27 Mayıs’ın 65. yılında Ömer İleri’den “darbe kültürü” mesajı: Siyasi rekabet yok etme mücadelesi olmamalı
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Bilgi ve İletişim Teknolojileri Başkanı Dr. Ömer İleri, merhum Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın idam edilişlerinin 65. yılı dolayısıyla yazılı mesaj yayımladı.
27 Mayıs darbesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan İleri, 1950-1960 yılları arasında Demokrat Parti hükümetleri döneminde ülkeye hizmet edenleri rahmetle andı. İleri, 27 Mayıs darbesi sürecinde hayatını kaybeden Başbakan Adnan Menderes ile bakanlar Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ı da yad etti.
İleri, Milli Mücadele'den Demokrat Parti iktidarına kadar hayatını millete hizmete adayan eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile darbe sürecinde hayatını kaybeden dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik'i de rahmet ve minnetle andı.
Ailesinden Tevfik İleri'yi de anan Ömer İleri, "Verdikleri mücadeleden dolayı Allah onlardan razı olsun, bizlere de onların isimlerine yakışır evlatlar olmayı, her daim dürüstlük ve samimiyetten sapmadan bu memlekete hizmet etmeyi nasip etsin" ifadelerini kullandı.
27 Mayıs sürecini incelerken mümkün olduğunca nesnel olmaya çalıştığını belirten İleri, yazılı mesajında şu ifadelere yer verdi:
"Şu gerçeği kuvvetle vurgulamak isterim:
Bu büyükler, bu memleketi gerçekten sevdiler, bu milleti gerçekten sahiplendiler, ve bu memleket için samimiyetle çalıştılar.
Bizler aileler olarak doğrudan şahit olduk ki: Bu büyüklerin evlerinde, ki buradaki aile temsilcileri de inanıyorum beni bu noktada destekleyeceklerdir, makamlar, mevkiler, kazanımlar ve hatta başarılar değil her daim memleket meseleleri konuşuldu, memleketin kalkınma heyecanı hissedildi, ve bizler şahidiz ki, bu insanlar dürüsttü, samimiydi, gayretliydi ve gerçek vatanseverlerdi.
"27 MAYIS İHANETİNİ MEŞRULAŞTIRACAK EN UFAK DÜŞÜNSEL ÖGE YOK"
Açıkcası onların samimiyeti bu millet tarafından öylesine yoğun hissedildi ki, 27 Mayıs darbesinden sonra, cebren tutsak alınmalarına rağmen...Sözde hukuk mahkemeleri tarafından yargılanarak mahkum edilmelerine rağmen...Haklarında akla ziyan, yıllarca iftira kampanyaları düzenlenmiş olmasına rağmen, 27 Mayıs, yıllarca bu millete bayram olarak kutlatılmış olmasına rağmen, tüm bu süreçte, milletin topraktan mahrum edildiği yalanından, uçak fabrikalarının kapatıldığı iftirasına kadar geniş bir yelpazede tezvirat yapılmış olmasına rağmen ve aradan geçen onlarca yıla rağmen, bugün, bu geldiğimiz noktada, millet bu demokrasi şehitlerini sahiplenmiş, bağrına basmıştır.
27 Mayıs darbe süreci hakkında bilgilenmek, o günleri okumak sanıyorum herkes için olduğu kadar benim için de bir iç yolculuk vesilesi oluyor.
İnsan fıtratı, kötülüğü, kötü olmayı, nefret odaklı hareket etme durumlarını pek de kabullenmek istemiyor. Bazı açıklamalar bulmak, bazı yanlışları iletişim hatalarına bağlamak istiyor.
Bu açıdan, ben de, dönemi anlamaya çalışırken elden geldiğince nesnel olmaya, gereğinde darbe yapanları -ağızlarından çıkmış olan ufak fikir kırıntıları yoluyla da olsa- anlamaya çaba harcıyorum.
Ancak dönemi inceleyen çoğu insan gibi, benim geldiğim nokta tüm çıplaklığı ile maalesef şudur:
İnsaflı bir insan açısından 27 Mayıs ihanetini meşrulaştıracak en ufak bir düşünsel öge yoktur. Seçimle gelen bir iktidar, seçime aylar kala, yalan üzerine inşa edilen bir kurgu ile ve silah zoruyla indirilmiştir. Anayasaya ve birçok evrensel hukuk prensibine aykırı olarak bir çok vekil kürsüde yaptığı konuşmalardan veya kullandıkları oylardan dolayı darbecilerin atadıkların hakimlerce mahkum edilmeye çalışılmıştır.
