Habermetrik
← Ana Sayfa
16 Eylül 2026 20:27 · Güncelleme 20:45
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Tıbbiye’de Kadınlara Açılan İlk Kapı: Osmanlı’da Modern Ebelik Eğitiminin Bilinmeyen Hikâyesi

Tıbbiye’de Kadınlara Açılan İlk Kapı: Osmanlı’da Modern Ebelik Eğitiminin Bilinmeyen Hikâyesi
Görsel kaynağı: tibbiyebulteni.com

Yazar: Ahmet Balcı

İstanbul, 20 Ağustos 1840.

Ceride-i Havadis’in üçüncü sayısında sıra dışı bir ilan yayımlandı.

İlanda Fransa’nın Montpellier kentindeki ebelik okulunda eğitim gördüğü, tıp meclisinin sınavından geçerek diploma aldığı belirtilen bir kadının İstanbul’a geldiği haber veriliyordu.

Adı Annette Ventura’ydı.

Gazete, Ventura’nın hamile ve lohusa kadınların rahatsızlıkları konusunda eğitimli olduğunu ve Beyoğlu’nda çalışmaya başladığını İstanbul halkına duyuruyordu. [1]

Bu küçük gazete ilanı, birkaç yıl içinde Osmanlı sağlık sisteminde gerçekleşecek önemli bir dönüşümün habercilerinden biriydi.

Çünkü ebelik artık yalnız tecrübeyle öğrenilen geleneksel bir uğraş olmaktan çıkarılmaya çalışılıyordu.

Mekteb-i Tıbbiye’nin kapıları kadınlara açılacaktı.

1841’DE GAZETE BU KEZ ÇOK DAHA RADİKAL BİR FİKİR YAZDI

Aradan yaklaşık sekiz ay geçti.

Gazetenin aktardığı düşüncenin özü şuydu:

Ebelik yalnız tecrübeyle öğrenilemezdi.

Avrupa’da hekimliğin kitapları olduğu gibi ebeliğin de kitapları ve sistemli bir öğretimi vardı. Bu bilgi öğrenilmeden mesleğin gerektiği şekilde icra edilmesi mümkün değildi. [2]

Aynı haberde Fransız ebe Ventura’nın Mekteb-i Tıbbiye’de görevlendirildiği de duyuruluyordu. [2]

Bu, Osmanlı sağlık tarihinde önemli bir zihniyet değişikliğinin işaretiydi.

Doğum bilgisi ilk kez devletin modern tıp okulunda kadınlara sistemli biçimde aktarılacaktı.

ASLINDA HAZIRLIK DAHA ÖNCE BAŞLAMIŞTI

Yeni bulunan arşiv bilgileri hikâyeyi daha da geriye götürüyor.

Nil Sarı’nın obstetrik eğitim tarihine ilişkin araştırmasına göre Mekteb-i Tıbbiye için daha 1837’de Paris’te Dr. Louis Auzoux tarafından hazırlanan, gebeliğin başlangıç dönemindeki uterus ile embriyo ve fetüs gelişimini gösteren anatomik modeller getirtilmişti. [3]

Bu bilgi Osmanlı Arşivi’ndeki 24 Temmuz 1837 tarihli belgeye dayanıyor.

Yani kadınlar için düzenli ebelik kursları başlamadan yıllar önce Tıbbiye, gebeliği yalnız kitaptaki çizimlerle değil üç boyutlu eğitim araçlarıyla öğretmeye hazırlanıyordu. [3]

Fransa ve İngiltere’den getirilen obstetrik modellerin teminine ilişkin başka Osmanlı Arşivi kayıtları da bulunuyor.

Böylece Mekteb-i Tıbbiye’deki uygulamalı doğum eğitiminin maddi altyapısının izleri doğrudan arşiv belgelerine kadar takip edilebiliyor.

1842: TIBBİYE’DE KADINLAR İÇİN EBE SINIFI

1842’ye gelindiğinde yeni sistem kurumsallaşmaya başladı.

Mekteb-i Tıbbiye’de kadınlara yönelik ebelik kursları açıldı. TDV İslâm Ansiklopedisi de kadınlara ebelik dersleri ve uygulamalı eğitimin 1842’de başladığını kaydediyor. [4]

Türk Maarif Ansiklopedisi ise Ebe Mektebi’nin kuruluşunu 1842’ye tarihlendiriyor. [5]

Bu nokta önemli.

Kadınların Osmanlı yükseköğretimine düzenli öğrenci olarak kabul edilmesinden çok önce, kadınlar sağlık eğitimi aracılığıyla modern Tıbbiye’nin ders ortamına girmişti.

Onlar hekimlik öğrencisi değildi.

