Bir Cumhuriyetin ardındaki insan
- Bir milletin kaderini değiştiren adamın kalbinden kim haberdardı
- 29 Ekim denildiğinde aklımıza bayraklar, marşlar, meydanlar ve büyük bir zafer gelir
Bir milletin kaderini değiştiren adamın kalbinden kim haberdardı?
29 Ekim denildiğinde aklımıza bayraklar, marşlar, meydanlar ve büyük bir zafer gelir. Cumhuriyet’in ilan edildiği o tarihî günün gururunu her yıl aynı heyecanla yaşarız. Peki, hiç düşündük mü? Bir milletin kaderini değiştiren insan, o büyük zaferin ardından kendi kalbinde neler hissetmişti?
Mustafa Kemal Atatürk…
Bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet kuran, umudunu kaybetmiş bir millete yeniden ayağa kalkmayı öğreten, karanlığın ortasında aklın ve bilimin ışığını yakan adam.
Tarih bize onun savaşlarını, zaferlerini, devrimlerini ve fikirlerini anlattı. Cephelerdeki kararlılığını, kürsülerdeki hitabetini, ileri görüşlülüğünü öğrendik. Fakat bütün bunların ardında, insan olan Mustafa Kemal’i ne kadar düşündük?
Cumhuriyet’in ilan edildiği o geceyi hayal ediyorum.
29 Ekim 1923…
Yıllarca süren savaşlar, kaybedilen silah arkadaşları, yokluk, yorgunluk, verilen mücadeleler ve nihayetinde bir milletin yeniden doğuşu.
Mecliste Cumhuriyet ilan edilmiş. Bir millet artık kendi kaderini kendi iradesiyle belirleme hakkına kavuşmuş.
Acaba Mustafa Kemal o gece yalnız kaldığında ne yaptı?
Derin bir nefes mi aldı? Gözlerini kapatıp geride bıraktığı yılları mı düşündü? Cephelerde kaybettiği arkadaşlarını, annesini, çocukluğunu, gençliğini mi hatırladı?
Belki bir anlığına bütün o askerî ve siyasi sorumlulukların ağırlığından sıyrılıp yalnızca mutlu olmak istedi.
Belki de o büyük sevincin içinde, bundan sonra omuzlarında taşıyacağı sorumluluğun büyüklüğünü hissetti.
Bunları bilmiyoruz.
Çünkü tarih büyük insanların yaptıklarını kaydederken, kalplerinden geçenleri her zaman yazamaz.
Atatürk’ün hayatını düşündüğümde beni en çok etkileyen şeylerden biri de budur.
Bir ömür boyunca mücadele etmiş, cepheden cepheye koşmuş, milletinin geleceğini kendi kişisel hayatının önüne koymuş bir insanın iç dünyası…
Elbette dostları, sevdikleri, yakınlık duyduğu insanlar vardı. Fakat bir millete önderlik etmenin, milyonlarca insanın umudunu taşımanın kendine özgü bir yalnızlığı da olmalıydı.
Bir insan düşünün.
Kendi hayatının sınırlarını aşmış, gelecek kuşakların yaşayacağı hayatı düşünmeye başlamış.
Henüz doğmamış çocukların okuyacağı okulları, kadınların sahip olacağı hakları, gençlerin kuracağı hayalleri, çiftçinin işleyeceği toprağı, sanatçının üreteceği eserleri dert edinmiş.
Kendisine ait bir gelecekten çok, milletine ait bir gelecek inşa etmiş.
Ve bugün biz, onun kurduğu Cumhuriyet’in içinde yaşıyoruz.
Ben bir kadınım.
Yazıyorum, düşünüyorum, üretiyorum, çalışıyorum. Fikirlerimi ifade edebiliyor, kendi kararlarımı verebiliyor, çocuklarımın geleceği için söz sahibi olabiliyorum.
Bunların hiçbirini hayatın kendiliğinden sunduğu sıradan imkânlar olarak görmüyorum.
Cumhuriyet’in kadınlara açtığı kapıların, eğitimde ve toplumsal yaşamda başlattığı dönüşümün ne kadar kıymetli olduğunu biliyorum.
Ve bir anneyim.
Çocuklarıma Cumhuriyet’i yalnızca bir bayram olarak öğretmek istemiyorum.
Onlara özgürlüğün kıymetini, bağımsızlığın onurunu, insan olmanın eşitliğini, aklın ve bilimin yol göstericiliğini anlatmak istiyorum.
