Basın ve muhalefet partilerinin, DP döneminde çektiği çile
Dün Milli Şef İsmet İnönü döneminde basının başına gelenleri anlatmıştım.
Size bugün de Demokrat Parti döneminde (1950-1960) basının ve muhalefet partilerinin çektiği çileyi anlatacağım.
Demokrat Parti, muhalefetteyken, “Biz iktidara gelirsek kanunlardaki antidemokratik maddeleri ayıklayacağız” cümlesini adeta ağzına sakız etmişti.
İktidara geldi, basına, bürokrasiye ve üniversiteye karşı tavrı hemen değişti.
İlk müdahaleyi “askeri bürokrasiye” yaptı.
6 Haziran 1950’de, başta Genel Kurmay Başkanı olmak üzere ordunun üst düzey yöneticilerinin hepsini değiştirdi, 15 general ve 150 albayı görevden aldı.
DP iktidara geldiğinde, milli şef ve tek parti döneminin basına sansür uygulaması tam anlamıyla yürürlükteydi.
DP, söz verdiği gibi yasayı değiştirdi, basına özgürlük getirdi, ama kısa bir süreliğine.
Daha sonra çıkardığı yasalarla yine basının elini kolunu bağladı.
“Yandaş basın” yarattı, kendisine karşı olan gazete ve gazetecilerin cezalandırılmasını kolaylaştırdı.
1958 yılına gelindiğinde, 811 gazeteci “iktidara muhalefetten” hüküm giymiş, birçok gazete sık sık ve uzun sürelerle kapatılmıştı.
Sansür çok sert uygulanıyor, gazetelerin bazı sayfaları boş yayınlanıyordu.
“Devletin siyasi ve mali itibarını sarsmak” suçu
9 Mart 1954’te çıkarılan Basın Kanunu, iktidara, adeta “basını yerle bir etme” yetkisi veriyordu.
Kanuna göre, “devletin siyasi ve mali itibarını sarsmak” ağır suçlar arasına alınıyor, bu kapsamda yazı yazan gazeteci sorgusuz sualsiz hapse atılıyordu.
Hani bugün “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçu” var ya, tıpkı bunun gibi bir suç.
İktidar yeni bir “suç çeşidi” yaratmıştı, “devletin itibarının sarsıldığına” kendisi karar veriyor, mahkemenin gazeteciye vereceği ceza formaliteye kalıyordu.
2 Mayıs 1954’te yapılan genel seçimlerde DP’nin yüzde 56.6 oy alması, Başbakan Adnan Menderes’in ayağını iyice yerden kesmişti.
Menderes, seçimi açık farkla kazanmanın verdiği güçle, basınla köprüleri iyice atmıştı.
Seçimden hemen sonra, bir grup gazeteciye aynen şunları söyledi:
“Seçimler, benim gittiğim yolun ne kadar doğru olduğunu ortaya çıkardı. Şimdiye kadar sizlere danışmaya değer veriyordum. Asaba ilaç diye Aspirin mi yoksa Optalidon mu kullanmalıyım diye fikrinizi soruyordum. Halkın bana gösterdiği güven sonunda şunu anladım ki benim sizlere bir şey sormama ihtiyacım kalmamıştır.”
DP, gazetelere ve gazetecilere baskısını 27 Mayıs 1960 ihtilaline kadar devam ettirdi.
Gazetecileri “hapis cezası”yla, gazeteleri de “gazete kâğıdı” ve “baskı mürekkebi” ithalatına izin vermeyerek terbiye etmeye çalıştı.
Muhalefet partilerine getirilen yasaklar
27 Haziran 1956 tarihinde çıkarılan “Toplantı ve Gösteri Kanunu”, Demokrat Parti döneminin tam bir kara lekesidir.
DP, bu kanunu “muhalefetin halkla temasını kesmek” ve “sivil toplum kuruluşlarının toplum üzerindeki etkisini yok etmek” için çıkarmıştı.
Bu kanunla, siyasi partilerin, “seçim propaganda saatleri dışında” açık hava toplantıları yapmaları yasaklandı.
Seçim propagandasını da “seçimlere 45 gün kala dönemde” yapabileceklerdi.
Partilerin, bu dönem dışında ülkede miting ve toplantı yapmaları yasaktı.
Bu yasaklar, sadece siyasi partileri değil, tüm sivil toplum kuruluşlarını da kapsıyordu.
Hiçbir şekilde açıkhava mitingine izin yoktu.
Salon toplantıları ise kaymakamlık ve valilik iznine bağlıydı.
Vali ve kaymakamlar da, doğal olarak bu izinleri vermiyorlardı.
Yine yasaya göre, toplantılarda hoparlör, megafon ve plak dinleticisi kullanılması yasaktı.
