TEMA Vakfı COP31 öncesi 30 yıllık iklim vaatlerini gündeme taşıdı
- TEMA Vakfı, COP31 öncesinde 30 yıllık iklim müzakerelerinin sonuçlarını değerlendirdi
- Vakfın paylaştığı verilere göre, 1995 yılında milyonda 360,82 parçacık (ppm) olan atmosferdeki karbondioksit (CO₂) yoğunluğu, 2025 yılında 427,35 ppm'e yükseldi
TEMA Vakfı, 1995'ten bu yana atmosferdeki CO₂ yoğunluğunun yüzde 18 arttığını belirterek COP31 öncesinde somut adım çağrısı yaptı.
TEMA Vakfı, COP31 öncesinde 30 yıllık iklim müzakerelerinin sonuçlarını değerlendirdi. Vakfın paylaştığı verilere göre, 1995 yılında milyonda 360,82 parçacık (ppm) olan atmosferdeki karbondioksit (CO₂) yoğunluğu, 2025 yılında 427,35 ppm'e yükseldi. Bu süreçteki artış yaklaşık yüzde 18 olarak hesaplandı.
1995 yılında başlayan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı (COP) toplantılarında Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması kabul edildi. Küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlandırma hedefi belirlendi ve iklim finansmanı için milyarlarca dolarlık taahhütler açıklandı.
Ancak TEMA Vakfı, alınan kararlarla uygulamadaki sonuçlar arasında fark bulunduğuna dikkat çekti.
30 YILDA ATMOSFERDEKİ KARBONDİOKSİT ARTTI TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, iklim müzakerelerinde açıklanan hedeflere rağmen atmosferdeki CO₂ miktarının yükselmeyi sürdürdüğünü belirtti. Ataç, bu tablonun iklim politikalarının uygulanmasındaki eksiklikleri ortaya koyduğunu ifade etti.
Ataç, karbon piyasalarının emisyonları kaynağında azaltmak yerine salımların farklı ülkelere taşınmasına yol açabildiğini söyledi. İklim krizine tarihsel olarak daha fazla neden olan sanayileşmiş ülkelerin sorumluluklarını ekonomik açıdan kırılgan ülkelere aktarmaması gerektiğini vurguladı.
COP31'in yeni vaatlerin açıklandığı bir zirveyle sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Ataç, iklim adaletini esas alan ve uygulanabilir adımlar içeren bir dönüşüm çağrısı yaptı.
FOSİL YAKITLARDAN ÇIKIŞ KARARI ALINAMADI TEMA Vakfının değerlendirmesinde fosil yakıtlardan çıkış, iklim müzakerelerinin sonuçlanmayan başlıkları arasında gösterildi. Fosil yakıtların iklim krizindeki rolüne rağmen bu kaynakların kullanımının sona erdirilmesine yönelik ortak bir takvim oluşturulamadı.
2021 yılında Glasgow'da düzenlenen COP26'da kömürün aşamalı olarak terk edilmesi ifadesi, müzakerelerin son aşamasında aşamalı olarak azaltılması şeklinde değiştirildi.
2023 yılında Dubai'de gerçekleştirilen COP28'de fosil yakıt sektörünün müzakerelerdeki etkisi tartışma konusu oldu. 2025 yılında Belém'de düzenlenen COP30'da ise 80'den fazla ülkenin desteklediği Fosil Yakıtlardan Çıkış Yol Haritası, nihai müzakere metnine alınmadı.
İKLİM FİNANSMANINDA KREDİ TARTIŞMASI İklim krizinin yol açtığı kayıp ve zararların karşılanması da TEMA Vakfının gündeme taşıdığı konular arasında yer aldı. Kayıp ve zarar başlığı, 2012 yılında Doha'da düzenlenen COP18'de ayrı bir karar kapsamında ele alındı.
Ancak 2015 yılında kabul edilen Paris Anlaşması kararında bu konunun sorumluluk ve tazminat taleplerine dayanak oluşturmayacağı belirtildi.
