Adaletin koltuğu
- Adalet üzerine anlatılan bazı hikâyeler, yüzyıllar boyunca insanların hafızasında yaşamayı başarır
- Kimi tarih kitaplarında yer alır, kimi hükümdarların hayatına dair anlatılara karışır, kimi de zamanla gerçek bir tarihî olay gibi aktarılmaya başlanır
Adalet üzerine anlatılan bazı hikâyeler, yüzyıllar boyunca insanların hafızasında yaşamayı başarır. Kimi tarih kitaplarında yer alır, kimi hükümdarların hayatına dair anlatılara karışır, kimi de zamanla gerçek bir tarihî olay gibi aktarılmaya başlanır.
Ancak bu hikâyelerin asıl dikkat çekici tarafı, yalnızca anlattıkları olaylar değil, adaletin nasıl bir sorumluluk olduğunu farklı dönemlerde insanlara hatırlatmalarıdır. Bunlardan biri, Pers hükümdarı II. Kambises döneminde yaşandığı anlatılan Sisamnes olayıdır.
MÖ 6. yüzyılda, Pers İmparatorluğu'nun hükümdarı II. Kambises'in (MÖ 530-522) sarayında görev yapan Sisamnes, kraliyet yargıçlarından biridir. Herodotos'un Tarih adlı eserinin beşinci kitabında, 25. bölümde aktardığına göre Sisamnes, para karşılığında haksız bir hüküm vermiştir.
Durumun ortaya çıkması üzerine Kambises, yargıcın öldürülmesini ve derisinin yüzülmesini emreder. Ardından yüzülen deriden şeritler hazırlatır ve bunları Sisamnes'in yargılamaları yürütürken oturduğu koltuğa gerdirir. Hikâyenin bundan sonraki bölümü ise en az cezanın kendisi kadar dikkat çekicidir.
Kambises, öldürttüğü yargıcın yerine oğlu Otanes'i atar. Ancak Otanes'in oturacağı koltuk artık sıradan bir yargıç koltuğu değildir. Babasının derisi o koltuğun üzerine gerilmiştir. Hükümdar, yeni yargıca görevini verirken oturduğu yerin ne anlama geldiğini hiçbir zaman unutmamasını söyler.
Burada üzerinde durulması gereken önemli bir ayrıntı var. Kambises, babasının suçundan dolayı oğlunu cezalandırmaz. Onu babasının yerine tayin eder. Başka bir ifadeyle, babasının işlediği suçun sorumluluğunu oğluna yüklemez.
Fakat oğlunu, babasının suçunun sonuçlarını her gün görebileceği bir makama oturtur. Böylece Otanes'e hem bir görev hem de ağır bir sorumluluk yükler. Yargıçlık makamının aileden devralınan bir imtiyaz değil, yerine getirilmesi gereken bir kamu görevi olduğunu hatırlatır.
Elbette bu anlatıyı bugünün hukuk anlayışıyla değerlendirdiğimizde Kambises'in verdiği cezanın kendisi de tartışılması gereken bir konudur. Yargıcın yargılanması, suçunun kanıtlanması ve hukuk çerçevesinde cezalandırılması başka; derisinin yüzülerek öldürülmesi bambaşka bir meseledir.
Ancak Herodotos'un aktardığı hikâyede asıl dikkat çekilen nokta, yargıçlık makamının taşıdığı sorumluluktur. Pers tarihinin adaletle özdeşleştirilen bir başka hükümdarı ise yaklaşık altı yüzyıl sonra yaşamış olan I. Hüsrev'dir.
Daha çok Nuşirevan-ı Âdil adıyla tanınan bu Sasani hükümdarı, MS 531-579 yılları arasında tahtta kalmıştır. İslam tarihçiliğinde de adalet anlayışıyla sıkça anılan Nuşirevan, zamanla yalnızca İran tarihinin değil, Doğu siyaset düşüncesinin de ideal hükümdar örneklerinden biri hâline gelmiştir.
Onun hakkında anlatılan hikâyelerden biri, Hz. Ömer ve Sa'd bin Ebi Vakkas ile karşılaşmasına ilişkindir. Yaygın biçimde anlatılan hikâyeye göre Hz. Ömer ile Sa'd bin Ebi Vakkas, İslam öncesinde ticaret amacıyla İran'a giderler.
Bazı anlatımlarda yanlarında develer, bazılarında ise satmak üzere götürdükleri Arap atları vardır. İran'da bir grup genç tarafından mallarına el konulur. İki tüccar, uğradıkları haksızlığı anlatmak üzere dönemin hükümdarı Nuşirevan'ın huzuruna çıkmaya karar verir.
Konuştukları dili bilmeyen hükümdara şikâyetlerini bir tercüman aktaracaktır. Fakat tercüman, hükümdarın oğlunun da olayın içinde olduğunu bildiği için anlatılanları değiştirir. Şikâyeti hükümdara farklı aktararak oğlunu korumaya çalışır.
Nuşirevan, ilk başvuruda tüccarlara para verir ve olayın araştırılacağını söyler. Ancak daha sonra gerçekleri öğrenmek için tekrar huzuruna gelen tüccarların anlattıklarından meselenin üzerinin örtüldüğünü anlar. Hikâyenin devamında hükümdar, oğlunun ve vezirinin de olaya karıştığını öğrenir.