"YASSIADA'DAKİ HUKUK DIŞILIĞIN BİR HÜLASASIDIR"
Rahmetli dedem için kaleme alınan hüküm yazısında aynen şu ifade kullanılmış:
"Sanık Tevfik İleri, Demokrat iktidarın gericiliği tutan ve teşvik edenleri arasında bulunmakla tanınmıştır. Sanık Tevfik İleri; Fatin Rüştü Zorlu gibi sanık Celal Bayar ve Adnan Menderes'e bağlılığını ve tutumunu duruşmanın sonuna kadar muhafaza ettiği ve değiştirmediği intibaını vermiştir."
İşte Yassıada'daki hukuk dışılığın bir hülasasıdır bu cümleler.
Allah bu asil duruşu için dedemden razı olsun diyorum.
27 MAYIS SONRASI YALAN VE İFTİRALAR VURGUSU
27 Mayıs sürecinde, sadece hukuki, siyasi, veya demokrasi açısından değil, insanlık açısından da çok sorunlu davranışlar görüyoruz.
Bakınız darbenin hemen sonrasıda, bazı kalemler DP'nin Harp Okulunu bir trene bindirerek, treni yolda havaya uçurmayı planladığı yalanlarını yaydı, Polatkan'ın evinde pahalı takılar bulunduğu, Celal Bayar'ın 103 milyon lirası olduğu, rahmetli dedemin yatlarının olduğu yalanlarını yaydılar. 27 Mayıs Darbesi ile görevinden alınan ve Yassıada sürecinde idama çarptırılan dönemin Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun, İmralı'ya giden gemide bir görevliye "Evladım gözlüğümü alma, onsuz hiçbir şey yapamam" dediğinde aldığı cevap "Gittiğin yerde gözlüğe ihtiyacın olmayacak" olmuştu. Menderes'in idamından sonra İmralı'da bir anlamda sıralarını bekleyenler Kur'an okumaya başladığı zaman hücreleri basıp, hepsini yere yatırarak "Kur'an okuyamazsınız" diye bağıranlar da yine bu görevlilerdi.
"15 TEMMUZ'LA BİRLİKTE DARBELER TARİHİN TOZLU RAFLARINA KALDIRILDI"
Bu süreçlerden yıllar sonra, 15 Temmuz gecesi yaşananları, o gece nefret kusan, insanlıktan çıkmış saldırganların bu ülkenin vatandaşlarına nasıl soğukkanlı bir şekilde ölüm kustuğunu hatırladıkça, darbelerin önemli ortak özelliklerinden birinin de darbeye karışanların sıklıkla insanlıktan nasibini almamış kişiler olduğunu net şekilde görüyoruz.
Şükürler olsun ki, geldiğiniz nokta itibariyle, 15 Temmuz Hain Darbe girişimine Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde direnmiş olan milletimiz, darbeleri artık tarihin tozlu raflarına kaldırmıştır.
Evet, darbe süreci bitmiştir, ancak unutmayalım ki, darbeler esasen sapmış bir zihniyetin, bir kültürün ortaya koydukları nihai sonuçlardır.
Süreci bu sonuca götüren yol, 27 Mayısta kişisel ihtiraslardan, muhalefet siyasetini düşmanlık üzerine kurgulamaktan, sistemi kilitlemeye çalışmaktan, yalandan, tezvirattan ve pusulasını kaybetmiş darbecileri meşrulaştırmaya çalışan siyasetçi ve akademisyenlerden geçmiştir.
Unutmayalım ki, bu yolun kendisi de, bu yolu açan kültürün alışkanlıkları da, darbe olsun olmasın bu memlekete enerji ve zaman kaybettirebilmektedir.
"DARBELER BUZDAĞININ GÖRÜNEN PARÇASIDIR"
Dolayısıyla biz darbeleri buzdağının görülen parçası olarak ele almalı, bu buzdağının görünmeyen kısmıyla darbelere zemin hazırlayan reflekslerle, demokrasi kültürümüzü yozlaştıran alışkanlıklarla da mücadele etmeliyiz.
"BU KÜLTÜR MEMLEKETE HER DAİM ZARAR VEREBİLİR"
Peki nedir bu kültür? Açıkça tanımlamamız lazım:
Bu kültür, milleti kendi kaderini tayin edemeyecek kadar aciz gören bir tepeden bakmacılıktır.
