Genç nesillerin biyolojik profili daha yaşlı çıktı
Kanserin genç yetişkinlerde daha sık görülmeye başlaması, bilim insanlarını hastalığın nedenlerine ilişkin yeni araştırmalara yöneltti. Washington University School of Medicine araştırmacılarının yürüttüğü çalışmada, genç nesillerin aynı yaştaki önceki nesillere kıyasla biyolojik açıdan daha hızlı yaşlandığı ve bu durumun gençlerde kanser riskindeki artışla bağlantılı olabileceği belirlendi. Araştırma, Nature Medicine dergisinde yayımlandı.
Çalışmada İngiltere'deki UK Biobank'a kayıtlı 154 binden fazla genç yetişkinin verileri incelendi. ABD'deki Ulusal Sağlık Enstitüleri'nin (NIH) All of Us Research Programı kapsamında yer alan 10 binden fazla kişinin verileri de araştırmaya dahil edildi. Bilim insanları, katılımcıların biyolojik yaşlanma göstergeleri ile erken başlangıçlı kanser vakaları arasındaki ilişkiyi değerlendirdi.
GENÇLERDE KANSER İLE BİYOLOJİK YAŞ ARASINDAKİ BAĞLANTI
Kronolojik yaş, kişinin doğumundan bu yana geçen yılları ifade ediyor. Biyolojik yaş ise hücreler, organlar, metabolizma ve diğer fizyolojik sistemlerdeki değişiklikler üzerinden vücudun ne kadar yaşlandığını gösteriyor.
Araştırmacılar, biyolojik yaş ile kronolojik yaş arasındaki fark arttıkça kanser riskinin de yükseldiğini belirledi. Daha yeni nesillerde doğan kişilerin, aynı kronolojik yaştaki daha eski nesillere göre biyolojik açıdan daha yaşlı profillere sahip olduğu görüldü.
Washington University School of Medicine'nde moleküler epidemiyolog ve doçent olarak görev yapan Yin Cao, araştırmanın hedefini, çevresel koşulların kanser riskini artıran biyolojik değişikliklere nasıl dönüştüğünü anlamak olarak açıkladı.
Cao, "Nihai hedefimiz, modern çevrenin biyolojik olarak vücuda nasıl yerleşerek kanser riskini artırdığını çözmek ve korunma yöntemlerini genel önerilerden kişiye özel müdahalelere dönüştürmek. Bu, riski daha erken belirlemeye ve kişinin biyolojisine göre şekillendirilmiş korunma stratejileri geliştirmeye bizi biraz daha yaklaştırıyor" dedi.
GENÇ NESİLLERDE BİYOLOJİK PROFİL DAHA YAŞLI ÇIKTI
Araştırmada nesiller arasındaki biyolojik yaşlanma farkları hem İngiltere hem de ABD verilerinde görüldü.
İngiltere'de 1965-1974 yılları arasında doğan kişilerin sistemik yaşlanma düzeyi, 1950-1954 yılları arasında doğanlara kıyasla standart sapmanın yüzde 23'ü kadar daha yüksek bulundu. Bu hesaplamada kişilerin kronolojik yaşları dikkate alındı.
ABD'deki verilerde fark daha belirgin oldu. 1990-1999 yılları arasında doğan katılımcıların sistemik yaşlanma düzeyi, 1965-1969 yılları arasında doğanlara göre standart sapmanın yüzde 92'si kadar daha yüksek çıktı.
Araştırmacılar daha sonra bu farklılıkların kanser riskiyle ilişkisini inceledi. Genç grupta daha yüksek sistemik yaşlanma düzeyinin, erken başlangıçlı solid kanser riskinde yüzde 8 artışla bağlantılı olduğu belirlendi.
Katılımcılar biyolojik yaşlanma düzeylerine göre üç gruba ayrıldığında da benzer bir tablo ortaya çıktı. En ileri sistemik yaşlanmaya sahip kişilerde erken başlangıçlı solid kanser riski, en düşük yaşlanma düzeyine sahip gruba göre yüzde 15 daha yüksek bulundu.
