Habermetrik
← Ana Sayfa
Muğla/Datça 26 Eylül 2026 10:52
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Muğla’nın Emek, Demokrasi Ve İnsan Hakları Mücadelesi – 2 Emeğin Hafızası: Yatağan

Muğla’nın Emek, Demokrasi Ve İnsan Hakları Mücadelesi – 2 Emeğin Hafızası: Yatağan
⏱️ 8 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • MUĞLA’NIN EMEK, DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI MÜCADELESİ – 2 EMEĞİN HAFIZASI: YATAĞAN İlk bölümde Muğla’nın emek, demokrasi ve insan hakları mücadelesinin köklerine gitmiş; Yunus Nadi’den Halkevlerine, çok partili hayattan yerel basına, 27 Mayıs’tan 12 Eylül’e uzanan uzun bir dönemin izlerini

MUĞLA’NIN EMEK, DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI MÜCADELESİ – 2

EMEĞİN HAFIZASI: YATAĞAN

İlk bölümde Muğla’nın emek, demokrasi ve insan hakları mücadelesinin köklerine gitmiş; Yunus Nadi’den Halkevlerine, çok partili hayattan yerel basına, 27 Mayıs’tan 12 Eylül’e uzanan uzun bir dönemin izlerini sürmüştük. Ve bir söz vermiştik: Siyasetçiyi anlatırken işçiyi, gazeteciyi anlatırken matbaada çalışanı, sendika başkanını anlatırken maden ocağındaki işçiyi unutmayacaktık. Şimdi o sözün peşinden Yatağan’a gidiyoruz.

Çünkü Yatağan’ın hikâyesi yalnız bir termik santralin ya da kömür ocağının hikâyesi değildir. Bir ilçenin ekonomik ve toplumsal hayatının enerji ve madencilikle nasıl iç içe geçtiğinin; işçinin çalışma hakkının, kamu işletmelerinin geleceğinin, çevrenin ve insan sağlığının yıllar boyunca nasıl aynı tartışmanın farklı taraflarını oluşturduğunun hikâyesidir.

Yatağan Termik Santrali’nin ilk ünitesi 20 Ekim 1982’de, ikinci ünitesi 15 Haziran 1983’te, üçüncü ünitesi ise 18 Aralık 1984’te devreye girdi. Böylece santral ve onu besleyen madenler bölgenin ekonomik hayatının önemli unsurlarından biri hâline geldi.

İşçiler, aileleri, esnaf ve çevre köylerle birlikte Yatağan’da enerji ve madenciliğin şekillendirdiği yeni bir toplumsal yapı oluştu.

Fakat aynı santral başka bir tartışmanın da merkezindeydi. Kömür üretiminin, hava kirliliğinin, ormanların, köylerin ve insan sağlığının geleceği tartışılıyordu. Daha 1980’li yıllarda santralin ormanlar üzerindeki etkileri bilimsel çalışmalara konu oluyordu.

Böylece Muğla’nın sonraki yıllarına damgasını vuracak iki temel hak aynı coğrafyada yan yana geldi: çalışma hakkı ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı.

Bunları birbirinin düşmanı gibi anlatmak kolaydır. Oysa Yatağan’ın gerçeği bundan daha karmaşıktı. Madencinin ailesini geçindirmek için işe ihtiyacı vardı. Köylünün toprağını, yurttaşın temiz havayı, gelecek kuşakların doğasını koruma talebi de gerçekti.

Yatağan işçisinin örgütlü mücadelesi de yıllar içinde gelişti. Bu hafızanın önemli sendikal isimlerinden biri Erol Soğancı oldu. Ama Yatağan’ın hikâyesini yalnız sendika başkanlarının isimleri üzerinden anlatırsak, bu kez o mücadelenin asıl kalabalığını gözden kaçırırız.

Çünkü fabrikanın kapısında bekleyen, vardiyaya giren, madene inen, nöbet tutan ve ailesinin geçimini sağlayan yüzlerce işçi vardı.

1990’lardan itibaren onların karşısına giderek daha sık çıkan bir kelime vardı: Özelleştirme. 16 Kasım 1996’da aralarında Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy’ün de bulunduğu termik santrallerin işletme haklarının devri için ilana çıkıldı.

İşçiler buna karşı çıktı. 1997’de santrallerin önünde eylemler yapıldı; TES-İŞ ve Maden-İş’in örgütlü olduğu işyerlerinde özelleştirmeye karşı mücadele giderek büyüdü.

