COVID-19 aşılarıyla ilgili araştırma yeniden gündem oldu, Alman gazeteciden dikkat çeken iddialar
- Almanya'da COVID-19 aşılarının güvenliğine ilişkin tartışmalar, yeni araştırmalar ve açıklanan verilerle yeniden gündeme geldi
- Gazeteci Bastian Barucker, aşıların yan etkilerini takip etmekle görevli Paul-Ehrlich Enstitüsünün denetim süreçlerini sorgulayarak daha fazla şeffaflık talep etti
COVID-19 salgını sırasında uygulanan aşılama politikaları, Almanya'da bu kez aşıların güvenliğini denetleyen kurumların çalışma yöntemleri üzerinden tartışılıyor. Alman gazeteci ve yazar Bastian Barucker, 16 Kasım'da yayımlanması planlanan "Vorgetauschte Sicherheit" (Sahte Güvenlik) isimli kitabında, pandemi dönemindeki aşı güvenliği denetimlerini ve bu süreçte yaşadığı hukuki mücadeleyi ele alıyor.
Barucker, araştırmasında özellikle Paul-Ehrlich Enstitüsünün (PEI) çalışmalarına odaklanıyor. Almanya'da aşıların ve biyomedikal ilaçların güvenliğini izlemekle görevli kurumun, olası yan etkileri tespit etme ve kamuoyunu bilgilendirme süreçlerinin yeterince şeffaf olmadığını ileri sürüyor.
Gazeteciye göre tartışmanın merkezinde yalnızca aşıların olası yan etkileri değil, bu etkileri inceleyen kamu kurumlarının ne ölçüde bağımsız ve denetlenebilir olduğu sorusu bulunuyor.
Paul-Ehrlich Enstitüsü eleştirilerin hedefinde
Almanya Federal Sağlık Bakanlığına bağlı Paul-Ehrlich Enstitüsü, ülkede aşı güvenliğinin izlenmesinden sorumlu temel kurumlardan biri olarak faaliyet gösteriyor. Kurum, aşıların kalite kontrollerini gerçekleştiriyor, kullanım sonrasında ortaya çıkan olası yan etkileri değerlendiriyor ve Avrupa İlaç Ajansının (EMA) güvenlik incelemelerine katkı sağlıyor.
Ancak Barucker, enstitünün hem aşıların değerlendirilmesi hem de piyasaya sunulmalarının ardından güvenliklerinin takip edilmesi süreçlerindeki rolünün daha sıkı denetlenmesi gerektiğini savunuyor. Gazeteci, kurumun çalışma yöntemleri hakkında bilgi edinmek amacıyla çok sayıda başvuru yaptığını, bazı belgelere ulaşabilmek için hukuki yollara başvurduğunu belirtiyor.
Barucker'ın dikkat çektiği konulardan biri de pandemi döneminde aşı güvenliğini izleyen birimlerin toplantı kayıtları. Gazeteci, 2020 yılından itibaren bazı birimlerde uzun süre toplantı tutanaklarının tutulmadığını öne sürüyor.
PEI'nin kendisine verdiği yanıtlarda ise belirli toplantılar için tutanak hazırlama zorunluluğu bulunmadığının belirtildiğini aktarıyor. Barucker, bu durumun kurumun karar alma süreçlerinin dışarıdan incelenmesini zorlaştırdığını ileri sürüyor.
Tartışmaların önemli bir bölümünü PEI tarafından COVID-19 aşılama döneminde yürütülen SafeVac 2.0 araştırması oluşturuyor. Akıllı telefon uygulaması üzerinden gerçekleştirilen çalışma, aşı yaptıran kişilerin sonraki sağlık durumlarını takip etmeyi ve karşılaştıkları olası yan etkileri bildirmelerini amaçladı.
Ekim 2026'da Vaccine adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırmada 739 bin 216 kişinin katılım koşullarını karşıladığı bildirildi. Çalışma kapsamında yaklaşık 1,44 milyon aşı uygulamasına ilişkin veri toplandı. Araştırmada toplam 4 milyondan fazla istenmeyen sağlık olayı bildirimi kaydedildi.
Bunların büyük bölümünü aşı sonrasında görülebilen yerel ve sistemik reaksiyonlar oluşturdu.
Araştırmacılar, elde edilen bulguların COVID-19 aşılarının güvenlik profili açısından güven verici sonuçlar sunduğunu belirtti. Ancak Barucker, araştırmanın özellikle ciddi sağlık sorunlarının değerlendirilmesi ve bu verilerin bağımsız bilim insanları tarafından incelenebilmesi konusunda yeterli açıklık sağlamadığını savunuyor.
