Kendi Ellerimizle Aileyi Bitiriyoruz: 1 Yılda 100 Bin Baba Evden Uzaklaştırıldı!
KADEM, 6284 Kanun kapsamında 2025 yılında uygulanan tedbir kararlarına ilişkin verileri kamuoyunun bilgisine sundu.
Paylaşılan istatistikler, cinsiyetlere göre alınan kararlar ile yakın çevreye yönelik uygulanan önleyici tedbirlerin kapsamını gözler önüne seriyor. Açıklanan verilere göre 2025 yılında kararların türüne bağlı olarak cinsiyet dağılımlarında dikkat çekici farklılıklar yaşandı. Alınan kararlarda kadınların oranı yüzde 79,2 olurken, erkekler için bu oran yüzde 20,8 olarak gerçekleşti
Açıklanan verilere göre; 2025 yılında 99 bin 413 kişiye evden uzaklaştırma kararı verilirken, 260 bin yaklaşmama ve 116 bin iletişim yasağı kararı uygulandı. Ayrıca yakınlara ve tanıklara yaklaşmama kararı kapsamında da 145 bin 454 tedbir kararı alındı.
Verileri sosyal medya hesabı üzerinden değerlendiren HÜDA PAR Milletvekili Şahzade Demir, mevcut tabloyu sert bir dille eleştirdi. Ortaya çıkan rakamların aile kurumunun tahrip edildiğinin kanıtı olduğunu belirten Demir, şu ifadeleri kullandı:
> **"Bu rakamlar, aileyi kendi ellerimizle nasıl bitirdiğimizin hikayesidir! Bir yılda 99.413 kişi delil aranmadan, yalnızca beyanla kendi evinden çıkarıldı; 260 bin yaklaşmama, 116 bin iletişim yasağı kararı verildi. Bu tablo, aile içindeki sorunları büyütmeden çözecek mekanizmalarda sınıfta kaldığımızın göstergesidir."**
Çözümün evleri boşaltmak değil, aile yapısını güçlendirmek olduğunu vurgulayan Demir, devletin asıl görevinin aileyi korumak ve ayakta tutmak olduğunu kaydetti. Açıklamasını kanunun kaldırılması talebiyle tamamlayan HÜDA PAR'lı Demir; **"Şiddeti önlemek evleri boşaltmak yerine aileyi güçlendirmekle olur. Şiddete sıfır tolerans, evet. Ama delilsiz tedbire, babasız büyüyen çocuğa, dağılan yuvaya da sıfır tolerans! Devletin görevi aileyi ayakta tutmaktır. Aileyi dağıtan 6284 sayılı kanun derhal kaldırılmalıdır."** dedi.
Kamuoyunda 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un mevcut uygulanış biçimine yönelik eleştiriler ve aile kurumunun geleceğine ilişkin kaygılar gündemdeki yerini koruyor. Kanunun aile birliğine ve toplumsal dokuya zarar verdiğini belirten uzmanlar, mevcut mevzuatın ve uygulama pratiklerinin acilen gözden geçirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Erkeklerin delil ve şahit aranmaksızın evden uzaklaştırılmasının çocuk psikolojisi ve toplum sağlığı üzerinde telafisi güç yaralar açtığı ifade ediliyor. Babaların evden uzaklaştırılmasıyla çocukların derin travmalar yaşadığına dikkat çekilirken, yapılan araştırmaların da dağılmış aile ortamında büyüyen çocukların madde bağımlılığı ve suça sürüklenme riskinin daha yüksek olduğunu gösterdiği vurgulanıyor. Babasız büyüyen nesillerin artmasının, uzun vadede ülke için bir milli güvenlik sorununa dönüşebileceği uyarısı yapılıyor.
6284 Sayılı Kanun’un kadına yönelik şiddeti önleme iddiasıyla yürürlüğe girdiğini ancak geçen süre zarfındaki istatistiklerin şiddet ve cinayet vakalarında artışa işaret ettiğini belirten uzmanlar, kanunun mevcut haliyle beklenen çözümü sunamadığını dile getiriyor.
Ayrıca uzaklaştırma kararlarının kapsamının orantısız biçimde genişletildiği belirtiliyor. Evinden uzaklaştırılan bir babanın, aynı binanın üst katında yaşayan anne, baba veya kardeşinin yanına dahi gidememesinin somut mağduriyetler oluşturduğu ifade ediliyor.
Beyana dayalı uzaklaştırma kararlarında iftira ve adli makamları yanıltma durumlarına karşı caydırıcı cezai yaptırımların uygulanmamasının ciddi bir adaletsizlik doğurduğu belirtiliyor. Sürecin suistimal edilmesini önlemek adına, yalan beyan ve iftirada bulunan kişilere yönelik**"adli makamları yanıltma"** suçundan yasal işlem yapılması gerektiği, aksi takdirde toplumsal dokuda telafisi imkansız bozulmaların yaşanacağı kaydediliyor.