Fakat ders görüyor, uygulama yapıyor, sınava giriyor ve başarılı olduklarında meslekî yeterlilik belgesi alıyorlardı.

2 NİSAN 1842 TARİHLİ EMİRNAME EĞİTİMİ AYRINTILARIYLA ANLATIYOR

Ebelik eğitiminin nasıl yapılacağını gösteren en ilginç belgelerden biri 20 Safer 1258, yani 2 Nisan 1842 tarihli emirname.

Belgenin günümüz Türkçesine aktarılan içeriğine göre Rum, Ermeni ve Musevi topluluklarının ebelerinin de haftada iki gün Tıbbiye’deki eğitime gelmeleri isteniyordu. [6]

Dersler Türkçe verilecekti.

Daha da dikkat çekici olan ise uygulama derslerinin düzeniydi.

Kadınların meslekî uygulama yaptıkları sırada sınıfta öğretmenler dışında erkek bulunmayacaktı. [6]

Dönemin toplumsal koşulları içinde kadınların tıp eğitiminin içine alınabilmesi için özel bir öğretim modeli kurulmuştu.

60 DOĞUM LEVHASI

Belgede bugün için bile şaşırtıcı bir ayrıntı bulunuyor.

Ebe adaylarının eğitiminde yaklaşık 60 adet doğum öğretim levhası kullanılıyordu. [6]

Bu levhalarda gebelik, fetüsün rahimdeki konumu, doğumun çeşitli aşamaları, doğum güçlükleri ve komplikasyonlar gösteriliyordu.

Okuma yazma bilmeyen öğrencilerin de bulunabildiği düşünüldüğünde bu görsel materyaller çok önemliydi.

Tıbbiye, yalnız anlatan bir okul olmaktan çıkıyordu.

Öğrencinin görmesini istiyordu.

DAHA DA İLGİNCİ: “FANTOM” ÜZERİNDE DOĞUM YAPTIRIYORLARDI

1842 tarihli düzenlemenin en çarpıcı kısmı uygulamalı eğitimdi.

Dönem kaynaklarının “fantom” olarak nitelendirdiği obstetrik modeller kullanılıyordu.

Aktarılan belgede, göderiden yani deriden yapılmış çocuk modellerinin yine anatomik modeller üzerinden “doğurtulduğu” anlatılıyor. [6]

Başka bir ifadeyle ebe adayları gerçek doğumun mekanizmasını bir eğitim modeli üzerinde tekrar tekrar çalışabiliyordu.

Bugün sağlık bilimleri fakültelerinde kullanılan doğum simülatörlerinin mantığı neyse, 1840’ların Tıbbiyesi’nde kullanılan bu fantomların eğitim mantığı da temelde aynıydı:

Gerçek hastaya geçmeden önce uygulama yap.

Hata yapabileceğin güvenli bir ortamda öğren.

Doğum mekanizmasını yalnız dinleme; gör ve uygula.

EBELİK EĞİTİMİ İKİ YIL SÜRECEKTİ

Türk Maarif Ansiklopedisi’ndeki kayıtlara göre kurs iki yıllık olarak düzenlendi.

Öğrenciler haftada iki gün, günde bir saat eğitim görecekti. Daha sonra derslerin haftada tek güne indirildiği belirtiliyor. [5]

Teorik bilgi ile uygulama bir arada yürütülmeye çalışılıyordu.

Sınav sonunda başarılı bulunan adaylara yemin ettirilerek ebelik ruhsatı veriliyordu. [5]

Bu nedenle Mekteb-i Tıbbiye’deki gelişme yalnız bir “kurs açılması” değildi.

Osmanlı Devleti ebelik için:

eğitim,

uygulama,

sınav,

yemin,

diploma

ve çalışma yetkisini birbirine bağlayan bir meslek standardı oluşturmaya çalışıyordu.

“ARTIK ELİNE DOĞUM İSKEMLESİ ALAN...”

1842 düzenlemesinin en sert tarafı meslek denetimiydi.

Dönem belgesinin günümüz Türkçesine aktarılan özetinde, kurslara devam etmeyen ve sınavda başarılı olarak diploma almayan kişilerin İstanbul’da ebelik yapmasına izin verilmemesi öngörülüyordu. [6]

Amaç açıktı:

Şöhret veya tecrübe artık tek başına yeterli sayılmayacaktı.

Devlet, doğuma yardım eden kişinin eğitimini ve yeterliliğini denetlemek istiyordu.

Bu, Osmanlı sağlık sistemindeki çok daha büyük dönüşümün parçasıydı.

