Habermetrik
← Ana Sayfa
07 Kasım 2026 12:56
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

batıya özeniyoruz ama onu da yanlış yapıyoruz

batıya özeniyoruz ama onu da yanlış yapıyoruz
Görsel kaynağı: gazetesehir.com
⏱️ 6 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Geçtiğimiz 29 Ekim'de, Cumhuriyet Bayramı vesilesiyle Selanik'e gittim
  • Maksadım Atatürk'ün doğduğu evi görmekti
Hukuki not: Hassas içerik: doğrulama düzeyi editör onayından geçmiştir; detaylar adli/kurumsal açıklamalara bağlıdır.

Geçtiğimiz 29 Ekim'de, Cumhuriyet Bayramı vesilesiyle Selanik'e gittim. Maksadım Atatürk'ün doğduğu evi görmekti. İnsan böyle bir yolculuğa çıkınca ister istemez tarihle, Cumhuriyet'le, Türkiye'nin nereden gelip nereye gittiğiyle ilgili düşüncelere dalıyor.

Fakat benim aklımı kurcalayan şeylerden biri, Selanik sokaklarında karşılaştığım gençler oldu.

Kadınlar, erkekler, üniversite çağındaki gençler… Giyim kuşamları dikkatimi çekti. Daha doğrusu, Türkiye'de görmeye alıştığım bazı görüntülerin orada aynı yoğunlukta bulunmaması dikkatimi çekti.

İnsanlar sade giyiniyordu. Gösterişten uzak, gündelik hayatın doğal akışına uygun kıyafetler tercih ediyorlardı. Özellikle genç kadınların giyiminde Türkiye'deki bazı çevrelerde giderek yaygınlaştığını düşündüğüm cinselleştirilmiş görünümün belirgin ölçüde daha az olması ilgimi çekti.

Erkeklerde de benzer bir sadelik vardı. Kimsenin kıyafeti üzerinden kendisini ispatlamak gibi bir derdi varmış izlenimine kapılmadım.

Elbette birkaç gün boyunca bir şehirde gördüklerimle bütün Avrupa hakkında hüküm verecek değilim. Ancak gördüklerim, Türkiye'de yıllardır üzerinde düşündüğüm bir çelişkiyi yeniden hatırlattı.

Biz Batı'ya özeniyoruz. Fakat galiba Batı'nın neresi olduğunu bile bilmiyoruz.

Türkiye'de özellikle kendisini seküler ve modern olarak tanımlayan bazı çevrelerde Batılılaşma, belirli bir giyim tarzını benimsemekle, belli alışkanlıkları edinmekle, Amerikan dizilerindeki karakterlere benzemekle eş anlamlı hâle gelmiş durumda.

Peki, biz ne zamandan beri Avrupa'yı Amerika zannediyoruz?

Amerika'nın eleştirdiğini biz modernlik sanıyoruzGeçtiğimiz günlerde Korkunç Bir Film serisinin son filmini izledim. Seriyi bilenler bilir; Amerikan korku sinemasını tiye alırken Amerikan toplumunun alışkanlıklarıyla, gençlik kültürüyle, ilişkileriyle ve popüler kültürün yarattığı karakterlerle de alay eder.

Filmi izlerken garip bir şey fark ettim.

Amerikan toplumuna yönelik eleştirilerin önemli bir kısmı bana hiç yabancı gelmiyordu. Karakterlerin davranışları, ilişkilerdeki yüzeysellik, cinselliğin sunuluş biçimi, gösteriş merakı, toplumun kendi yarattığı tuhaflıklar…

Bunları izlerken aklıma sürekli Türkiye geldi.

Amerikalıların kendi toplumlarına bakıp güldüğü, eleştirdiği, hatta kimi zaman saçmalık olarak gördüğü davranışlar bizim gençlerimizin arasında da karşılık buluyordu.

İşte o anda aklımdan şu cümle geçti:

Türkiye küçük bir Amerika olmuş.

Üstelik işin ironik tarafı, Amerika'nın kendi kültürüne yönelttiği eleştirileri bile yeterince fark etmiyor oluşumuz.

Onların hicvettiği yaşam biçimlerini biz özgürlük, çağdaşlık ve modernlik göstergesi olarak değerlendirebiliyoruz.

Bir Amerikan filmindeki karakterin giydiğini giymek, onun gibi konuşmak, onun gibi davranmak, onun ilişkilerini örnek almak…

Bunların hangisi bizi daha medeni yapıyor?

