Habermetrik
← Ana Sayfa
İstanbul 05 Ekim 2026 21:24
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Bir Vesikalık Fotoğraf İçin Gittim, İki Ay Hakimden Kaçtım!

Bir Vesikalık Fotoğraf İçin Gittim, İki Ay Hakimden Kaçtım!

Bazen insanın yaşadığı olayların tarihini yıllar sonra gün gün hatırlaması mümkün olmuyor. Hele ki hayatınızda çok badireler yaşadıysanız… Pandemi, depremler, acılar, sevinçler, birbirinden farklı nice olaylar derken bazı anıların tarihi zihinde bir aşağı bir yukarı kalabiliyor. Bu nedenle bu anımın tarihi konusunda yanılabilirim. 1991 yılı olabilir, belki de 90’lı yılların başları… Tarih konusunda yanılıyorsam şimdiden özür diliyorum.

Ama yaşadığım olayın kendisini hiç unutmadım.

O yıllarda İstanbul’da Sabah Gazetesi’nin temsilciliğini yapıyordum. Bir gün Sabah Gazetesi’nin haber merkezinden telefon geldi. Arayan, merhum Ahmet Vardar’ın ekibinden Tayfun abimdi.

Ahmet Vardar’ı o yılları yaşayanlar iyi bilir. “Ahmet Vardar soruyor” diye başlayan meşhur bir köşesi vardı. Ayrıca ATV’de programı yayınlanıyordu. Özel televizyonların daha yeni yeni yayına başladığı yıllardı. Gazetecilik de bugünkünden çok farklıydı.

O yıllarda gazetecilikte “bulamadım, edemedim” diye bir şey kolay kolay söylenmezdi. Gazete sana bir görev verdiyse, o görevi yapacaksın. Çünkü haber merkezinde senden sonuç beklenirdi.

Yeni atanan hâkimin odasını buldum. Kapının önünde bekledim. Bir süre sonra odacı beni içeri aldı.

İşte o anda ne diyeceğimi düşünmeye başladım. Çünkü mesleğim gereği vesikalık fotoğrafını almam gerekiyordu ama doğrudan “Hâkim Bey, fotoğrafınızı verin” diyemiyorsun.

“Sayın hâkimim, ben Yeni Malatya Gazetesi’nde çalışıyorum…”

Halbuki orada çalışmıyordum. Ben Sabah Gazetesi’nin temsilcisiydim.

Ama o anda işimi yapabilmek için böyle söylemek zorunda kaldım.

“Buraya gelen hâkim ve savcılarımızın tanıtımını yapıyoruz. Sizin de bir vesikalık fotoğrafınızı alıp kısa özgeçmişinizi yazmak istiyoruz.”

“Sayın hâkimim, herkesinkini yapıyoruz. Sizinkini yapmasak olmaz. Bizim görevimiz bu…”

Cüzdanından bir vesikalık fotoğraf çıkardı. Kısa özgeçmişini de söyledi. Ben hemen notlarımı aldım.

Adliyeden çıktım, neredeyse koşar adım uzaklaştım.

Fotoğrafı hemen Adana’ya ulaştırdım. O zamanlar haber gönderme işi de bugünkü gibi kolay değildi. Adana’dan otobüsle İstanbul’a gönderildi. Sonra İstanbul’u aradım.

Tayfun abinin bana verdiği cevap bugün bile kulağımda:

Gazeteden de teşekkür aldım. Hele ki haber merkezinden, Ahmet Vardar’ın ekibinden gelen bu takdir benim için çok önemliydi.

Ben de kendi kendime, “İşte gazetecilik bu” dedim.

Hâkim bey Yeni Malatya Gazetesi’ni takip ediyor. Kendiyle ilgili bir tanıtım haberi çıkmasını bekliyor. Fakat gazetede kendisiyle ilgili hiçbir haber yok.

Çünkü benim aldığım fotoğraf başka bir amaçla kullanılmıştı.

İki gün sonra Sabah Gazetesi’nde bir baktım…

Meğer hâkimin daha önce görev yaptığı bir ilde bir yolsuzluk olayına adı karışmış.

Ben de o sırada olayın ne olduğunu yeni öğreniyorum. Bana bütün ayrıntıları anlatılmamıştı.

Öğlene doğru Yeni Malatya Gazetesi’ndeki arkadaşlardan biri benim büroya telefon etti.

“Remzi, bir hâkim geldi seni soruyor. Sen burada çalıştığını söylemişsin. Adam yana yana seni arıyor. Yerini söyledik, hemen kaç!”

Benim büro Kılıçdaroğlu İş Hanı’nın ikinci katındaydı. Büronun yanında bir kahvehane vardı. Alt tarafta da Dilan Düğün Salonu bulunuyordu.

Bir baktım, hâkim merdivenlerden çıkıyor!

“Bak, birazdan biri beni soracak. Beni sorarsa görmedik de. Giderse de bana haber ver.”

Hâkimin belinde iki tane silah varmış; biri sağda, biri solda.

İşte o anda işin ne kadar ciddi olduğunu daha iyi anladım.

Karşımda belinde iki silah taşıyan bir hâkim vardı. Ben ise sadece gazetecilik görevimi yapmıştım ve şimdi kendimi koruyacak hiçbir silahım yoktu.

Bundan sonra gündüzleri büroya gidemez oldum.

Hâkim sık sık büroya geliyor, beni soruyor, nerede olduğumu öğrenmeye çalışıyordu.

Ben de ne polise söyleyebiliyorum ne emniyet müdürüne ne de Vali Bey’e…

Gazetenin bana verdiği görevi yerine getirmişim.

Evet, fotoğrafı alabilmek için Yeni Malatya Gazetesi’nde çalıştığımı söyleyerek yalan söylemişim. Ama o günün şartlarında başka türlü o fotoğrafı nasıl alacaktım?

Bizim meslekte o zamanlar “Bulamadım, edemedim” demek kolay değildi.

Bir gün yolda giderken Belediye Başkanı Münir Erkal’ın protokol müdürü Mustafa Güllü ağabeyi gördüm. Meğer hâkimi tanıyormuş, arkadaşıymış.

“La sen ne yaptın? Resmi almışsın. Hâkim seni arıyor. Vallahi vuracak seni. Gördüğü yerde aman ha, gözükme!”

Kaynaklar: malatyaflashaber.com
Haber metni ve görseller malatyaflashaber.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Teknoloji · Bölge: İstanbul
Yayın: 05 Ekim 2026 21:24 · Kaynak: malatyaflashaber.com
Kaynağı Oku ↗
Paylaş: X WhatsApp