Habermetrik
← Ana Sayfa
01 Kasım 2026 10:18
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Ömrümüzün en kötü zamanlarını mı yaşıyoruz?

Ömrümüzün en kötü zamanlarını mı yaşıyoruz?
Görsel kaynağı: indyturk.com
⏱️ 4 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Bir siyasetçi hakkında taciz iddiası ortaya çıkıyor
  • Kimileri hemen hesap sorulmasını istiyor, kimileri önce suçlanan kişinin hangi siyasi tarafta olduğuna bakıyor
Hukuki not: Ölüm haberi: bilgiler adli makamların açıklamalarına dayanır, kesinleşmiş yargı kararı değildir.

Gündelik hayatın bir parçası hâline gelen haber akışı, dünyanın giderek daha kötü bir yer olduğu hissini güçlendiriyor / Görsel: Independent Türkçe/Gemini

Bir siyasetçi hakkında taciz iddiası ortaya çıkıyor. Kimileri hemen hesap sorulmasını istiyor, kimileri önce suçlanan kişinin hangi siyasi tarafta olduğuna bakıyor. Birkaç gün sonra başka bir skandal patlıyor. Öncekini unutuyoruz.

Beni olayların kendisi kadar, insanların bunlar karşısındaki davranışları da düşündürüyor.

Bir siyasetçinin adı ciddi bir suçlamaya karıştığında önce iddianın ne olduğunu değil, kişinin hangi partiden olduğunu merak ediyoruz. Bizim desteklediğimiz taraftansa masumiyet karinesini hatırlıyoruz. Karşı taraftansa mahkeme kararını beklemeye pek gerek duymuyoruz.

Oysa suçlamanın ağırlığı, kişinin siyasi kimliğine göre değişmez. İddianın araştırılması da suçlanan kişinin haklarının korunması da aynı derecede önemli.

İşin garip tarafı, bu ayrımı hep başkalarının yaptığını düşünüyoruz.

Kendimize geldiğinde ise çoğumuzun bir mazereti hazır.

Bu tutum yalnızca siyasete özgü değil. İş dünyasında, kamu kurumlarında, ailelerde, dinî topluluklarda da karşılığı var. Bazen bir kurumun itibarı, haksızlığa uğradığını söyleyen insanın yaşadıklarından daha önemli hâle geliyor.

Güçlü birinin sözüne kolayca inanılırken sıradan bir insan kendisini anlatabilmek için yıllarca uğraşabiliyor.

Jeffrey Epstein dosyası bunun dünyadaki en ağır örneklerinden biri.

Çocukların ve genç kadınların istismar edildiği bu olayda yalnızca işlenen suçlar değil, Epstein'ın serveti, çevresi ve ilişkileri de yıllardır tartışılıyor. ABD Adalet Bakanlığının 2026'da yayımladığı milyonlarca sayfalık belgeyle tartışmalar yeniden büyüdü.

Belgelerde adı geçen herkesin suçlu olduğunu söylemek mümkün değil. Bir insanla tanışmış olmak, onun işlediği suçlara ortak olmak anlamına gelmez. Beni asıl ilgilendiren, istismarların uzun yıllar devam edebilmiş olması.

Dünyanın en gelişmiş ülkelerinden birinde, bunca hukuk kurumu ve denetim mekanizması varken mağdurlar neden zamanında korunamadı?

Bu sorunun cevabını yalnızca Amerika'da aramıyorum.

Bizim memlekette de ahlakın sözü çok edilir. Kul hakkından, merhametten, dürüstlükten, adaletten uzun uzun bahsederiz. Konuşmaya gelince herkes haklının yanında, haksızlığın karşısındadır.

Bir tanıdığımızın işini kolaylaştırmak için başkasının sırasını görmezden gelebiliyoruz. Yakınımızın yaptığı yanlışı açıklamaya çalışırken sevmediğimiz birinin aynı davranışına tahammül edemiyoruz.

Kul hakkına ilişkin hassasiyetimiz, bazen hak sahibinin kim olduğuna göre değişiyor.

Oysa insanın dürüstlüğünü anlamak için ne kadar ahlak anlattığına değil, kendisine avantaj sağlayacak bir haksızlıkla karşılaştığında ne yaptığına bakmak yeterli.

Bu düşünceler arasında aklıma sık sık geçmiş geliyor. Yaşlı kuşaklardan da duyuyoruz: Eskiden insanlar daha dürüsttü, komşuluk başkaydı, kimse kimsenin hakkını yemezdi.