1840’ta diplomalı ve diplomasız sağlık çalışanlarının Tıbbiye’de oluşturulan bir kurul tarafından sınanmasına ve başarılı bulunanların yeterliliklerinin onaylanmasına karar verilmişti. [2]

Hekimlikten eczacılığa, ebelikten diğer sağlık mesleklerine kadar devlet giderek şu soruyu sormaya başlıyordu:

“Bu işi yapmaya gerçekten yetkili misiniz?”

İLK ÖĞRENCİLERİN HEPSİ GENÇ KIZLAR DEĞİLDİ

Bugünkü “ebe öğrencisi” görüntüsünü 1842’ye taşımak yanıltıcı olur.

İlk kurslara katılanların önemli bölümü zaten geleneksel yöntemlerle ebelik yapan kadınlardı. [2][6]

Yani Tıbbiye sıfırdan yalnız genç ebe adayları yetiştirmiyordu.

Mevcut ebeleri de modern anatomi ve obstetrik bilgisiyle yeniden eğitmeye çalışıyordu.

Kaynaklarda ilk gruplarda Müslüman ve gayrimüslim kadınların birlikte bulunduğu görülüyor.

Nil Sarı’nın çalışmasında ilk 36 ebeden 10’unun Müslüman olduğu belirtiliyor. [7]

Başka kaynaklarda ilk yıl veya ilk mezun grupları için farklı sayılar bulunduğundan, 16 ve 36 gibi rakamları aynı öğrenci grubunu ifade ediyormuş gibi kullanmak doğru değildir.

En sağlam ifade, 1845’e gelindiğinde 36 kadının bu eğitimden geçtiğinin kaydedilmiş olmasıdır. [5]

1845: PADİŞAHIN ÖNÜNDE YEMİN VE DİPLOMA

1845’e gelindiğinde eğitim alan kadınlardan başarılı olanlar diplomalarını almaya başladı.

Türk Maarif Ansiklopedisi, kurstan mezun olan 36 ebenin Sultan Abdülmecid’in huzurunda yemin ederek diploma aldığını aktarıyor. [5]

Bu sahnenin tarihsel anlamı büyük.

Bir tarafta 19. yüzyıl Osmanlı saray protokolü...

Diğer tarafta devletin modern tıp okulunda eğitim almış kadın sağlık çalışanları...

Ve ellerinde mesleklerini icra edebileceklerini gösteren resmî belge.

Kadınların sağlık mesleklerindeki profesyonelleşmesinin erken ve dikkat çekici örneklerinden biri ortaya çıkıyordu.

VENTURA TEK YABANCI EBE DEĞİLDİ

Derin taramada başka isimler de ortaya çıkıyor.

Nil Sarı’nın araştırmasına göre 1842’de Avusturyalı Madam Messanti de Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de “fenn-i kıbâle”, yani ebelik öğretmek üzere istihdam edildi. [7]

Türk Maarif Ansiklopedisi ise Ventura yanında Madam Roberts isimli başka bir yabancı ebenin de getirildiğini ve 1843’te Tıbbiye’de doğumla ilgili iki kürsü oluşturulduğunu aktarıyor. [5]

Kaynaklardaki isim ve tarihlendirme farklılıkları, ebelik eğitiminin tek bir kişinin girişimiyle bir günde başlamadığını gösteriyor.

1840-1843 arasında yabancı diplomalı ebeler, Tıbbiye hocaları ve Osmanlı sağlık idaresinin birlikte şekillendirdiği aşamalı bir kurumsallaşma söz konusu.

BİR SORUN VARDI: TEORİ YETMİYORDU

Tıbbiye birkaç yıl içinde önemli bir problemi fark etti.

Ebelik yalnız levhalardan ve modellerden öğrenilebilecek bir meslek değildi.

Gerçek klinik deneyim gerekiyordu.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin kadın hastalıkları ve doğum tarihi çalışmasında 1845-1846 faaliyet raporunun bu eksikliği açık biçimde dile getirdiği belirtiliyor.

Ebelik uygulamaya dayalı bir bilimdi ve yalnız teorik eğitimin yeterli olmadığı anlaşılmıştı. [8]

Bir doğumevi veya kadın kliniğinin kurulması gerektiği düşünülüyordu.

Bunun üzerine Sultan Abdülmecid 1848’de kadın ve doğum hastanesi yapılması amacıyla arazi tahsis etti ve Hekimbaşı İsmail Paşa’yı görevlendirdi.

Ancak proje o dönemde hayata geçirilemedi. [8]

Bu başarısız girişim bile önemli bir şeyi gösteriyor:

Tıbbiye, simülasyon eğitiminin sınırlarını daha 1840’larda fark etmişti.

