Habermetrik
← Ana Sayfa
08 Kasım 2026 09:25
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

İki Toy, Bir Destan

İki Toy, Bir Destan
Görsel kaynağı: bolugundem.com
⏱️ 4 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Zamanın ve mekânın ötesinde, gök kubbenin en yüce katında ulu bir toy vardı
  • Türk’ün şanlı başbuğları, Oğuz Han’ın riyasetinde toplanmış; Türk milletine her yüzyılda bir ya da iki defa gelen mavi yeleli Bozkurt’un dünyaya gelmesini beklerler idi
Hukuki not: Hassas içerik: doğrulama düzeyi editör onayından geçmiştir; detaylar adli/kurumsal açıklamalara bağlıdır.

Zamanın ve mekânın ötesinde, gök kubbenin en yüce katında ulu bir toy vardı. Türk’ün şanlı başbuğları, Oğuz Han’ın riyasetinde toplanmış; Türk milletine her yüzyılda bir ya da iki defa gelen mavi yeleli Bozkurt’un dünyaya gelmesini beklerler idi.

Yeryüzünde ise takvimler 1881 yılını gösterirken Selanik’in Kocakasım Mahallesi’ndeki üç katlı mütevazı evde bir telaş yaşanmakta idi. Tam o anda gök kubbe yarılmış, gökyüzünden efsunlu mavi bir ışık görünmüş, evin içine doğru süzülmüş, Zübeyde Hanım’ın bulunduğu odayı baştan başa maviye bürümüş idi.

Bu kutlu parıltının gölgesinde Zübeyde Hanım nur topu gibi bir oğlan dünyaya getirmiş, ona Peygamber Efendimizin mübarek ismi olan ‘MUSTAFA’ adını vermiş idi.

Göklerdeki ulu otağda Başbuğ Oğuz Han oturduğu yerden kalkmış: ‘‘Başbuğlarım, muştular olsun! Bilge Kağan Başbuğ’un ‘Ey Türk! Titre ve kendine dön!’ sözünü gerçekleştirecek, Osman Gazi Han’ın rüyasında gördüğü, göğsünden çıkan çınar ağacına yeniden can verecek GÖKBÖRÜ dünyaya geldi’’ demiş ve sözü isim koyması için Dede Korku t’a vermiş idi.

Korkut Ata ise aksakalını sıvazlamış: ‘Adı iki cihan güneşimiz olan Mustafa olarak konuldu. Bundan sonra isim eklenecekse, gün geldiğinde TÜRK MİLLETİ versin’ demiş; dışarıda bekleyen kalabalığa ise muştuyu Oğuz Han vermiş idi.

O anda davullar gümbürdemiş, tunç borular göğü yırtmış, at üstünde cirit oyunları oynanmış, genç kızlar, genç erkekler ok atmış, yağız delikanlılar güreş tutmuş idi.

Gözleri lacivert, saçları sarı olan Mustafa büyümüş, ismine ilk eklemeyi ‘KEMAL’ olarak öğretmeninden almış idi.

Başı hep dik, aklı çağların ötesinde, fırtınalara meydan okuyan bir delikanlı idi.

Gün gelmiş, hayallerini süsleyen sırmayı donanıp kılıç kuşanmış, göğün büyülü yıldızları birer birer omzuna konmuş idi.

En büyük gayesi; Oğuz Han’dan beri süregelen Türk kimliğini ve onun sönmeyen meşalesi olan Türk kültürünü, çağdaş dünyada hak ettiği o sarsılmaz zirveye taşımak idi.

Bir gün ülkenin üzerini kara bulutlar sarmış, Türk yurdu işgal edilmiş, her bir yanına düşmanlar yayılmış; Başbuğ Alparslan’ın vatan yaptığı, Kutalmışoğlu Süleyman’ın ve Osman Gazi Han’ın devlet kurduğu topraklar akbabalarca bölüşülür idi.

İşte bu zifiri karanlıkta, Samsun ufuklarında, tıpkı Ergenekon’da olduğu gibi bir BOZKURT görünmüş, Türk’ün önüne Mustafa Kemal olarak dikilmiş idi.

Şehir şehir gezmiş, akıl almış akıl vermiş, ülkenin her bir yanından gelen Türk beylerini kurduğu mecliste bir araya getirmiş, Türk milletini aynı dualarda birleştirmiş idi.

O artık, Mustafa Kemal Paşa olarak adlanmış, ünü ünlenmiş, orduların başında YA İSTİKLAL YA ÖLÜM parolası ile giden bir BAŞBUĞ idi.

Kara günlerden, kara yıllardan geçilmiş, nice yiğitler kefensiz toprağa girmiş, ama vatan toprakları düşman işgalinden kurtulmuş idi. Sonrasında ise yeni bir devlet kurulmuş, adı TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ konmuş idi.

Türk Milleti ise Korkut Ata’nın Başbuğ Oğuzhan’a dediğini gerçekleştirmiş, kahramanlıklarından dolayı MUSTAFA KEMAL ismine ATATÜRK’ ü eklemiş idi.

Savaş meydanlarında geçen amansız bir ömür onun bedenini yıpratmıştı. Memleket sevdasıyla kendi canını hiçe saymış ve zamansızca yatağa düşmüş idi.

Tarih 8 Kasım 1938, saat 19.00 sularıydı...

Bilinci kapanırken, kendisini karşılayan görünmez bir dosta hürmetle, gür ve net bir sesle ‘ALEYKÜMSELAM’ dedi.

Bu an; Kur’an-ı Kerim’in Nahl ve Vakıa surelerinde müjdelenen, meleklerin iyilik sahiplerini cennetle selamladığı o mukaddes vuslatın habercisiydi.

1938’in sonbaharı hüznün en koyu sarısıyla boyanmış idi.

Kasım ayının o perşembesinde, saat tam dokuzu beş geçe, sanki kâinat derin bir nefes alıp susmuş, Dolmabahçe Sarayı’nın yorgun duvarlarından gökyüzünün sonsuzluğuna doğru, bulutları delen mavi bir ışık süzülmüş ve bir destan göğe yükselmiş idi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, koca bir vatanın kalbi Mustafa Kemal Atatürk…

O anda, milyonları gözü yaşlı bırakarak uçmağa varmış idi.

Bu yanda yas var iken, öte yanda göklerden gelen mavi ışığın göründüğü an davullar çalmış, tunç borular ötmüş; dünyadaki vazifesini tamamlayan kahraman için toy başlamıştı. Mavi ışık kutlu otağa doğru inmiş, ulu başbuğların karşısında dikilmişti.

Mustafa Kemal Atatürk’ü kucaklayan Oğuz Han: ‘Türk’ü tarih sahnesinden silmek isteyenlere karşı büyük savaşlar veren, yeniden Türklüğü dirilten ve ulu adımızı Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak kıyamete dek mühürleyen başbuğ, hoş geldin!’ demiş idi.

Sağındaki ilk koltuğu ona vermiş ve ‘Her 10 Kasım’da yeniden doğacaksın. Milletimizin vatan sevgisi ile atan her bir yüreğinde yaşayacaksın. Ne mutlu sana!’ muştusunu vermiş idi.

Saygı, hürmet, minnet ve rahmetle; ruhun şad olsun büyük kahraman!

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: bolugundem.com
Haber metni ve görseller bolugundem.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 08 Kasım 2026 09:25 · Kaynak: bolugundem.com
Kaynağı Oku ↗