biz çıkarmıyoruz sevgili kadınlar. Savaşın kararını kadınlar vermiyor. Bu savaşı erkekler, erkek egemen zihniyet çıkarıyor. Ve buna karşı en güçlü barış mücadelesini biz kadınlar olarak verdik bugüne kadar. Bundan sonra da böyle olmaya devam edecek.

Ben bu konferansta bizleri buluşturan değerli hazırlık komitesine ve bundan sonra bu çalışmayı ilerletmeyi hedefleyen bütün arkadaşlara teşekkürlerimizi sunuyorum. Kadınlar yan yana geleceğimizi sadece konuşmayacağız. Biz kadınlar geleceğimizi kendi ellerimizle hep beraber kuracağız.

"Ahmet Saymadi serbest bırakılsın" Aramızda HDP Parti Meclisi üyeliği yapan ve aynı zamanda bileşenimiz SKP'nin Parti Meclisi üyesi olan Ahmet Saymadi'nin annesi ve ailesi var. Ben bir kez daha sizlere hoş geldiniz diyorum ana.

Ahmet Saymadi 5 Ekim'de tutuklandı. İş yerinde uyuşturucu araması yapıldı. Uyuşturucu maddeye dair tek bir şey bulunmadı. Tamamen siyasi kimliğinden dolayı alındı. Polis tutanaklarında da hiçbir şey bulunmadığı ayan beyan zaten yazıyor.

Ortada suç yok, delil yok, buna rağmen cezaevinde tutuluyor. Ahmet'in annesi beş vakit namazını kılan, gençler için dua eden bir annemiz. Sabahları da Ahmet'le birlikte o iş yerine beraber giderler ve Müşerref Ana'yla biraz önce görüştük.

Müşerref Ana şunu söyledi: “Çocuğuma çamur atıyorlar, itibarını zedeliyorlar. Çocuğum bizi geçindirmek için, ailesini geçindirmek için esnaflık yapıyor. Benim çocuğum ömründe sigara dahi içmemiş. Bu suçlamaların hiçbiriyle alakası yok.

Polis de geldi, arama yaptı. Hiçbir şey bulmadı. Polis tutanağında da bu belge mevcuttur. Oğlumun serbest bırakılmasını istiyorum. Başka hesaplarla oğlumu orada tutmalarını kabul etmiyorum,” dedi. Ve biz de buradan, değerli Müşerref Ana, senin yanındayız, mücadelenin yanındayız.

Ahmet Saymadi derhal serbest bırakılsın. Van Saray Belediyesi’ni örnek gösterdi Ve değerli arkadaşlar, acılarımızı çok konuşuyoruz bu kürsüden, sıkıntılarımızı, sorunlarımızı çok konuşuyoruz. Zaten bu kürsünün de görevi bu.

Bunları konuşmak ve çözüm üretmek. Ama bizler istiyoruz ki bir de pratikte gerçekleşen güzel şeyleri de hem sizlerle hem bütün Türkiye kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Aramızda Van'ın Saray Belediyesi eş başkanları var. Ben kendilerine hoş geldiniz diyorum değerli arkadaşlar.

Hoş geldiniz. Bakın birazdan bu arkadaşlarımızın az bütçeyle icraatlarını aktaracağım ama şimdi Sayıştay raporları açıklandı biliyorsunuz ve Sayıştay raporlarında en büyük yolsuzluklardan birisi, en büyük usulsüzlüklerden birisi Van Büyükşehir'de.

Biliyorsunuz Van Büyükşehir'e kayyum atandı. Bu usulsüzlük de kayyum zamanında tespit edilmiş bir usulsüzlük. 8,3 milyar liralık usulsüzlük tespit edilmiş. Demek ki sadece fon vurguncuları yok. Belediyeye kayyum ata, yönetimi değiştir, bir de belediyenin parasını da vurgun haline getir.

Böyle çalıştırıyorlar sistemi. Ama hemen yanı başındaki Saray Belediyesi'nde 30 kırsal mahalleye hizmet etmek için ayda yalnızca 2 milyon TL ile üretim yapıyorlar. Hizmet yapıyorlar. Öğrenci okutuyorlar, çiftçiye destek oluyorlar.

Ve işte kayyum düzeniyle halkçı belediyecilik arasındaki fark bu. Birisi trilyonları götürüyor, öteki ise beş liralık ekmeğin hesabını halka veriyor. Saray en zor koşullardaki belediyelerimizden birisi. Aylık bütçesi, lütfen bu rakamı dikkatle dinleyelim, bu fon vurgununun yanında, bu hırsızlıkların yanında bu rakamın ne kadar küçük olduğunu görün.