Bu ilişki, kalıtsal kanser riskleri ile hızlanmış biyolojik yaşlanmaya yönelik genetik yatkınlık hesaba katıldığında da devam etti.
ORGANLARIN YAŞLANMASI KANSER TÜRLERİYLE İLİŞKİLENDİRİLDİ
Araştırma ekibi, yalnızca vücudun genelindeki biyolojik yaşlanmayı değil, tek tek organ ve sistemlerin yaşlanma hızını da değerlendirdi.
Biyolojik olarak daha yaşlı görünen bağışıklık sisteminin erken başlangıçlı akciğer kanseri riskiyle ilişkili olduğu belirlendi. Yağ dokusundaki ileri biyolojik yaşlanma ise erken başlangıçlı kolorektal kanserle bağlantılı bulundu.
Bilim insanları, bu sonuçların kanser riskinin vücudun farklı bölümlerindeki biyolojik değişimlerle birlikte değerlendirilmesine imkan sağlayabileceğini belirtti.
Çalışmanın ilk yazarı Ruiyi Tian ve ekibi, biyolojik yaşlanmayı ölçmek için kan biyokimyası ve protein düzeyleri gibi farklı göstergelerden yararlandı. PhenoAge ve Klemera-Doubal Method gibi yöntemlerin yanı sıra metabolizmadaki yaşa bağlı değişimleri değerlendiren metabolomik yaş puanı kullanıldı.
PhenoAge yönteminde albümin ve kreatinin gibi kan biyokimyası belirteçleri değerlendiriliyor. Organlara özgü yaşlanmanın incelenmesinde ise belirli organ sistemleriyle ilişkili proteinlerin kandaki düzeylerinden yararlanıldı.
KANSER RİSKİNİ ERKEN BELİRLEMEK İÇİN ARAŞTIRMALAR SÜRÜYOR
Washington University School of Medicine araştırmacılarının çalışması, genç yetişkinlerde kanser görülmesindeki artışın tek bir nedene bağlanamayacağını ortaya koyuyor. Obezite, metabolik bozukluklar, alkol tüketimi, hareketsiz yaşam ve beslenme kalitesi gibi faktörlerin yanı sıra çevresel koşulların da yaşam boyunca kanser riskini etkileyebileceği değerlendiriliyor.
Araştırmacılar, bu faktörlerin tek başına genel eğilimi açıklamakta yetersiz kaldığını belirterek biyolojik yaşlanmayı farklı risklerin vücutta bıraktığı ortak izleri değerlendirmek için bir araç olarak ele aldı.
Cancer Grand Challenges kapsamında yürütülen Team PROSPECT çalışmasının da bir parçası olan araştırmada, genç yaşlarda ortaya çıkan kanserlerin nedenlerinin daha ayrıntılı incelenmesi amaçlanıyor.
Cancer Grand Challenges Direktörü David Scott, erken başlangıçlı kanserlerdeki artışın nedeninin henüz kesin olarak bilinmediğini belirterek, "Şu anda dünya genelinde erken başlangıçlı kanserlerdeki artışa neyin neden olduğuna ilişkin kesin bir yanıtımız yok. Ancak bu tür çalışmalar, daha büyük resmi bir araya getirmemize yardımcı oluyor. Kanserin yalnızca tek tek hücrelerin içindeki değişikliklerden değil, vücudun genelinde meydana gelen daha geniş değişimlerden de etkilenebileceğini gösteriyor" dedi.
Araştırma ekibi, çevre, yaşam tarzı ve toplumsal koşulların vücutta oluşturduğu uzun süreli biyolojik değişimleri incelemeyi sürdürüyor. Bilim insanları, bu risklerin yaşam boyunca nasıl biriktiğini belirleyerek genç yaşlarda ortaya çıkan kanserlerin nedenlerine ilişkin daha fazla veri elde etmeyi hedefliyor.
Kategori: Sağlık
Yayın: 15 Eylül 2026 22:14 · Kaynak: kutahyaekspres.com