Her ikisinin de idam edilmesini, kendisini yanıltan tercümanın da cezalandırılmasını emreder. Tüccarların ülkeden ayrılırken farklı kapıları kullanmalarını istemesi de anlatının dikkat çekici ayrıntılarındandır. İki tüccar, hükümdarın oğlunun ve tercümanın idam edildiğini ayrı kapılarda görürler.
Bu hikâyenin başka bir versiyonunda ise olay, yıllar sonra Hz. Ömer'in halifeliği döneminde yeniden karşımıza çıkar. Şam Valisi Sa'd bin Ebi Vakkas'ın bir Yahudi vatandaşın mülküne el koyması üzerine Hz. Ömer'e şikâyette bulunulur.
Hz. Ömer'in valisini hesap vermeye çağırması ve Nuşirevan'ın adaletini hatırlatan bir söz söylemesi de bu anlatının devamına eklenir. Bazı aktarımlarda Hz. Ömer'in şikâyet edilen valiye gönderdiği kemik parçasının üzerinde şu sözün yazılı olduğu anlatılır:“Bilesin ki ben Nuşirevan'dan daha az adil değilim.”Böylece iki ayrı dönem, iki ayrı hükümdar ve iki ayrı adalet hikâyesi aynı anlatının içinde birleştirilir.
Peki, bu hikâyenin tarihî gerçekliği nedir? Araştırmanın en önemli kısmı da burada başlıyor. Nuşirevan, 579 yılında hayatını kaybetmiştir. Hz. Ömer'in doğumu ise genel kabul gören tarihlendirmeye göre yaklaşık 581-584 yılları arasındadır.
Dolayısıyla Hz. Ömer'in Nuşirevan döneminde İran'a ticaret amacıyla gitmiş olması kronolojik olarak mümkün değildir. Hikâyede adı geçen Sa'd bin Ebi Vakkas da bu tarih uyuşmazlığını ortadan kaldırmamaktadır. Üstelik onun Hz.
Ömer'le birlikte İran'a gittiğini doğrulayan güvenilir erken dönem tarihî bir kayıt da bulunmamaktadır. Nitekim Ulaş Töre Sivrioğlu, 2013 yılında History Studies dergisinde yayımlanan “İslam Kaynaklarına Göre Nuşirevân-ı Âdil” başlıklı araştırmasında, anlatının tarihî bakımdan gerçek kabul edilemeyeceğini belirtir.
Nuşirevan'ın Hz. Ömer'den önce öldüğüne dikkat çekerek bu karşılaşmanın mümkün olmadığını vurgular. Ancak ikinci hikâyenin tarihî gerçekliğinin bulunmaması, Nuşirevan'ın adalet anlayışının önemini ortadan kaldırmaz. Tam tersine, böyle bir menkıbenin yüzyıllar boyunca anlatılabilmiş olması, onun hafızalarda nasıl bir hükümdar imajı bıraktığını gösterir.
İnsanlar, adaleti anlatmak için Nuşirevan'ın adını ve onunla özdeşleşmiş hükümdarlık anlayışını bir ölçü olarak kullanmışlardır. Bir başka ifadeyle, hikâye gerçek olmayabilir ama ona ilham veren adaletli hükümdar imajı tarihî ve kültürel bir gerçekliktir.
Üstelik bu iki hikâyenin kahramanları, bugün dünyanın farklı meselelerle gündemine gelen aynı coğrafyanın insanlarıdır. Sisamnes ve II. Kambises'in yaşadığı Pers dünyası ile yüzyıllar sonra Nuşirevan'ın hüküm sürdüğü Sasani coğrafyası, bugünkü İran'ın tarihsel ve kültürel mirasının önemli bir parçasıdır.
Fakat bu insanlar, bugünkünden oldukça farklı bir dinî ve siyasi iklimde yaşamışlardır. Henüz İslam'ın doğmadığı bir çağda, adalet üzerine kurdukları bu anlatıların daha sonraki yüzyıllarda İslam dünyasının da ortak hafızasına yerleşmesi ayrıca dikkat çekicidir.
Aralarındaki kaynak ve gerçeklik farkına rağmen iki anlatının da merkezinde aynı mesele bulunur: Adaletin, makam sahibinin kimliğine, ailesine ve yakınlık ilişkilerine göre değişmemesi. Çünkü yargıçlık makamında oturan kişinin arkasında kimin bulunduğu değil, önündeki meseleye nasıl hükmettiği önemlidir.
Bir hükümdarın oğlu olmak da bir yargıcın oğlu olmak da insanı sorumluluktan muaf tutmaz. Sisamnes'in oğlu Otanes'in babasının koltuğuna oturtulması ise bu bakımdan ayrıca düşündürücüdür. Babasının suçunu taşımayan bir evlat, babasının bıraktığı makamın sorumluluğunu üstlenmiştir.
Belki de hikâyenin en önemli ayrıntısı budur: Suç miras kalmaz ama makamın sorumluluğu devralınır. Bu kişiliği beğeniyor musun?
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 08 Kasım 2026 06:14 · Kaynak: yeniankara.com.tr