Aylık bütçe 8,5 milyon lira. Bunun 6,5 milyonu zaten personel gideri, emekçilerin maaşı olarak ödeniyor. Yaklaşık 30 kırsal mahalleye de hizmet için sadece 2 milyon TL kalıyor. Ama arkadaşlarımız kaynak yok demedi. Bu iktidarın dediği gibi.

“Vallahi biz bu az kaynakla çalışacağız, çabalayacağız, halkımızla imece usulü üretim yapacağız,” dediler ve yapıyorlar. Belediyenin bütün imkânlarını halkın önüne açtılar. İhtiyaçları halkla birlikte belirlediler ve çözümü halkla birlikte üretiyorlar.

Kayyum döneminde günde yalnızca bir saat çalışan halk ekmek fabrikasını sabahın yedisinde açıyorlar. Akşam beşe kadar halka hizmet götürüyor. Ve ay içinde on binlerce ekmeği halkımızla paylaşıyorlar. Ekmek beş lira. Bunun fiyatını halkla birlikte belirlediler.

Belediye yönetimi tek başına belirlemedi. Bu ne kadar değerli, ne kadar kıymetli bir şey. Kırsal mahallelerde 8 halk evi açtılar. Malzemeyi belediye verdi, duvarlarını mahalleli ördü. Çiftçiye mısır, patates ve kırık buğdayın ata tohumları verildi.

Ekimini çiftçi yaptı. Halka 20 bin meyve ağacını ücretsiz olarak dağıttılar. Kadın Sera Projesi'yle imkânı olmayan ailelerin sebzelerini ücretsiz karşıladılar. Kilim atölyelerinde kadınlar el emekleriyle kendi gelirlerini kazanıyor.

Üniversiteyi kazanan ihtiyaç sahibi öğrencilere yılda 16 bin lira katkı sağlıyorlar. Kurs merkezleri açıldı. Biraz önce değerli başkanlarımızla birlikteydik. Dershane yok diye özellikle kız çocukları yeterince okuyamıyor.

Dershane yerine geçecek kurslar açtılar ve kız öğrencilerin okumasına katkı sağlıyorlar. İmkânı olmayan öğrencilere bu şekilde katkı sağlıyorlar. Saray ilçesine gittiğinizde lütfen giden arkadaşlarımız dikkatle baksın tabelalara.

Tabelalar sizi birden fazla dille karşılıyor. Kürtçe kurslarında, mahalle hizmetlerinde çoklu dil kullanılıyor. Çok dilli belediyecilik hayata geçmiştir burada ve bütün bunları, bütün bunları inanın çok küçük bütçelerle beraber ama halkla birlikte yapıyorlar.

Bu küçük bütçeyle gerçekten bu kadar büyük iş yapıyorsunuz ya başkan, biz size ne kadar teşekkür etsek az. Bakanlar, kendi bütçelerini yaparken o dev bütçelerden ne kadar az iş çıkarıyorlar oransal olarak. Sizleri gerçekten örnek alsınlar.

Saray Belediyemizi örnek alsınlar. Ben burada sizlerin huzurunda eş başkanlarımız sevgili Filiz Öztürk, Davut Acar şahsında bütün belediye üyelerimize, belediye meclisi üyelerimize, yöneticilerimize, belediye emekçilerimize ve Saray halkına buradan selam ve sevgilerimi gönderiyorum.

Teşekkürlerimi sunuyorum. Sağ olun, var olun, dayanışmayla daim olun. Sürece dair konuştu: Barış Annelerini dinleyin Bugün bu salonu dolduran değerli Barış Anneleri, sözümüze başlarken de söyledik, barış için buradalar. Barış sürecinin hızlanması için buradalar, siyasi partilerle görüşmek için buradalar.

Sadece bizimle değil, birçok siyasi partiden beklentileri var. Sadece DEM'den değil, bakın, bütün siyasi partilerin yönetimlerine ve başkanlarına buradan seslenmek istiyorum. Sadece DEM'den değil, sizlerden de barış konusunda annelerimizin beklentisi çok yüksek.

Bugün bu salonu dolduran değerli annelerimize ben bir kez daha hoş geldiniz diyorum. Barış Anneleri bir kez daha buradan da hükümete, Türkiye'ye ve bütün dünyaya seslendiler, seslenmeye devam ediyorlar. Barış için ne bekliyorsunuz, diyor analar.

