Habermetrik
← Ana Sayfa
27 Ekim 2026 10:59 · Güncelleme 11:09
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Bakırhan: ‘Barış ve Siyasallaşma Kurulu hemen kurulmalı ve Öcalan ile bir araya gelmeli’

Bakırhan: ‘Barış ve Siyasallaşma Kurulu hemen kurulmalı ve Öcalan ile bir araya gelmeli’
⏱️ 9 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Türksat: 4A Frekans: 12457,5 Sembol: 30000 Polarizasyon: V(Dikey) FEC: 2/3 DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, ‘Barış ve Siyasallaşma Kurulu’nun bir an önce kurulması ve çalışması çağrısı yaptı
Hukuki not: Hassas içerik: doğrulama düzeyi editör onayından geçmiştir; detaylar adli/kurumsal açıklamalara bağlıdır.

Türksat: 4A Frekans: 12457,5 Sembol: 30000 Polarizasyon: V(Dikey) FEC: 2/3

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, ‘Barış ve Siyasallaşma Kurulu’nun bir an önce kurulması ve çalışması çağrısı yaptı. Bakırhan “Bunun için zaten teyit-tespite ve yasaya bağlanmış bir koşul da yok. Kurul kurulsun, Sayın Öcalan’la bir araya gelsin. Teyit ve tespit dediğimiz iş de çok daha hızlı ve sağlam ilerler” diye konuştu.

Haber Merkezi Yayınlanma: 27 Ekim 2026 13:46 Güncellenme: 27 Ekim 2026 13:47 Çözüm süreci devam ederken devletin hukuki ve siyasi adımları geciktirdiği iddia ediliyor.

ANF’ye konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan sürecin önündeki siyasi ve hukuki engelleri, iktidarın sorumluluğunu, barışın toplumsallaşması ihtiyacını ve demokratik çözümün olanaklarını değerlendirdi.

Bakırhan geçtiğimiz hafta Meclis Grup Toplantısı’nda iktidarın, “her hafta yeni bir şart, her ay yeni bir gerekçe ürettiğini” ifade etmişti.

‘İktidar, adıma adım ile karşılık vermeli’

“Hükümet neden süreci yavaştan alıyor? Şu sıralar neyi öne sürüyor?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nde güveni sağlamanın ve bir gelecek inşa etmenin yolu, adımların karşılıklı atılmasıdır. Sayın Öcalan’ın yaptığı çağrıdan 8 Ekim’de Hareket Yönetimi’nin yaptığı açıklamaya kadar, süreç başladığından beri çok önemli adımlar atıldı.

Bu adımlara karşılık olarak Meclis Komisyonu’nun kurulması ve Meclis heyetinin İmralı’ya gitmesi gibi önemli adımlar atıldı. Fakat bu adımları ileriye taşıyacak, süreci hukuki güvenceye kavuşturacak, Sayın Öcalan’ın özgür çalışma ve iletişim koşullarını sağlayacak adımlar atılmasıyla ilgili bir bekleme hali var.

Bu bekleme hali sürekli gerekçelerle açıklanıyor. Bu sebeple, bekleme halini ve gereğini yapmama tutumunu eleştirmek üzere kamuoyunun dikkatini çekmiştik. İktidar, adıma adım ile karşılık vermeli; süreç, merdiven yöntemiyle, yani birbirini takip eden basamakları karşılıklı adımlarla geçme şeklinde bir formülle devam etmelidir.”

‘Teyit ve tespit raporunun’ için beklenecek bir şey kalmadığını kaydeden Bakırhan “Bakın, Hareket Yönetimi önemli adımlar attı. Önce silahlar yakıldı, ardından fesih kararı geldi. Şimdi de yıllardır en stratejik noktalarından biri olarak gördükleri Metîna Kampı’nı ve başka önemli üsleri boşalttılar, Türkiye’deki güçlerini geri çektiler.

