Habermetrik
← Ana Sayfa
25 Ekim 2026 22:41
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Öykü: Sisin yuttuğu izler | Gizem Yenikler

Öykü: Sisin yuttuğu izler | Gizem Yenikler
⏱️ 5 dk okuma

Kuzey dağlarının eteklerine uzanan Çamlıbel Ormanı, sonbaharın son günlerinde fırtına öncesi bir sessizliğe gömülmüştü. Ağaçlar o kadar boylu ve sık bir şekilde gökyüzüne tırmanıyordu ki gün ortasında bile patikalara loş bir alacakaranlık hâkim oluyordu.

Çam iğnelerinin ve çürümüş yaprakların kokusu, havayı ağır ve nemli bir perde gibi dolduruyordu.

Arda, sırt çantasının kayışlarını biraz daha sıktı. Yanında, orman yolunu ezbere bildiğini iddia eden çocukluk arkadaşı Kerem vardı. Ama ağaçların arasında ilerledikçe Kerem’in adımları yavaşlıyor, sık sık elindeki haritaya ve pusulaya bakıyordu.

Buraya gelme amaçları basitti: Ormanın derinliklerinde, eski maden ocağından kalma ahşap gözetleme kulesini bulmak ve fırtına kopmadan birkaç fotoğraf çekip dönmek. Fakat doğa, onların planlarına uymaya niyetli görünmüyordu.

“Pusula ibresi sürekli sallanıyor,” dedi Kerem, sesindeki huzursuzluğu gizlemeye çalışarak. “Ağaçların yoğunluğu sinyali de kesiyor olmalı.”

Arda durup etrafına baktı. Ormanın atmosferi birkaç dakika içinde kökten değişmişti. Vadi boyunca sürünen gri, kalın bir sis kütlesi, dev çam ağaçlarının gövdelerini birer birer yutmaya başlamıştı. Sis o kadar yoğundu ki beş adım ötesini görmek imkânsız hale geliyordu.

Görüş açısı daraldıkça, ormanın sesleri de değişti. Kuş cıvıltıları tamamen kesilmiş, yerini ağaç dallarının rüzgârda birbirine sürtünürken çıkardığı gıcırtılara bırakmıştı.

“Geri dönmeliyiz,” dedi Arda yalın bir kararlılıkla. “Bu siste patikayı kaybetmek iki dakika sürmez.”

Ancak dönmek için hamle yaptıkları anda, arkalarından gelen sert bir kırılma sesiyle ikisi de irkildi. Kuru bir dalın gürültüyle kırılışı, sisten örülmüş bu sessiz duvarın içinde yankılandı. Ses çok yakınlardan gelmişti.

“Biri mi var?” diye seslendi Kerem. Yanıt gelmedi. Sadece sisin içinden yükselen hafif bir uğultu duyuldu.

Arda, cebinden küçük el fenerini çıkarıp yaktı. Işık demeti, yoğun sisin içinde beyaz bir duvara çarpar gibi çakılıp kaldı; ötesini aydınlatmaya yetmiyordu. Yine de fenerin zayıf ışığında, birkaç metre ilerideki patikanın ikiye ayrıldığını fark ettiler.

Sol taraftaki yol, kayalık bir yamaca doğru dikleşiyor, sağdaki ise derin bir çukura doğru iniyordu. Haritaya göre burada tek bir patika olmalıydı.

Tam o sırada yukarıdan, kayalık alandan küçük taş parçaları aşağıya doğru yuvarlandı. Sisin arkasında büyük bir karaltının hareket ettiğini gördüler. Bir insan boyundan daha iri, ama adımları bir avcınınki kadar sessiz bir silüetti bu.

“Koş,” dedi Arda fısıltıyla. “Sağdaki yola, çukura doğru!”

İki arkadaş, sisin içine doğru kontrolsüzce koşmaya başladılar. Ayaklarının altındaki ıslak yapraklar kayıyor, göz gözü görmezken çam dalları yüzlerine çarpıyordu. Arda’nın kalbi göğüs kafesini zorluyordu. Sırtlarındaki çantaların ağırlığı her adımda daha da artıyor, akciğerleri soğuk ve nemli havayı çekmekten yanıyordu.

Yokuş aşağı koşarken Kerem’in ayağı bir ağaç köküne takıldı. Kerem gürültüyle yere yuvarlandı, çantası birkaç metre öteye fırladı. Arda hemen geriye dönüp arkadaşının kolundan tuttu.

Kerem doğrulmaya çalışırken bileğini tuttu ve acıyla yüzünü ekşitti. “Bileğim… Çok kötü burkuldu, hızlı koşamam.”

