Habermetrik
← Ana Sayfa
Aydın 06 Kasım 2026 11:24 · Güncelleme 11:25
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Bir atkıya sığmayan korku: Zülfü Livaneli ve Aydın sorumluluğu

Bir atkıya sığmayan korku: Zülfü Livaneli ve Aydın sorumluluğu
Görsel kaynağı: amidahaber.com
⏱️ 4 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Bir sanatçı, bir halkın yanında durmak için neden önce kendi masumiyetini kanıtlamak zorunda hisseder
  • Aydın, ezilenin yanında durduğunda kendisini güçlüden özür diler gibi anlatmaz
Hukuki not: Hassas içerik: doğrulama düzeyi editör onayından geçmiştir; detaylar adli/kurumsal açıklamalara bağlıdır.

Bir sanatçı, bir halkın yanında durmak için neden önce kendi masumiyetini kanıtlamak zorunda hisseder?

Aydın, ezilenin yanında durduğunda kendisini güçlüden özür diler gibi anlatmaz. Güçlünün karşısında, ezilenin yanında durur.

Bir sanatçının gerçek sınavı, alkışlandığı zaman değil, alkışını kaybetme pahasına nerede durabildiğinde başlar.

1980’li yıllarda Zülfü Livaneli’nin şarkılarını dinlerdik. Kasetlerin yüzüncü kopyasına ulaşır, o şarkıları yine de dinlemekten vazgeçmezdik. Çünkü mesele sesin kalitesi değildi; o şarkılarda başka bir ülkenin, başka bir hayatın, özgürlüğün ve insan olmanın ihtimali vardı.

Kitaplarını okuduk. Şarkılarını sevdik. Onu yalnızca bir sanatçı değil, bir aydın olarak gördük.

Bugün ise aynı sanatçının Diyarbakır’da taktığı bir Amedspor atkısından sonra yaptığı arkası kesilmeyen açıklamalar geliyor. açıklamayı okuyorum. İçimde büyük bir hayal kırıklığı…

Bir Diyarbakır konserinin güzelliğini anlatırken, oradaki insanların Türk şiirine aşinalığını, senfoni orkestrasını dinleme biçimlerini özellikle vurgulama ihtiyacı duyuyor. On iki bin yıldır yaşamın kesintisiz devam ettiği, otuz iki medeniyetin izlerini taşıyan kadim bir kültür şehrinde, sanki insanlar ilk defa sanatla tanışıyormuş gibi bir şaşkınlık…

Bir halkın bu ülkeye ait olduğunu kanıtlamak için başka bir halkın dilini, şiirini ezbere bilmesi mi gerekiyor?

Kürtler, Türkçe şarkı söyledikleri için değil; kendi dilleriyle, kültürleriyle, tarihleriyle bu ülkenin eşit yurttaşlarıdır. Bir halkın başka bir halkın kültürünü sevmesi, kendi kimliğinden vazgeçmesi anlamına gelmez.

Bir sanatçı, bir halkın yanında durabilmek için neden aklanmak, neden masumiyet karnesi ibraz etmek zorunda hisseder?

Tam da burada Ahmet Kaya’nın 1999 yılında Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül gecesinde yaşadıklarını hatırlıyorum. Kürtçe şarkı yapacağını söylediği için bir sanatçı linç edildi. O gece yalnızca Ahmet Kaya’ya değil, bir dilin varlığına ve o dilde şarkı söyleme hakkına saldırıldı.

Bugün bir sanatçı, Diyarbakır’da Amedspor atkısı taktığı için kendisini açıklama ihtiyacı hissediyor. O gece Ahmet Kaya’nın karşısına dikilen zihniyetle bugün Livaneli’yi savunmaya iten baskı arasında, biçimleri farklı olsa da düşündürücü bir ortaklık var: Kürtlerle yan yana durmanın hâlâ bir bedeli olması.

Ahmet Kaya o gece bir şarkının ve bir dilin bedelini ödedi. Bugün ise bir sanatçının, bir halkın takımının atkısını taşıdıktan sonra kendisini açıklamak zorunda hissetmesine tanıklık ediyoruz. Aradan geçen yıllara rağmen değişmeyen şey, Kürtlerle yan yana durmanın hâlâ bir cesaret sınavına dönüştürülmesidir.

Oysa aydın olmanın ne anlama geldiğini anlamak için uzaklara bakmak yeterli.

Sartre, Cezayir halkının bağımsızlık mücadelesinin yanında dururken Fransa’nın onayını aramadı. Kendi ülkesinin sömürgeci politikalarına karşı çıktı. Mandela, siyahların eşitliğini savunurken ırkçıların konforunu gözetmedi.

Çünkü aydın, çoğunluğun konforlu mahallesinde alkış toplayan değil, hakikatin karşısında inatla durabilendir.

Aydın olmanın bedeli bazen kendi toplumunun alkışını kaybetmektir. Ama aydın olmanın anlamı da tam burada başlar.

Bir halkın özgürlüğünü savunmak, o halkın bütün siyasi tercihlerini benimsemek değildir. Kürtlerin eşit yurttaşlık hakkını savunmak PKK’yi savunmak değildir. Bir halkın takımının atkısını takmak, başka bir halkın acısını inkâr etmek değildir.

Livaneli o atkıyı boynuna taktığında, o kumaş parçasının bu ülkenin halının altına süpürdüğü bütün korkularla yüzleşebileceğini ummuştum. Ama o atkı, bir cesaret simgesi olmak yerine, bir açıklama mecburiyetinin, bir korkunun ve savunmacı bir refleksin nesnesine dönüşüverdi.

İnsan ister istemez soruyor: Bir sanatçının alkışa mı ihtiyacı vardır, yoksa alkışını kaybetme pahasına da olsa kendi değerlerinin arkasında durma cesaretine mi?

Livaneli’nin ne düşündüğünü, neden böyle bir açıklama yaptığını kesin olarak bilemeyiz. Ama bir sanatçının sözlerini ve tutumunu sorgulamak için niyetini okumaya ihtiyacımız yok.

Ben 1980’lerde Livaneli’nin şarkılarını dinlerken yalnızca güzel ezgiler duymuyordum. O şarkılarda özgürlüğe, eşitliğe ve başka türlü bir ülkeye dair umut da buluyordum.

Bugün kendisinden beklediğim şey de buydu.

Bir sanatçının gerçek sınavı, şarkılarını kaç kişinin ezbere söylediği değil; hakikat kapıya dayanıp o atkı boynundayken ne kadar dik durabildiğidir.

Ne yazık ki bazı yükler, bazı boyunlara fazla ağır geliyor.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: amidahaber.com
Haber metni ve görseller amidahaber.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Kültür-Sanat · Bölge: Aydın
Yayın: 06 Kasım 2026 11:24 · Kaynak: amidahaber.com
Kaynağı Oku ↗