Habermetrik
← Ana Sayfa
05 Kasım 2026 13:11
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Polonyalı başkana İzmit pişmaniyesi

Polonyalı başkana İzmit pişmaniyesi
Görsel kaynağı: enkocaeli.com
⏱️ 11 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Son günlerde Polonya siyasetinde yaşanan gelişmeler, uluslararası basında geniş yer buluyor
Hukuki not: Hassas içerik: doğrulama düzeyi editör onayından geçmiştir; detaylar adli/kurumsal açıklamalara bağlıdır.

Son günlerde Polonya siyasetinde yaşanan gelişmeler, uluslararası basında geniş yer buluyor. Eski boksör kimliğiyle de tanınan Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ile eski Avrupa Konseyi Başkanı ve Başbakan Donald Tusk arasında, Anayasa Mahkemesi Başkanı Bogdan Święczkowski’nin görevleri ve mahkemenin yönetiminin kimde olacağı üzerinden büyüyen tartışma, bugün ülkeyi ciddi bir anayasal gerilimin içine sürüklemiş durumda.

Polonya’yı pek çok kez ziyaret etme fırsatım oldu. Kışını da gördüm, yazını da… Kışın gerçekten çok soğuk bir ülke. Öyle böyle değil! İnsanın iliklerine kadar işleyen, kendini hemen hissettiren bir soğuğu var. Ama yazları… Polonya bambaşka bir güzelliğe bürünüyor.

Uçsuz bucaksız ormanları, mavinin her tonunu barındıran gölleri, tarih kokan şehirleri ve küçük, düzenli, sevimli köyleriyle insanı kendine hayran bırakıyor.

POLONYA'NIN TARİHİ VE BUGÜNÜBir önceki yaz, Polonya’nın farklı şehirlerini ziyaret etme fırsatım oldu. Ailece tanıştığım, annesi aktif bir siyasetçi olan hukukçu ve eğitimci arkadaşım Anna Nowicka’nın daveti üzerine Ostrów Wielkopolski’de düzenlenen uluslararası bir yemek pişirme atölyesine katıldım.

Geçtiğimiz yaz ise yine farklı bir etkinlik vesilesiyle, bu kez dostum Bronislawa ve arkadaşlarının daveti üzerine Polonya’nın kuzeydoğusundaki Olsztyn’e yolum düştü. Polonya tarih boyunca, neredeyse sürekli, büyük güçlerin işgali ve baskısı altında yaşamış bir ülke.

Avrupa’nın ortasında yer alması, onu yüzyıllar boyunca bitmek bilmeyen mücadelelerin, planlarının ve siyasi hesaplaşmaların merkezine yerleştirmiş.

Osmanlı dönemine ait, Polonya’nın bu talihsiz geçmişini anlatan oldukça ilginç bir anekdot var. Yeni bir padişah tahta çıktığında, yabancı elçiler huzura kabul edilir ve teşrifatçı tarafından ülkelerinin isimleri anons edilirmiş.

Ülkenin adı söylenir, ardından elçi öne çıkarak kendisini padişaha takdim edermiş. Sıra Lehistan’a, yani Polonya’ya geldiğinde ise teşrifatçı önce “Lehistan!” diye seslenir, ardından “Yolda!” diye eklermiş. Aslında ortada bir Leh elçisi yokmuş.

Çünkü Lehistan, o dönem bağımsızlığını kaybetmiş, Rusya, Avusturya ve Prusya gibi Avrupa’nın büyük güçleri arasında paylaşılmış bir ülkeymiş. Hatta 123 yıl boyunca Avrupa haritasından bile silinmiş.

Polonya'nın başına gelenler bunlarla da bitmiyor. İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi Almanya’sının işgaline uğruyor ve Varşova büyük ölçüde yıkılıyor, ardından 1989’a kadar Sovyet nüfuzu altında kalıyor. Ancak Polonya’yı yalnızca geçmişte yaşadığı acılarla tanımlamak büyük haksızlık olur.

Bugün karşımızda, Avrupa’nın yükselen yıldızlarından biri olarak anılan, üretim gücüyle dikkat çeken modern bir ülke var. 2004 yılında Avrupa Birliği’ne katılmasıyla birlikte Polonya’nın ekonomik ve toplumsal dönüşümü hız kazandı.

