Korkunun çizdiği Sınırlar
- Geçenlerde bir hocamla sohbet ediyorduk
- İnsan ilişkilerinden ve alışkanlıklardan söz ederken telefonundan kısa bir animasyon açıp izlememi istedi
Geçenlerde bir hocamla sohbet ediyorduk. İnsan ilişkilerinden ve alışkanlıklardan söz ederken telefonundan kısa bir animasyon açıp izlememi istedi. Birkaç günlüğüne kendisine emanet edilen küçük bir balığa bağlanmaktan korktuğu için onunla arasına mesafe koyan bir kadının hikâyesiydi.
Kadın, hayatına giren bir varlığa alışmanın bedelini, henüz aralarında bir bağ oluşmadan hesaplıyordu.
O sohbetten geriye, üzerinde düşünmeye değer bir soru kaldı: Birine bağlanmaktan kaçınırken gerçekte neyi kaybetmekten korkuyoruz?
Birine bağlanmanın hayatı güçleştirebildiğini düşünüyorum. Aile ilişkilerinde, dostluklarda ve başka yakınlıklarda mesafeye önem vermemin nedeni de bu. Birine alışmak, hayatında ona yer açmak ve ardından gelebilecek ayrılığı göze almak kolay değil.
Mesafenin gerekliliğine ilişkin düşüncem değişmiş değil. Ancak insanın kendisini korumak için çizdiği sınırların her koşulda yararına işlediğinden artık o kadar emin değilim.
Bağ kurmaktan kaçınmanın farklı gerekçeleri var. Kimi insan geçmişte yaşadığı bir kaybın acısını yeniden yaşamak istemiyor, kimi güvenmekte güçlük çekiyor. Bazıları içinse mesele bağımsızlığını korumak. Bir ilişkinin getireceği sorumluluklar, karşısındakinin beklentilerini hesaba katmak ve kararlarında ona da yer vermek, insanda hareket alanının daralacağı endişesini yaratabiliyor.
Mesafe, böyle durumlarda hayatın denetimini elde tutmanın yolu hâline geliyor. Oysa bir ilişkinin sınırları, yakınlığın içinde de belirlenebilir. Birine yer açmak, insanın kendi hayatındaki yerini terk etmesini gerektirmiyor.
Bir hayal kırıklığının ardından kendimize verdiğimiz sözleri düşünelim. Bir daha aynı hataya düşmeyecek, kimseye gereğinden fazla güvenmeyecek, kendimizi bu kadar açıkta bırakmayacağız. O gün için gerekli görünen bu kararlar, zamanla sorgulanmayan alışkanlıklara dönüşebiliyor.
Belirli bir insanla yaşanan deneyimden çıkarılan sonuç, yıllar sonra henüz tanımadığımız insanlarla kuracağımız ilişkilerin de ölçüsü hâline geliyor.
Özellikle “Ben böyleyim” diye başlayan cümleleri bu yüzden dikkat çekici buluyorum. Sanki insanın karakteri, yaşadıklarından bağımsız, başlangıçtan beri aynı kalan bir bütünmüş gibi. Değişmez özelliklerimiz sandığımız bazı davranışlar, bir dönem kendimizi korumak için geliştirdiğimiz tutumlardan doğmuş olabilir. İnsan bazen geçmişinin kendisinde bıraktığı izi, kendi doğası sanıyor.
Bu korunma biçimlerinin sağladığı rahatlık gerçek. Kimseye fazla yaklaşmadığınızda bazı hayal kırıklıklarından uzak kalabiliyor, beklentilerinizi sınırladığınızda hayatınız üzerindeki denetimi daha kolay sürdürebiliyorsunuz.
Ancak insan, yaşadığı deneyimlerin kendisine neler getirdiğini değerlendirebilirken vazgeçtiği deneyimlerin değerini aynı açıklıkla ölçemiyor. Korunmanın sağladığı güvenlik hissediliyor; karşılığında nelerden yoksun kalındığı ise çoğu zaman belirsiz kalıyor.