Kültür artık yalnızca yaşanmıyor, pazarlanıyorAmerika'nın dünyaya ihraç ettiği en güçlü ürünlerden biri kültürüdür.

Hollywood, müzik endüstrisi, sosyal medya, dijital yayın platformları ve moda sektörü onlarca yıldır dünyanın farklı toplumlarının gündelik hayatına etki ediyor.

Bugün bir Türk genci, kendi şehrindeki insanların yaşam biçiminden önce binlerce kilometre uzaktaki Amerikan gençliğinin hayatını tanıyabiliyor.

Nasıl giyinmesi gerektiğini, hangi davranışların havalı sayıldığını, ilişkilerde neyin normal karşılandığını, hangi yaşam biçiminin arzu edilir olduğunu çoğu zaman ekranlardan öğreniyor.

Üstelik bunun için birilerinin çıkıp açıkça talimat vermesi gerekmiyor.

Bir davranışı yeterince sık gösterdiğinizde o davranış zamanla tanıdık hâle gelir. Tanıdık olan şey de giderek daha olağan karşılanabilir.

Ben bu yüzden Netflix gibi dijital platformların toplumsal etkisinin yeterince tartışılmadığını düşünüyorum.

Dizilerde hangi karakterlerin öne çıkarıldığı, hangi ilişkilerin olumlu biçimde sunulduğu, hangi yaşam tarzlarının başarı, saygınlık veya özgürlükle ilişkilendirildiği önemsiz tercihler değildir.

LGBT karakterlerin ve ilişkilerin giderek daha görünür biçimde işlenmesi de bu temsil tartışmasının bir parçasıdır. Burada yalnızca bir karakterin ekranda bulunmasından söz etmiyorum. Yapımcıların hangi değerleri, ilişkileri ve toplumsal anlayışları sürekli ön plana çıkardığını, bunların genç izleyicilerin dünyayı algılama biçimine nasıl etki ettiğini sorguluyorum.

Çünkü sinema ve televizyon yalnızca toplumun aynası değildir. Toplumun kendisine nasıl bakacağını da etkiler.

Bu etkinin her zaman tek merkezden yönetilen bir planın sonucu olduğunu söylemek için elimizde kanıt olması gerekir. Fakat kültürel etkinin kendisini görmezden gelmek de mümkün değil.

Daha önemlisi, biz bu etkiye karşı kendi kültürel birikimimizi ne ölçüde ortaya koyabiliyoruz?

Kendi kültürümüzü tanımadan başkasınınkini benimsiyoruzAmerika'nın tarihsel oluşumuna baktığımızda karşımıza farklı halkların, göçmen topluluklarının ve kültürlerin bir araya geldiği bir ülke çıkıyor. Elbette zaman içerisinde kendisine özgü bir Amerikan kültürü de oluşmuş.

Ancak bu kültürün bugün dünyanın dört bir yanında gördüğümüz biçimi, büyük ölçüde devasa bir eğlence ve tüketim endüstrisinin ürünü.

Amerika, farklı kaynaklardan beslenen yaşam biçimini küresel ölçekte pazarlamayı başardı.

Biz ise binlerce yıllık tarihsel ve kültürel birikime sahip olmamıza rağmen kendi kültürümüzü tanımakta, geliştirmekte ve yeni kuşaklara aktarmakta aynı başarıyı gösteremiyoruz.

Gençlerimizin bir bölümü kendi edebiyatını, müziğini, tarihini ve düşünce dünyasını yeterince tanımadan Amerikan popüler kültürünün içinde büyüyor.

Sonra da bu kültürün sunduğu yaşam biçimini çağdaşlığın doğal sonucu zannediyor.

Burada seküler kesime yönelik ayrıca bir eleştirim var.

Türkiye'de bazı insanlar geleneksel değerlerden uzaklaşmayı başlı başına bir ilerleme olarak görebiliyor. Kendisini modern olarak tanımlarken başka bir toplumun alışkanlıklarını neredeyse sorgusuz sualsiz benimseyebiliyor.

Oysa sorgulamakla övünen bir anlayışın, kendisine pazarlanan kültürü de sorgulaması gerekmez mi?

Amerikan popüler kültürünü benimsemek neden otomatik olarak ilericilik olsun?

Bir toplumun geleneklerini eleştirmek insanı modern yapmaya yetiyorsa, başka bir toplumun geleneklerini taklit etmek neden aynı ölçüde eleştiriye açık olmasın?