COP28'de işler hale gelen Kayıp ve Zarar Fonu için bugüne kadar açıklanan taahhütlerin toplamı yaklaşık 822 milyon dolar seviyesinde kaldı. TEMA Vakfı, yıllık kayıpların yüz milyarlarca dolarla ifade edildiği bir tabloda bu tutarın ihtiyacı karşılamadığını bildirdi.
2009 yılında Kopenhag'da düzenlenen COP15'te gelişmiş ülkeler tarafından yıllık 100 milyar dolarlık iklim finansmanı sözü verildi. Bu hedefe ancak 2022 yılında ulaşıldı. Söz konusu finansmanın yüzde 69'unun hibe yerine kredi biçiminde sağlandığına dikkat çekildi.
ORMANLARIN KORUNMASI COP GÜNDEMİNDE YER BULAMADI TEMA Vakfı, ormanların iklim müzakerelerinde ele alınış biçimini de değerlendirdi. Kyoto Protokolü döneminde orman alanları ve karbon yutaklarının emisyon hesaplamalarına dahil edilmesinin, ülkelerin kendi salımlarını azaltmadan hedeflerini karşılayabilmesine imkân tanıdığı belirtildi.
COP30'da ormansızlaşmayı durdurmaya yönelik yol haritasının resmi müzakere sürecinin dışında kalması da eleştirilen başlıklar arasında yer aldı. Vakıf, ormanların korunmasının iklim politikalarının temel unsurlarından biri olması gerektiğine işaret etti.
1,5 DERECE HEDEFİ İÇİN RİSK BÜYÜYOR 1997 yılında kabul edilen Kyoto Protokolü, sanayileşmiş ülkelere sera gazı emisyonlarını azaltma yükümlülükleri getirdi. 2015 yılında kabul edilen Paris Anlaşması ise küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlandırma hedefini ortaya koydu.
Ancak Paris Anlaşması kapsamında ülkelerin kendi belirledikleri Ulusal Katkı Beyanları esas alındı. TEMA Vakfının aktardığı değerlendirmeye göre, mevcut taahhütlerle küresel sıcaklık artışının 2,8°C seviyesine ulaşması bekleniyor.
Ülkelerin açıkladıkları hedefleri eksiksiz uygulaması durumunda bile artışın 2,3-2,5°C aralığında kalacağı öngörülüyor.
Türkiye'nin Ulusal Katkı Beyanı da değerlendirmede yer aldı. Vakıf, Türkiye'nin emisyonları bugünden itibaren azaltmak yerine önce artırıp ardından düşürmeyi öngören hedefini eleştirdi.
KARBON PİYASALARINA ELEŞTİRİ Kyoto Protokolü ile uygulamaya alınan karbon piyasaları, TEMA Vakfının eleştirdiği diğer başlık oldu. Bu mekanizmalar kapsamında ülkeler ve şirketler, emisyon azaltım yükümlülüklerini karşılamak amacıyla farklı bölgelerde oluşturulan karbon kredilerinden yararlanabiliyor.
Vakıf, bu yöntemin emisyonların kaynağında azaltılmasının yerine geçemeyeceğini belirtti. Karbon kredisi satın alınarak mevcut faaliyetlerin sürdürülmesinin iklim krizine kalıcı çözüm sunmadığına dikkat çekildi.
Vakıf, fosil yakıtlardan adil çıkış için takvime bağlı ve bağlayıcı bir yol haritası hazırlanmasını, kayıp ve zararların yeni borç yükü oluşturmayan hibelerle karşılanmasını talep ediyor.
Ormansızlaşmayı durdurma hedefinin resmi müzakere sürecine dahil edilmesi, emisyon azaltım planlarının 1,5°C hedefiyle uyumlu hale getirilmesi ve karbon piyasalarının gerçek emisyon azaltımının önüne geçmemesi de talepler arasında bulunuyor.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Siyaset
Yayın: 04 Kasım 2026 09:37 · Kaynak: merhabayozgat.com