1837’DEN BUGÜNÜN SİMÜLASYON MERKEZLERİNE

Mekteb-i Tıbbiye’nin ebelik hikâyesine bugünden bakınca şaşırtıcı bir süreklilik görülüyor.

1837’de gebelik modelleri getiriliyor.

1840’ta diplomalı bir Fransız ebe İstanbul basınında ilan veriyor.

1841’de gazete “ebelik yalnız tecrübeyle olmaz” fikrini halka anlatıyor.

1842’de kadınlar Tıbbiye’de sistemli ders görmeye başlıyor.

Önlerinde yaklaşık 60 doğum levhası bulunuyor.

Fantom üzerinde doğum pratiği yapıyorlar.

Sınava giriyorlar.

Başarılı olanlar diploma ve çalışma yetkisi alıyor.

1845-1846’ya gelindiğinde ise eğitimciler model üzerinde çalışmanın tek başına yeterli olmadığını söyleyerek klinik eğitim istiyor.

Bugünün simülasyon laboratuvarı → klinik uygulama modelinin erken bir biçimi yaklaşık 180 yıl önce Tıbbiye’de karşımıza çıkıyor.

TIP TARİHİNİN GÖLGESİNDE KALAN KADINLAR

Mekteb-i Tıbbiye tarihi çoğu zaman erkek hekimler üzerinden anlatılır.

Mustafa Behçet Efendi...

Karl Ambros Bernard...

Sigmund Spitzer...

Osmanlı hekimleri ve askerî öğrenciler...

Fakat Tıbbiye’nin başka öğrencileri de vardı.

İsimlerinin büyük bölümü bugün bilinmeyen kadınlar.

Bazıları okuryazar bile değildi.

Bazıları yıllardır doğum yaptırıyordu.

Bazıları Müslüman, bazıları Rum, Ermeni veya Museviydi.

1840’ların İstanbul’unda haftanın belirli günlerinde Galatasaray’daki Tıbbiye’ye geliyor; gebeliği, doğum mekanizmasını ve komplikasyonları öğreniyorlardı.

Yaklaşık 60 levhaya bakıyorlardı.

Doğum fantomları üzerinde çalışıyorlardı.

Sınava giriyorlardı.

Ve başarılı olduklarında devlet onlara artık yalnız “ebe” olduklarını değil, bu mesleği yapmaya yetkili olduklarını gösteren bir belge veriyordu.

Bu nedenle Mekteb-i Tıbbiye’nin 1842’de kadınlara açtığı kapı yalnız ebelik tarihinin küçük bir ayrıntısı değildir.

Türkiye’de kadınların kurumsal sağlık eğitimine katılımının, sağlık mesleklerinin standartlaştırılmasının ve uygulamalı tıp eğitiminin en eski ve en dikkat çekici sayfalarından biridir.

KAYNAKLAR

[1] Ceride-i Havadis, No. 3, 21 Cemâziyelâhir 1256 / 20 Ağustos 1840. Annette Ventura’nın Montpellier’de ebelik eğitimi aldığı, sınavla diploma aldığı ve İstanbul’da çalışmaya başladığına ilişkin ilan. Belge Nil Sarı tarafından Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları’nda yayımlanmıştır.

[2] Nil Sarı, Osmanlı döneminde ebelik eğitimi ve diplomasız sağlık mensuplarının denetlenmesine ilişkin çalışmalar; Ceride-i Havadis, No. 29, 18 Safer 1257, Nisan 1841 tarihli Ventura ve ebelik eğitimi kaydı.

[3] Nil Sarı, “Ebelik Eğitimi”, Biruni Health and Education Sciences Journal. Mekteb-i Tıbbiye’de obstetrik eğitim araçları; Dr. Auzoux’nun gebelik, uterus ve fetüs gelişimini gösteren modellerinin getirilişi. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi, HAT 746/35262, 24 Temmuz 1837 ve ilgili Hatt-ı Hümâyun belgeleri.

[4] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mekteb-i Tıbbiyye”. Kadınlara ebelik dersleri ve uygulamaların 1842’de başlamasına ilişkin bölüm.

[5] Esma Vildan Türkan, “Ebe Mektebi (Kıbale Mektebi)”, Türk Maarif Ansiklopedisi. 1842’de başlayan eğitim, iki yıllık kurs, yabancı ebe hocalar, sınav, yemin ve 1845 mezunlarına ilişkin kayıtlar.

[6] Reşad Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi, “Ebe, Ebe Mektebi, Ebe Okulları”.

Kaynaklar: tibbiyebulteni.com
Haber metni ve görseller tibbiyebulteni.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Sağlık
Yayın: 16 Eylül 2026 20:27 · Kaynak: tibbiyebulteni.com
Kaynağı Oku ↗
Paylaş: X WhatsApp