Avrupa Birliği fonları, yatırımlar ve sanayi politikaları bu dönüşümün önemli parçaları oldu. Ülkenin üretim kapasitesi ciddi biçimde gelişti. Nüfusu, Avrupa’nın birçok ülkesine kıyasla yüksek; eğitimli iş gücü ve güçlü teknik altyapısı ise ekonomik büyümenin temel dayanaklarından biri.

Eğitim sistemine verilen önem, sosyal hakların yaygınlaşması ve sanayinin ülkenin farklı bölgelerine dağılmış olması da dikkat çekici. Polonya’da üretim yalnızca birkaç büyük şehrin çevresinde yoğunlaşmıyor. Fabrikalar, sanayi tesisleri ve üretim merkezleri ülkenin geniş coğrafyasına yayılmış durumda.

Bu da ekonomik canlılığın farklı bölgelere taşınmasına katkı sağlıyor. Üstelik Polonya, geniş ve verimli tarım arazileri sayesinde tarımsal üretimde de önemli bir potansiyele sahip. Tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinin birlikte gelişmesi, ülkenin ekonomik yapısını daha güçlü hâle getiriyor.

Avrupa Birliği üyeliğinin sağladığı finansman ve pazar erişimi de bu gelişimi destekliyor. Polonya özellikle madencilik, kereste, ahşap işleme ve mobilya üretiminde güçlü bir ülke. Orman varlığı ve sanayi altyapısı, bu sektörlerin gelişmesine önemli katkı sağlıyor.

2000’li yılların başında hâlâ eski Doğu Blok’unun izlerini taşıyan Polonya, bugün modern Avrupa ekonomileri arasında kendine sağlam bir yer edinmiş durumda. Elbette geçmişin izleri tamamen silinmiş değil. Şehirlerin mimarisinde, toplumsal hafızada ve siyasi kültürde Doğu Bloku döneminden kalan izlere hâlâ rastlamak mümkün.

Ülkenin her yerine hatta çok ücra yerlere bile trenle gidilebiliyor. Polonyalıların anlattığına göre almanlar ve Rusların onlara tek hediyesi ülkenin dört bir yanını demir ağlarla örmesiymiş. Ama Alman rayları Rus raylarına göre 2 cm (1 cm sağdan 1 cm soldan) daha kısaymış.

Hitler Ruslarla karşı karşıya gelme ihtimaline karşı rayları daha kısa yaptırmış. Rus trenleri hiçbir şekilde alman raylarında gidemiyor, ancak alman trenleri yavaş da olsa ilerleyebiliyormuş.

WROCŁAW: KANALLAR, KÖPRÜLER VE CÜCELER ŞEHRİOstrów Wielkopolski’de etkinliğin ilk günü beş farklı ülkeden, değişik yaş ve meslek gruplarından insanlarla birlikte, 15 dönüm bir arazi üzerinde bulunan Jurand Binicilik Merkezi'ne giderek Şef Beata Batosz'un rehberliğinde Rosół, Potrawka ve Rogale gibi geleneksel Polonya lezzetlerini hazırlamayı öğrendik. Merkezin sahibi Jakub, uzun yıllar yurt dışında yaşadıktan sonra doğduğu topraklara dönmüş.

Şimdi at yetiştiriyor, restoran işletiyor ve organik tarımla uğraşıyor. Kocaeli'den geldiğimi öğrenince Dilovası'ndaki bir firmayla ticaret yaptığını ve sık sık Türkiye'ye geldiğini anlattı. İkinci gün Antonin'deki av sarayına gittik ve burada geyik eti pişirdik.

Günün devamında ise Polonya'nın dünyaca ünlü bestecisi Fryderyk Chopin'in doğduğu evi ziyaret ettik.

Üçüncü gün rotamız, Polonya'nın en güzel şehirlerinden biri olan Wrocław'dı. Wrocław, tarih boyunca pek çok kültürün izlerini taşımış bir şehir. Polonya, Bohemya, Habsburg ve Prusya yönetimlerinin etkisinde kalmış; uzun yıllar Alman kültürünün önemli merkezlerinden biri olmuş.