Ciddi yan etki bildirimleri tartışmanın odağında
Barucker'ın gündeme taşıdığı en önemli konulardan biri, SafeVac araştırmasında tespit edilen ciddi istenmeyen olay bildirimlerinin Avrupa'nın ilaç güvenliği veri tabanına aktarılması süreci oldu. Gazeteci, Paul-Ehrlich Enstitüsünden Eylül 2026'da aldığı yanıta dayanarak, Ağustos 2026 sonu itibarıyla Avrupa veri tabanına yaklaşık 5 bin ciddi vaka bildiriminin iletildiğini aktardı.
Barucker, geçmişte açıklanan verilerle son rakamlar arasındaki farklılıkların ayrıntılı biçimde açıklanması gerektiğini belirtiyor. Ayrıca bildirimlerin değerlendirilme sürecindeki olası gecikmelere dikkat çekiyor.
Konu Almanya Federal Meclisinin de gündemine taşındı. Nisan 2026'da hükümet tarafından verilen yazılı yanıtta, SafeVac araştırmasının verilerinin değerlendirilmesinin sürdüğü belirtildi. Hükümet ayrıca çalışmanın ara sonuçlarının daha önce yayımlanan güvenlik raporlarında kullanıldığını bildirdi.
Burada önemli bir bilimsel ayrım bulunuyor. Bir sağlık sorununun aşıdan sonra ortaya çıkması, doğrudan aşının neden olduğu anlamına gelmiyor. Bildirilen olayların aşıyla nedensellik ilişkisinin kurulabilmesi için ayrıca bilimsel inceleme yapılması gerekiyor.
Gazeteci ham verilerin bağımsız incelemeye açılmasını istiyor
Barucker, aşı güvenliğinin değerlendirilmesinde kullanılan verilerin daha kapsamlı biçimde paylaşılması gerektiğini savunuyor. Özellikle SafeVac araştırmasının ham verilerinin kişisel bilgiler korunarak bağımsız bilim insanlarının erişimine sunulmasını talep ediyor.
Gazeteciye göre yalnızca özet raporların yayımlanması, araştırmanın bütün yönleriyle değerlendirilmesi açısından yeterli değil.
Barucker ayrıca pandemi döneminde kullanılan güvenlik takip sistemlerinin nasıl çalıştığının, hangi bildirimlerin değerlendirildiğinin ve ciddi sağlık sorunlarının nasıl sınıflandırıldığının ayrıntılı biçimde incelenmesini istiyor. Bu talepler, Almanya'da kamu kurumlarının hesap verebilirliği ve sağlık alanındaki bilimsel verilerin erişilebilirliği konusundaki tartışmaları da yeniden gündeme getirdi.
Avrupa İlaç Ajansından aşı güvenliği açıklaması
Avrupa İlaç Ajansı ise COVID-19 aşılarının güvenliğine ilişkin değerlendirmelerinde, aşıların ciddi hastalık ve ölüm riskini azaltmadaki yararlarının bilinen risklerinden daha ağır bastığını bildiriyor. EMA, aşılama sonrasında miyokardit ve perikardit gibi nadir ancak ciddi yan etkilerin görülebildiğini kabul ediyor.
Bu riskler, ilgili aşıların ürün bilgilerinde yer alıyor ve güvenlik takip süreçlerinde değerlendiriliyor. Ajans ayrıca şüpheli yan etki bildirimlerinin yeni güvenlik risklerinin araştırılmasında önemli olduğunu, ancak her bildirimin doğrudan aşı kaynaklı bir sağlık sorununu kanıtlamadığını vurguluyor.
Dolayısıyla Almanya'daki tartışmalar, aşıların tamamının güvensiz olduğunun kanıtlanmasından ziyade güvenlik verilerinin nasıl toplandığı, değerlendirildiği ve kamuoyuyla paylaşıldığı üzerinde yoğunlaşıyor.
Pandemi döneminin sağlık politikaları yeniden sorgulanıyor
COVID-19 salgınının ardından aşı geliştirme, ruhsatlandırma ve güvenlik denetimi süreçleri dünya genelinde daha fazla incelemeye konu olmaya devam ediyor. Pandemi sırasında ilaç şirketleri, devletler ve uluslararası sağlık kuruluşları arasında geniş kapsamlı iş birlikleri yürütüldü.
Milyonlarca doz aşının satın alınması ve dağıtılmasıyla kamu kurumlarının sorumluluğu da arttı. Barucker'ın eleştirileri, bu süreçte alınan kararların ve kullanılan denetim mekanizmalarının geriye dönük olarak incelenmesi gerektiği yönündeki talepleri yeniden gündeme taşıdı.
Almanya'da SafeVac araştırması, Paul-Ehrlich Enstitüsünün çalışma yöntemleri ve kamuoyuna açıklanan veriler üzerinden devam eden tartışmaların önümüzdeki dönemde de sürmesi bekleniyor.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kategori: Sağlık
Yayın: 06 Kasım 2026 11:39 · Kaynak: ekonomim.com