Bunu kimse küçümsemesin. Silahlı bir hareketin mevzisini kendi eliyle terk etmesi, “kararımızın arkasındayız, geri dönüş yok” demenin en açık halidir. Şimdi sıra iktidarda. Teyit ve tespit raporu gecikmeden yayımlanmalı, MGK kararını almalı, Çerçeve Yasa’nın uygulama adımları başlamalı.

Bir taraf adım atarken öbür taraf beklemeye devam ederse güven aşınır. Bu sürecin en çok ihtiyaç duyduğu şey de güvendir” diye konuştu.

‘Barış ve Siyasallaşma Kurulu hemen kurulmalı’

“Bir şeyin altını özellikle çizmek istiyorum. Bu süreci hızlandıracak ve sonuca ulaştıracak olan Sayın Öcalan’dır. Bunu temenni olarak söylemiyorum, bugüne kadar yaşananlara bakarak söylüyorum. Her kritik eşikte kapıyı onun çağrısı açtı.

O yüzden Sayın Öcalan’ın koordinatörlüğünde “Barış ve Siyasallaşma Kurulu” hemen kurulmalı. Bunun için zaten teyit-tespite ve yasaya bağlanmış bir koşul da yok. Kurul kurulsun, Sayın Öcalan’la bir araya gelsin. Teyit ve tespit dediğimiz iş de çok daha hızlı ve sağlam ilerler.”

Bakırhan hangi hukuki düzenlemelerin yapılması gerektiğine yasal güvenceler konusunda iktidardan somut olarak ne beklediklerini de açıkladı:

“Sürecin kalıcı ve geri döndürülemez olması için Çerçeve Yasa’nın uygulanmasıyla işe başlanmalı. Yasada öngörülen kurulların oluşturularak çalışmaya başlanması, kritik eşiği aşmak için önemlidir. Ayrıca Çerçeve Yasa’yı özgürlük ve demokratikleşme yasalarıyla tahkim ederek barışı kalıcı kılmak gerekiyor.

Demokratik siyaset yapmanın vazgeçilmez zemini hukuki güvencedir. Kürtler ve Türkiye’deki her bir yurttaşın demokratik siyaseti özgür ve eşit şekilde yapmasını sağlayacak hukuki alt yapının oluşturulması gerekiyor. Bildiğiniz üzere Türkiye yönetsel mimarisi, tarihsel olarak demokratik siyaset yapma hakkını hep kısıtlamalarla düşünmüş, 2015’ten bu yana da hukuki güvenceden büyük oranda menetmiştir.

Bu süreklilik barındıran gidişatın tersine çevrilmesi gerekiyor. Bu sebeple yeni döneme “Demokratik Cumhuriyet” diyoruz. Cumhuriyetin yüz yıllık hatalarına son vermek, eksikliklerini tamamlak, demokratik yönünü tahkim etmek, barışın kalıcı hale gelmesine katkı sağlar.”

AK Parti iktidarının silahların bırakılmasıyla birlikte Irak ve Suriye’den askeri birliklerini geri çekme yönünde bir politikası var mı?

İlan edilmiş ve takvimi belli bir politika henüz yok. Ama olması gerekiyor, çünkü sürecin doğal sonucu bu. Bu barışı sadece Türkiye’nin iç meselesi gibi okumak eksik olur; biz hiçbir zaman öyle okumadık. Kırk yılı aşkın çatışmanın önemli bir kısmı Türkiye-Irak sınır hattına taşındı.

Sınır boyu üslerle, karakollarla doldu. Kürdistan Bölgesi’nde köyler boşaldı, insanlar tarlasına, yaylasına gidemez oldu. Irak’taki askeri varlığın gerekçesi, baştan beri PKK olarak gösterildi. Şimdi silahlar bırakıldı, örgüt feshedildi, kamplar boşaltılıyor. Gerekçe ortadan kalktıysa orada kalmanın da bir anlamı kalmıyor.