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından yeniden Polonya sınırlarına katılmış. Bu nedenle sokaklarında dolaşırken yalnızca Polonya'nın değil, Orta Avrupa'nın da tarihini hissediyorsunuz. Oder Nehri'nin kolları ve kanalları üzerine kurulan şehir; köprüleri, küçük adaları, gotik kiliseleri ve rengârenk tarihî binalarıyla oldukça etkileyici. Bu güzelliği nedeniyle zaman zaman Polonya'nın Venedik'i olarak da anılıyor ancak…

Benim Wrocław'da en çok ilgimi çeken şey, şehrin dört bir yanına dağılmış küçük cüce heykelleri oldu. Kaldırımlarda, meydanlarda, dükkân önlerinde, sokak aralarında… Hiç beklemediğiniz bir yerde karşınıza çıkıyorlar. Yüzlercesi var.

Kimi kitap okuyor, kimi bisiklete biniyor, kimi çalışıyor, kimi de bir bankta oturup etrafı seyrediyor. Her birinin ayrı bir karakteri var. İlk bakışta şehre renk katmak için yapılmış sevimli süsler gibi görünüyorlar. Oysa bu küçük cücelerin arkasında oldukça ilginç bir hikâye yatıyor.

1980'li yıllarda komünist yönetime karşı ortaya çıkan Turuncu Alternatif hareketi, protestolarını mizah yoluyla gerçekleştiriyormuş. Duvarlara çizilen cüce figürleri, baskıcı yönetime karşı özgürlüğün ve başkaldırının sembolü hâline gelmiş ve zamanla bu figürler Wrocław'ın simgelerinden biri hâline gelmiş.

OLSZTYN: GÖLLERİN VE TARİHİN ŞEHRİGeçen yaz ise bu kez dostum Bronislawa ve arkadaşlarının davetiyle Polonya’nın kuzeydoğusundaki Olsztyn’e yolum düştü. Olsztyn, ilk bakışta insanı sakinliğiyle etkileyen şehirlerden biri.

Tarihî yapıları, düzenli sokakları ve etrafını saran gölleriyle oldukça güzel bir şehir. Uzun yıllar Doğu Prusya’nın önemli yerleşimlerinden biri olmuş. 1945’ten sonra ise Polonya sınırları içinde kalmış. Olsztyn’in tarihî dokusunda öne çıkan isimlerden biri de Nicolaus Copernicus, yani bizim bildiğimiz adıyla Kopernik.

Hani şu dünyanın Güneş etrafında döndüğünü savunan ünlü astronom, bir dönem Olsztyn Kalesi’nde görev yapmış.

Ziyaretimin ilerleyen günlerinde Polonyalı dostlarım, “Belediye başkanını da ziyaret edelim” dediler. Böylece kendimizi Olsztyn Belediye Binası’nda bulduk. Belediye Başkanı Piotr Grzymowicz bizi oldukça sıcak karşıladı. Sadece makamında ağırlamakla kalmadı, belediye binasını da gezdirdi.

Hatta şehri kuşbakışı görebileceğimiz kuleye çıkmamıza bile izin verdi. Normalde ziyaretçilere açık olmayan bu kuleye çıkmak benim için güzel bir sürpriz oldu.

Başkana, meşhur İzmit pişmaniyesinden de hediye ettim. Pişmaniyeyi gerçekten çok beğendi. Sohbetimiz ilerledikçe Başkan Grzymowicz, Türkiye ile Polonya arasındaki ilişkilerden söz ederken şehirlerinde kullanılan 24 tramvayın Bursa’da faaliyet gösteren bir Türk firmasından temin edildiğini anlattı.

Bunu duyunca insan ister istemez gururlanıyor. Türkiye’nin sanayide geldiği noktayı ve ürettiğimiz araçların Avrupa şehirlerinin sokaklarında hizmet verdiğini görmek gerçekten güzel. Kocaeli’yi de bildiğini belirten Başkan, Kocaeli’nde faaliyet gösteren yatırımcıları ve iş insanlarını Polonya’ya davet etti.

Ertesi gün bir Leh düğününe katıldım. Bana anlattıklarına göre Polonya’da düğünler, eğlenceden çok yemek odaklıymış. Herkesin en önemli meselesi, hatta biraz da endişesi yemekmiş. Acaba nasıl bir ziyafet verilecek, sofrada neler olacak?