İşte ilk bölümde arayacağımızı söylediğimiz insanlardan bazıları burada karşımıza çıkıyor: Süleyman Taşpınar ve Mehmet Var. Bugün geniş kamuoyunun belki hiç tanımadığı iki isim. Dönemin kayıtlarında işyeri/sendika temsilcileri olarak özelleştirmeye karşı mücadelenin içinde yer aldılar.

1997’deki eylemler sırasında sendikacılarla birlikte gözaltına alınan emekçiler arasındaydılar. Belki bugün isimlerini çok az kişi hatırlıyor. Ama Muğla’nın emek tarihi yalnız kürsüde konuşanların değil, o kapının önünde bekleyenlerin de tarihi.

Yıllar geçti ama özelleştirme tartışması bitmedi. 2013’e gelindiğinde Yatağan yeniden Türkiye’nin önemli emek mücadelelerinden birinin adresi oldu. Yatağan işçileri 16 Eylül 2013’te termik santralin önüne direniş çadırını kurdu. O çadırla başlayan mücadele tam 447 gün sürdü.

Bir rakamı yazmak kolay: 447 gün. Ama o rakamın arkasında 447 sabah, 447 gece; vardiyalar, nöbetler, Ankara yolları ve bekleyen aileler vardı. Ve her sabah yeniden sorulan aynı soru: Yarın işimiz olacak mı?

TES-İŞ ve Türkiye Maden-İş üyesi işçiler eylemler, yürüyüşler, mitingler ve basın açıklamaları yaptılar. Mücadele Yatağan’dan Ankara’ya taşındı. İşçiler Özelleştirme İdaresi önüne kadar gittiler. Bu dönemde TES-İŞ Yatağan Şube Başkanı Fatih Erçelik ile Türkiye Maden-İş Yatağan ve Havalisi Şube Başkanı Süleyman Girgin öne çıkan sendikal isimlerdi.

Fakat 447 gün yalnız onların hikâyesi değildi. Nitekim Yatağan direnişini daha sonra inceleyen akademik araştırma da mücadelenin uzun süre devam edebilmesinde işyeri komitelerinin, geçmiş mücadele deneyiminin ve işçilerin örgütlenmeye doğrudan katılımının önemli rol oynadığını ortaya koyuyor.

O halde yine işçiye dönelim. Turgay Yarar, Yatağan Termik Santrali’nde metal teknisyeniydi. Hüseyin Cem Kaya ise elektrik teknisyeniydi. 2014 yılında direniş devam ederken yapılan bir saha röportajında ikisi de kendi isimleri ve meslekleriyle konuştu.

Milletvekili değillerdi, belediye başkanı değillerdi, sendika başkanı da değillerdi. İşçiydiler. Belki de tam bu nedenle isimleri bu yazıda bulunmalı. Çünkü Muğla’nın tarihi yalnız karar verenlerin değil, alınan kararların hayatını değiştirdiği insanların da tarihidir.

Sonunda özelleştirme gerçekleşti. Yatağan Termik Santrali 1 Aralık 2014’te özel sektöre devredildi. İşçiler özelleştirmeyi engelleyemediler. Ama tarih yalnız kazanılan mücadelelerden oluşmaz. Bazen bir mücadeleden geriye bıraktığı hafıza kalır.

Yatağan’dan da güçlü bir emek hafızası kaldı. Erol Soğancı’dan Fatih Erçelik’e, Süleyman Girgin’den Süleyman Taşpınar’a, Mehmet Var’a, Turgay Yarar’a, Hüseyin Cem Kaya’ya ve bugün adını bilmediğimiz yüzlerce maden ve enerji işçisine uzanan bir hafıza… Vardiyadan çıkıp direnişe katılanların, santral kapısında bekleyenlerin, gözaltına alınan arkadaşlarının ardından gidenlerin, çadırda nöbet tutanların, Ankara yollarına düşenlerin ve evde onları bekleyen ailelerin hafızası…

İlk bölümde “sendika başkanını anlatacağız ama maden ocağındaki işçiyi unutmayacağız” derken kastettiğimiz biraz da buydu. Muğla’nın emek tarihi onların da tarihidir.

Fakat Yatağan bize başka ve çok daha zor bir soru bıraktı: Bir insanın çalışma hakkıyla başka bir insanın sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı karşı karşıya geldiğinde ne olacak? Bir tarafta “ekmeğim” diyen işçi, diğer tarafta “havam, suyum, toprağım” diyen yurttaş… Aslında Muğla’nın yakın tarihinin en önemli tartışmalarından biri tam burada yatıyor.

Belki mesele bu iki hakkı karşı karşıya getirmek değil; insanın hem emeğini hem yaşam alanını koruyabilecek bir düzen kurabilmekti.