Meseleye sadece tek bir cinsiyet üzerinden yaklaşılmaması gerektiğini vurgulayan görüşler, **"Sadece kadına yönelik şiddete dur denilmesi, erkeğe veya çocuğa yönelik şiddetin göz ardı edilmesi anlamına gelir"**değerlendirmesinde bulunuyor. Cinsiyet ayrımı gözetmeksizin şiddetin her türlüsüne karşı çıkılması gerektiğinin altı çiziliyor.
Mevcut tablonun arkasında ailesiz, ahlaki değerlerden yoksun ve cinsiyetsiz bir toplum hedefleyen küresel odakların mühendisliği olduğu belirtilerek, kadın ile erkeği karşı karşıya getiren bu süreçlerin bir toplumsal mühendislik projesi olduğu konusunda uyarıda bulunuluyor.
Öte yandan bir yandan nüfus artış hızının yükseltilmesi, aile kurulmasının teşvik edilmesi ve "Aile Yılı" gibi politikaların gündeme getirildiği bir dönemde; diğer yandan mevcut ailelerin dağılmasına yol açan uygulamaların yürürlükte kalması çelişki olarak değerlendiriliyor.
Giderek tırmanan bu krizin çözümü için cezalandırıcı ve ayırıcı tedbirler yerine, arabuluculuk ve uzlaştırma gibi yapıcı mekanizmaların devreye sokulması gerektiği ifade ediliyor. Aile içi uyuşmazlıkların yapıcı diyalog yollarıyla çözülmesinin hem aile birliğini koruyacağı hem de toplumsal huzuru güvence altına alacağı vurgulanıyor.
6284 Sayılı Kanun ve somut delil aranmaksızın beyana dayalı olarak uygulanan tedbir kararları bugünün yanı sıra, geçmişte yaşanan mağduriyetleri de gündeme getirdi. Herhangi bir şahit, delil veya inceleme olmaksızın verilen kararların, somut olaylarda ciddi adaletsizliklere ve toplumsal linç vakalarına yol açıyor.
Bu durumun en somut ve acı örneklerinden biri Malatya'da yaşandı. İkamet ettiği Malatya'da çocuklarını kötü alışkanlıklardan korumak ve terbiye etmek isteyen Sahip Çetkin, eşinin "şiddet uyguluyor" şeklindeki yalan beyanı üzerine defalarca evden uzaklaştırma cezası aldı. Bugüne kadar 10 çocuk büyüten Çetkin, kışın dondurucu soğuğunda arabada yatmak zorunda bırakıldı.
Düştüğü duruma isyan eden ve eşine asla şiddet uygulamadığını belirten Çetkin, yaşadığı mağduriyeti şu sözlerle dile getirmişti:
> **"Bir Müslüman olarak Allah'a yemin ederim ki, eşime tokat vurmadığım ve şiddet uygulamadığım halde eşim; çocuklara arka çıkmak için karakola gidip yalan beyanda bulundu.'Eşim bana şiddet uyguladı' diyerek şikayet etti. İki defa 2-3 ay, en sonunda da 6 ay evden uzaklaştırma cezası aldırdı.**
> **Tüm din kardeşlerime sesleniyorum: Bir baba olarak çocuklarıma terbiye vermek amacıyla bir şey söylemeye hakkım yok mu?"**
Beyana dayalı ithamların oluşturduğu bir diğer vahim vaka ise 70 yaşındaki bir diş hekiminin başına gelenler oldu. Yanında çalışan yabancı uyruklu bir kadının "**Bana tecavüz ediyorlar**" şeklindeki asılsız çığlıkları üzerine çevrede toplanan kalabalık, 70 yaşındaki diş hekimi İsmail B.'yi sokak ortasında darp etti.
Olay anında çekilen görüntülerde, darp edilmiş halde yerde bekletilen yaşlı adamın çevredeki bir kadın tarafından kalabalığa "tecavüzcü" olarak hedef gösterildiği görüldü. Görüntülerin hızla sosyal medyada yayılmasıyla birlikte, hiçbir delil olmadan binlerce kişi tarafından linç kampanyası başlatıldı.
Ancak emniyet güçlerinin diş hekiminin muayenehanesindeki güvenlik kameralarını incelemesiyle gerçek ortaya çıktı. Kamera kayıtlarında herhangi bir taciz veya tecavüz bulgusuna rastlanmadığı, olayın tamamen asılsız bir iftiradan ibaret olduğu resmi olarak belgelendi.
Kategori: Siyaset · Bölge: Yozgat/çekerek
Yayın: 25 Eylül 2026 00:08 · Kaynak: dogruhaber.com.tr