Kaybetme korkusunun dikkat çekici yanlarından biri de burada ortaya çıkıyor. İnsan gelecekte yaşayabileceği acının büyüklüğünü, kendisini nasıl etkileyeceğini ve onunla nasıl baş edeceğini henüz bilmiyor. Yine de o acıyı gerçekleşmiş gibi hesaba katabiliyor.
Ayrılığın üzüntüsünden kaçınmak için bağ kurmaktan vazgeçtiğinde ise bugünkü hayatında somut bir değişiklik yapmış oluyor. Henüz gerçekleşmemiş bir kayıp, yaşanabilecek bir karşılaşmanın önünü kesiyor.
Üstelik insan, kuracağı bir bağın hayatında ne kadar yer tutacağını önceden bilemiyor. Bazen küçük bir alışkanlığın bozulması bile beklenmedik bir boşluk yaratıyor. Birinin sesini duymayı beklemek, varlığını hesaba katmak, ona ilişkin küçük ayrıntıları hatırlamak...
Gündelik hayatın içinde fark edilmeyen bu ayrıntılar, yokluklarında ağırlık kazanıyor. İnsan kimi zaman birine ne kadar alıştığını, o kişinin hayatındaki yeri boşaldığında anlıyor.
Yine de bütün bunlardan mesafenin yanlış bir tercih olduğu sonucu çıkmıyor. Yalnızlığı seven, bağ kurmak istemeyen ya da yaşadıklarından sonra kendisine daha geniş bir alan bırakmayı seçen insanlar var. Bazı ilişkilerden uzaklaşmak, insanın kendisine karşı sorumluluğunun gereği.
Korku da kimi zaman yerinde bir uyarı taşıyor. Üstelik bir tercihin korkudan etkilenmesi, o tercihin mutlaka korkuya teslimiyet olduğu anlamına gelmiyor. İnsan korkusunu tanıdıktan, gerekçelerini yeniden değerlendirdikten sonra da aynı mesafeyi korumayı seçebilir.
Asıl güçlük, geçmiş deneyimlerden edinilen sağduyuyla o deneyimlerin bıraktığı tepkiyi ayırt edebilmekte. Bazen ikisi aynı kararın içinde bulunuyor. Önemli olan, hangisinin ne ölçüde belirleyici olduğunu anlayabilmek.
Korku bu ayrımı güçleştiriyor; çünkü her zaman kendisini açıkça göstermiyor. Düzenini korumak, kimseye gereğinden fazla alışmamak, yeni sorumluluklar üstlenmemek gibi makul gerekçelerin ardına yerleşebiliyor. Bu gerekçeler kendi başlarına geçersiz değil.
Fakat insan bazen istemediğini söylediği şeyden neden uzak durduğunu kendisi de bilmiyor. İstememekle istemenin sonuçlarından çekinmek arasındaki fark, kararın verildiği anda kolayca gözden kaçabiliyor. Bir tercihin gerçekten kendimize ait olup olmadığını anlamak da yalnızca onu savunabilmemize değil, dayandığı nedenleri sorgulayabilmemize bağlı.
Hocamın gösterdiği animasyona döndüğümde, kadının balığın gideceğini en başından bildiğini hatırlıyorum. Aralarına koyduğu mesafenin nedeni de buydu. Fakat ayrılığın kaçınılmazlığı, aralarında kurulabilecek bağın değerini ortadan kaldırmıyordu.
Kadının sonunda balığa bir isim vermesi ve ayrılırken özleyeceğini kabul etmesi, korkusunun bütünüyle geçtiğini göstermiyordu. Yalnızca ayrılığın üzüntüsünü göze alarak bir bağ kurmuştu.
O sohbetten geriye kalan sorunun kendi hayatımdaki karşılığını düşünürken, bağlanmaya karşı yıllardır koruduğum mesafenin ardında bağımsızlığımı kaybetme korkusunun bulunduğunu fark ettim.
Bazı sınırları yeniden düşünmek için onları aşmak gerekmiyor belki de; hangi korkularla çizildiğini fark etmek bile başlangıç olabilir.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Kültür-Sanat · Bölge: Elazığ
Yayın: 05 Kasım 2026 17:13 · Kaynak: gunisigigazetesi.net