Suç sayılan toplantıların dağıtılması için, polise, hedef göstermeksizin ateş etme izni veriliyordu.
Yasa, yasaya aykırı hareket edenlerin 3 aydan 3 yıla kadar hapis ve 500 liradan 5.000 TL’ye kadar para cezası ile cezalandırılmasını öngörüyordu.
Yasağın ilk mağduru
Yasanın ilk mağduru, CHP’li Kasım Gülek oldu.
Gülek’in; Karadeniz gezisi sırasında, Rize’de çarşıyı dolaşırken kendisini tanıyan dükkân sahiplerinin hatırını sorup tokalaşması, “gösteri yürüyüşü ve toplantı yapmak” olarak değerlendirildi.
Osmanlı döneminde 1909 yılında kabul edilen “İçtimat-ı Umumiye Kanunu”na göre, önceden izin alınmadan toplantı ve yürüyüş yapılması serbestti.
Osmanlı o dönemde “monarşi” ile yönetiliyordu, aradan 47 yıl geçip 1956 yılına gelindiğinde, Türkiye’deki rejimin adı “demokrasi” idi, ama Demokrat Parti “toplantı ve yürüyüş yapılmasını” yasaklamıştı.
Ülkede böylesine bir çelişki yaşanıyordu.
Demokrat Parti, “demokrasinin savunucusu” ve “halkın temsilcisi” olarak iktidara gelmişti, ama uygulamalarında “demokrasi ve halkın yararına” hiçbir şey yoktu.
“Siyasi parti” olarak sadece kendisini görüyor, diğerlerine “yaşam hakkı” tanımıyordu.
Seçim öncesi CHP’nin mallarına el konuyor
16 Aralık 1953’te çıkarılan kanunla CHP’nin bütün mallarına el konuldu.
İsmet İnönü, kanun tasarısı görüşülürken Meclis’te yaptığı konuşmada iktidara sert yüklendi:
“CHP’nin maddi varlığının müsadere edilmesinin bizim açımızdan herhangi bir önemi yoktur. Asıl önemli olan nokta, hukuk dışı bir rejime doğru gidiyorsunuz. Bu süreç sonunda halk sorgusuz sualsiz mahkûm edilecektir. Tarih kürsüsünden halinizi seyrediyorum. Suçluların telaşı içindesiniz. Işıktan dahi korkuyorsunuz.”
Kanun gereğince CHP’nin bütün mallarına el konuldu ve defterdarlıklar aracılığıyla ihale açılarak satıldı.
Mal konulan mallar arasında CHP’nin yayın organı olan Ulus gazetesi ve matbaası da vardı.
Gazete ertesi gün “Yeni Ulus” adıyla bir başka matbaada basılarak yayınına devam etti.
Bu “el koyma” kararından sonra, CHP, 25 Şubat 1954 tarihinde 3.Olağanüstü Kurultayı’nı topladı.
Genel Başkan İnönü, konuşmasında partinin o günlerdeki durumunu şöyle dile getiriyordu:
“İçinde bulunduğumuz yoksulluk ve imkânsızlık şartları hafife alınacak kadar ehemmiyetsiz değildir. Önümüzdeki kâğıda kadar yeniden tedarik yapılması, bir teşkilatı yeniden kurmak gibi güç olmuştur. Pek çok yerde henüz konuşacak bir mikrofon, ses yükseltici ve yazı makinesi bulamıyoruz. Hatta telefona bile Ankara’da, İstanbul’da zor kavuştuk.”
CHP, 2 Mayıs 1954’te yapılan milletvekili genel seçimlerine böylesine zor şartlar içinde hazırlanıyordu.
Demokrat Parti, en büyük rakibi CHP’nin mallarına el koyacak kadar işi ileri götürmüştü.
Millet Partisi’nin kapatılması
Tabii, DP sadece CHP’yi rakip olarak görmüyordu.
Millet Partisi’ni de sindirmek için her fırsatı kullanıyordu.
Çünkü Demokrat Parti ve Millet Partisi, aynı tabana hitap ediyordu.
Başbakan Adnan Menderes, 5 Mart 1953’te düzenlediği basın toplantısında, MP’yi “dini siyasete alet etmekle” suçladı.
Grup toplantısında ise “Dindar başka, mürteci başkadır. Dinle alakası olmayan bu adamlar mürtecidir. Dini siyasete alet etmek sureti ile iktidara gelmeye çalışmaktadırlar” ifadesiyle Millet Partisi’ne yüklendi.
Hemen arkasından TBMM, “dini siyasi amaçlar için kullananlara verilen cezaları artıran ve suçun sahasını genişleten” yeni bir kanun çıkardı.