Öyle ki mekân sahibi, salonu göstermeden önce menüyü sunuyor. Abartısız, gece boyunca 70 çeşide kadar sıcak ve soğuk yemek servis ediliyor. Saat gece 12.30 olmuş, hâlâ masalara yahniler geliyor! Gelin ve damat mekândan ayrıldıktan sonra düğünün ilk günü sona eriyor ve herkes odalarına çekiliyor.

Ancak düğün henüz bitmiş sayılmıyor. İlk gün tüketilmeyen yemekler, düğünün ikinci günü olan Poprawiny’de, kahvaltının ardından yeniden sofralara geliyor. Gün boyunca tekrar yenilip içiliyor. Anlaşılan o ki Polonya’da düğün, yemekler bitmeden sona ermiyor.

Ama ben o kadar kalamadım tabi ki, biraz takıldıktan sonra Polonyalı arkadaşlarımla beraber trenle Varşova’ya geçtik. Savaş dönemlerinde Almanlar ve Ruslar Varşova’yı yerle bir etmişler ama Polonyalılar eski fotoğraf ve şehir planları referans alarak tüm şehri tekrar baştan sona inşa etmişler.

Geceyi güzel bir otelde geçirdikten sonra kahvaltının ardından, şehir merkezini gezmek için yola çıktığımda her tarafın polislerle dolu olduğunu gördüm. Merak edip biraz daha ilerleyince merkezdeki Kültür ve Bilim Sarayı’nın çevresinde, tuhaf kıyafetler giymiş on binlerce insanla karşılaştım.

Meğer Avrupa’nın en büyük LGBT yürüyüşü düzenleniyormuş. Otobüslerle, kamyonlarla gelen kalabalıklar, abuk sabuk kıyafetleriyle meydanda ve ana caddelerde dolaşıyorlardı. Kendi kendime, “Denk geldiğim olaya bak!” dedim.

Neyse, kalabalığın kenarından sıyrılıp Bilim Sarayı’nın kulesine çıktım. Buradan Varşova’yı panoramik olarak izlemek mümkün. Binanın kendisi de şehrin siluetine hâkim, oldukça görkemli bir yapı. Ama Polonyalıların bu binayla ilgili anlattıkları ilginç bir anekdot var.

Rivayete göre Stalin, Ruslar Polonya’dan ayrılmadan önce Polonya halkına iki seçenek sunmuş: “Size bir metro mu, yoksa bir kültür merkezi mi yaptırayım?” Bunun üzerine bir referandum yapılmış ve halkının büyük çoğunluğu metrodan yana oy kullanmış. Ancak Stalin, halkın tercihine rağmen Kültür ve Bilim Sarayı’nı yaptırmış.

Bugün Polonyalılar, Varşova’nın en güzel manzarasını görmek için bu binanın tepesine çıkıyor ve kendilerine has bir espriyle, “Varşova’nın en güzel yeri burası!” diyorlar. Neden mi? Çünkü buradan bakınca, şehrin en tartışmalı yapılarından biri olan Kültür ve Bilim Sarayı’nı göremiyorsunuz…

POLONYALILAR (LEHLER) NASIL İNSANLAR?Polonyalılarla ilgili hafızamda kalan ilk karşılaşma yaklaşık 25 yıl öncesine dayanıyor. Londra'dan Gloucester'a giden otobüste yan koltuğumda yaşlı bir Polonyalı adam oturuyordu. Üç saatlik yolculuk boyunca benimle sohbet etti.

İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkesinden kaçıp İngiltere'ye yerleşmiş. O gün tanıştığım bu adam, Polonyalılarla ilgili ilk izlenimimi oluşturmuştu.

Yıllar sonra bu kez Sakarya otobanında karşılaştım Polonyalılarla. Kızlı erkekli yedi kişilik bir grup, kamyonlara otostop çekiyordu. O sırada Adapazarı'nda bir inşaat firmasının mühendislerine ders veriyordum. Firmanın minibüsüyle grubu alıp şantiyeye götürdüm.

Bir güzel karınlarını doyurdular, dinlendiler. Ardından Ankara otobüsüne bindirerek yollarına devam etmelerini sağladım.

İki farklı zamanda, iki farklı yerde karşılaştığım Polonyalılar… Biri savaşın izlerini taşıyan yaşlı bir adam, diğerleri dünyayı keşfetmeye çalışan gençler. Polonya'ya yaptığım sonraki ziyaretlerde de farklı insanlarla tanışma fırsatım oldu ve zamanla onlarla ilgili kendi gözlemlerim oluştu.