Bu kültür, siyasi rekabeti bir yarış olarak değil, bir yok etme mücadelesi olarak kurgulayan düşmanlaştırıcı dildir.
Bu kültür, sandıktan çıkan iradeyi değil, kendi doğrusunu milletin tercihinin üzerinde gören bir vesayet refleksidir.
Bu kültür, memleketin istikametini iç dinamiklerimizle değil, dışarıdan gelecek onay ve yönlendirmelerle belirlemeye tamah etmektir.
"DARBELERLE ARASINA MESAFE KOYAMAYANLAR KARŞILIK BULAMAZ"
Ve bu kültür, darbe olmasa dahi, bu memlekete her daim zarar verebilir.
Dolayısıyla darbe kadar, darbeye çanak tutan bu kültürün de insani, siyasi ve demokratik açıdan sorunlu olduğunu ortaya koymalıyız.
Bunun için de bu kültürü tanımlamalı; millete saygısızlıktan tehdit diline, bu kültürü taşımaya çalışanlar noktasında toplumsal farkındalık uyandırmalıyız.
Siyasi görüşlerin geniş yelpazesinde, darbe ve darbe kültürü ile arasına mesafe koyamayanlar, açık söyleyeyim, bu millet nezdinde karşılık bulamaz
Bu açıdan 27 Mayıs süreci ile ilgili muhasebenin sadece sonuçta ortaya çıkan darbe boyutuyla değil, süreci buraya zorlayan yanlış muhalefet anlayışıyla devam etmesi gerektiğini düşünüyorum.
Darbenin hemen ertesi günü dönemin muhalefet teşkilatına gönderilen ve "Şanlı Türk ordusu, memleketi maddi ve manevi çöküntüye götüren açıkça anayasa dışı baskı idaresine son vermiş, milletin mukadderatını ele almıştır." diyen genelgenin bu açıdan ele alınması gerektiğini düşünüyorum.
Bu muhasebenin, ancak bu yanlışlar ortaya konup hata oldukları kabul edildiği zaman sona erebileceğine inanıyorum.
Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi, Türkiye Yüzyılı süreci, insanların yankı odalarından çıktığı, doğruya doğru, yanlışa yanlış denen bir süreç olacaktır. 27 Mayıs muhasebesinin tamamlanması da bu sürecin doğal bir parçasıdır.
"DARBELER YANLIŞ AMA..." SÖYLEMİNE ELEŞTİRİ
Darbe ile araya mesafe koymak, darbe karşıtı olmak, darbe sürecini net bir şekilde, eniyle-sonuyla darbeye giden yolu da ele alarak bütüncül bir şekilde telin etmeyi gerektirir...
"İdamlar yanlıştı, ancak darbe için bazı gerekçeler vardı..."
"Darbeler yanlış, ancak memleket kötüye gidiyordu..."
Bu tür söylemler, net bir duruş sergilememek demektir.
Darbeyle kavgası olan, muhalefet yapmak adına bu ülkenin kurumlarının yıpratılmasına asla müsaade edemez, darbeyle kavgası olan, bu milletin çeşitli kesimlerine hakaret edilmesini asla mazur göremez, darbeyle kavgası olan, darbe sürecine giden yolun taşlarını döşeyen, ve muhalefeti "nefret" üzerine kurgulayan anlayışa asla prim veremez.
Darbeyle kavgası olan, düşmanlık üzerinden inşa edilen muhalefet anlayışına kesinlikle anlayış gösteremez.
Sözlerimi bitirirken, burada bulunan değerli ailelere bir kez daha dönmek istiyorum.
Sizler onlarca yıl boyunca, iftiraya sabırla, karalamaya vakarla karşılık verdiniz.
Bugün milletin bu isimleri bağrına basmış olması, o sabrın ve o vakarın karşılığıdır.
"DARBELER YANLIŞ AMA..." SÖYLEMİNE ELEŞTİRİ
Bize düşen, o büyüklerin bedelini ödediği demokrasiyi yalnız darbelerden değil, darbeye zemin hazırlayan ve demokrasimizi yozlaştıran alışkanlıklardan da korumaktır.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun."
Kategori: Siyaset
Yayın: 18 Eylül 2026 09:57 · Kaynak: 61saat.com, 61 Saat Trabzon