Çünkü Yatağan’da işçiler işlerine sahip çıkarken Muğla’nın başka köşelerinde başka insanlar da yaşadıkları yere sahip çıkıyordu. Gökova’da bir körfeze, İztuzu’nda bir kumsala, Yuvarlakçay’da bir suya, Akbelen’de bir ormana… Orada karşımıza başka insanlar çıkacak: köylüler, kadınlar, bilim insanları, hukukçular, çevreciler… Saynur Gelendost, Kaptan June ve yıllar sonra Nejla Işık.

İkinci bölümde emeğin izini sürdük. Üçüncü bölümde toprağın, suyun, denizin ve ormanın hafızasına gideceğiz. Ama aslında sorumuz hiç değişmeyecek:

Muğla’ya kim sahip çıktı, nasıl sahip çıktı ve bunun bedelini kim ödedi?

Devam edecek…

A. Sezai ÖZ

Summary in English: The text examines the socio-economic and labor history of Muğla through the lens of the Yatağan Thermal Power Plant and its coal mines, which became operational in the 1980s. It chronicles the organized struggles of energy and mine workers against privatization, highlighted by the 1997 protests and the notable 447-day resistance that began in 2013 under the leadership of TES-İŞ and Maden-İş unions alongside everyday workers.

Although the plant was ultimately privatized in 2014, the movement left an enduring collective memory of labor rights. Concurrently, the narrative addresses the complex tension between the right to work and the right to a healthy environment, setting the stage for future accounts of environmental movements across the region.

Zusammenfassung auf Deutsch: Der Text beleuchtet die Arbeits- und Sozialgeschichte der türkischen Region Muğla anhand des Wärmekraftwerks Yatağan und der dazugehörigen Kohlegruben, die in den 1980er Jahren ihren Betrieb aufnahmen. Er dokumentiert den organisierten Widerstand der Energie- und Bergarbeiter gegen die Privatisierung, insbesondere die Proteste von 1997 sowie den 447 Tage andauernden Streik ab 2013, an dem sowohl Gewerkschaftsführer als auch einfache Arbeiter aktiv beteiligt waren.

Trotz der letztendlichen Privatisierung der Anlage im Jahr 2014 hinterließ der Arbeitskampf ein prägendes historisches Erbe. Zudem wird der inhärente Konflikt zwischen dem Recht auf Arbeit und dem Schutz von Umwelt und Gesundheit thematisiert, welcher auch andere ökologische Bewegungen der Provinz prägt.

Résumé en français: Le texte retrace l’histoire sociale et syndicale de la région de Muğla à travers le prisme de la centrale thermique de Yatağan et de ses mines de charbon, mises en service au début des années 1980. Il met en lumière les luttes ouvrières organisées contre la privatisation, depuis les mobilisations de 1997 jusqu’au mouvement de résistance de 447 jours amorcé en 2013 par les syndicats TES-İŞ et Maden-İş ainsi que les travailleurs de base.

Bien que la centrale ait été finalement privatisée fin 2014, cette mobilisation a forgé une mémoire ouvrière collective significative. Le récit soulève également la tension constante entre la défense du droit au travail et les impératifs de préservation de l’environnement et de la santé publique.

Περίληψη στα ελληνικά: Το κείμενο καταγράφει την ιστορία των εργατικών αγώνων και την κοινωνική διαδρομή στα Μούγλα μέσα από το παράδειγμα του θερμοηλεκτρικού σταθμού και των ορυχείων άνθρακα στα Γιαταγάν, τα οποία τέθηκαν σε λειτουργία τη δεκαετία του 1980. Εστιάζει στη μακροχρόνια συλλογική αντίσταση των εργαζομένων ενάντια στην ιδιωτικοποίηση, με αποκορύφωμα τις κινητοποιήσεις του 1997 και την αντίσταση των 447 ημερών που ξεκίνησε το 2013 υπό τα συνδικάτα TES-İŞ και Maden-İş με την ενεργό δράση των εργατών βάσης. Παρά την τελική ιδιωτικοποίηση της μονάδας το 2014, ο αγώνας άφησε μια σημαντική ιστορική μνήμη για το εργατικό κίνημα. Παράλληλα, αναδεικνύεται η σύνθετη σύγκρουση μεταξύ του δικαιώματος στην εργασία και του δικαιώματος σε ένα καθαρό περιβάλλον.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: datcahavadis.com
Haber metni ve görseller datcahavadis.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset · Bölge: Muğla/Datça
Yayın: 26 Eylül 2026 10:52 · Kaynak: datcahavadis.com