Üstelik bu, Türkiye’nin de çıkarına. Askeri varlığı çekmek bir taviz değil. Bağdat, Erbil ve tüm Kürtlerle ilişkileri güvenlik üzerinden değil; işbirliği, ticaret, enerji ve ortak kalkınma üzerinden kurmanın yolunu açar.

Suriye için de aynı şeyi söylüyoruz: Orada Kürtlerin ve Şam’ın birlikte yaşamanın formülünü aradığı bir dönemde, Türkiye’nin askeri değil, siyasi ve diplomatik ağırlığını koyması gerekiyor. Barış, sınırın bu tarafında kalmamalı; öbür tarafına da yansımalı.

‘Kürt meselesinin demokratik çözümü seçime endekslenemez’

Peki, AK Parti süreci “seçime endeksli” olarak mı yürütmek istiyor? Bir de olası bir seçim ne zaman görünüyor?

Her siyasi parti, seçim endeksli siyaset üretme noktasında olabilir. Bunu yadırgamak politik bir duruş değildir. Fakat bu endeksin belli sınırlarının olması gerekiyor. Örneğin, Kürt meselesi gibi iki yüzyılı aşkın geçmişi olan bir sorunun çözümünde seçim endeksi, ilk sıralardaki kaygılardan biri olamaz.

İnsan yaşamı ve temel hakları siyasetin üstündedir. Kürt meselesinin demokratik çözümü seçime endekslenemez. Fakat demokratik çözümü sağlayan, zaten doğru bir iş yapmış olur ve Türkiye toplumu bu doğru işi sandıkta ödüllendirir.

Seçimin ne zaman yapılacağına dair doğrudan tahminde bulunmak yerine, başta Kürt meselesinin demokratik çözümü olmak üzere Türkiye’nin seçimden önemli ve öncelikli gündemlerinin olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Bu sorunların çözümünü seçime endekslemek veya takvimlendirmek yerine öncelemek gerekir.

Gördüğümüz kadarıyla Türkiye toplumunda ve kamuoyunda yeterince barış konuşulmuyor. Bu meseleye sadece Kürt tarafının meselesiymiş gibi bakılıyor. Türkiye’de neden bir “barış hareketi” oluşmuyor?

Haklısınız, bu bizim de en çok dertlendiğimiz konulardan biri. Barış hâlâ “Kürtlerin meselesi” gibi konuşuluyor. Oysa bu savaşın faturasını kim ödemedi ki? Kırk yılda kaybettiğimiz on binlerce insanın içinde Karadeniz, Ege ve İç Anadolu’dan da gencecik insanlar var.

Bu savaşa harcanan parayı düşünün. O para okula, hastaneye, emekliye, asgari ücretliye gitmedi. Yıllarca “terör var” denilerek bütün ülkenin demokratik alanı daraltıldı. Yani bu barış, Diyarbakır’daki bir annenin olduğu kadar Sivas ve Bursa’daki bir annenin de meselesi.

Neden yeterince konuşulmuyor? Önce iktidarın payı var. Süreci yürütüyor ama topluma anlatmak için yeterli çaba göstermiyor. Bazen başka iç gündemlerle meşgul oluyor. Bazen de “oy kaybı” kaygısıyla temkinli davranıyor. Ama toplumun sahiplenmediği bir barış kırılgan kalır.

Medyaya bakın, ekranların dili hâlâ çatışma dönemindeki gibi. Barışın insanların hayatında neye karşılık geleceğini anlatan haberi neredeyse hiç göremiyorsunuz.

Muhalefete gelince, burada daha açık konuşmam lazım. Muhalefetin önemli bir kısmı bu sürece hâlâ dışarıdan bakıyor. Eksikleri söylesinler, eleştirsinler, bu onların hem hakkı hem görevi. Biz de eksikleri her gün dile getiriyoruz.

Ama eleştirinin yanına bir program da koymaları gerekiyor. Bu barış olsun mu? Olsun diyorsanız nasıl olsun, sizin öneriniz ne?