Bir bayrağın neden yere düşürülmediğini, bir milletin neden bağımsızlığından vazgeçmediğini, Atatürk’ün neden yalnızca bir tarih kitabının sayfalarında kalamayacağını bilmelerini istiyorum.
Çünkü Cumhuriyet, geçmişte kazanılmış ve orada bırakılmış bir zafer değildir.
Cumhuriyet, her yeni neslin yeniden anlaması, koruması ve yaşatması gereken büyük bir emanettir.
Atatürk’ün son yıllarını düşündüğümde ise içimde başka bir duygu beliriyor.
Bir ömür boyunca zamanı milletinin geleceğine yetiştirmeye çalışan o insanın, hastalığının ilerlediği günlerde neler hissettiğini merak ediyorum.
Yarım kaldığını düşündüğü işleri var mıydı?
Geleceğe dair söylemek istediği daha ne kadar sözü vardı?
Bir insanın ömrü sona yaklaşırken, ardında bıraktığı eserle kurduğu ilişki nasıl bir duygudur?
Atatürk’ün hafızalarda yer eden şu sözleri, bu soruları benim için daha da anlamlı kılıyor:
“Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.”
İşte Cumhuriyet’i anlamak da tam burada başlıyor.
Onu yalnızca anmakla değil, düşüncelerini anlayarak, değerlerini yaşatarak, bıraktığı mirasa sahip çıkarak…
Bir milletin geleceğini değiştiren insanın en büyük arzularından birinin, kurduğu Cumhuriyet’in kendisinden sonra da yaşaması olduğunu düşünmek hiç de zor değil.
Bugün sokaklarımızda dalgalanan her bayrakta, okula giden her kız çocuğunda, özgürce düşünen her gençte, bilim üreten her zihinde, kendi ayakları üzerinde duran her kadında o büyük mücadelenin izleri var.
Atatürk’ün bedeni toprağa emanet edildi. Fakat fikirleri, kurduğu Cumhuriyet ve milletine bıraktığı sorumluluk yaşamaya devam ediyor.
Bu akşam bu yazının ilk düşünceleri eşim Gökhan’la yaptığımız bir sohbetin içinde doğdu.
Bana Cumhuriyet’i kuran büyük liderin ardındaki insanı düşünmemi söyledi. Onun yalnızlığını, fedakârlıklarını, belki kimseye anlatamadığı duygularını…
Ve bir soru bıraktı zihnime:
“Acaba Atatürk, Cumhuriyet’i ilan ettiğinde gerçekten ne hissetti?”
Bu sorunun kesin cevabını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Fakat sorunun kendisi bile ona duyduğum minneti başka bir derinliğe taşıdı.
Sevgili eşim Gökhan’a, alışılmış kutlama cümlelerinin ötesine geçmeme vesile olan bu kıymetli düşüncesi için yürekten teşekkür ediyorum. Aynı ülkeye, aynı tarihe ve aynı değerlere bakarken birbirimizin düşünce dünyasına yeni pencereler açabilmek ne güzel.
Bugün Cumhuriyet’imizin 103. yılını kutluyoruz.
Yüz üç yıl önce bir milletin önüne yalnızca yeni bir yönetim biçimi değil, yeni bir gelecek konuldu.
O geleceğin içinde biz vardık.
Çocuklarımız vardı.
Henüz doğmamış kuşaklar vardı.
Ve bugün bize düşen, o büyük emaneti yalnızca alkışlamak değil; hakkını vererek yaşamaktır.
Cumhuriyet’i sevmek, onu anlamaktır.
Cumhuriyet’i korumak, onun değerlerini savunmaktır.
Cumhuriyet’i kutlamak ise geçmişin fedakârlıklarını unutmadan geleceğe umutla bakabilmektir.
Sevgili Atam,
Senin Cumhuriyet’i ilan ettiğin gece neler hissettiğini bilmiyorum.
Ama bugün, yüz üç yıl sonra, senin bize bıraktığın ülkede yaşayan bir Türk kadını olarak ne hissettiğimi çok iyi biliyorum.
Minnet duyuyorum.
Gurur duyuyorum.
Ve sana verdiğimiz sözün sorumluluğunu taşıyorum.
Sen bir milletin geleceğine inandın.
Biz de o geleceğin içinde, senin bize duyduğun güvene layık olmaya çalışacağız.
Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlığımız uğruna mücadele eden bütün kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Yaşasın Cumhuriyet!
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Ekonomi · Bölge: Konya/Derbent
Yayın: 28 Ekim 2026 20:09 · Kaynak: kocaelidenge.com