Modernleşmek için başka bir millete benzemek zorunda değilizModernlik kavramını da yanlış anladığımızı düşünüyorum.

Modernleşmeyi belirli kıyafetlerle, belirli ilişkilerle, belirli eğlence alışkanlıklarıyla açıklamaya çalışıyoruz.

Oysa modernleşme çok daha kapsamlı bir düşünce ve gelişim sürecidir.

Bilimde ilerlemek, nitelikli eğitim vermek, hukuku işler hâle getirmek, üretmek, teknolojiyi geliştirmek, eleştirel düşünceyi yaygınlaştırmak, kamusal hayatı daha düzenli ve yaşanabilir kılmak…

Bunları gerçekleştirmek için Amerikalı gibi giyinmemiz veya Amerikan dizilerindeki karakterlere benzememiz gerekmiyor.

Japonya modernleşirken Japon olmaktan vazgeçmedi. Dünyanın en gelişmiş ekonomilerinden birini kurarken kendi kültürel kimliğini de koruyabildi.

Biz neden modernleşmek için kendimize yabancılaşmamız gerektiğini düşünüyoruz?

Üstelik modernleşmeyi yalnızca dış görünüş üzerinden değerlendirmek, gerçekten ilerlememiz gereken alanlardaki eksikliklerimizi de görünmez kılıyor.

Bir toplumun gençleri Amerikan popüler kültürünü yakından takip edebilir. En yeni modayı benimseyebilir. Dünyadaki bütün dizileri izleyebilir.

Fakat aynı toplumda eğitim geriliyorsa, bilimsel üretim yetersiz kalıyorsa, insanlar düşüncelerini özgürce tartışamıyorsa, hukuk güven vermiyorsa, bunların hangisine modernleşme diyeceğiz?

Selanik sokaklarında düşündüklerimSelanik'te gördüğüm gençlerin giyim kuşamı bana bütün bu soruları yeniden sordurdu.

Avrupa'nın bir şehrinde karşılaştığım gündelik sadelikle, Türkiye'de Batılılaşma adına benimsendiğini düşündüğüm gösterişli ve giderek daha fazla cinselleştirilen popüler kültür arasında belirgin bir fark gördüm.

Dönüp kendi ülkemize baktığımda ise tuhaf bir tabloyla karşılaşıyorum.

Avrupalı olmak istediğini söyleyen, fakat Avrupa'yı yeterince tanımayan; modernleştiğini düşünen, fakat modernliği büyük ölçüde tüketim alışkanlıkları üzerinden değerlendiren; kendi toplumunun değerlerini sorgularken Amerikan popüler kültürünün sunduklarını aynı dikkatle sorgulamayan bir anlayış…

Bana kalırsa Türkiye'nin kültürel sorunlarından biri de bu.

Başkalarının ürettiği yaşam biçimlerini tüketmekte son derece başarılıyız. Fakat kendi kültürümüzden hareketle yeni bir şey üretme konusunda aynı özgüveni gösteremiyoruz.

Amerika'nın kendi toplumunu eleştirmek için çektiği filmlerde bile kendimizi görebiliyorsak, biraz düşünmemiz gerekiyor.

Çünkü insanın başkasına özenmesi anlaşılabilir bir durumdur. Fakat başkasının kendi içinde eleştirdiği alışkanlıkları ilerleme sayması, üzerinde durulması gereken ciddi bir çelişkidir.

29 Ekim'de Atatürk'ün doğduğu evi görmek için gittiğim Selanik'ten dönerken aklımda kalan düşüncelerden biri buydu.

Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana modernleşmeyi konuşuyoruz. Aradan geçen bunca zamana rağmen modernliğin ne olduğunu tartışmak yerine hâlâ kime benzememiz gerektiğiyle uğraşıyoruz.

Oysa modernleşmek için başka bir milletin taklidi olmamıza gerek yok.

Kendi kültürümüzü tanıyabilir, onu eleştirebilir, geliştirebilir ve çağın gerekleriyle buluşturabiliriz.

Biz gerçekten modern bir toplum mu olmak istiyoruz, yoksa modern olduğunu düşündüğümüz insanların hayatını mı yaşamak istiyoruz?

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: gazetesehir.com
Haber metni ve görseller gazetesehir.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Trafik
Yayın: 07 Kasım 2026 12:56 · Kaynak: gazetesehir.com
Kaynağı Oku ↗