İnsanların köle olarak alınıp satıldığı, çocukların madenlerde çalıştırıldığı, kadınların birçok ülkede oy kullanamadığı geçmişten mi?

Tarih kitaplarını biraz karıştırınca eski dünyanın da pek temiz olmadığı anlaşılıyor. Güçlülerin ayrıcalıkları, savaşlar, sürgünler, katliamlar, yoksulluk ve hastalıklar insanlığın uzun geçmişinin bir parçası.

İki dünya savaşında milyonlarca insan öldü. Toplama kampları kuruldu. Şehirler yıkıldı. Atom bombaları kullanıldı.

Bugün insanlık suçu kabul edilen kölelik, geçmişte birçok devletin hukuk düzeninde yer alıyordu.

İnsanlık bazı konularda gerçekten ilerledi. Çocukların, kadınların ve çalışanların hakları genişledi. Hastalıkların tedavisinde büyük gelişmeler yaşandı. İnsan ömrü uzadı.

Geçmişi bütünüyle güzel hatırlamak, o dönemde acı çeken insanları unutmak anlamına da gelebiliyor.

Bunları düşününce bugünün tarihin en kötü dönemi olduğundan emin olamıyorum.

Yine de geçmişin acılarını bugünün felaketlerine teselli olarak sunmak bana anlamsız geliyor. Gazze'de çocuğunu kaybeden bir anneye 2. Dünya Savaşı'nda daha fazla insanın öldüğünü söylemenin ne faydası var?

Önemli olan, geçmişten bugüne ne kadar yol aldığımız kadar, öğrendiklerimizle ne yaptığımız.

İnsanlık artık uzaya araç gönderebiliyor. Birçok hastalığın nedenini araştırıyor. Dünyanın öbür ucundaki insanla saniyeler içinde konuşuyor. Yapay zekâ, çalışma hayatını ve bilgiye ulaşma biçimimizi değiştiriyor.

Aynı dünyada milyonlarca insan yiyecek, temiz su ve güvenli barınma imkânından mahrum.

Devletler büyük bilimsel projelere kaynak ayırırken silahlanmaya da trilyonlarca dolar harcıyor.

II. Dünya Savaşı'nın ardından kurulan Birleşmiş Milletler, hazırlanan insan hakları sözleşmeleri, uluslararası mahkemeler… Hepsinin arkasında yaşanan felaketlerin tekrarlanmasını önleme düşüncesi vardı.

Aradan 80 yılı aşkın zaman geçti. Gazze, Ukrayna, Sudan ve başka yerlerde savaşların bedelini yine sıradan insanlar ödüyor.

Devletlerin güvenlik kaygıları, sınır anlaşmazlıkları, tarihsel hesapları var. Bunların hepsi diplomasi masalarında tartışılıyor. O masalarda temsil edilmeyen milyonlarca insan ise alınan kararların sonuçlarıyla yaşıyor.

Bir savaşın mağdurlarına gösterilen ilginin, o ülkenin siyasi önemine veya hangi devletle ittifak yaptığına göre değişmesi de ayrı bir sorun.

Bir çocuğun öldürülmesine karşı çıkmak için o çocuğun hangi milletten olduğunu bilmeye ihtiyacımız olmamalı.

Küresel siyasette eleştirdiğim bu tutarsızlığın küçük örnekleriyle Türkiye'de de karşılaşıyorum.

Bir kamu kurumunda işi olan vatandaşı düşünelim. Yapması gereken ilk şeyin dilekçe vermek değil, içeride bir tanıdık bulmak olduğuna inanıyorsa ortada yalnızca bürokratik bir mesele yok.

Bir genç, iyi eğitim almanın ve çok çalışmanın yetmeyeceğini, bir yerlere gelebilmek için çevre edinmesi gerektiğini düşünüyorsa bunun ülkenin geleceğiyle doğrudan ilgisi var.

İnsanlar kuralların herkese eşit uygulanmadığına inandıklarında kendi işlerini de kişisel ilişkilerle çözmeye yöneliyor. Sonra aynı düzenin bozukluğundan şikâyet ediyorlar.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: indyturk.com
Haber metni ve görseller indyturk.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 01 Kasım 2026 10:18 · Kaynak: indyturk.com
Kaynağı Oku ↗