“Çocuklarımızın kanı değil, silahları mezara gömelim,” dedi anneler. Bundan daha da haklı bir barış talebi olabilir mi? Olamaz. Geceyi gündüzüne katan bu kadınların istedikleri, tuttukları, inançları ve talepleri bu kadar da güçlü.

Bugün buraya geldiler ve taleplerini bizimle paylaşmamızı, taleplerini dile getirmemizi istediler. Talepleri çok net. Barış sürecinin önündeki engeller kalksın, tecrit son bulsun. Sürecin demokratikleşmeyle ilerlemesini ve siyasi tutsaklar serbest bırakılsın istiyorlar.

Ve bugün de birçok siyasi parti temsilcisi aramızda olmayan yerler de var. Ben bugün tüm siyasi partilere buradan seslenmek istiyorum. Anaların sözü barışın rehberidir. Bu söze canıgönülden kulak verelim. Anaların taleplerinin hayata geçmesi için, yani bu ülkede barışı tesis etmek için izleyen, bakan, yavaşlatan değil, bu süreci doğrudan hızlandıran özneler hâline gelmeli bütün siyasi partiler.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gelmişse bu analar, parlamentodan böyle bir talepte bulunuyorlarsa bu analar ve bu analar sadece binlerce, on binlerce ailenin temsilcileri konumundalar. Yani milyonları, milyonlarca insan bunu talep ediyor.

Anaların sözünü duyun ve gerekeni gelin hep birlikte yapalım. "PKK o kapıdan cesaretle geçti" 27 Şubat'ta Sayın Öcalan'ın çağrısıyla bir kapı aralandı. PKK o kapıdan cesaretle geçti. Kendini feshetti, silahları yaktı, Türkiye'den çekildi.

Metina başta olmak üzere birçok kamptan çekildiklerini açıkladılar. Bir taraf adım attı ve sözünü tuttu. Şimdi sözünü tutma sırası devlette ve iktidardadır. Bakın, milyonlarca yurttaşımız şu soruyu soruyor: Yasa çıktı, peki ne zaman uygulanacak?

Silahlarını yakanlar nereye gelecek? Nasıl ve hangi şartlarda gelecekler? Dönmek isteyenler hangi güvenceyle dönecek? Oyalama, zamana yayma neden? İktidar konuşulan takvime değil de kendi takvimine göre mi davranıyor? İktidarın bir barış ve demokrasi takvimi var mı?

Varsa bunu neden kamuoyuna açıklamıyor? Bu sorunları yanıtlamak iktidarın görev ve sorumluluğu. Toplumun bu somut sorularına cevap üretilmesi şarttır. Çerçeve yasa artık zaman kaybetmeksizin hayata geçmeli. Bunun için Millî Güvenlik Kurulu kararı gerekiyor.

Evet, bu kurul bu kararı hızla almalı. Zira örgütün boşaltacağı alanlar boşaltıldı ve bilgisi devlette mevcut. Bütün bu bilgiler devletin raporlarında mevcut. Bu yasa hayata geçmeli ki silah bırakanlar ya da diasporadakiler ülkeye dönebilsin, hapishanedekiler çıkabilsin.

Türkiye'de 86 milyonun ihtiyaç duyduğu barış ve demokratikleşme yasalarının çalışmalarına artık başlayabilelim. Bu yasa uygulanmadan bu çalışmalara da başlanmıyor. Normalde başlanabilir. Ama iktidar onu önüne koyduğu için bunlar da duruyor.

Ve bu ülkenin demokratikleşme yasalarına ihtiyacı var. Meclis'te izleme kurulu artık kurulmalı. Meclis barışı kolaylaştıran rolünü aktif bir biçimde üstlenmeli. Edilgen değil, aktif olmalı Meclis. Barışın inşasında en güçlü adım, sürecin baş aktörü Sayın Öcalan'ın özgür çalışma ve iletişim koşullarının sağlanması, Barış ve Siyasallaşma Kurulu Koordinatörlüğünün yapılmasıyla mümkündür.

Sayın Öcalan'ın yeni yerine geçtiğini zaten kamuoyuyla paylaştık ve olması gereken buydu. Bu yeni yere zaten geçmeli. Yeni yer, Sayın Öcalan'ın eski bir hapishaneden yeni bir hapishaneye geçtiği yer olmamalı. Eski duvar yerine yeni duvar olmamalı.