Millet Partisi, bu kanun çerçevesinde, “din, mezhep ve tarikat esaslarına dayalı bir kuruluş” olduğu suçlamasıyla yargılandı ve mahkeme 27 Ocak 1954’te “partinin kapatılmasına” karar verdi.
Bu kararla partinin 2927’yi bulan merkez, ocak, bucak, il ve ilçelerdeki bütün binalarına kilit vuruldu.
Demokrat Parti; CHP’nin mallarına el koyarak, Millet Partisi’ni de kapatarak genel seçim öncesi rakiplerine önemli bir darbe indirmişti.
Devamı var…
Millet Partisi’nden söz edip de Osman Bölükbaşı’ndan söz etmemek olmaz.
Osman Bölükbaşı, Millet Partisi’nin kapatılması üzerine, arkadaşlarıyla “Cumhuriyetçi Millet Partisi”ni kurdu.
2 Mayıs 1954’te yapılan seçimlerde, Kırşehir’in neredeyse bütün oylarını alarak milletvekili seçildi.
Bu sonuç Demokrat Parti’yi çok kızdırdı, Kırşehir “ilçe” yapılarak Nevşehir’e bağlandı.
Bölükbaşı’nın, bu kararın ardından Adnan Menderes’e yönelik “Vilayeti kaldırdınız, bizi de kaldırın da zulmünüz tamam olsun” sözleri çok tartışıldı.
Osman Bölükbaşı “Kırşehir’in ilçe yapılmasına” çok öfkeliydi, hemen hemen her oturumda iktidara yönelik ağır eleştirilerini sürdürdü, bunun üzerine “dokunulmazlığı” kaldırıldı ve “TBMM’ye açıkça hakaret ettiği” gerekçesiyle gözaltına alınıp tutuklandı.
Kırşehir, eleştiriler üzerine Haziran-1957’de yeniden “il” yapıldı, ancak Osman Bölükbaşı’nın doğduğu Hasanlar Köyü Nevşehir’e bağlandı.
Demokrat Parti’nin Osman Bölükbaşı’na öfkesi henüz geçmemişti.
Demokrat Parti, sadece, ordu, basın ve siyasi partileri sindirmekle kalmadı, bir süre sonra “bürokratik kesime” de yöneldi.
Çıkardığı kanunlarla bürokrasiyi rahatsız eden “antidemokratik kararlar” aldı.
Devlet memurlarına, aday olmak istediklerinde, altı ay önceden görevlerinden istifa etme zorunluluğu getirildi.
Üniversite profesörlerinin siyasetle uğraşmaları yasaklandı.
Daha alt kariyerlerdeki üniversite hocalarının partilerde fiilen görev almaları da yasak kapsamına alındı.
Bürokrasiye karşı en sert yasa, 5 Temmuz 1954’te çıkarıldı.
Bu yasaya göre, profesörler, meslekte 25 yılını geçirmiş ya da 60 yaşını doldurmuş yargıçlar da dahil devlet görevlileri, hükümet tarafından geçici olarak görevden alınabilecek, dönem sonunda da emekli edilebilecekti.
Bu yasa, “bürokrasinin bağımsızlığına son verildiği” anlamına geliyordu.
Yine çıkarılan bir başka yasayla, “muhalefet partilerinin seçimlerde karma liste oluşturması” yasaklandı.
Ayrıca aynı kanunla muhalefet partilerine “devlet radyolarından yararlanma” yasağı da getirilmişti.
Bir parti tarafından reddedilen bir adayın, bir başka partiden aday olması da yasaktı.
Demokrat Parti, 1950 öncesi eleştirdiği pek çok yanlışı iktidara gelince kendisi yapmaya başlamıştı.
Bunlardan biri de “seçimlere şaibe karıştırmak”tı.
1946 seçimlerine nasıl şaibe karıştırıldıysa 1954 ve 1957 seçimleri de şaibeliydi.
Özellikle 1957 seçimlerinde, DP’nin oluşturduğu “seyyar seçmenler” birden fazla sandıkta oy kullandı.
Tarih tekerrür mü ediyor?
Sevgili okurlarım, size Demokrat Parti döneminde basına ve muhalefet partilerine yapılan baskıları anlatmaya çalıştım.
Demokrat Parti’nin iktidara gelişinden hesap edersek, o günden bugüne 76 yıl geçti.
Ülkemizde o yıllarda neler yaşandıysa, benzerlerini bugün de yaşıyoruz.
Tamam da, bir ülke yaşadıklarından hiç ders çıkarmaz mı?
Demek çıkarılmadı ki, tarih tekerrür ediyor.
Güzel ülkemize yazık ediyoruz.
Söyleyeceğim bu.

Kategori: Siyaset
Yayın: 16 Ekim 2026 15:08 · Kaynak: Kocaeli Gazetesi, kocaeligazetesi.com.tr