Şunu soruyorum: Hükümete “adım at” çağrısı neden hep DEM Parti’den gelsin? Teyit raporu nerede, MGK kararı ne zaman alınacak, infaz düzenlemesi ne oldu, kayyumlar ne zaman çekilecek? Bu soruları muhalefet neden bizden daha yüksek sesle sormasın?

Sorarsa ne olur, biliyor musunuz? İktidar bu süreci kendi siyasi takvimine göre ağırdan alamaz. Barış, bir partinin talebi olmaktan çıkar, ülkenin ortak talebi olur.

Muhalefete yönelik baskıların bu tabloda payı olduğunu biliyorum. Belediye başkanları tutuklanıyor, siyasetçiler yargılanıyor, herkes haklı olarak kendi derdine düşüyor. Ama bu baskıların altyapısı çatışma yıllarında kuruldu.

Kürt belediyelerine atanan kayyum, Esenyurt’a kadar geldi. “Kent uzlaşısı” diye açılan davaları hatırlayın. ‘’Terörle mücadele’’ adına genişletilen yasalar bugün herkesin önünde duruyor. Silah sustuğunda bu gerekçeler de ortadan kalkar. Toplumsal muhalefete en çok nefes aldıracak şey barıştır.

Türkiye’de partiler üstü, geniş bir barış hareketi kurmak için çalışıyoruz. Muhalefet partilerini, sendikaları, baroları, meslek odalarını, kadın ve gençlik örgütlerini, Alevi kurumlarını, yazarları, sanatçıları tek tek ziyaret ediyoruz.

Ortak bir barış ve demokrasi programı üzerinde birlikte çalışmayı öneriyoruz. Sadece Diyarbakır ve Van’da değil, İzmir, Ankara ve Trabzon’da da barış meclisleri, halk buluşmaları yapmak istiyoruz. Bu hareketin sahibi DEM Parti olmak zorunda değil.

Biz, kurucusunun bütün Türkiye olmasını istiyoruz. Barışı bu ülkenin ortak meselesi yapabilirsek demokrasiyi de ortak kazanımımız yaparız. Başka bir çıkış yolu görmüyorum.

Son olarak, Türkiye “bölgesel sahiplenme” adını verdiği dış politika anlayışı kapsamında önce “Mekke İttifakı”na ardından da “Bedir İttifakı”na katıldı. DEM Parti, Ankara’nın bölgedeki bu ittifak girişimlerini nasıl okuyor?

Dünya düzeni ve Ortadoğu’daki dinamikler büyük bir çalkantı içerisinde. Elbette ilkesel düzeyde, her ülkenin bu belirsizlik çağında çeşitli ittifaklarla moral ve askeri savunmasını tasarlamasını anlıyoruz. Fakat devletler, tarih boyunca güvenliği hep bu militarist ittifaklarda aradı ama insanlık tarihi de devletler tarihi boyunca çok acılar çekti.

Dolayısıyla çözüm, askeri ittifaklar çoğaltmaktan değil; halklar arası eşitliği, demokrasiyi ve iktisadi adalet başta olmak üzere yaşamın her alanında adaleti hakim kılmaktan geçiyor. DEM Parti olarak uzunca bir süredir küresel bir fırtına ve bölgesel yansımalarına dair uyarılar yapıyoruz.

Türkiye’nin yapacağı en akıllıca iş, toplumsal barışını bir an önce sağlamak ve bölgesel gerilimlerde taraf olmamaktır.

İlke TV'yi, Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin İlke TV’nin özel haberlerini ve güncel gelişmeleri anında takip etmek için tıklayarak WhatsApp kanalımıza abone olabilirsiniz.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: ilketv.com.tr
Haber metni ve görseller ilketv.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 27 Ekim 2026 10:59 · Kaynak: ilketv.com.tr
Kaynağı Oku ↗