Zaten Sayın Öcalan özellikle bu konuyla ilgili tutumu net. Burayı barış ve siyasallaşma koordinatörlüğünü yürüteceği bir çalışma mekânı olarak görüyor. Sayın Öcalan uzun zamandır akademisyenlerle, siyasetçilerle, kadınlarla, insan hakları savunucularıyla, siyasi çevrelerle görüşmek istiyor.

Ve bu yeni yerin, bu siyasal anlamının güçlendirilmesi için artık bu kapının sonuna kadar açılması gerekiyor. Ve buradan sizlerin huzurunda bu süreci bugüne kadar getiren Sayın Abdullah Öcalan'a buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.

Ve şu bilinsin ki, şu bilinsin ki değerli arkadaşlar ve değerli Türkiye halkları, birileri DEM'in bu sürece yaklaşımıyla ilgili bazı yorumlar yapıyor. Şunu bütün Türkiye kamuoyu çok net bilmeli: DEM Parti sözümüzü ve tutumumuzu toplumun barış umudunu koruyacak ve güçlendirecek bir şekilde ortaya koyduk.

Bu tutumu kararlılıkla sürdürüyoruz ve sürdüreceğiz. Ve DEM Parti olarak şu noktada durmaya devam edeceğiz. 50 yıllık çatışma sürecinin tamamında biz barışı savunan bir siyasi gelenek olduk. 100 yıllık Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesini savunan bir siyasi gelenek olduk.

Bu tarihî noktada durmaya devam edeceğiz. Ve bütün halklarımız şunu bilmeli ki barış bize altın bir tepsiyle sunulmayacak. Barışı biz mücadeleyle kazanacağız. Mücadeleyle inşa edeceğiz. Müzakerede Sayın Öcalan'ın elini güçlendirmek için de mücadelemizi demokratik zeminde en güçlü şekilde yapmamız gereken bir dönemin içinden geçiyoruz.

Ve biz bunu bilen, bu bilinçle hareket eden bir çalışmanın içinde olmaya devam edeceğiz. Ve şunu çok iyi biliyoruz ki Türkiye'de herkesin ama herkesin hedefi barış olursa biz barışı bu topraklarda inşa ederiz zaten. Kim tutuyor elimizi?

Kim tutuyor? Barış deyince herkes barış diyor. Barışa hayır diyen insanlar var mı? Ama pratikte barışı istemeyen kesimler var. Dolayısıyla barışı isteyenlerin sesinin, örgütlülüğünün daha çok çıkması gerekir ki ayak sürüyenlere karşı güçlü bir mücadeleyle barışı bu topraklarda tesis edebilelim.

Herkes sorumluluk hissederse, herkes elini taşın altına koyarsa hiç kimse barıştan kaçma taktikleri geliştiremez. Şair barışı yazarsa, sanatçı sazında sözünde barışı nakşederse, gazeteci haberinde, köşesinde barışı sahiplenirse, işçiler, emekçiler, yoksullar ekmek kavgalarını barış mücadelesiyle birleştirirse, işte o zaman hiçbir şey duramaz barışın önünde.

Ve değerli canlar, değerli arkadaşlar, değerli Türkiye yurttaşları, bakın! Zaman bekleme zamanı değil, barış için her zamankinden daha çok çalışma zamanı! Mücadele etme zamanı. Zaman barışı ve demokrasiyi kendi öz gücümüzle ve öz örgütlülüğümüzle inşa etme zamanı.

Farklı kulvarlarda da olsak Türkiye'nin demokrasisi ve barışı için ortak mücadeleyi yürütebilme zamanıdır. Ve biz DEM Parti olarak bu süreci böyle görüyor, böyle ele alıyor ve durduğumuz bu noktada sonuna kadar durmaya devam edeceğiz.

Hiçbir güç barışın önünde duramaz. Hiçbir güç bu annelerin önünde duramaz, hiçbir güç bizleri engelleyemez. Ne olursa olsun bizler barışı bu topraklara getireceğiz. Yolumuz açık olsun. Hızır yâr ve yardımcımız olsun. Independent Türkçe FON KRİZİ TÜLAY HATİMOĞULLARI DEM PARTİ “30 yıl önce Susurluk’ta devlet, mafya, siyaset üçgeni aynı arabadaydı. Araba değişti ama zihniyet değişmedi.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: ilketv.com.tr, indyturk.com
Haber metni ve görseller ilketv.com.tr, indyturk.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Asayiş
Yayın: 03 Kasım 2026 10:51 · Kaynak: ilketv.com.tr, indyturk.com
Kaynağı Oku ↗