Arda etrafa bakındı. Sis iyice ağırlaşmış, onları çelik gibi gri bir çemberin içine hapsetmişti. Arkalarındaki ayak sesleri artık duyulmuyordu ama bu durum tekinsizliği daha da artırıyordu. O şey sisten faydalanarak etraflarında dönüyor olabilirdi.

Gözleri sisin elverdiği ölçüde etrafı taradı. Birkaç adım ötede, devasa bir meşe ağacının devrilmesiyle oluşmuş kök boşluğu ve onun hemen arkasında kayalardan oluşan küçük bir yarık vardı. Arda, Kerem’i omzundan destekleyerek o yarığa doğru sürükledi.

İkisi de kayaların arasındaki dar boşluğa sığındı. Arda hemen el fenerini kapattı. Orman zifiri karanlığa ve yeniden o ürkütücü sessizliğe büründü.

Nefeslerini tuttular. Göğüslerinin yükselip alçalışı bile onlara çok yüksek bir ses gibi geliyordu.

Çok geçmeden, gizlendikleri kayalığın tam önünden adımlar geçmeye başladı. Ağırlığıyla toprağı ezen, yavaş ve temkinli adımlardı bunlar. Sisin içinden beliren devasa bir ayı silüeti, sığındıkları yarığın iki metre ötesinde durdu.

Hayvan başını havaya kaldırıp nemli havayı kokladı. Rüzgâr onların bulunduğu yönden esmediği için kokularını alamamıştı. İki arkadaş kayalara iyice yapışıp hareket etmeden beklediler.

Aç ayı, sisin yoğunlaştığı alt patikaya doğru birkaç adım daha attı ve yavaşça gözden kayboldu. Adım sesleri uzaklaşıp tamamen kaybolana kadar dakikalarca yerlerinden kımıldamadılar.

“Gitti,” diye fısıldadı Kerem uzun bir süre sonra.

Arda yavaşça nefes verdi. “Evet, ama burada bekleyemeyiz. Hava kararmadan ormandan çıkış yolunu bulmamız lazım.”

Arda, Kerem’in çantasından çıkan yedek sargı beziyle arkadaşının burkulmuş bileğini sıkıca sardı. Ardından Kerem’in kolunu kendi omzuna alarak onu ayağa kaldırdı. Bu kez koşmuyor, her adımı dikkatle atıyorlardı. Pusulayı kullanamasalar da derenin akıntı sesini dinlemeye başladılar. Ormandaki su yolları her zaman ana yola veya köye çıkardı.

İleride, sisin içinden hafif bir şırıltı gelmeye başladı. Su sesini takip ederek kayalık yamaçtan aşağıya indiler. Sonunda küçük bir dağ deresinin kenarına ulaştılar. Derenin yatağı boyunca yürümek daha kolaydı ve sis suyun üzerinde biraz daha inceydi.

Yaklaşık kırk dakikalık zorlu bir yürüyüşün ardından, sis perdesi yavaş yavaş aralanmaya başladı. Ağaçların arasından ahşap bir çit ve gerisinde ana yolun asfaltı belirdi. Yolun kenarına ulaştıklarında, sis ormanın derinliklerinde kalmış, üzerlerindeki kasvetli hava dağılmıştı.

Kerem kenardaki bir kayanın üzerine oturup derin bir nefes aldı. “Bir daha haritasız ve yöresiz ormana adım atmam.”

Arda dönüp arkalarındaki sisli ağaç denizine baktı. Orman, sırlarını ve tehlikelerini griliğin arkasında saklamaya devam ediyordu. Sırt çantasını düzeltip arkadaşına gülümsedi.

“En azından bir şey öğrendik,” dedi Arda. “Bazen macera, sadece sağ salim eve dönebilmektir.”

Kategoriler Öykü Bahar Eriş’ten ergenlik labirentinde yol gösteren bir rehber: Beni Sal Ama Yanımda Kal Öykü: Gaipten gelen o ses | Tijen Ergönen Öykü: O gece bu gece | Yelin Bilgin Öykü: Tuhaf | Oğulcan Taflan Öykü: Yavı Kerim | Raşit Korkmaz Aygün Güçer’den “Yılbaşı” adlı öykü Öykü: Mustafa’yı ben öldürdüm | Mustafa Seyfi Yorum yapın Yanıtı iptal et Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.

Kaynaklar: edebiyathaber.net
Haber metni ve görseller edebiyathaber.net sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Hava
Yayın: 25 Ekim 2026 22:41 · Kaynak: edebiyathaber.net
Kaynağı Oku ↗