Benim gördüğüm Polonyalılar genellikle sakin, rahat ve ölçülü insanlar. Çok aceleci değiller. Pratiklik konusunda ise bazen insanı şaşırtabiliyorlar. Buna karşılık dış görünüşlerine gösterdikleri özen gerçekten dikkat çekici.

En fakirinden en burjuvasına, sokakta gördüğünüz bir dilenciden iş dünyasının içindeki insanlara kadar giyimlerine, saçlarına, tıraşlarına, pantolonlarının ütüsüne kadar dikkat ediyorlar. Kadınları ya aşırı güzel ya da aşırı çirkin ortası yok gibi…

POLONYA'DA GÜNLÜK YAŞAM: ALIŞKANLIKLAR VE TOPLUMSAL GÖZLEMLERBir başka dikkat çekici özellikleri de hitap şekilleri. Dediklerine göre bazen uzun yıllardır tanışan insanlar bile birbirlerine doğrudan “sen” diye hitap etmekte tereddüt edebiliyormuş.

İletişim biçimleri ise bana göre oldukça dengeli. Bir Alman'ın zaman zaman sert algılanabilen doğrudanlık ve kabalığını ya da bir İngiliz'in soğuk ve mesafeli tavrını Polonyalılarda aynı ölçüde hissetmedim. Konuşurken karşınızdakini dinleyen, empati kurabilen insanlara rastladım.

Elbette bu herkes için geçerli değil ama benim kişisel izlenimim bu yönde. Bir de kendi aralarındaki konuşmalar var! Özellikle yaygın bir küfür ifadesi olan "kurwa" kelimesini o kadar sık duyabiliyorsunuz ki… Bazen bir cümlede birkaç kez tekrarlandığına şahit oluyorsunuz.

Papa II. Jean Paul'un, yani Karol Wojtyła'nın memleketi Polonya. Katolikliğin ülkenin tarihî ve kültürel kimliğinde önemli bir yeri var. Özellikle yaşlı kuşaklarda dini bağlılığın daha güçlü olduğunu gözlemledim. Gençlerde ise daha seküler bir yaşam anlayışı öne çıkabiliyor.

Tanıştığım bazı gençler dinle pek ilgilenmediklerini, tek hedeflerinin İngiltere'ye göç etmek olduğunu anlatmışlardı.

Polonya'da alkol tüketiminin günlük yaşamda görünür bir yeri olduğunu da söylemeliyim. Sokaklarda gördüğüm bazı dilencilerin önlerindeki kartonlara para yerine "piwo (bira)" ya da "vódka" yazmaları bu gözlemimi destekler mahiyette.

Polonyalılarla ilgili bütün bu gözlemlerim, farklı zamanlarda, farklı şehirlerde ve farklı insanlarla kurduğum ilişkilerden oluşuyor. Her toplum gibi onların da kendi içinde farklı karakterleri, alışkanlıkları ve yaşam biçimleri var.

Ama benim hafızamda Polonyalılar; tarihinin ağır yükünü taşıyan, dış görünüşüne özen gösteren, iletişimde saygıyı önemseyen, bazen oldukça rahat, bazen de şaşırtıcı derecede resmî olabilen insanlar olarak yer etti. Fakat Ukrayna savaşı sonrasında yaşanan mülteci göçü Polonyalıları biraz kızdırmış gibi.

Ekonomik ve sosyal kaygılar, bazı siyasi tartışmalar ve uygulamalar yüzünden toplumun bir kesiminde Ukraynalı mültecilere karşı belirgin bir rahatsızlık oluşmuş. Sonuç olarak, bir otobüs yolculuğunda tanıştığım yaşlı bir adamdan, Sakarya otobanında otostop çeken yedi gence; Olsztyn'de belediye başkanıyla yaptığım sohbetten, bir çiftlikte birlikte yemek pişirdiğim insanlara kadar, Polonya’yı benim için asıl anlamlı kılan, işte bu karşılaşmalar…

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: enkocaeli.com
Haber metni ve görseller enkocaeli.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 05 Kasım 2026 13:11 · Kaynak: enkocaeli.com
Kaynağı Oku ↗